- Sputnik Türkiye, 1920
ANKARA FARKI
Türkiye’nin iç ve dış politikasında yaşanan gelişmelerin özel konuklarla birlikte masaya yatırıldığı ve Ankara’nın nabzının tutulduğu İsmet Özçelik’le Ankara Farkı, her salı ve perşembe Radyo Sputnik’te.

Mehmet Perinçek: İran’ın başarısının anahtarı ABD’den bağımsız silahlanma

Ankara Farkı
Ankara Farkı - Sputnik Türkiye, 1920, 10.04.2026
Abone ol
Doç. Dr. Mehmet Perinçek, ABD’nin İran karşısında hedeflerine ulaşamadığını, savaşın Washington açısından askeri ve siyasi bir yenilgiye dönüştüğünü söyledi. İran’ın direncinin bağımsız savunma kapasitesinden beslendiğini kaydeden Perinçek’e göre bu, aynı zamanda Batı’nın askeri üstünlüğünün zayıfladığının da bir göstergesi.
ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın sahadaki askeri sonuçları kadar, bu sonuçların uluslararası sistemde nasıl bir kırılma yarattığı, hangi güç merkezlerini öne çıkardığı ve hangi ittifakları zayıflattığı da tartışmanın merkezinde yer alıyor.
Son yaşanan gelişmeler, Washington’un bölgedeki mutlak belirleyiciliğinin sorgulandığı, Batı’nın askeri ve siyasi üstünlüğüne dair ezberlerin yeniden tartışıldığı bir döneme işaret ediyor. Hürmüz Boğazı’ndan Körfez dengelerine, ABD’nin müttefikleri üzerindeki etkisinden Avrasya hattındaki yeni yakınlaşmalara kadar uzanan bu tablo, savaşın yalnızca cephede değil, küresel güç mimarisi içinde de sonuçlar ürettiğini gösteriyor.
Öte yandan çatışmanın ortaya çıkardığı bir başka başlık da savunma kapasitesi meselesi oldu. Özellikle ABD ve NATO sistemlerinden bağımsız askeri teknolojilerin, bölgesel direniş ve caydırıcılık açısından nasıl bir rol oynadığı dikkat çeken başlıklar arasında yer aldı. Tüm bu tartışmalar, İran cephesindeki gelişmelerin sadece bugünün savaş hesabı değil, geleceğin dünya düzeni açısından da önemli sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor.
Radyo Sputnik’te yayınlanan 'İsmet Özçelik’le Ankara Farkı' programının konuğu olan Doç. Dr. Mehmet Perinçek, ABD-İsrail-İran savaşının küresel dengelere etkilerini değerlendirdi:

‘ABD İran’da başladığı yerin gerisine düştü’

Perinçek, ABD’nin İran’a yönelik savaşta hedeflerine ulaşamadığını, aksine hem askeri hem ekonomik hem de stratejik açıdan geri düştüğünü ve sürecin Washington açısından bir başarısızlığa dönüştüğünü vurguladı:

“ABD hiçbir hedefine ulaşamadı. Hatta başladığı yerin gerisine bile düştü. Savaştan önce en azından Hürmüz Boğazı açıktı; tankerler gidip geliyordu, piyasalar ona göre şekilleniyordu. Şimdi ABD bırakalım İran rejimini yıkmayı, İran’ı bölmeyi vs. Hürmüz Boğazı açılsın diye uğraşıyor.

Askeri anlamda da büyük başarısızlıklar var. İran’ın başarıları var. Körfez ülkelerindeki ABD üslerinin vurulması, İsrail’in vurulması, yapılan operasyonlardaki başarısızlık, uçakların düşmesi vs. baktığımızda hem stratejik hem ekonomik hem de askeri planda ABD bu savaşı kaybediyor.”

‘İran yenilgisi ABD’den kopuşu getirecek’

ABD’nin İran karşısında yaşayacağı bir yenilginin yalnızca askeri değil, küresel ölçekte siyasi sonuçlar doğuracağını; müttefiklerin Washington’dan uzaklaşarak Çin ve Rusya gibi alternatif güç merkezlerine yöneleceğini ifade eden Perinçek, bunun ABD’nin uluslararası hegemonyasını zayıflatacağı görüşünde:

“ABD savaşı kaybederken önünde iki tane yol var. Ya ABD yenilgiyi kabul edip tıpış tıpış evine geri dönecek; tabii bu ABD’nin dünyadaki prestiji açısından çok zarar verici bir durum. Bu sadece prestij, itibar meselesi değil; bundan sonra ABD’nin müttefikleri ABD’ye nasıl bakacaklar? Körfez’in ABD ile ilgili ve ABD şemsiyesi ile ilgili çok ciddi şüpheleri oluştu. Daha önceden de vardı; Rusya ve Çin ile ilişkilerini geliştiriyorlardı, alternatiflere yöneliyorlardı. Ama bu yenilgiden sonra Körfez Çin ile Rusya ile ilişkilerini hatta savaştan önce İran ile yumuşamaya başlamış ilişkilerini düzeltmek üzere bir çizgiye gireceklerdir. Yani önümüzdeki süreçte İran yenilgisi ABD müttefiklerini ABD’den kopuşunu, daha ortada bulunan güçlerin Avrasya cephesine daha fazla kaymasını, Avrasya cephesinde olan ülkelerin de çok daha cesur adımlar atmasına yol açacak. Bu da tabii ABD’nin uluslararası plandaki ‘dünya jandarmalığı’, ‘tek kutuplu dünya’, ‘dolar hegemonyası’ gibi hedeflerinin de birer birer çökmesi anlamına gelecek.”

‘ABD ile birlikte emperyalizm de yeniliyor’

Doç. Dr. Perinçek, ABD’nin İran karşısında yaşayacağı bir yenilginin yalnızca dış politikada değil, iç siyasette de ciddi sonuçlar doğuracağını; bu sürecin Donald Trump’ın siyasi geleceğini sarsabileceğini belirtti:

“Sadece uluslararası planda değil, ABD’nin içine baktığımızda da bu yenilgi Trump’ın sonunu getirecek bir yenilgi. Trump son iktidara geldiğinde kamuoyunu şuna hazırlamaya başlamıştı: gerekirse Anayasa’yı değiştiririz, üçüncü defa seçilme imkanını sağlarız vs. gibi iddialara kapılmıştı. Hatta Trump sadece uluslararası planda değil ABD içinde de hukuku yok sayan, sözde ahlakı üzerinden hareket eden bir tavır içerisindeydi. Bütün bunlar Trump’ın dünyada sert bir hegemonya kurması ve ABD içinde de sert bir hegemonya kurma planlarını bize gösteriyordu. Fakat gidişat hem uluslararası planda hem de içeride böyle bir yenilginin ABD’nin ve Trump’ın sonunu getireceği yönünde. O bakımdan bu yenilgiyi kabul etmek Washington ve Atlantik cephesi açısından çok da kolay değil.

Trump muhalifleri de bu konularda ince bir çizgiyi gözetmek zorundalar. Uluslararası planda ya da ABD içinde Trump’a karşı olanlar ABD’nin İran’daki yenilgisini bekliyorlar. Fakat bir taraftan bu sadece Trump’ın yenilgisi değil, emperyalizmin, Atlantik cephesinin, Batı’nın bir yenilgisi olacağı için de orada ince bir çizgiyi gözetmek zorunda kalıyorlar. Baktığımız zaman emperyalizmin sonunun başlangıcı olan bir sürece girildi.”

‘Savaşı sürdürmesi ABD’yi daha da zora sokar’

ABD’nin savaşı sürdürmesi halinde hem askeri hem siyasi açıdan daha ağır sonuçlarla karşılaşacağını dile getiren Perinçek, Washington ve İsrail içinde “ya hep ya hiç” yaklaşımını savunan kesimlerin ise süreci daha da riskli bir noktaya taşıyabileceğini kaydetti:

“ABD’nin önünde iki yol var. Ya yenilgiyi kabul edecek ya da savaşı sürdürecek. Bana göre savaşı sürdürmesi Trump ve ABD açısından çok daha kötü şartlara, kötü sonuçlara yol açacak. Ama ABD veya İsrail içerisinde de ‘şimdiden yenilgiyi bu şekilde kabul edeceğimize sonuna kadar gidelim. Ya hep ya hiç’ gözüyle bakan güçler olduğu da açık. Özellikle Netanyahu açısından baktığımızda artık onun da sonu diyor. İsrail'deki muhalefet de Netanyahu'ya karşı ciddi bir şekilde başını kaldırmış durumda. Dolayısıyla bir taraftan da ya hep ya hiç diye bakan güçler de var. Onların da çeşitli ataklarının olduğunu görüyoruz. Yani bu ateşkes sürecini bozmaya çalıştıklarını, herhangi bir karışıklıkla belki bir oldu bittiyle, belki ‘bir dünya savaşıyla durumu NATO'yu tekrardan konsolide ederiz’ fikrinde olabilir. O bakımdan ilk gün yaşanan ihlaller emperyalist cephenin önündeki bu iki yolun önündeki kararsızlıktan kaynaklandığını söyleyebiliriz.

ABD içinde Turmp’ın seçim öncesindeki fikirlerini savunan kesimler var. Şimdi onlar da Trump’a ateş püskürüyorlar.”

‘Trump ateşkese mecbur kaldı’

Perinçek, ABD’nin İran karşısında istediği sonuçları elde edemediğini, tüm seçenekleri denemesine rağmen başarısız kalınca Trump’ın ateşkesi kabul etmek zorunda kaldığını ve bu sürecin ABD’nin küresel gücündeki zayıflamayı ortaya koyduğunu vurguladı:

“Trump ne yaptıysa ne ettiyse de başarılı olamadı. ‘Rejimi değiştireceğim’ dedi, olmadı. ‘Silah göndereceğiz’ dedi, olmadı. ‘Boğaz'ı şöyle kapattılar, Boğaz'ı şöyle açarız’ dedi, olmadı. ‘Gümrük vergileri uygularız’ dedi, sonuç alamadı. Şimdi bu dünya hakimiyetini korumak isteyen bir gücü çileden çıkartan gelişmeler ve bu gelişmeler dünya hakimiyetini hala sürdürmek niyetinde olan bir gücü de zorbalığa, kanun tanımamazlığa, en ufak bir değere, ahlaka veya hiçbir insanın veya ülkenin görüşüne değer vermeyen bir noktaya getiriyor. ABD öyle bir noktaya geldi ki gerek ekonomisiyle, gerek askeri gücüyle, gerek siyasal etkisiyle artık açık zorbalık dışında bir egemenlik kurma fırsatı kalmamış durumda.

Yani işler artık Turuncu devrimlerle yürümüyor. Hatta normal savaşlarla da yürümüyor. O ‘medeniyeti yıkarız’ açıklamasına bakın. İstediğiniz kadar liderlerini öldürün, yapılarını yıkın, o medeniyeti tabii yıkamazsınız ama orada başka bir şey var. Yani Trump bunları boşuna söylemiyor. Dehşet yaratmaya çalışıyor, korku yaratma çalışıyor. Trump’ın yapmak istediği şey açık bir zorbalıkla karşı tarafı sindirmek ve teslim almak. Fakat o yine olmadı. Yani her şeyi denedi, olmadı. Bütün kozlarını oynadı. İlk başlarda normal tehdit etti, olmadı. Sonra silah kullandı, olmadı. Çocukları katletti, olmadı. Altyapı tesislerini vurdu, olmadı. O da olmadı, bu da olmadı. Şimdi bilmem neyi silahlandırdı, yine olmadı. Artık tehdidin dozajını arttırdı. Direkt mafya yöntemiyle bu işi çözebileceğini zannetti. Fakat yine beceremedi. Yine İran teslim olmayınca artık ya o atom bombasını atacaksınız ya da vazgeçeceksiniz. Yani o atom bombasını atmak konusu da kolay değil. Çünkü muhtemelen bu işin Rusya’sı da var, Çin'i de var, Pakistan'ı da var. Tek atom bombası sahibi olan Amerika Birleşik Devletleri değil. Amerika'nın içinde farklı güçler var. Avrupa yine bu konuda Trump'ı yalnız bıraktı. ABD en büyük kozunu oynadı, İran yine teslim olmadı. O da olmayınca artık ya o bombayı atarsınız, atamıyorsanız da Trump'ın bugün yaptığını yaparsınız; yani on maddeyi, İran'ın şartlarını kabul etmek zorunda kalırsınız. Ama tabii bu süreçte de git geller olacağı kesin. ABD yine arkadan dolanıp başka hamlelerle şunlarla bunlarla yine Orta Doğu'da, dünyanın başka bölgelerinde yine hamleler yapmaya çalışacaktır. Atlantik sistemi aslında bitmek üzere ama bunu emperyalizm iddiasının sonu olarak da görebiliriz.”

‘Avrasya kazandı’

Perinçek, İran’daki gelişmelerin yalnızca bölgesel değil küresel güç mücadelesinin bir parçası olduğunu ve bu sürecin Avrasya cephesinin genel bir kazanımı olarak görülmesi gerektiğini söyledi:

“İran dünyadaki genel cepheleşmenin bir muharebe alanı. Ukrayna da Tayvan da bunun bir parçası. Hatta bizim açımızdan en önemlisi, işte Suriye'si, Doğu Akdeniz’i bu cepheleşmenin bir parçası ve bunların hepsi birbiriyle bağlantılı. Yani Rusya Ukrayna’da kaybederse İran'ın İsrail ve ABD karşısındaki konumu zorlaşacak. İran kaybederse Çin'in ABD ile arasındaki sorunlarda durumu zorlaşacak. Çin kaybederse, İran kaybederse, Rusya kaybederse Türkiye Doğu Akdeniz'de ve Suriye'de ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacak. Dolayısıyla bunların hepsinin birbiriyle bağlantılı olması ve Avrasya ile Atlantik arasında bir çatışmanın yaşanıyor olması, dolayısıyla bu muharebelerden birinde Avrasya cephesindeki ülke kazandığı zaman diğer tüm Avrasya cephesi de kazanmış oluyor. Yani İran'ın zaferi Rusya'nın, Türkiye'nin zaferi; Rusya'nın Ukrayna cephesindeki zaferi, Çin'in, İran'ın, Afrika'nın, Türkiye'nin zaferi; Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de sağlam durmasını Çin'in, Rusya'nın, Pakistan'ın, Türk dünyasının bir başarısı olarak görmek lazım. Sadece bu cepheler arasındaki bağlantılar değil, ülkeler arasında somut işbirlikleri de var. Çin ile İran arasında, Rusya ile İran arasında, çok farklı ülkelerle askeri, ekonomik, siyasi anlamda birliktelikler var. İran’ın sağlam durmasında BRICS’in de Şanghay İşbirliği Örgütü’nün de rolü var. Rusya’nın İran’a verdiği istihbarat desteği var.

İran'ın yaptığı füze stokları, füzeler bunların hiçbiri Çin'in elindeki nadir elementler olmadan yapılamayacak işler ve bu nadir elementler de şu an neredeyse Çin'in tek elinde bulunuyor.

Senelerdir maruz kaldığı ambargolara rağmen, yaptırımlara rağmen İran ekonomisi hala bir şekilde kendini döndürebiliyorsa, savaş koşullarında bile İran halkı büyük sıkıntılar yaşamıyorsa bunda tabii Çin'le, Rusya'yla vs. kurduğu ekonomik ilişkilerin de rolü var. Hem jeopolitik olarak baktığımızda hem de somut ülkeler arasındaki ilişkiler bazında baktığımızda bu zaferin sadece İran'ın değil tüm Avrasya'nın zaferi olduğu net bir şekilde gözüküyor.”

‘İran’ın başarısı ABD’den bağımsız silahlanmanın başarısı’

İran’ın başarısının ABD’ye bağımlı olmayan savunma teknolojileri sayesinde mümkün olduğunu vurgulayan Perinçek’e göre bu durum Batı’nın askeri üstünlüğünün zayıfladığını gösterirken, ülkeler için bağımsız silahlanmanın stratejik önemini ortaya koydu:

“ABD’nin askeri olarak baskın güç olma durumunu kaybettiğini görüyoruz. Çok öncesinden beri aslında Amerikalı kurumlar, Pentagon vs. savaş simülasyonları yaptırıyorlar. Bu savaş simülasyonlarında hep şu sonuçla karşılaşıyorlar: Rusya ile Çin birlikte hareket ettiği durumda Amerika Birleşik Devletleri konvansiyonel olan bir savaşı, yani nükleer olmayan bir savaşı kesinlikle kaybediyor. Ve son 8, 10 senedir yapılan şeyler bunu gösteriyor. Şimdi bu çok daha ilerlemiş durumda. Yani savaş teknolojileri Amerika'dan bağımsız olarak Türkiye'de gelişiyor. Rusya'sı, Çin'i, Pakistan'ı, İran'ın başarılarını gördük. Dolayısıyla Batı'nın ve ABD'nin de o askeri üstünlüğünün inişe geçtiğini, bunun karşısındaki alternatiflerin de yükseldiğini görüyoruz. Bütün bunlar ve İran savaşı da ABD'nin artık ne Çin'e ne Rusya'ya ne de başka ülkelere diş geçiremeyeceğini gösteriyor. Fakat buradan da tabii çok önemli dersler çıkartmak lazım. O da NATO'dan bağımsız, ABD'den bağımsız silah teknolojilerine sahip olmanın önemini de gösteriyor. Şimdi ben size şöyle bir soru sorayım; İran'ın F-35'leri olsaydı, F-16'ları olsaydı veya Patriot'ları olsaydı Amerika'ya karşı bu başarıyı yakalayabilir miydi? Ya da Amerikan menşeili silahları olsaydı, savunma teknolojileri olsaydı Amerika'ya, İsrail'e karşı direnebilir miydi? Hayır, mümkün değil. Türkiye de aslında bu yola S-400'leri olarak girdi. Kendi milli savunma teknolojilerini geliştirmeye başladı. Ama son dönemde bakıyoruz işte yeniden bir F-35 sevdaları, Eurofighterlar, Patriot sistemleri… Türkiye'ye tehdit çok açık bir şekilde.

Amerika'nın bölgedeki en büyük müttefiki İsrail’dir, bundan vazgeçemez. Bu kesindir. Şimdi siz Amerika ile İsrail ile karşı karşıya geldiğinizde Patriotları mı kullanacaksınız? F-35'leri mi kullanacaksınız? Dolayısıyla İran'ın buradaki başarısındaki zaferindeki Türkiye’ye yönelik en önemli derslerden biri de NATO'dan bağımsız, ABD'den bağımsız, Atlantik, Batı sisteminden bağımsız silah teknolojilerine, savunma teknolojilerine sahip olmak. Ama ne yazık ki Türk hükümeti o S-400'lerle açtığı yolu şu an F-35'lerle, Eurofighter'larla, Patriot'larla vs. kapatmaya başlamıştır. Bu da tabi Türkiye'nin güvenliği açısından da oldukça yanlış ve tehlikeli bir yoldur. Bu dersleri de çıkartmamız gerekir.”

‘Çanakkale gibi Hürmüz de dünya tarihini değiştirecek’

Doç. Dr. Perinçek, Hürmüz Boğazı’ndaki direnişin Çanakkale Savaşı gibi yalnızca bölgesel değil küresel sonuçlar doğuracağını; bu sürecin dünya tarihini etkileyen kırılma noktalarından biri haline gelebileceğini ve güç dengelerini köklü biçimde değiştirebileceğini ifade etti:

“Bunlar dünya tarihini değiştiren olaylar, çağları açıp çağları kapatan olaylar. İstanbul'un fethi gibi, Çanakkale Savaşı gibi. Bakın Çanakkale Savaşı sadece Türkiye açısından sonuçlar doğurmadı. Sadece Türkiye'nin kurtuluş savaşının başarısının, Türkiye'nin direnişinin önünü açmadı. Çanakkale'de Türkiye direndi, o Ekim Devrimi’ni tetikledi. Ekim devrimi Türk Kurtuluş Savaşı’nın başarısını, uluslararası koşullarını yarattı. Çanakkale'deki İngiliz başarısızlığı İngiltere’nin kendi içindeki sorunları tetikledi ve daha sonrasında İngiliz emperyalizminin başarısızlığında önemli roller oynadı. Şimdi Hürmüz'deki direnişte, İran'ın bu direnişi de aynı Çanakkale savaşı gibi. Çanakkale savaşı aslında dünyada sosyalist devrimleri ve Milli Kurtuluş savaşlarını başlattı. Yani Çanakkale'de o direniş bunu tetikleyen en önemli unsurlarından bir tanesidir. Şimdi de Hürmüz Boğazı'ndaki bu direnişi önümüzdeki süreçte yine ulusların, milletlerin özgürlük mücadelesinde, devletlerin egemenlik mücadelesinde ve bağımsızlık mücadelesinde çok ciddi bir rolü olacağını ve hatta ileriki dönemde nasıl bugün Çanakkale savaşını konuşurken bugün çıkarımları yapıyoruz; önümüzdeki dönemde de Hürmüz'deki bu direnişin Atlantik cephesinin sonunu getiren en önemli olaylardan biri olduğunu, sadece Atlantik cephesine, emperyalizme karşı bir darbe değil, onu yıkan, yıkacak olan önemli olaylardan biri olarak değil, diğer taraftan ezilen dünyanın ve gelişmekte olan dünyanın da kalkınmasında, birlik haline gelmesinde, o bölgelerde barışın, huzurun tesis edilmesinde, halkların kardeşliğinin tesis edilmesinde çok önemli bir rol oynadığını ileride tarihçiler yazacak. Hatta bir iki sene sonra bile, üç gün-beş gün sonra bile bunun sonuçlarını göreceğiz. Yani tarihçilere bile kalmadan hızlı bir şekilde bunun sonuçları ortaya çıkacak.”

Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала