- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

‘İran’a egemen sloganlardan biri intikam, ılımlılar dahi saf değiştirmiş durumda’

© SputnikCeyda Karan'la Eksen
Ceyda Karan'la Eksen - Sputnik Türkiye, 1920, 10.03.2026
Abone ol
Çağlar Tekin’e göre ABD-İsrail’in saldırılarına misillemelerle yanıt veren ve yönetimsel bir kriz yaşamayan İran’da ‘intikam’ duygusu hakim. Tekin, Washington ve Tel Aviv yönetiminin ‘rejim değişikliği’ anlatısının da gerçekçi olmadığı görüşünde.
İran’a 28 Şubat’ta başlatılan ve ABD ile İsrail’in ortaklığında yürütülen saldırılar, Batı’nın ‘çöküşe hazır rejim’ teorisinin aksine Tahran’daki karar alıcı mekanizmaların ve toplumsal tabanın dış müdahaleye karşı daha da kenetlenmesine yol açan ters bir etki yarattı.
Washington ve Tel Aviv'in ‘güvenlik aygıtına darbe vurarak kaostan yeni bir rejim inşa etme’ stratejisi, Tahran sokaklarında karşılığı olmayan bir mühendislik hesabı olarak kaldı. Trump’ın ‘ılımlı’ lider tercihine karşı yeni dini lider Mücteba Hamaney’in çevresinde örülen politik hat, ABD ve İsrail’i sahada umduğunu bulamadığı bir noktaya getirdi.
ABD-İsrail’in İran saldırıları ve İran’ın misillemeleri sırasında Tahran’da bulunan gazeteci Çağlar Tekin ile konuştuk.

‘Tahran’a gittiğimde herkes saldırı anını bekliyordu’

Tahran’daki tablodan aktarımlar yapan Tekin, ABD ve İsrail tarafından sürekli sinyali verilen saldırıyı bekleyen halkın ilk gün itibarıyla sokaklara çıktığını söyledi. Tekin, halkın ekonomi başta olmak üzere pek çok sıkıntı çektiğini ancak ABD-İsrail müdahalesine de karşı olduğunu söyledi:
“İran’a ilişkin genel anlatı elinde sopayla bekleyen bir liderlik olduğu yönünde. ABD ve İsrail, İran devletinin güvenlik aygıtına darbe indirip kaos yaratarak İran halkını rejimi devirecek hale getireceğini, uğraşmadan İran’da yeni bir rejim inşa edeceğini düşünüyordu. Ancak İran’a gittiğimde işlerin böyle olmadığını gördüm. Tahran’a indiğimde bir taksici beni dolandırmaya çalıştı. Hostelde ineceğim sırada bana ‘Sen bizim sesimizi duyurmak için geldin, ben seni dolandırdım’ diyerek paramın üstünü geri verdi. Yani dolandırıcıyı bile insafa getiren bir yalan denklemi var. Tahran’a gittiğim andan itibaren herkesin saldırı beklediğini gördüm. Saldırının başlamasıyla birlikte üzerlerinden füze geçen milyonlarca insanlar sokağa indi. Mutlaka saklanan insanlar vardır ancak meydana çıkan insanlar saklanmadılar. İnsanların hiçbir sorunu olmadan devlete bağlı olduğu anlatısı doğru değil. İnsanlar kimi sıkıntılarından bahsediyorlar. Özellikle ekonomi ciddi sıkıntıda ancak bu sebeple bir ülkenin İsrail ve ABD hegemonyası altına girmesi beklentisi bambaşka şeyler. Ulusların, kendi içlerinde yaşadıkları sorunları ABD desteğiyle çözmek istiyorlarmış gibi bir beklentileri olduğu yönünde algı yaratılmaya çalışılıyor. Türkiye’de de hükümetle sorunu olan büyük bir çoğunluk var ancak yönetimi ABD ve İsrail’in değiştirmesine razı olunur mu? Benim yöneticimle bir sorunum varsa bunu ben çözerim, ABD ve İsrail çözemez. ABD ve İsrail’in ‘Sorun çözdük’ dedikleri ülkelerin geldikleri hal ortada. IŞİD liderini Suriye’nin başına oturttular. İnsanlar bu örnekleri fazlasıyla görmüş durumdalar.”

‘İran’da ‘güçlü duran tek bölge ülkesiyiz’ inanışı var’

Tekin, ABD ve İsrail’in İranlı ‘ayrılıkçılardan’ faydalanarak karmaşa çıkartmayı hedeflemesinin ülkede bir karşılığı olmadığını ifade etti:
“İran’da çok fazla Beluc ile temas edemedim ancak Azeri ve Kürtlerle temas ettim. Tam döneceğim sırada Türkiye’nin Van sınırında beklerken orada çalışan Kürt bir genç bana ‘Tahran’da durum ne?’ diye sordu. Çocuğun birisi birden hiddetlenerek bana ‘Sen neden bizim attığımız füzelerden bahsetmiyorsun?’ dedi. Ben de Tahran’da olduğumu ve internet imkanımızın kısıtlı olduğunu söyledim. Bunu söyleyen Kürt bir gençti ve İran’da olanları ‘Bizim’ diyerek anlattı. Türkiye’deki anlatı kimlikler üzerinden yapılıyor. Bu liberal eblehliğe bulandığınız zaman ülkelerin iç dinamiklerini de anlayamadığınız bir hale geliyorsunuz. İran’da ‘Zalimlere karşı güçlü duran bu bölgedeki tek ülkeyiz’ inanışı var. Füzeler bir gurur başlığı halinde. ABD ve İsrail’e füze atıldığı an insanlar aşırı mutlu oluyor. Elbette bunun aksini düşünen ayrılıkçılar da var. Ben sadece bir tane Şah rejimini savunan biriyle tanıştım. Şahı savunanların temel gerekçesi yoksulluk. ‘Paramızı mollalar Orta Doğu’daki operasyonlarına harcıyorlar’ diyerek bunlar olmadığında refah olacaklarını sanıyorlar. Şahçı insanlar elbette var ancak ‘Bizi Marslılar yönetsin’ diyen insan da bulabilirsiniz. Mesele ülkedeki egemen kültür ve hava.”

‘Halk Mücteba Hamaney’e de güveniyor, ikinci bir isim konuşulmadı’

Tekin’e göre saldırının ilk günlerinde öldürülen Hamaney ile ilgili anlatı, kaçma imkanına rağmen şehit olmayı tercih ettiği yönünde. Tekin, yeni dini lider seçilen Mücteba Hamaney’e duyulan güvenin de Ali Hamaney kadar yoğun olduğu görüşünde:
“Hamaney’in sığınağa davet edilmesine rağmen ‘İlk şehadaeti ben tadayım, bu ulusuma yol göstersin’ şeklinde bir çıkış yaptığı anlatısı var. Bundan kaynaklı olarak da sığınağa gitmek yerine evinde beklediği belirtiliyor. Öldürülmesinin ardından da bunun bir ulusal uyanışın sembolü haline geleceğini düşündüğüne ilişkin şeyler anlatılıyor. Hamaney bir sığınağa gidebilirdi, öldürüleceği de belliydi. Trump ve Netanyahu ‘Kelle kesemeye geleceğiz, Hamaney’i öldüreceğiz’ diyordu. Hamaney’in evi Tahran’ın göbeğinde bir ev. Başka bir coğrafyaya gidip başka bir sığınakta kalabilirdi. Bunlar İran içinde bir algı yarattı. İran’da şehit olabilmek güzelleniyor. Hamaney’in de bunu bilerek seçtiği, ulusa yol göstererek yaptığı belirtiliyor. Bu anlatı Şii inancına sahip İranlıları motive etti. Halkın Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e ilişkin güveni de böyle gözüküyor. İkinci bir isim pek konuşulmamıştı zaten. Buna ilişkin net bir itiraz da duymadım. Bunun İran için ne anlam ifade edeceğini zaman gösterecektir ancak İranlıların güven sorunu olduğunu ben görmedim. Geniş katılımlı bir tören oldu. ABD ve İsrail’in ‘Biz saldırırsak birkaç hafta içinde o devlet çöker, yeni bir rejim inşa edilir. Yeni dini lideri de Trump atar’ anlatısı gerçekçi değil.”

‘Uzlaşı talep eden toplam saf değiştirmiş durumda’

Tekin’e göre 12 Gün Savaşı sürecinde ABD ve İsrail ile kısmi uzlaşı sağlanabileceği görüşünde olan kesim, artık anlaşma yolu kalmadığını düşünüyor:
“İran’ın egemen sloganlarından bir tanesi ‘İntikam.’ Hamaney’in öldürülmesi üzerine bir intikam arayışı güçlenmiş durumda. 12 Gün Savaşı sürecinde İran içerisindeki ‘Biz ABD ve İsrail’e saldırmazsak onlar da bize saldırmayacaklar’ diye düşünen toplam saf değiştirmiş durumda. ‘Burada bir teslimiyet, anlaşma yolu kalmadı’ diye düşünüyorlar. Haliyle sokakta şu an için ‘Saldırıları durduralım ve barış yolu arayalım’ söylemi hiç yok. Ancak çok can yakan savaşlar bunlar. Orta uzun vadede barış söylemi ortaya çıkabilir ancak egemen hale gelmesi bence çok daha uzun sürecek. Bunu Suriye’de izledik yıllarca. İnsanlar canla başla direndiler ancak 15 yılın sonunda ülkenin önemli bir kısmı ‘Bu iş bitsin’ kıvamına gelmişti. Ancak İran’ın bir Suriye olmadığı notunu da düşmek lazım. İran’da bu savaşın kazanılacağı, ABD-İsrail’e karşı pozisyonun korunacağına karşı büyük bir inanç var. Her türden insan her yerde var ancak egemen fikir teslimiyet değil.”

‘Sınırda yığılma yok’

İran’dan bölge ülkelere yoğu bir göç olmadığını aktaran Tekin, füzelerin güç ve egemenliğin sembolü haline geldiğini söyledi:
“Van üzerinden geldiğimde İran’dan Türkiye’ye gelen insan kadar Türkiye’den de İran’a giden insan gördüm. Bunlardan iki tanesiyle konuşabildik ve bir tanesi ‘Olası bir savaşta ben asker olmak istiyorum’ dedi. Beylik laflar edemem ancak gördüğüm örnekler bunlar. Ben aksini düşüneni görmedim. Sınırda yığılma yok, Türkiye’ye gelme dertleri yok. Sınırda giden ve gelen sayısı birbirine çok yakın. Tahran’dan Türkiye sınırına gelen 12-13 saatlik bir yolculuğa dayanarak yollarda Türkiye’ye gelişe yönelik bir kalabalık olmadığını söyleyebilirim. ‘Müttefiklerimiz olabilir ancak bu bölgenin emperyalizmle mücadele eden yegane gücü biziz’ görüşü hakim. Özellikle bölgesel ülkelere karşı bir öfke var. Türkiye’den giden insanları seviyorlar ancak ben muhalif olduğumu söylediğim an itibarıyla bana gösterilen saygı arttı. Füzelerle ilgili mesele gücün ve egemenliğin sembolü haline gelmiş durumda. Tahran duvarlarında füzelerin İsrail üzerine indiği birbirinden farklı ancak aynı temaya sahip çizimler var. İnsanların bundan gururlandığı da çok net.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала