- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

'Lübnan yoksa ateşkes de yok'

© SputnikCeyda Karan'la Eksen
Ceyda Karan'la Eksen - Sputnik Türkiye, 1920, 10.04.2026
Abone ol
Gürkan Biçen’e göre İran’ın ateşkes için sunduğu 10 madde bir ‘teslim alma şartnamesi.' Bunun dayatılmasının, ABD’nin teslim bayrağını çekeceği anlamına geleceğini belirten Biçen; İran'ın, Lübnan'ın dahil olmadığı bir ateşkesi onaylamasının mümkün olmadığı görüşünde.
ABD ve İsrail’in bölgedeki yoğun askeri baskılarına ve günlerce devam eden ağır bombardımanlarına rağmen savunma hattını kırmayan İran, masaya sürdüğü 10 maddelik stratejik şartlarından taviz vermeyerek Orta Doğu’daki jeopolitik dengeleri sarsmaya devam ederken Amerika’nın bölgedeki tutumu ciddi bir başarısızlık olarak kayıtlara geçti. Trump yönetiminin müzakere masasında sergilediği tutarsız yaklaşımlar ve İran’ın uranyum zenginleştirme yerine doğrudan bölgedeki yabancı askeri varlığın tasfiyesine odaklanan yeni stratejisi, sürecin artık basit bir ateşkesin ötesine geçtiğini gösteriyor.
Lübnan, Filistin ve Yemen’deki direniş hatlarını kapsayan, Hizbullah’ın güvenliğini ve siyasi iradesini merkeze alan bir mutabakat sağlanmadığı sürece İran halkının ve yönetiminin savaşı nihayete erdirme eğiliminde olmadığı anlaşılırken Galibaf liderliğindeki heyetin de Pakistan’daki görüşmelerde tavizsiz bir duruş sergilemesi bekleniyor.
İran savaşındaki tuhaf ateşkes hali ve Tahran’ın müzakerelere katılma ihtimalini İran Uzmanı Dr. Gürkan Biçen ile konuştuk.

‘Bütün dünya Amerika ve İsrail’in kağıttan kaplan olduğunu gördü’

İran’daki üst düzey komutanların ve dini liderin öldürülmesiyle İran’daki nizamın çökeceği iddialarının boşa düştüğünü söyleyen Biçen, ABD-İsrail’i ‘kağıttan kaplan’ olarak nitelendirdi. Biçen; İran’daki nizamı çökertme iddiasındaki ABD’de yaşanan görevden almalara da değindi:
“Bana 28 Şubat’tan önce ‘Hamaney öldürülürse ne olur?’ diye sormuştunuz. Ben de ‘Hamaney’in öldürülmesiyle İslami nizamın çökeceğini düşünmek çocukça. İran İslam Cumhuriyeti’nde hukuki ve siyasi kurumlar son derece güçlüdür. Halk desteği de vardır’ demiştim. ‘Amerika saldırırsa İslam İnkılabı ordusunun tepkisi ne olur?’ diye sormuştunuz. ‘İnkılap Muhafızlarının şakası yok. Amerika ordusunun deniz gücünün üçte birini getirdi, bunların hepsi yok olur. Yerine de yenisini koyamaz’ demiştim. Geçtiğimiz 40 gün içinde bunların gerçekleştiğini gördük. Ben Amerika’nın bu kadar ahmakça bir hareketle İran’ı saldıracağını varsaymıyordum. Bizim buradan gördüğümüz şeyleri onların da görebileceğini düşünüyordum. Ancak öyle olmadı. Hamaney’i ve birçok komutanı şehit ettiler ama nizam çökmedi. ‘İran ne kadar direnir?’ diye değil ‘Amerika ve siyonist rejim ne kadar dayanabilir?’ diye sormak gerek. Amerika ve siyonist rejimin bölgede bir kağıttan kaplan olduğunu bütün dünya gördü. Amerika bırakın Arapları korumayı kendi gemilerini ve askerlerini koruyamadı. Askerleri boşaltıp otellere yerleştirdi. Bunların bir kısmını İncirlik Üssü’ne getirdi ve bölgeyi boşalttı. ABD sonuç olarak kendi içerisindeki sesleri de duymak zorunda kaldı. Birçok insanı görevden aldılar. İran’da nizamı çökertmeyi hedefleyerek yola çıktılar ancak kendi üst düzey generallerini görevden alma noktasına geldiler.”

‘ABD açısından tümüyle bir başarısızlık söz konusu’

İran’a savaş açan ABD’nin, süreçten bir başarı elde edemediğini ifade eden Biçen, Tahran yönetiminin sunduğu 10 maddeyi, ‘teslim alma şartnamesi’ olarak okuyor. Biçen; İsrail’in Lübnan’a ve Filistin’e de saldıramayacak hale gelmesinin hedeflendiği görüşünde:
“İran İslam Cumhuriyeti’nin ABD’ye yönelttiği 10 maddelik ateşkes şartı, Amerika tarafından önce ‘Müzakere edilebilir’ şeklinde değerlendirildi. Trump bunları paylaştı. Ancak aynı gün ben de ‘Amerika hilekardır’ demiştim. Üzerinden 24 saat dahi geçmeden ‘Bunları Chat GPT ile yapmış olmalılar’ açıklaması geldi. Buna ’10 maddelik teslim alma şartnamesi’ diyebiliriz. ABD’yi, siyonist rejimi ve onu destekleyenleri teslim alma şartları sahada gerçekliğe sahip mi buna bakmak gerek. ABD ve siyonist rejimin medeniyeti yok etme tehdidi dışında İran üzerinde hiçbir baskısının kalmadığını gördük. Ne yönetimi değiştirebildiler ne füze atışlarını sona erdirebildiler ne halkın içinde karmaşa yaratabildiler. Ayrıca korumayı vadettiği Körfez’i savaşa doğrudan dahil ettiler. ABD açısından tümüyle bir başarısızlık söz konusu. Bu hem askeri hem siyasi bir başarısızlık. İran’da kutlamalar var ancak İran’daki halk bunu istemiyor. İran halkı ‘Neticeyi istiyoruz’ diyorlar. Hedef; siyonist rejimin İran’a, Lübnan’a, Filistin’e saldıramayacak hale gelmesi. Bu yüzden İran halkının çoğu savaşın devamından yana. Bu bir ara başarıdır ancak kitlelerin temel talebi nihayete kadar bu işin gitmesi şeklinde.”

‘Galibaf, Pakistan’a 10 madde üzerinde müzakere edileceği şartıyla gider’

Biçen, İran Meclis Başkanı Galibaf’ın 10 maddelik metin üzerinde müzakere edilme şartıyla Pakistan’daki görüşmelere katılacağını söyledi. ABD-İsrail’in uluslararası anlaşmalara uymadığını hatırlatan Biçen, sürecin; Hamas, Ensarullah Hareketi ve Hizbullah için de kritik olduğunu ifade etti:
“İran, Galibaf’ın liderliğinde Pakistan’a gidebilir. İran müzakerelere çok kez katıldı. Galibaf’ın liderliğindeki heyet, önceki heyetler gibi uranyum zenginleştirmenin oranını konuşmayacak. 10 maddelik temel metin üzerinde müzakere edilecekse heyet orada olacak. İran içindeki çeşitli fraksiyonların bunun dışında hiçbir şeye razı olmaması yönündeki talepleri görüyoruz. 10 maddenin olduğu gibi dayatılması demek ABD’nin teslim bayrağını çekmesi demek. Amerika bu müzakere sürecini, bir toparlanma fırsatı olarak görecektir. Bu insanların bir vefalarının olmadığını, uluslararası anlaşmalara riayet etmediklerini biliyoruz. Ayetullah Hamaney müzakerelerden bahsederken ‘Amerikalılar hilekardır. Onlardan çok kesin garantiler almadıkça herhangi bir anlaşmaya varmanın faydası yoktur’ diyordu. Bunu da tecrübelerine dayanarak söylediğini söylemişti. Rusya mevzusu...Almanya ‘Anlaşmaları zaman kazanmak, Rusya’yı oyalamak için yaptık’ demişti. Bu Amerika için de geçerli. 2015 sürecindeki anlaşma sürecini olduğu gibi biliyoruz. Süreç böyle ilerliyor sonra ‘Ben çekildim’ diyorlar. Bunlar, bu insanların uluslararası anlaşmalara riayet etmek konusundaki bozuk sicilinin örneği. Temel problem ABD’nin ordusu olan siyonist rejimin bölgedeki varlığının korunması. Siyonist rejim Birleşmiş Milletler’in içinde ancak onların hiçbir kararını kabul etmiyor. 1948’den bu yana Araplarla yapılan hangi anlaşmaya riayet ettiler? Siyonist rejim, hangi müzakerenin neticesinde BM’nin hangi talebini yerine getirdi? Bugün temel problem siyonist rejimin bölgeden askeri ve siyasi varlığını çekmesi. İran, bütün siyonistlerin öldürülmesini istemiyor. Bunu isteseler sığınakları bombalarlar. 12 Gün Savaşı’nda Hamaney, İslam Cumhuriyeti Ordusu’na gönderdiği metinde ‘Biz düşmanın yaptığını yapmayacağız. Sivilleri vurmayın’ demişti. İran’ın temel amacı oradaki tüm yerleşimcileri katletmek olsaydı bunu yapabilecek imkanları vardı. Ancak böyle bir algıları yok. Bu meselenin çözümü 10 maddenin görüşülmesi değil. Bu ancak bir ara mesafe olabilir. Ancak yine de bu süreç savaşan unsurlar için önemlidir. Bu, Hizbullah için de Yemen’deki Ensarullah hareketi için de Hamas için de önemli bir aşama. Ancak süreç, meselenin çözüldüğü anlamına gelen bir noktada değil.”

‘Hizbullah veli-i fakihin ordusu’

Hizbullah’ın İran’daki dini liderliği tanıdığını aktaran Biçen, Tahran yönetiminin Lübnan’ın dahil edilmediği bir ateşkesi kesinlikle onaylamayacağı görüşünde:
“Lübnan’da siyasilerden bir kısmı ‘İran nasıl bizim adımıza müzakere yapabilir?’ gibi anlamsız şeyler söyledi. Lübnan’daki hükümetin ülkeyi koruyamadığı çok açık. Siyonist rejim Lübnan’ı bombalarken reaksiyon gösteremiyorlar. Orduları polis gücünden ibaret. Lübnan ordusu Hizbullah’ın çok altında bir kapasiteye sahip. Hizbullah’ın siyasi ve dini kimliği de ayrı bir konu. Hizbullah, Arapların ve Lübnan vatandaşlarının oluşturduğu bir askeri yapı ve bir halk hareketi. Ancak bu insanlar Humeyni’yi, Hamaney’i ve şimdi de Mücteba Hamaney’i tanıyorlar. Hizbullah bir yönüyle veli-i fakihin ordusu. Bu da İran’ın güçlerinden, kollarından biri oldukları anlamına geliyor. Hizbullah, İran İslam Cumhuriyeti ile legal bir bağı olmayan veli-i fakihin şahsına bağlı olan bir güç. Mücteba Hamaney, Hizbullah’ı asla bırakamaz. Bu onun yükümlülüğüdür. İran İslam Cumhuriyeti başka bir şey, İslam İnkılabı başka bir şey. İslam İnkılabı İran İslam Cumhuriyeti’nden daha büyük bir şeydir. İran İslam Cumhuriyeti, bu inkılabın devlet düzeyindeki bir aktörü. Ancak Hizbullah da Haşdi Şabi de inkılabın içinde. Bunu enternasyonal gibi düşünebiliriz. Lübnan yoksa anlaşma yok. Hizbullah’ı kapsamayacak hiçbir anlaşma İran tarafından kabul edilmez. İran halkı da buna razı olmaz.”

‘Lübnan ile İran’ı ayırmak mümkün değil’

İran ile Lübnan arasındaki bağa yönelik konuşan Biçen, bunun Batılı kuramlarla açıklanamayacağını ifade etti. Biçen’e göre bu mücadeleyi ayakta kalan kazanacak:
“Hizbullah ve Lübnan’daki Şiiler ile İran’daki Şiileri birbirinden ayırmak mümkün değil. 90 milyonun 80 milyonu İsnaaşariyye’dir. Bunu şekillendiren ana unsur da Lübnan ve Lübnan alimleridir. İran’daki ruhanilerin neredeyse hepsi kendilerini manevi kök olarak Lübnan’a dayandırırlar. Lübnan ile İran’ı birbirinden ayırmak mümkün değil. İran’daki İslami nizam için Lübnan sadece stratejik bir kart değildir. İran’da ‘Eğer yaşasaydı Nasrallah’ı Hamaney’den sonra rehber olarak kabul eder misiniz?’ diye sorulsaydı İran halkının çoğunluğu ‘Evet’ derdi. Bunu Batılı kuramlarla açıklayamayız. Bu mücadele, ayakta kalanın kazanacağı bir mücadele. Arafat’ın Mao ile görüşmesi aklıma geldi. Mao, Arafat’a ‘Araplar olarak nüfusunuz ne?’ diye soruyor. Mao, ‘Özgürlük istiyorsanız beş milyonu gözden çıkarmanız gerek’ diyor. Biz Amerikan emperyalizmini konuşuyorsak onların Hiroşima’da, Nagazaki’de milyonlarca insanı katlettiklerini de konuşmalıyız. Batı Asya’daki halklara da acıma eğilimi olmadığını görmemiz gerekiyor. Bu çok kanlı bir karşılaşma olacak belki ancak insanlık tarihinin tabiatı bu. Sonuç olarak siyonist rejim ve onlarla hareket edenlerin bölgeden çıkacağına ve bölgedeki yerel halkın kendi kaderlerine hükmedeceğine inanıyorum. Öte yandan Türkiye Dışişleri de beylik laflarla bir yere varılamadığını gördü. Nihayetinde onların öngörüleri de Trump gibi bir duvara çarptı. Bunu tecrübe olarak not etmeliler.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала