- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

‘İsrail varken anlaşma mümkün değil’

© SputnikCeyda Karan'la Eksen
Ceyda Karan'la Eksen - Sputnik Türkiye, 1920, 14.04.2026
Abone ol
Dr. Mehmet Akif Koç’a göre İran’ın İslamabad’a Zülkadir yerine Galibaf ile Arakçi’yi yollaması uzlaşı isteğinin ifadesiydi. Koç, İsrail’in dahil olduğu bir sürecin İran’ın lehine sonuçlanmasının mümkün olmadığı görüşünde.
İslamabad’da İsrail’in gölgesinde gerçekleşen ABD-İran görüşmeleri; Washington yönetiminin, Tahran yönetiminden vermesini istediği tavizlerin karşılık bulamaması sebebiyle bir sonuçsuz kaldı. İran tarafında yer alan Meclis Başkanı Galibaf ile Dışişleri Bakanı Arakçi’ye karşılık ABD’nin İsrail güdümünden nispeten uzak görülen JD Vance’i göndermesi müzakerelerde cılız bir umut ışığı yakmış olsa da Tel Aviv, somut bir anlaşmanın önündeki en büyük engel olarak ortada duruyor.
Geçmişte Obama ve Trump dönemlerinde defalarca çöpe atılan anlaşmaların yarattığı derin güvensizlik ortamında, Hürmüz Boğazı üzerindeki risk primlerinin petrol fiyatlarını 150 dolar bandına taşıması ve ABD uçak gemilerinin vurulduğu iddialarıyla tırmanan askeri gerilim, İslamabad’daki diplomasi trafiğinin kalıcı bir barıştan ziyade tarafların mevzi kazanmaya çalıştığı, her an bozulmaya gebe kırılgan bir ateşkes çabasından ibaret kaldığını gösteriyor.
İslamabad’daki görüşmeler ile Tahran’daki siyasi durumu İran Uzmanı Dr. Mehmet Akif Koç ile konuştuk.

‘ABD, 15 yılda dört kez anlaşmanın eşiğine geldiği İran’a saldırdı’

ABD’nin son 15 yıllık süreç içerisinde dört kez anlaşmanın eşiğine geldiği İran’a saldırı düzenlediğini hatırlatan Koç, 28 Şubat saldırılarının da böyle bir süreçte yaşandığını söyledi. Koç, İran’ın bu güvensizliğe rağmen masaya oturduğunu vurguladı:
“Ateşkese İran da İsrail de Amerika da farklı sebeplerle mecburdu. İran’da 15 bin ayrı nokta vurulmuş. Bunların içinde sivil yerleşimler de var. 2 bin 600 civarında ölü, 26 bin civarında yaralı var. İran gibi 95 milyonluk bir ülkede göze alınabilecek kayıplar bunlar ancak sivil altyapıyla sanayi tesislerinin iç içe geçtiği yerleşimlerden ötürü 15 bin gibi bir rakam korkunç bir sonuca işaret ediyor. Bunun sürdürülebilirliği de problemli. İran bu sebeplerden ötürü ateşkese ihtiyaç duydu. Amerika ile İran arasında büyük güvensizlikler var. 47 yıldır doğru düzgün bir diplomatik ilişki dahi geliştirmiyorlar. İran’ın çıkarlarını İsviçre elçiliği temsil ediyor. 47 yıldır ‘en üst düzey’ denilebilecek görüşme bir ülkenin meclis başkanıyla başkan yardımcısı arasında oldu. Bu güvensizlikleri aşmak kolay değil. İran ile Amerika son 15 yıl içinde dört kez anlaşmanın eşiğine geldi. 2010’da Obama hükümeti varken nükleer takas anlaşması gündeme gelmişti. Yani İran’ın elindeki zenginleştirilmiş uranyumun dışarı çıkartılması gündemdeydi. Karşılığında Rusya ağırlıklı bir yakıt temini sağlanacaktı. Türkiye de inisiyatif almıştı ve 2010’da bir deklarasyon oldu. Bunu Rusya, Çin ve Avrupa Birliği destekledi. Bu anlaşmayı Amerika istemiş, Türkiye ve Brezilya da Amerika onayıyla arabuluculuğa soyunmuştu. Amerika bu anlaşmayı çöpe attı. ABD uranyum takası istiyordu İran da bunu veriyordu. Buna rağmen anlaşmaya uymadılar. Hasan Ruhani Cumhurbaşkanı iken 2015’in yaz aylarında Obama döneminin sonunda bir anlaşma daha gündeme geldi. Bu süreçte Trump’ın seçileceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Trump gelmeden bir anlaşma yapılsın diye acele edildi. Kapsamlı bir çerçeve ortaya çıktı. Herkes memnundu. Trump geldiğinde yaptığı ilk işlerden biri bu ikinci anlaşmayı çöpe atmak oldu. Haziran 2025’te altı tur müzakere yapıldı. Umman’da doğrudan Amerika ile İran arasında görüşülecekti. Ancak bir anda ABD-İsrail, İran’ı vurmaya başladı. Şubat ayında da masaya oturdular. Umman’da başlayıp Cenevre’ye gittiler. Bir anlaşmaya varılması bekleniyordu ancak 28 Şubat’ta İran’ı tekrar vurdular. Anlaşmayı ve anlaşma ihtimalini dört kez çöpe atan bir Amerika var. Bunların ardından İran değil başka bir ülke de olsa masaya oturmakta zorlanırdı. Ancak yine de İran yaraları sarmak için masaya oturdu. Ancak yine de güvensizlikleri aşmak kolay değil.”

‘JD Vance’in pazarlık yapması istendi’

İran’ın İslamabad’a Galibaf ve Arakçi’yi göndermesinin altında uzlaşı yattığını ifade eden Koç, ABD tarafının JD Vance tarafından temsil edilmesinin Tahran yönetiminin de tercihi olduğunu aktardı. Koç; Washintgon’ın Vance ile pazarlık süreci yürüttüğünü söyledi:
“İran’ın İslamabad’a gönderdiği heyetin başında Galibaf ile Arakçi var. İki isim de oldukça kritik. Trump’ın da işaret ettiği isimler. Trump İran’da rejim değiştirdiğini düşünüyor. Bu isimler pragmatik ve Batı ile anlaşmaya varmayı isteyen isimler. Ancak bu isimler de muhafazakar elbette. Galibaf; Devrim Muhafızları’nın hava kuvvetleri komutanlığını yapmış, yıllardır İran Meclis Başkanlığı’nı yürüten ve Hamaney’e yakın bir isim aynı zamanda. Defalarca cumhurbaşkanı adayı olarak seçimlere de girmişti. Sistemin içindeki kilit isimlerden biri. Galibaf’a ‘şahin kanattan’ diyemesek de pragmatik bir isim diyebiliriz. Ali Laricani olsaydı görüşmelere o gidecekti. Onun yerine Muhammed Bakır Zülkadir geldi. Zülkadir Devrim Muhafızları’nın en şahin isimlerinden biri. İran’ın, Zülkadir yerine Galibaf’ın gönderilmesi bir uzlaşı için geldiklerini gösteriyor. Karşı taraftan da üst düzey birini göndermelerini bekliyorlar. Amerika’dan bu yönde talepte bulunmuşlar. Witkoff ve Kushner gibi doğrudan İsrail’in güdümünde olan isimlerden ziyade Galibaf’ın da politik olarak ağırlığına uygun bir kişiyle görüşmek istediler. Amerika da bunun üzerine JD Vance’i gönderdiler. JD Vance, Trump’a göre daha konuşulabilir ve tamamen İsrail’in güdümünde olmayan bir isim. Ancak bu insanların eline bir liste veriliyor ve pazarlık yapmaları isteniyor. Bu insanlara sıfırdan yüze kadar aralığı olan bu listeyle ilgili ‘40’tan aşağı inme 80’den yukarı çıkma’ dendiğini düşünebiliriz. Hareket marjları bu aralıkta oluyor.”

‘ABD'nin İslamabad'daki tutumu İngiltere'nin küstahlığına benziyor'

İsrail’in dahil olduğu bir durumda ateşkes sağlamanın mümkün olmadığını ifade eden Koç; ABD’nin, İslamabad’daki tutumunu Mondros ve Sevr Anlaşması sürecindeki İngiltere’ye benzetti. Koç, Lozan gibi bir anlaşmanın sağlanabilmesi için ise ABD-İsrail’in bölgeden tamamen kovulması gerektiğini vurguladı:
“JD Vance’in heyette olması iyi niyetli olarak okunabilir. Heyetler anlamında bir iyi niyet vardı diyebiliriz. Ancak İsrail diye bir faktör var. İsrail oradayken İran-ABD anlaşmasından bahsetmek mümkün değil. İsrail’in bölgede korkudan kaynaklı arızaları var. Arıza ve agresiflikten kastım iki yıldır devam eden soykırımlar. Amerika, Rusya’nın Sovyetler dönemindeki hali ve Çin’in şu anki hali dışında kendilerine denk bir ülke görmüyor. Sürekli üstenci davranıp diz çöktürmeye uğraşıyorlar. Bu yaklaşım tarzı da ‘Savaşı bitirelim’ düşüncesinden ziyade karşı tarafın tepesine vurup çökmek anlayışına dönüşüyor. Bundan anlaşma çıkmaz. Karşı tarafta masaya anlaşma için oturan bir heyet yoktu. ABD; ekonomik, askeri ve jeopolitik anlamda İran’ın ciddi tavizler vermesini istiyor. Amerika’nın İslamabad’a giderkenki tutumunu Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Mondros ve Sevr Anlaşması’na otururulkenki İngilizlerin küstahlığına benzetiyorum. Tekrar bir savaş verip bu adamları kovmak gerekiyor ki Lozan gibi bir anlaşmaya oturulabilsin. Bağlam farklı olsa da bu adamlar bundan anlıyorlar. Karşı tarafa diz çöktürmek istiyorlar. Diz çökülmeyen noktada da geri adım atmak durumunda kalacaklar. Ancak bu noktaya kadar daha zayıf olan taraf güç ve mevzi kaybedecek. Teslim olunmazsa ayakta durma şansı olacak ancak teslim olunursa bu sürecin sonu olmaz. Taviz verildiği an dezavantajlı konumdaki ülkeler düştükçe düşüyor. İsrail tarafında da İran tarafında da yapısal, varoluşsal sorunlar olduğunu düşünüyorum. Bu varoluşsal krizlerin olduğu noktada da anlaşma hayali bir şey haline geliyor. Taraflar, ateşkes sürecini dahi sağ salim geçirseydi bunu bile kazanç olarak okurdum. Ateşkes ilan edileli beş gün oldu. Dokuz gün daha sürüp sürmeyeceğini öngöremiyorum. Amerika’nın yerinde İngiltere olsa İran’a diz çöktüremezdi. Amerika’nın bile İran’a gücü yetmiyor.”

‘Amerika’nın Hürmüz tutumu çatışmayı daha da artırmak anlamına geliyor’

Koç, Trump’ın Hürmüz’e uyguladığı ablukanın bölgedeki çatışmayı daha da artıracağı görüşünde. Koç’a göre ABD, İran’a teknik olarak diz çöktürmeyi başaramadı:
“Hürmüz’ü kapatmak otoparkın önüne otobüs çekmek gibi okunamaz. Hürmüz’e sınırı olan bir ülke olan İran, ‘Buradan kimseyi geçirmeyeceğim, geçeni vururum’ dedi. Bu açıklama ile dahi sigorta prim fiyatları arşa çıktı. Petrolün fiyatı da sigorta fiyatlarıyla birlikte 140-150 dolara ulaşıyor. Bu tabloda tanker boğazdan geçemez. Sigorta olmadan gemi hareket edemez. Fiili bir blokaj yok ancak risk primleri arttığı için petrol fiyatı da artıyor. Temel problem bu. Amerika, ‘Suudi Arabistan gemileri geçsin’, İran ‘Geçmesin’ dediğinde risk primi yine devam eder. Suudi gemisi değil de İran’ın izin verdiği Pakistan gemisinin geçtiğini düşünelim. Köprünün ortasında bu kez de Amerikalılar para almak için bekliyor. Bu durum da fiyatları artırıyor. Amerika’nın yaptığı şey çatışmayı daha da artırmak. İran’a teknik olarak diz çöktüremiyorlar. Hürmüz’ün açılması için İran ile uzlaşmaları gerekiyor. Ancak uzlaşmamak için ikinci bir blokaj uygulamak istiyorlar. Bu durumda da gemiler geçemiyor oluyor. Bu bir sorunu çözmüyor sadece gözdağı vermiş oluyorlar.”

‘Amerikan gemileri Hürmüz’e giderse İran’ın onları vurma riski var’

ABD’nin Abraham Lincoln ve Gerald Ford gemilerinin vurulduğuna dönük işaretler olduğunu aktaran Koç, yeni bir hamlede İran’ın ABD’ye ait gemileri yeniden vurabilaceğini söyledi. Koç’a göre Trump’ın Hürmüz hamlesi İran’a diz çöktürme stratejisinin bir uzantısı:
“Amerika’nın 13 milyar dolarlık Abraham Lincoln ve Gerald Ford gemileri var. Savaş başlarken Lincoln, İran deniz sınırının yaklaşık 350 kilometre güneyindeydi. Savaş devam ederken 1100 kilometre güneye indi. Bu gemi, 350 kilometredeyken ve İran’da 15 bin nokta vurulmuşken bunu turistik bir gayeyle 1100 kilometre öteye taşımış olamazlar. Bu, Abraham Lincoln gemisinin vurulduğu anlamına geliyor. Gerald Ford gemisi Girit’ten kalkıp Süveyş’i geçmişti ve Lincoln gemisinin yerine gelecekti. Ancak çamaşırhanesinde yangın çıktığı söylendi. İnsanlar da haliyle Gerald Ford’un da vurulduğunu düşündü. Amerika’nın gemileri İran’da Körfez’in ağzına giderse İran’ın onları vurma riski var. Bu da tırmanmayı yeniden başlatabilir. Uçak gemilerinin dahi vurulduğu bir tabloda fıkrateynlerin de vurulması sürpriz sayılmamalı. Bu da yine Hürmüz’ün kapanması anlamına geliyor. Bunlar tamamen ‘Diz çöktüreceğim’ düşüncesinin sonuçları. Küresel ekonomide buhran çıksa, herkesin aklı başına gelse ve bu işlerin böyle yürümeyeceğini anlasalar. İran zaten Çin dışında bir yere petrol satamıyor. Bazı analistler ‘İran, Hürmüz’den bir geminin çıkmasına izin vermiyor ancak kendi gemileri de çıkamıyor. İran da ekonomik krize girecek’ diyor. Ancak İran zaten petrol satamıyor. Türkiye, 2009-2010’larda petrol ihtiyacının yüzde 25’ini İran’dan karşılamıştı. Bu durum daha sonra sıfırlandı. Hindistan ve Güney Kore de sıfırlandı. Bu kriz ve misillemeler devam ederse bir bölgesel savaşın eşiğine gelebiliriz. 2000’lerde yeşil enerjinin petrolün yerini alacağı söyleniyordu. Ancak bunlar çok iyimser düşünceler. Petrol şu an bir dünya savaşına sebep oluyor.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала