‘İran’da ateşkes sağlansa da Lübnan’daki savaş uzayacak’

© Sputnik
Abone ol
Nalan Yazgan’a göre Lübnan halkı, İran savaşını fırsat bilerek Litani Nehri’ni kendi kuzey sınırı yapmayı ve Lübnan’ı ‘Gazzeleştirmeyi’ hedefleyen İsrail’in saldırılarına karşı dayanışma içinde. İran’daki ateşkese işaret eden Yazgan, Lübnan’da savaşın uzayacağı görüşünde.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta doğrudan hedef aldığı İran ile varılan ateşkes, bölgede yeni bir denklem oluştururken İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Lübnan’ı bu uzlaşının dışında tutma konusundaki söylemleri ve Litani Nehri'ni kalıcı bir sınır haline getirme arzusu, çatışmaların merkez üssünün tamamen Lübnan sahasına kayma riskine işaret ediyor. Trump yönetiminin İran’ın nükleer kapasitesini bitirme iddiasıyla başlattığı ancak operasyonel başarısızlıklar ve Körfez ülkelerinde yarattığı derin güven bunalımıyla sarsılan stratejisi, Tahran cephesinde kalıcı garanti arayışıyla bir duraklama dönemine girse de İsrail’in güney Lübnan’ı ‘Gazzeleştirme’ ve insansızlaştırma politikası doğrultusunda sivil yerleşimleri, enerji tesislerini ve hatta kendi müttefiki olan Hristiyan grupları dahi hedef alan saldırıları devam ediyor.
Hizbullah’ın, halkın can güvenliğini korumak adına yaptığı ‘evlere dönmeme’ çağrısı bölgedeki insani trajedinin derinleşeceğine işaret ederken Lübnan’ın gösterdiği toplumsal dayanışma, İsrail-ABD ekseninin bölgeyi parçalama ve iç savaşı tetikleme planlarına karşı en somut engel olarak durmaya devam ediyor.
ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı saldırıları ve Lübnan hattındaki son gelişmeleri gazeteci Nalan Yazgan ile konuştuk.
‘Trump, bataklıktan çıkmak istiyor’
Donald Trump’ın tutarsız açıklamalarına değinerek sözlerine başlayan Yazgan, ABD’li pilotun kaybının ardından yapılan operasyonu bir ‘felaket’ olarak nitelendirdi. Yazgan; ABD basınının, asıl hedefin uranyum olduğunu yazdığını da aktardı:
“Bu savaşın uzun süreceğini söylüyordum. Savaşın, yakın zamanda biteceğini düşünmüyorum. Bu savaş Rusya-Ukrayna savaşına benzeyecek gibi duruyor. Yayılma ihtimali de giderek artıyor. Lübnan’da da bir insani kriz var. Hürmüz Boğazı da bir yandan konuşuluyor. Ekonomi gündemi insani gündemin önüne geçiyor. Herkes krizden etkileniyor. Trump bir gün söylediğini diğer gün değiştiriyor. Dili giderek yozlaştı. Trump küfür dahi etmişti. Bir kara harekatı düşünüyorlardı ancak pilotlarını kaybedince bunu askıya almak zorunda kaldılar. Hatta ateşkes de istediler ancak İran buna yanaşmadı. Yüzlerce Amerikan askeriyle bu operasyonu tamamladılar ve bu bir başarı değil aksine bir felaket. Mümkün olduğu kadar az sayıda bunu yapmaları gerekiyordu ancak Trump bunu dahi bir zafer olarak gösteriyor. Önümüzdeki günlerde muhtemelen işler kızışacak. Trump girdiği bataklıktan çıkmak istiyor ancak zafer de elde etmesi lazım. Yüksek zenginleştirilmiş uranyumu İran’dan alıp ve ‘Onların nükleer programını bitirdik’ demek istiyor. Amerikan basınında, pilotun düştüğü yer ile operasyonun yapıldığı yerin birbirinden uzak olduğunu, uranyumun yerini öğrenmek için yaptıklarını belirten ifadeler var. Uranyumun yerini tam olarak bilemiyorlar ve bu noktada başarısız oldular. Uranyum bir insanın evinin bahçesinde de birinin arabasında sürekli taşınır halde de olabilir. Amerikan basınında hedefin uranyum olduğu, pilot olayının da bir hedef şaşırtma olduğu söyleniyor.”
‘Körfez’de yeni bir güvenlik mimarisi şekillenecek’
Güvenliğini ABD’ye teslim eden Körfez’in, İran savaşının ardından hayal kırıklığı içinde olduğunu ifade eden Yazgan, bölgede yeni bir güvenlik mimarisinin şekilleneceği görüşünde. Yazgan, Birleşik Arap Emirlikleri’ni ayrı tutmak gerektiğini ifade etti:
“Körfez hayal kırıklığı içinde. Kendi güvenlikleri için ABD’ye para akıtıyorlardı ancak ihtiyaçları olduğunda bunun karşılığı olmadığını yaşayarak gördüler. Bunun ilk habercisi Doha’daki saldırıydı. Burası İsrail tarafından vurulmuştu. Burada zaten güven kaybı vardı ve şimdi de bu büyüyor. Körfez çok zor durumda. Su arıtma ve enerji tesisleri çok kritik yerler. Bir tanesinin bile İran tarafından bombalanması felakete yol açar. Körfez’de haritalar değişir mi, küçük devletler biter mi gibi çok soru var. Ancak savaş bittiğinde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yeni bir güvenlik mimarisi şekillenecek. ABD-İsrail, oradaki nüfuzlarını büyük ölçüde yitireceklerdir. Burada Birleşik Arap Emirlikleri’ni ayrı tutmak gerek. Diğer Körfez ülkeleri oldukça rahatsız bu gelişmelerden. Suudi Arabistan ile İran arasında Çin iş birliği görüşmeleri iyi ki olmuş diyorum şu an. Yoksa Suudilerin İran’a saldırması olayı çok daha fazla büyütürdü. Savaş bittikten sonra ABD-İsrail gidecek ama diğer ülkeler birbiriyle komşu. Bu yüzden soğukkanlı davranmaları ve savaşa dahil olmamaları güzel bir durum. Bunun her an değişmesi yönünde bir tedirginlik de var.”
‘İç savaş beklenen Lübnan’da halk büyük bir dayanışma gösterdi’
Yazgan; İsrail’in, İran savaşını fırsat bilerek Litani Nehri’ni kendi kuzey sınırı yapmayı hedeflediğini söyledi. Yazgan’a göre Lübnan halkı, İsrail’in ‘Gazzeleştirme’ hedefine karşı büyük bir dayanışma gösteriyor:
“İsrail Litani Nehri’ni kendi kuzey sınırı yapma fikrini İran savaşıyla gerçekleştirmeye çalışıyor. Tek taraflı ateşkesten bu yana İsrail saldırılarına zaten devam ediyordu. Çekilmeleri gereken noktalardan çekilmeyip üs kurmuştu. İsrail, planladığı ve yığınak yaptığı bölgelere karadan girdi. Beyrut’un ilk vurulacağı günlere kulak kabartılıyordu ancak şu an maalesef atılan bombalar, ölen insanlar haber değerini yitiriyor. İsrail, ’20 dakika sonra evlerinizi bombalayacağım’ diyor. Bu yüzden ‘Haber verildi’ diye sevinenler oluyor. Bunun sevinilecek bir tarafı yok. İnsanların hayatları mahvoluyor. Güneyde bir sürü köy boşaltıldı. İsrail, ‘Lübnan’ı güneyini Gazze gibi yapacağız’ demişti. Öyle de yapıyorlar. İnsanların geri dönme umutlarını da söndürüyorlar. Ancak Lübnan’da her zaman umut var. Bunlar çok kez oldu. 2024’te dahi yaşandı. İnsanlar geri döndüğünde evlerini yıkılmış buluyorlar. İnsanlar 2024’te yıkılan evlerini tamir edip yerleşemeden tekrar sürgüne gitti. Bu sefer durum daha ciddi gibi. Litani’nin güneyine kadar olan kısma insanların geri dönemeyeceğini düşünüyorum. Lübnanlılar döneceğini söylüyorlar ancak bu aşamada bunun pek mümkün olduğunu düşünmüyorum. Akdeniz’in en güzel yerleri artık yaşanamaz hale geliyor. İsrail’in öncelikli hedefi orayı insansızlaştırmak ve uzun vadede de yerleşimci yerleştirmek. Lübnan zaten küçük ve 6-7 milyonluk bir ülke. Bir milyondan fazla insan zorla göç ettirildi. İnsanlar zor durumdalar. Devletin kapasitesi de belli. Okullar, spor salonları açıldı. Sivil toplum kuruluşları da yardım ediyorlar. İnsanlar kendileri organize oluyorlar. Yatağa, battaniyeye, çadıra ihtiyacı olan insanlar için yardımlaşılıyor. İç savaş beklenirken Lübnan büyük bir dayanışma gösterdi. Hizbullah’ın ezeli düşmanı ve İsrail yanlısı parti üyesinin evi bombalandı. Hem kendisi hem de eşi hayatını kaybetti. Bu durumu yumuşatmaya çalıştılar ancak İsrail sadece Hizbullah’ı değil kendi müttefiklerine de zarar veriyor. İran’da da muhalifleri ayaklandırmak istediler ancak insanlar kenetlendi. Şu an insanların hayatını zor hale getiriyorlar ki isyan çıksın. Enerji ve elektrik santrallerini, sivil hedefleri vurarak insanların hayatını daha da zorlaştırmaya çalışıyorlar.”
‘Savaş, Hizbullah’ın roket fırlatmasıyla başlamadı’
Lübnan iç siyasetiyle ilgili de aktarımlar yapan Yazgan, Hizbullah’ın silahsızlandırılması sürecinin zor olacağının Lübnan yönetimi tarafından da paylaşıldığını ifade etti. Yazgan; İsrail’in ateşkese rağmen saldırılarını sürdürdüğünü de söyledi:
“Mayıs 2026’da Lübnan’da seçim yapılması gerekiyor. Hükümetin değişmesi gerekiyordu ancak savaş sebebiyle seçimler iki yıl ertelendi. Savaşın uzamasını onlar da bekliyorlar. Hükümette biraz daha kalmayı da istiyorlar. Şu an orduda da, hükümette de, insanların arasında da büyük bir uçurum var. Bu savaş dini liderin öldürülmesi ve Hizbullah’ın roket fırlatmasıyla başlamadı. Ateşkes zamanında dahi devam ediyordu. Hizbullah’ın silahsızlandırılması gündemdeydi. Lübnan Genelkurmay Başkanı Rudolph Heykel, bunun kolay olmayacağını söylüyordu. Amerika ısrarla zaman çizelgesi istiyordu. Yani böyle bir çatışma hep vardı. Hizbullah saldırmasa da İsrail bunu bahane ederek bütün ülkede silahsızlanma istiyordu. Lübnan’ı gözlerine kestirmişlerdi. Bu yüzden Hizbullah’ın suçlanmasını doğru bulmuyorum. Eski Genelkurmay Başkanı ve şu anki Cumhurbaşkanı Joseph Avn da temkinli yaklaşıyor. Ancak Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam biraz daha Amerika ve İsrail’in isteklerini gerçekleştirme noktasında daha hevesli. İran Büyükelçisinin sınır dışı edilmesini istediler ve Nebih Berri buna karşı çıktı örneğin. Nebih Berri biraz Hizbullah’ın sözcülüğünü üstlenmiş gibiydi. Nebih Berri, sınır dışı gündemine ‘olmaz’ dedi. İsrail de Trump gibi şansını deniyor. Nevvaf Selam da Trump gibi üstten başlıyor. Joseph Avn biraz daha mantıklı ve daha temkinli tarafta. ABD-İsrail’in Genelkurmay Başkanı’nın görevden alınması için büyük bir baskı kuruldu. Sonra ordu mensupları ‘Görevden alırsanız biz de istifa ederiz’ dedi. Hizbullah da ‘Ordudan istifa edecek komutanların’ listesini yayınladı. Lübnan ordusu şu an güçsüz, yönetim giderse daha da güçsüzleşecekler. Bu yüzden Rudolp Heykel’i şu an için görevden almaktan vazgeçtiler. Ancak çok büyük bir baskı var. Beyrut’ta Hristiyanların bulunduğu yerde otel de vurulmuştu. Otelin sahibi de milletvekiliydi. Orada insanlar göç edenlere evlerini açtılar. Belediye başkanı da ‘İnsanlar savaşın sebebi değil, onlar mağdur’ dedi. Bu başka birkaç belediyede daha oldu. Lübnan’daki halk ve yerel yönetimler büyük bir dayanışma gösteriyor. Lübnan’ın güneyndeki bazı köylerde de aynı dayanışmayı görüyoruz. Hristiyan köyleri Şiileri kendi köylerinde ağırlıyor. İsrail bu durumdan çok rahatsız. İsrail bazı papazları da hedef aldı. Ancak insanlar dayanışmaya devam ediyor. Lübnan’da insanların dayanışmasını vermek umut veriyor.”
‘İsrail’in Suriye yönetimiyle hareket etmesi savaşı daha da büyütür’
Lübnan’a dönük saldırıların Suriye ile yapılacak olası iş birliğinde savaşı daha da büyüteceğini söyleyen Yazgan, şu an için Ahmet Şara’nın bu yönde bir hamle yapmadığını aktardı:
“İsrail’in Suriye ile birlikte hareket edip Hizbullah’ı sıkıştırması bölgesel savaşı daha da büyütür. Bu sadece Lübnan’ın değil Suriye’nin de parçalanmasına yol açabilecek tehlikeli bir durum. Lübnan’ın kuzeyinde Suriye’den bazı birliklerin Lübnan’a geçip yığınak yaptığı söyleniyordu. Ancak Ahmet Şara’nın buna karşı çıktığını duydum. Şara ve Joseph Avn telefonda sık sık görüşüyor. Bu durum ne kadar sürer bilmiyoruz. Şu an İran’da da bazı etnik unsurların silahlandırıldığı konuşuluyor. ABD-İsrail, bütün Orta Doğu’yu saracak ve bölünmeye yol açabilecek çatışmaları tetiklemek için uğraşıyor. Ancak ümidimiz bunun olmaması yönünde. Bu şimdiye kadar olmadı, umarız bundan sonra da olmaz. Savaşı başlatan Amerika. ‘Bize saldıracaklardı biz onlardan önce saldırdık’ diyerek İran’a saldırdılar. Ancak savaşın bitişini İran dikte edecek gibi gözüküyor. İran da ateşkesten yana değil. İran’ın anlaşma için taleplerinden biri savaşın bir daha başlamaması. Dolayısıyla kesin çözüme ulaşmak gerekiyor. İran, ateşkes ve savaşın biteceğine dair garanti istiyor. İran savaşı yakın zamanda bitse dahi Lübnan’daki savaşın uzayacağına eminim. Lübnan’da sular durulmayacak gibi gözüküyor.”

