- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

‘Körfez, gemilere Çin bayrağı çekmek istedi’

© SputnikCeyda Karan'la Eksen
Ceyda Karan'la Eksen - Sputnik Türkiye, 1920, 15.04.2026
Abone ol
Barış Adıbelli, BAE’den Çin’e yapılan son ziyarette Körfez’in, tankerlere Çin bayrağı çekmeyi önerdiğini kaydetti. ABD’nin, Hürmüz ablukası ve İran savaşı ile Çin’in Körfez bağlarını hedeflediğini söyleyen Adıbelli, Pekin’in Kuomintang liderini ağırlayarak verdiği mesaja dikkat çekti.
Venezuela ve İran müdahalesinin arka planında Çin ile girdiği küresel güç mücadelesi bulunan ABD, Pekin yönetimini Tayvan üzerinden de karşısına almayı hedefliyor. Çin’in bir parçası olduğu yazılı belgelerle teyit edilen Tayvan, Pekin için pazarlık kabul etmez varoluşsal bir kırmızı çizgiyi temsil ederken ABD, bölgedeki ayrılıkçı hareketleri destekliyor.
Uluslararası hukuku ve ikili taahhütleri zorlayan bu askeri hamlelerin küresel bir kaosu tetikleme riski her geçen gün artarken Hürmüz Boğazı ve Körfez bölgesinde yoğunlaşan gerilimin temel hedefi Çin’in sanayisi için hayat damarı niteliğindeki kesintisiz enerji akışını kesmek olarak öne çıkıyor. Pekin’in deniz gücüyle verebileceği stratejik karşılıklar, bu gerilimin ABD iç siyasetinde ve küresel ekonomi genelinde Trump yönetimi için geri dönülemez bir yıkıma dönüşme potansiyelini barındırıyor.
Hürmüz blokajı ve Çin’deki gelişmeler ile Küresel Güney’in pozisyonlarını Dr. Barış Adıbelli ile konuştuk.

‘Çin, Tayvan’ın kendisinden koparmaya çalışılmasına müdahale ediyor’

Tayvan’ın Çin’e ait olduğuna dönük yazılı beyanların bulunduğunu ifade eden Adıbelli, Pekin yönetiminin halka değil adanın kendisinden koparılmasına karşı mücadele ettiğini söyledi. Adıbelli, ABD için Hawaii neyse Tayvan’ın Çin için o olduğunu ifade etti:
“Tayvan meselesi çok konuşuluyor ancak kimse Tayvan’daki durumun ne olduğu anlatmıyor. Tayvan’dan bir başka ülkeymiş gibi bahsediyorlar. Tayvan ülke değil. Birleşmiş Milletler kararı da böyle. Tayvan’ın Çin’in parçası olduğuna dair yazılı beyanatlar var. 1945 Kahire Konferansı müttefikleri Tayvan’ın Çin’in toprağı olduğunu kabul etmişti. Amerika ile Çin arasında imzalanan belgelerde de Tayvan’ın Çin’in parçası olduğu teyit ediliyor. Bir ülke ve bu ülkeye ait adada bağımsızlık yanlısı faaliyetler olduğunu düşünelim. Bu ülkenin güvenlik güçleri bu adaya operasyon düzenler mi düzenlemez mi? Türkiye 50 yıl terör örgütüyle ülkesine yönelik bir tehdit olarak gördüğü için mücadele etti. Ancak Çin bunun bir iç mesele olduğunu söylüyor. Ayrılıkçılıkla Mücadele Yasası’nı da bu sebeple çıkartmışlardı. Çin, Tayvan halkına ya da dinamiğe müdahale etmiyor. Çin, Tayvan’ı dışardaki güçlerin kendisinden koparmaya çalışmasına müdahale edeceğini söylüyor. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın ana hedefi adanın Rumlaştırılmasına karşı bir müdahaleydi. Bu her yerde aynı. Hawaii ABD için neyse Tayvan da Çin için aynıdır. ABD Tayvan’a silah satabilirse Çin de Hawaii’ye silah satabilir. Tayvan’ı anladıktan sonra Amerika’nın buraya müdahale etme yetkisinin olmadığını da görürüz.”

‘Tayvan’ı devlet olarak tanımanın jeopolitik çıkarların ötesinde bir anlamı yok’

Tayvan’daki Demokratik İlerici Parti’nin ayrılıkçı olduğunu ifade eden Adıbelli, milliyetçiler ile Çinli komünistler arasındaki savaşa işaret ederek Amerika’nın o dönemki Çan Kay Şek iktidarını tanıdığını hatırlattı. Adıbelli, Tayvan’ı devlet olarak tanımanın jeopolitik çıkarlardan öte bir anlam ifade etmediğini söyledi:
“Tayvan’da ayrılıkçılığı Demokratik İlerici Parti savunuyor. Kuomintang iktidardayken barışçıl birleşmeyi savunuyordu. Sonradan ABD ve Japonya tarafından kurulan Demokratik İlerici Parti, ‘Biz Çinli değiliz’ diyor. Çince konuşuyorlar örf ve adetleri aynı ancak Çinli değil Tayvanlı olduklarını iddia ediyorlar. Tayvan’ın yerlilerine ‘Aborjin’ deniyor. Tayvanlı değillerse Aborjin olmalılar ancak Aborjinlere de benzemiyorlar. General Douglas MacArthur, 1950’de Çin ile ilgili ‘Çin batmayan bir uçak gemisidir. Bu yüzden Tayvan’ı Çin’e kaptırmamalıyız’ diyor. 1927’den 1949’a kadar iktidardaki milliyetçi parti ile komünistler arasında bir savaş yaşandı. Komünistler kazandı ve iktidar kuruldu. Çan Kay Şek ve milliyetçiler Tayvan’a çekildiler. Burada milliyetçi bir hükümet kurdular. Çan Kay Şek, Çin’deki iktidarın gasp edildiğini söyledi. Tekrar saldırarak komünistlerden iktidarı almayı hedefliyorlardı. Amerika ise meşru olarak Çan Kay Şek iktidarını tanıdığını söyledi. Dünyanın birçok devleti Tayvan’daki iktidarı tanıdı. Çan Kay Şek bir iktidar kurdu devlet değil. Daha sonra devlet gibi hareket ettiler. 1971’de Birleşmiş Milletler Tayvan’ı çıkardığında ‘İki tane Çin devleti olsun’ dendi. Birleşmiş Milletler ise Tayvan’ı devlet olarak eklemediğini söyledi. Çin’deki halkı komünistlerin temsil ettiğini söylemiş oldular. Tayvan’daki hükümetin düştüğünü söylediler. Tayvan’ı hala devlet olarak anlatmanın jeopolitik çıkarların ötesinde bir anlamı yok.”

‘Çin, ayrılıkçıları muhatap almayacağını söyledi’

Kuomintang ile Çin arasındaki ilişkilere işaret eden Adıbelli, Pekin yönetiminin asıl hedefinin Tayvan’ı uluslararası güçlere kullandırtmamak olduğunu söyledi:
“Kuomintang dünyanın en zengin ve en eski siyasi partilerinden biri. Çin’de saltanatı bitiren partidir. İç savaşla birlikte düşman olsalar da Çin Komünist Partisi’nin muhatap aldığı tek partidir. Belli dönemlerde liderler gelir, görüşülür. Eski Kuomintang Genel Başkanı ve Tayvan’ın eski Devlet Başkanı olan Ma, özel olarak geldi. Ma, Şinzo Abe gibidir. Milliyetçiler ve Kuomintang üzerinde etkilidir. Cheng Li-Wun ne kadar etkili bilinmez ama Ma’nın etkisi büyüktü. Son seçimde iki muhalefet partisi birleşip tek aday çıkarsaydı Demokratik İlerici Parti’den bağımsızlık yanlısı cumhurbaşkanı seçilemiyordu. Adayda anlaşamadılar ve bölündüler. Parlamentoyu cumhurbaşkanının elinden aldılar ve bu da çoğunlukla milliyetçilerde. Cheng Li-Wun’un gelmesi ortalıkta dolaşan ‘işgal’ söylemlerini de ortadan kaldırıyor. Çin, ‘Ben ayrılıkçılarla muhatap değilim’ dedi. Aslında bugün Çin ‘Tayvan bize idari olarak katılsın’ demiyor. Çin, ulusal güvenliğe aykırı bir durum istemiyor. Yani Çin, Tayvan’ı uluslararası güçlere kullandırtmak istemiyor. Çin, ‘Amerika için güvenli liman haline getirmeyin’ diyor. Çin’in istediği bu. Çin, Tayvan’ın zenginliğine muhtaç değil. Çin’in ayağa kalkmasında Tayvan’ın teknoloji transferi var. Aynı şekilde Çin de Tayvan’a yatırım yaptı.”

‘Çin’in bugünkü güç statüsünden Tayvan halkı da memnun’

Adıbeli, Tibet’teki ayaklanmaların ardından Batı medyasının köpürtmeye çalıştığı Çin-Tayvan ayrılıkçılığının direkt olarak Tayvan tarafından reddedildiğini hatırlattı. Adıbelli, Çin’in Demokratik İlerici Parti dışındaki tüm partilerle hala temas halinde olduğunu da söyledi:
“Tibet’te ayaklanmalar baş gösterdiğinde BBC, Tai Pei’den bir uzman bağlamıştı. Batı Tibet’in bağımsızlığını savunuyordu. Çin de isyancıları bastırmıştı. Tai Pei’nin Çin’i eleştirmesi bekleniyordu. Tayvanlı uzman ise ‘Tibet, Çin’in kadim bir toprağıdır’ dediler. Bu, Çin milliyetçiliğinin gücünü gösteriyor. Çin’in bugünkü büyük güç statüsünden Tayvan halkı da memnun. Çin, ‘Halklar arasındaki köprü yıkılmadığı sürece iktidarların ne dediği önemli değil’ diyor. Çin’in, Demokratik İlerici Partisi dışındaki bütün partilerle teması var.”

‘ABD’nin asıl amacı Çin’e giden petrolü kesmek’

Adıbelli, Çin’in iyi bir diplomasi yürüttüğünü vurgulayarak Marco Rubio’nun ABD-İran savaşının ardından yaptığı açıklamayı hatırlattı. Adıbelli’ye göre ABD-İran savaşının arkasında Çin’e giden petrolü kesmek yatıyor:
“Karşılarında eski ve yarı sömürge Çin yok. Karşılarında dünyaya yön veren, ekonomiyi elinde tutan bir Çin var. Tayvan’da da benzer bir durum var. Gençler yeni bir ulusçuluk içinde. Çin’i dünyada tanımayan yok. Çin’in iyi bir kamu diplomasisi yaptığını görüyorum. Kuomintang liderinin yaptığı ziyareti de kamu diplomasisinin parçası olarak görüyorum. Bunu Türkiye’de de hissediyoruz. Şi Cinping’in göreve gelmesiyle birlikte Çin dünyaya açıldı. Tayvan da bundan nasibini alıyor. Bu görüşmeler Şi Cinping’den önce de vardı. Marco Rubio kongrede Venezuela ile ilgili ‘Çin’e giden petrolü Venezuela’dan kestik sırada İran var’ dedi. Amerika’nın İran savaşının ana nedeninin jeopolitik bir amacı var o da İran’dan Çin’e gidecek petrolü kesmek. Daha doğrusu Amerika, vananın başına oturmak istiyor. Yine petrolü Çin’e satacak.”

‘Körfez ülkeleri Hürmüz’den geçebilmek için Çin bayrağı çekmek istedi’

ABD-İran savaşının kilitlendiği nokta olan Hürmüz ile ilgili de konuşan Adıbelli, Çin tankerlerinin geçtiğini aktardı. Adıbelli, Körfez ülkelerinin de Hürmüz’den geçebilmek için gemilerine Çin bayrağı çekmek istediğini söyledi:
“Savaşın adı Hürmüz Boğazı savaşına döndü. İran’da rejim değiştirmeyi hedefliyorlardı ancak meseleyi Hürmüz’de kilitlediler. Trump, petrolü alabilmeyi hedefliyor. Çin’in, Venezuela ve İran’dan elde ettiği petrol miktarı yüzde 17. Petrokimya endüstrisiyle ilgili de pek çok şey var. Yani Çin buraya sadece petrol ile bağlı değil. Çin, 16 milyar dolar harcayarak önceden bir depolama sistemi yapmıştı. Çin, Rusya’dan petrol alabilir ve bu sorunu çözer. Ancak burada ticaret ve ABD’nin kural tanımazlığı söz konusu. ABD, açık denizde abluka uygulayamaz. Ancak İran’ın limanlarını kuşatabilirler. Bu da ABD Güvenlik Konseyi’nden onay almakla ve İran’a usulünce savaş açmakla mümkün. Bunları yapamadılar. Petrol fiyatları asıl ABD’de yükseldi. ABD halkı da zararın kendilerine olduğunun farkında. Trump’ın akli dengesinde sorun olduğu söyleniyor. Trump kendisini Hz. İsa yaptı, bir süre sonra kendisini Tanrı dahi ilan edebilir. Çin’in tankerleri Hürmüz’den geçiyor. Çin, vatandaşının can ve mal güvenliğine saldırı olduğu taktirde dahil olur. ‘Hayat damarlarını keseceğim’ tehdidi Çin için varoluşsal bir tehdittir. Çin’in 1990’lardan bu yana politikası kesintisiz enerji akışını sağlamak. Bu durum zarar görürse Çin bunu tehdit olarak algılar. ‘ABD olarak gemilere eskortluk edeceksen ben de kendi gemilerime eskortluk ederim’ denince Körfez’deki sekiz ülke ‘Bizim gemilere de Çin bayrağı çekelim’ dedi. Ziyaretin arkasındaki hikaye buydu. Körfez’deki ülkelerin gemilerine Çin bayrağı çekilirse ne olur? İran, Çin bayrağı çekip tanker yollarsa ne yapacaklar? Çin mandıralı gemiye müdahale ederlerse Çin donanması da karşılık verir. Bir galon 4,17’den bir ay içinde 10 dolara kadar çıkar ve Trump’ı da azlederler.”

‘Rusya ve Çin, sorunları diplomasiyle çözmekten yana’

Trump’ın savaşa dahil etmek istediği Çin ve Rusya’nın diplomasiden yana olduğunu ifade eden Adıbelli, ABD’nin Orta Doğu’daki kaotik durumu sürekli kılarak Pekin’in bölgeye girmesini engellemeye çalıştığını aktardı:
“Trump, Papa ile, halkla, sivil toplum kuruluşlarıyla kavga ediyor. Trump’ı kim koruyacak? Trump, ciddi bir çaresizlik içinde. Bu çaresizlik, akıllı düşünmeyi de engelliyor. Trump bu noktada ‘Ben yandıysam dünya da yansın’ diyebilir. Çin tankerini batırabilir, donanmasıyla Çin donanmasını karşı karşıya getirir. Bu yüzden Çin mümkün olduğunda uzak durmaya çalışıyor. Rusya da aynı şekilde. Bu işi diplomasiyle çözmekten yanalar. İran, ateşkes görüşmelerinin asıl mimarının Çin olduğunu söyledi. Ancak burada bir İsrail faktörü var. Çin de İsrail’e ateş püskürüyor. Çin, İsrail’in ne yapmak istediğini anlıyor. İsrail, Çin’in yatırım alanlarındaki ülkelere müdahale ediyor. Çin de kaosun olduğu yere girmek istemeyen bir ülke. Barışçıl bir yerden kaosa dönülünce Çin oradan kaçıyor. Çin, barış ve istikrarı isteyen bir ülke. Amerika Çin’in bu huyunu bildiği için Orta Doğu’daki bu kaos durumunu sürekli kılarak Çin’in bölgeye girmesini engellemeye çalışıyor.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала