- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

‘Kumar oynayan Trump yalnızlaşacak, rüzgar İran’dan esiyor’

© SputnikCeyda Karan'la Eksen
Ceyda Karan'la Eksen - Sputnik Türkiye, 1920, 20.04.2026
Abone ol
Gökhun Göçmen’e göre ‘Ya tutarsa’ siyaseti izleyen Trump, uluslararası siyasette oynadığı kumarın bedelini yalnızlaşarak ödüyor. Göçmen, ‘yeni güvenlik mimarisi’ arayışında İran ve Çin’in elinin güçlendiği görüşünde.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’na yönelik abluka kararı ve İslamabad müzakerelerinin sonuçsuz kalması, Washington’un bölgedeki maksimalist taleplerini ve stratejik hedeflerini yeniden tartışmaya açarken İran’ın ambargolara karşı geliştirdiği ‘direniş ekonomisi’ ve Asya merkezli enerji sevkiyatı kapasitesi, krizin seyrini Tahran lehine dengeliyor.
Hürmüz Boğazı’nda kalıcı bir statü elde etmeyi, İran’ı savunma kapasitesinden mahrum bırakarak müzakere masasında teslim almayı ve nihayetinde ekonomik krizi derinleştirerek bir yönetim değişikliği tetiklemeyi amaçlayan Trump yönetimi, bu süreçte sadece İran'ı değil, aynı zamanda küresel rekabetteki esas rakibi olarak gördüğü Çin’i de enerji kartı üzerinden baskı altına almayı hedefliyor. Ancak Washington’un bu hamlesi, jet yakıtı kriziyle karşı karşıya kalan Avrupalı müttefikleri ve enerji arzı kesilen Asya ülkeleri üzerinde ağır bir maliyet yaratırken müttefiklerin savaşa destek vermekten kaçınması Trump’ı uluslararası bir yalnızlığa sürüklüyor. Buna karşın, savaş öncesinde stratejik bir hamleyle 120 milyon varillik petrol rezervini Asya açıklarına ulaştıran İran'ın en az altı ay boyunca dış baskılara dayanabilecek güce sahip olması ve Rusya ile Çin’in alternatif enerji hatları üzerinden kurduğu stratejik iş birliği, ABD’nin ‘orman kanunları’ olarak nitelendirilen tek taraflı doktrinine karşı bölgede Çin ve BRICS eksenli yeni bir güvenlik mimarisinin kapılarını aralıyor.
ABD'nin Hürmüz hesaplarını ve son gelişmeleri gazeteci Gökhun Göçmen ile konuştuk.

‘Trump, ‘Ya tutarsa’ siyaseti yürütmeye çalışıyor’

Donald Trump’ın ‘Ya tutarsa’ misali bir politika yürüttüğünü ifade ederek sözlerine başlayan Göçmen, Washington yönetiminin içine düştüğü yalnızlığa da işaret etti. Göçmen, ABD’nin neredeyse tüm müttefikleri tarafından yalnız bırakıldığı görüşünde:
“Trump'ın başarısı savaştan önce açık olan Hürmüz Boğazı’nı savaştan sonra tekrar açık hale getirmek herhalde. Mesele İran’da rejim değişikliğinden nereden nerelere geldi...ABD başkanı Donald Trump, ‘Hürmüz Boğazı’na abluka devam edecektir’ dedi. Çünkü ABD'nin burada birden fazla amacı var ve bu amaçlarından en azından bir kısmına ulaşabilmeyi hayal ediyor. Trump, ‘Ya tutarsa’ diyerek bazı hedefler belirlemişti. Bunlardan ilki elbette İran'ı müzakere masasına güçsüz biçimde oturtmak ve orada teslim almaktı. İslamabad görüşmelerinin nihai bir anlaşmayla neticelenmemesinin sebebi ABD’nin maksimalist talepleri kaynaklı. Washington yönetimi sadece uranyumun değil Hürmüz Boğazı’nda kendisinin de dahil olacağı bir statükonun hayalini kuruyor. Yani bir tarafında İran'ın öte tarafında Umman’ın olduğu yerde kendisi de bir statü elde etmeye çalışıyor ancak bu mümkün değil. Şu anda da müzakere masasında İran'ı bu ablukayla zayıflatarak bunları elde etmeyi düşünüyor. Elbette füzelerin mesafesini kısaltmak da amaçlar içinde. Trump’ın bir diğer amacı ise Nasreddin Hoca'nın fıkrası misali... Trump, ‘Ya tutarsa’ deyip halkın ekonomik krizini daha da derinleştirerek bir rejim değişikliği yapmak istiyor. Üçüncü mesele ise tabi Çin ile olan rekabeti yönetmek. Önümüzdeki günlerde ABD Başkanı Donald Trump Çin'i ziyaret edecek. Ziyaret öncesinde de bir şovmen olduğu için beklentileri de yükseltiyor. ‘Şi Cinping Jinping bana kocaman sarılacak’ diyor. Donald Trump, diş geçirebileceği ülkelere böyle biraz labali ve kibirli cümleler kuruyor. Ancak Çin'e karşı bu tür cümleler kurması şahsen beni çok şaşırttı. Şi Cinping’in duruşu daha sakin, mesafeli. Donald Trump neyse kameraların önünde ne kadar şovmense Şi Cinping de o kadar tevazu sahibi olmaya çalışır. Trump elbette uluslararası bir yalnızlık içerisinde. Müttefikleri dahi terk etti. ‘Olur da bir Hürmüz Koalisyonu kurarsam yanımda olurlar’ diye düşünüyor.”

‘Trump’ın ortaklarının ablukalara dayanma kapasitesi çok az’

Trump’ın, Hark Adası’nı işgal edememesinin ardından uyguladığı Hürmüz ablukası ile İran’da kriz yaratmayı hedeflediğini ifade eden Göçmen, Tahran yönetiminin bu ablukalara aşina olduğunu söyledi. İran’ın, geliştirdiği ‘direniş ekonomisi’ ile ablukalara direnebileceğini belirten Göçmen, ABD ortaklarının ise tek tek çözüleceği görüşünde:
“Trump’ın esas hedefi İran'ı ekonomik açıdan zayıflatmak. Aslında bu müzakereler nihai bir anlaşmayla şekillenmeyince ABD'nin önünde iki seçenek kalmıştı. Bunlardan ilki hiçbir şey yapmamak ikincisi ise Hark Adası'nı ya da diğer belirlenen noktaları işgal etmekti. Bu işgalin de amacı İran'ı petrol kaynaklarından mahrum bırakmaktı. Şimdi aslında orta bir yolu tercih etti. Yani hiçbir şey yapmamakla en üst perdeden hamle yapmanın ortasını bulmaya çalıştı ve bu ablukayı devreye soktu Donald Trump. Amaç elbette Hürmüz'den çıkan gemileri ve İran'a gıda maddeleri ile temel yaşam malzemelerinin girişini engellemek. Daha sonra da bu krizleri derinleştirerek bir rejim değişikliği yapmayı hedefliyordu. Ancak İran yaptırıma, petrol ambargolarına, ablukalara şerbetli bir ülke. İran İslam Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana zaten yaptırımlarla karşılaşıyor. Öyle ki direniş ekseni gibi tıpkı bir direniş ekonomisi kavramı İran'da çokça yaygındır. Ben İran'a dört kez gittim. Son gittiğimde neredeyse bir aya yakın kaldım. Özellikle bu ‘direniş ekonomisi’ meselesini oradaki düşünce kuruluşlarıyla konuşmuştum. Örneğin Obama döneminde imzalanan nükleer anlaşmanın ardından İranlılar 2.3 milyon varil petrolü yurt dışına göndermeye başlamışlardı Hürmüz üzerinden. Daha sonra ABD Başkanı Trump bu anlaşmayı yırtıp çöpe attı. Bir anda İranlıların günlük sevk ettikleri petrol 400 bine kadar düştü. Yani inanılmaz büyük bir düşüş yaşandı burada. Sonrasında İran bu sorunu aştı. Şimdi de yine gelinen noktada benzer bir tabloya şahitlik edebileceğimizi düşünüyorum. İran bu savaş başladığında 28 Şubat'ta zaten öncesinde çok akıllıca bir hamle yaptı. Çok sayıda petrolü zaten Asya açıklarına doğru göndermişti. Tahminlere göre 120 milyon varil petrol şu anda Çin, Malezya açıklarında bekler vaziyette. Bu da bize savaş başladıktan sonra 1 milyon varil gönderebilen İran’ın en az 6 ay dayanabilecek kapasiteye sahip olduğunu gösteriyor. İran buna dayanabilir peki ya ABD'nin Asya'daki müttefikleri, Güney Kore, Japonya dayanabilecek mi? Avrupalı ortaklar ile Körfez de aynı şekilde. Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı, jet yakıtlarının tükeneceğinden ve ilerleyen dönemde bu süreç böyle devam ederse Avrupa'dan uçak kalkmayabileceğinden bahsediyor. Öte yandan birçok Körfez ülkesi ‘Hürmüz’ü kullanmayız, farklı bir limanı kullanırız’ diyor. Suudiler, çölden bir petrol haplı yaptılar ancak evleri tetikte bekleyen bir de Husi'ler var. İranlılar da ‘Daha Babülmendep devreye girmedi’ diyor. Donald Trump burada aslında çok büyük bir kumar oynuyor. Ortaklarının buna dayanma kapasitesi çok az. Bütün analistler Trump için risklere işaret ediyor. Yönetim değişikliği meselesini zaten artık fazla konuşmaya bile gerek duymuyorum. Bu Donald Trump'ın bir gündüz rüyası. Son zamanlarda Trump’ın kendisi de vazgeçti. Trump, Hamaney’in yerine Mücteba Hamaney’in gelmesini dahi rejim değişikliği olarak algılıyor. Daha önce sertlik yanlısı olmakla eleştirdiği Devrim Muhafızları’nın artan rolüne ‘Makul insanlar’ demeye başladı.”

‘Çin’i petrol üzerinden zayıflatmak mümkün görünmüyor’

Obama döneminde belirlenen ‘Çin ile rekabet’ gündeminin, aslen enerji kartları ile ticaret geçitlerini kontrol altına almak olduğunu söyleyen Göçmen, Pekin yönetiminin aldığı önlemlere dikkat çekerek bunun mümkün olmadığını ifade etti. Göçmen, kendi müttefiklerini dahi yanında tutamayan ABD’nin, Çin’i esir alma siyasetini ‘kumar oynamak’ olarak nitelendiriyor:
“ABD Obama döneminden beri aslında kademe kademe esas rakip olarak Çin'i belirledi. Trump dönemine geldiğimizde de Çin ile rekabet belirli bir çerçeveye oturtuldu. O rekabet de ‘Biz kendi evimize çekileceğiz. Batı Yarım Küre’yi düzenleyeceğiz. Buradaki kaynakları tahkim altına alacağız. Yapabiliyorsak içeride üretimimizi arttıracağız’ yönündeydi. ABD’nin 13 milyar dolarlık gemilerinin durumunu gördük. Ya tuvaletleri bozuldu ya da çamaşırhanelerinde yangın çıktı. Bütün bunları eğitmek ve donanmasını güçlendirmek istiyor. Ancak bütün bunları yaparken Trump yönetimi yine de Çin ile rekabette iki önemli kartı elinde tutmak istedi. Bunlardan ilki enerji, gerek İran'da gerekse Venezuela'da petrol balasının başına oturmaktı. Bir de uluslararası ticaretin aktığı dar geçitlerde kontrolü sağlamak. Tıpkı Hürümüz Boğazı gibi tıpkı Babülmendep gibi. Trump'ın, Çin'e ‘İran'dan petrol alamazsanız ya da Venezuela'dan petrol alamazsanız gelin bizimle konuşun’ demesinin sebebi de bu. Elindeki kartları güçlendirmek istiyor. Çin ile görüşmesinden önce de bunu yapmaya çalıştı ama tablo ortada. Çin'i bir taraftan kuşatmak ve zayıflatmak petrol üzerinden bunu yapmak pek mümkün gözükmüyor. Çinlilerin stratejisi ‘Pirinç kaseni kendin taşı’ üzerinden işliyor. Çin’in dünyanın en büyük yenilenebilir enerji üreten ülkesi olduğunu unutmayalım. Çin, sanayisinde en fazla kömür kullanan bir ülke. Dolayısıyla İran ve Hürmüz üzerinden kendi müttefiklerinin dayanamayacağı bir senaryo ile Çin'i esir almak istemesi ya da Çin ile müzakerelerde elini güçlendirmek istemesi bana büyük bir kumar gibi geliyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ‘Öncelikli olarak dostlarımızın enerji tedarikini kuvvetlendirmeliyiz’ dedi. Burada Çin’i işaret ettiğini biliyoruz. Öte yandan İran ve Filistin konusunda tarihin doğru tarafında durmaya çalışan Pedro Sanchez de ‘Bu meseleyi Çinliler çözer’ dedi. Trump da İran’ı Çinlilerin ikna ettiğini söyledi. Birleşik Arap Emirlikleri lideri de Çin'i ziyaret etti. Amerikan kaynakları, ‘Körfez ülkeleri Trump'a bir anlaşmaya varılması için baskı yapıyor’ haberini yaptı. Savaşın ilk günlerinde tam tersi haberleri okurduk. Ancak şimdi rüzgar döndü. Rüzgar artık İran'dan doğru esmeye başladı. Trump’ın uluslararası yalnızlığını gidermesi ve Hürmüz’ün faturasını ortaklarına bölüştürmesi de mümkün görünmüyor. İngiltere, ‘Bu bizim savaşımız değil’ dedi. İspanya Savunma Bakanı aynısını söyledi.”

‘ABD, orman kanunlarına dönüşü meşrulaştırıyor’

ABD içinden bazı isimlerin Trump’a verdiği desteğin de küresel siyasetteki yalnızlaşmayı çözmeyeceğini ifade eden Göçmen, Tom Barrack’ın ‘orman kanunu istiyoruz’ sözlerine hatırlatma yaparak şunları söyledi:
“Savaşı isteyen isimlerden biri Mark Rutte. Rutte ve Kaja Kallas, NATO ülkeleri karşı olmasına rağmen savaşı destekliyor. Bunların, içinde bulundukları devletlerin hilafına karar almaları mümkün değil. Ancak retorik düzeyde Trump'a destek gösterileri yapabilirler. Yine de bu uluslararası yalnızlığı bir anda çözemeyecek. Katolikler ve Evanjelikler arasındaki hat da keskinleşti. Katolikler ABD içinde çoğunluk değil ancak ülkenin yüzde 20’sini oluşturuyor. Papa’ya karşı kesin mücadele Trump’ın lehine olmayacaktır. Tom Barrack, Antalya Diplomasi Forumu’nda ‘Dünyada orman kanunlarını istiyoruz’ tarzında açıklama yaptı. ‘Patronum, çok taraflılığı heceleyemez dahi’ dedi. Yeni dönemde orman kanunlarına dönüş meşrulaştırılıyor. Birleşmiş Milletler merkezli sistemi tarihin tozlu sayfalarına atıp orman kanunlarını bize ‘Donroe Doktrini’ diye satmaya çalışan bir ABD var.”

‘Körfez, İran ile yaşamak zorunda olduğunu gördü’

ABD içinde pek çok konuda yaşanan görüş ayrılıklarına dikkat çeken Göçmen, Çin ziyaretini de bu bağlamda ele aldı. Göçmen’e göre ABD, Körfez’in İran ve Çin’e yaklaşmasıyla daha da yalnızlaşacak:
“Çinliler resmi olarak Trump'ın ziyaretini duyurmadı. Çin konusunun bu ziyaret öncesinde gündeme gelmesi de aslında yine Amerika içerisindeki bir bölünmeyle alakalı. ABD içerisindeki bir kanat bütün bu işlerden sıyrılıp esas olarak Çin'le rekabete odaklanılması gerektiğini söylüyor. JD Vance gibi isimler bunu bir zaman kaybı olarak görmüştü. Trump’ın çevresinde böyle bir ekip var. Trump-Şi Cinping görüşmesinden sonra Trump’ın ‘Çin ile yaptırımları gündeme almayın’ dediği belirtildi. Sonra Çinli şirketler tekrar yaptırım listesine alındı. Çin, Suudi Arabistan-İran normalleşmesini sağlamıştı. Bu aynı zamanda Husilerin Suudi Arabistan’a dönük saldırılarını bitirmesine de sebep oldu. Normalleşme başladı. Öte yandan Körfez’in ABD’ye akıttığı para onları korumaya yetmedi. Sistemler İsrail için konuşlandırıldı. Körfez’in enerji altyapısı neredeyse imha edildi. Bu ülkeler ABD’nin askeri hedeflerine ulaşamamasının ardından İran ile yaşamak zorunda olduklarını gördü. BAE liderinin Çin’e gidişi de bu anlamda önemli. Katarlılar güvenlik mimarilerinin yanlış olduğunu söylemeye başladı. Çin, bölgede etkin bir diplomasi yürüterek ilişki geliştirebilir. İran’a 25 milyar dolarlık yatırım yapan Çin, Birleşik Arap Emirlikleri’ne de yatırım yapıyor. İran ile BRICS’te iletişim kuran bir Çin var. Elde ettiği ekonomik gücü neden diplomatik kolaylığa dönüştürmesin? Rusya, Çin ya da Brezilya...Yeni bir güvenlik mimarisine ihtiyaç var.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала