- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

‘Hamaney’i öldürürlerse yeni isim seçilir, nizam kesintiye uğramaz’

© SputnikCeyda Karan'la Eksen
Ceyda Karan'la Eksen - Sputnik Türkiye, 1920, 24.02.2026
Abone ol
İran Uzmanı Gürkan Biçen’e göre ABD Başkanı Donald Trump’ın Hamaney ile Mesud Pezeşkiyan’ı öldürerek yönetimi değiştireceğini düşünmesi, İran’daki sistemi anlamamasından kaynaklı. Biçen, Hamaney’in öldürülmesi halinde yerine yeni bir isim seçileceği ve Tahran’daki nizamın kesintiye uğramayacağı görüşünde.
ABD ile İran arasındaki gerilim, iki ülke arasındaki krizin ötesinde İsrail’in güvenliğini ve küresel güç dengelerini doğrudan etkileyecek bir ortam hazırlıyor. ABD'nin İran'a yönelik artan tehditleri, Tahran'ın savunma doktrini ve toplumsal direnç dinamikleriyle çarpışırken Batı merkezli analizlerin sıklıkla düştüğü ‘çöküş’ senaryoları, 90 milyonluk nüfusuyla İran’ın bir kale niteliği taşıyan sosyo-politik gerçekliğini ıskalıyor.
İran İslam Devrimi’ni kendi geliştirdiği uluslararası ilişkiler teorileri ve siyasi kavramlarla açıklama çabasına düşen Batı, ‘lider sonrası kaos’ beklentilerine de karşılık bulamıyor. İki ülke arasındaki gerginlik günden güne belirginleşirken dışişleri düzeyinden yapılan açıklamalar anlaşma ihtimaline kapıyı kapatıyor.
ABD’nin İran’a dönük tehditlerinin yansımalarını ve Tahran’ın olası tutumunu İran Uzmanı Gürkan Biçen ile konuştuk.

‘Batı, İran’daki gelişmeleri kendi kodlarıyla anlamaya çalışma hatasına düştü’

Biçen, Batılı siyasetçilerin İran’daki gelişmelere Batılı kavramlarla açıklık getirme çabasının boşa düştüğünü belirtiyor. Biçen’e göre İran’ı anlamak için İslam ve 12 İmam öğretilerinin Tahran için ne anlam ifade ettiğini anlamak gerek:
“İran İslam İnkılabı ile Batı’da geliştirilmiş olduğu uluslararası ilişkiler teorilerinin alakası yok. Batı’daki akademisyenler ve siyasetçiler İran İslam İnkılabı’nı kendi kavramlarıyla açıklama çabasında hataya düşüyorlar. İslam İnkılabı, 1963’ten 1979’a kadar Batı’nın ürettiği kavramların hemen hiçbirini kullanmadı. Hal böyle olunca bambaşka bir dünyanın kendi kodlarıyla gerçekleştirdiği bir olayı, Batı’ya ait dünyanın kodlarıyla anlama yanlışına düştüler. Böyle olunca da İran’da ne olduğunu anlayamadılar. İmam Humeyni’nin sözleriyle ifade edecek olursak İran İslam İnkılabı, ‘Sadr-ı İslam’a yani İslam’ın doğuşuna, ardından Kerbela’ya ve 12 İmam’ın öğretilerine dayanan bir hareket. Biz, bu inkılabın gerçek manasını anlamak istiyorsak öncelikle bu kavramların İran toplumu için ne ifade ettiğini anlamalıyız.”

‘İran’daki nizam Hamaney’e bir şey olması halinde de devam eder’

İran’ın referans aldığı kavramların, yönetimde bir boşluk oluşmasına izin vermediğini vurgulayan Biçen, Ayetullah Hamaney’in konumunu ‘son adamlık’ olarak nitelendiriyor. Biçen, Hamaney’in başına bir şey gelmesi halinde devreye girecek Hubregan Meclisi’nin yeni dini lideri belirleyeceğini ifade ediyor:
“İran İslam İnkılabı’nda ‘Velayeti fakih’ kavramı var. Bu, İslam hukukçusu ve aliminin Müslüman toplumu yönetme hakkı olduğu anlamına geliyor. İran’ın anayasal kurumlarının hepsi bu kavramın üzerinde ve etrafında şekillenmiş halde. Bugün, İran’daki İslami nizamın en tepe noktasında yer alan kişi Ayetullah Hamaney’dir ve Hamaney ‘Veli-i fakih’tir. Hamaney, İran’da nizamın en tepe noktasıdır ancak bu ‘tek adamlık’ değil ‘son adamlık’tır. İran’da bir devlet teşkilatı var, kurumsal yapılanma var. İran anayasası Türkiye Cumhuriyeti anayasayı gibidir. Tüm kurumlar ve kişilerin görevleri bellidir. Meclis’in karşılığı olan Şura’i İslam, birçok alanı kanunlarla düzenlemiştir. Bu kurumların içerisinde Ayetullah Hamaney’in pozisyonu kadar önemli bir diğer kurum daha var. Buna da Hubregan Meclisi deniyor. Bu meclis 88 kişiden oluşuyor ve görevi rehberi belirlemek, denetlemek, rehber şartlarını kaybettiyse rehberin görevine son vermektir. Bugün Ayetullah Hamaney’i bir şekilde görev yapamaz hale getirirlerse İslami nizamın duracağını düşünmek çocukça bir düşüncedir. Bu Hubregan Meclisi’nin görevi onun yerine gelecek kişiyi belirlemektir. Hamaney’e bir şey olursa 88 kişilik meclis, toplanır ve yeni bir veli’i fakih yani rehber belirler. Bu, nizamın 1979’da belirlediği bir kuraldır. Bir devletten bahsediyoruz örgütten değil. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ya da bakana bir şey olduğunda bizim nizamımız nasıl işleyecekse aynı şey İran için de geçerli. Rehberin şahsı elbette önemlidir. İran içinde ve dışında kendisine bağlı insanların bulunması sebebiyle de önemlidir. Nizam 1979’da tesis edilirken güçlü bir şekilde anayasal dayanaklar oluşturulmuştur ki bugün Hamaney’e bir şey olursa nizam yoluna devam eder.”

‘İran’daki nizamın yıkılacağını söyleyenler Batılı akademisyenler’

İran’daki düzenin yıkılacağı söyleminin Batılı akademisyenler tarafından öne sürüldüğünü ifade eden Biçen’e göre Tahran’daki işleyiş ‘rehber’ olmak konusunda kendisini kanıtlayan Hamaney’den sonra da devam edecek:
“Batılılar Humeyni’nin vefatından sonra nizamın yıkılacağını söylüyordu. Pandemi döneminde de söylemişlerdi. Bunların çoğunu İran’dan ayrılan ve Batı’daki üniversitelerde akademik görevler alanlar uyduruyor diyebilirim. Bunların böyle bir kötülüğü var. Batılılar, ‘İran nasıl olur da teslim olmaz bunu anlayamıyoruz’ diyorlar. Hamaney’in seçilmesinin şartları var. Bunlardan birisi şeceattir. İran İslam Cumhuriyeti anayasası devletin tepe noktasına gelecek olan kişinin belirlenmesinde ilim, adalet, takva, basiret ve şeceat yani cesaret şartlarını arar. Bu şartları sağlayan birisi ancak toplumun rehberi olabilir. Bu şartın aranması açıkça tanımlanıyor. ‘Başınızdaki lider cesaret sahibi biri olmazsa halkın ve ümmetin haklarını düşmanın tehditleri karşısında savunamaz’ denir. Hamaney kendisini ispatlamış bir isim bu anlamda. İran-Irak savaşındaki pozisyonuyla da bunu kanıtladı. İmam Humeyni’nin vefatının ardından gelen süreçte karşılaşılan zorluklarda da ispatladı. Batı basınında ‘Hamaney nerede, nerede saklanıyor?’ denilirken Hamaney Kur’an toplantısında ortaya çıkıyor. Bunlar İran’daki kültürel ve dini altyapıyı doğruca anlayamamanın neticeleri.”

‘İran ordusundan isimlerin sözlerini ciddiye almak zorundalar’

İran’daki ordunun bilindik ordulardan farkına işaret eden Biçen, profesyonel askerlerden oluşan Besic teşkilatının ‘şakası olmadığını’ vurguluyor:
“İran’da iki tane ordu var. Biri, anayasada İslam İnkılabı Muhafızları Ordusu olarak geçen ordudur. Bu ordu bizim klasik ordulardan farklıdır. İran’daki ordulardan biri ‘Arteş’ olarak isimlendirilen ordudur ve klasik ordudur. Diğeri de İran İslam İnkılabı’nın amaçlarını yaymayı hedefleyen ordudur. Kasım Süleymani, İslam İnkılabı Muhafızları Ordusu’nun Kudüs Gücü Komutanı idi. İnkılap muhafızları klasik ordudan ayrıdır ancak koordine hareket ederler. İslam İnkılabı Muhafızları Ordusu seçkin bireylerden oluşuyor. 10 milyonluk bir Besic teşkilatının içerisinden askeri anlamda yüksek kabiliyete sahip kişiler elenerek ordunun içine geliyor. Ordunun 150-350 bin arasında olduğu tahmin edilen asker sayısı mevcut. Bunların hepsi profesyonel askerler. Klasik orduya İran’daki vatandaşların hepsi katılmak zorundadır. İslam İnkılabı Muhafızları Ordusu sadece seçilmiş ve profesyonel insanları alır. Buradaki kişilerin yoğun tecrübeleri var. Bu insanların şakası da yok. Sözlerinin ciddi olduğunu kabul etmek zorundayız. Elbette İslam Cumhuriyeti içerisinde çeşitli süreçler var. Orada da bizdeki gibi milli güvenlik konseyi var. Bu konsey çeşitli görüşler alır. Onların getirdği bilgiler milli güvenlik konseyinde şekillendirilir ve dış politika belirlendikten sonra Hamaney’in onayına sunulur. Bu onaydan sonra Dışişleri Bakanlığı’nın yapacağı şey belirlenen politikanın uygulanmasını sağlamaktır. Hamaney, ‘Dış politikayı sadece dışişleri bakanlığı belirlemez, karar alma sürecinden sonra bakanlık belirlenen politikayı tatbik sahasına çıkartmakla görevlidir’ demişti. ‘Hamaney ile görüşemiyoruz’ deniyor. Görüşmelerine gerek yok. Görevlendirdiği kişi onlarla dolaylı ya da doğrudan muhatap oluyor ve devletin politikalarını aktarıyor zaten.”

‘Kitle imha silahları konusunda fetvalar var, İran’ın tutumu net’

Biçen, İran’ın kitle imha silahları kullanmasıyla ilgili kesin fetvaları bulunduğunu vurgulayarak Batı ile İran İslam Cumhuriyeti’nin farkına işaret ediyor:
“İran İslam Cumhuriyeti’nin kitle imha silahları noktasında kesin kararları bulunuyor. Bunlar da şeri hukuka dayanıyor. İran-Irak Savaşı döneminde El Fav Operasyonları’nda Almanya’nın sağladığı kimyasal silahlarla Saddam on binlerce İranlı genci bataklıklarda şehit etmişti. Bugün hala gençlerin kalıntıları İran’a geliyor. Bu dönemde İmam Humeyni’ye ordudan ve İran İslam Cumhuriyeti Muhafızları Ordusu’ndan ‘Biz de kimyasal kullanalım’ teklifi geldi. İmam Humeyni bunu reddetmişti. ‘Cephe gerisine kimyasal silah atma’ teklifi de geldi. Humeyni bu teklife de ‘Cephenin gerisinde toprakta canlılar, bitkiler, hayvanlar yok mu?’ diyerek karşı çıktı. Kitle imha silahlarının hepsi fıkıh içerisinde yasaktır. Bunları insanlara da toprağa karşı da kullanamazsınız. Nükleer silahlar da böyledir. Bunları üretmenin ve kullanmanın haram olduğuna dair Humeyni’nin de Hamaney’in de fetvaları vardır. Batı ile İslam Cumhuriyeti’nin temel farkı burada ortaya çıkıyor.”

‘İran’da yalan söylemek idare hakkını kaybettirir’

Batı ile İran arasındaki işleyiş farklarından birinin de ‘yalan’ olduğunu ifade eden Biçen, halkı yanıltmamanın Tahran yönetiminde söz sahibi olmanın şartlarından olduğunu söylüyor:
“Bundan birkaç sene önce Uluslararası İran Çalışmaları Kongresi’nde bir tebliğ sunmuştum. Bu tebliğde Batılı uluslararası ilişkiler teorilerinin bir kısmının devlet başkanının halkın yararı için yalan söyleyebileceğini anlatmıştım. Amerika’nın menfaatleri gerektiriyorsa Trump yalan söyler ve bu ahlaksızca bir şey değildir bu teoriler kapsamında. Ancak İran İslam Cumhuriyeti’nin kendisini dayandırmış olduğu adalet doktrini, veli-i fakih olmanızı bu şarta bağlıyor. Adalet şartını açıklarken de yalanı, adaletin düşmesine sebep sayıyor. Halka, muhataplarınıza yalan söylemek adil olmadığınızı ortaya koyan bir durumdur. İran’da siz yalan söylediğinizde toplumu idare hakkını kaybedersiniz. Batı’da toplumun menfaati için yalan söylemek bu zihniyetin içerisinde ahlaksızlığı ifade etmiyor. Batılılar, ‘Hamaney fetva verdi, ya yalan söylüyorsa’ diyorlar. ‘Hamaney’in ardından gelecek kişiler fetvayı değiştirir, haramı kaldırırsa ne olacak?’ diyorlar. Ancak bütün bu çerçeveler şeri hukukla belirlenmiştir. Bu alanda çalışanlara Humeyni’nin vasiyetnamesini dikkatle okumalarını tavsiye ederim. Humeyni bu hususlardan milim dahi ayrılınmamasını söyler. Humeyni’nin vasiyetnamesi İslam Cumhuriyeti içerisindeki öncü kadrolarda uyulması gereken en önemli hususlardandır.”

‘İran olası saldırıya yanıt verecek ancak ABD bu riski göze alamayacak’

İran’ın olası bir ABD saldırısına yanıt vereceğini ancak Washington’un bu konuda cesur davranamayacağını vurgulayan Biçen, kurulan Kürt ittifakına yönelik olarak ise şunları söyledi:
“İran İslam Cumhuriyeti’nin kitle imha silahları üreteceğini, depolayacağını tahayyül etmek bu sistemin içerisinde mümkün değildir. Batılılar buna inanmayacak çünkü onlar bu meselelere bambaşka teorilerle bakıyor. İran yanıt verecek ama ABD’nin bu riski göze alabileceğini düşünmüyorum. Azdan az çoktan çok gider. Ordularının, deniz kuvvetlerinin neredeyse üçte birini getirdiler. Kaybedecekleri şey de bu kadardır. Onu bir daha oraya getiremeyecekler. İran halkı her devrim anma günlerinde, her önemli olayda Hamaney’in çağrısına icabet ediyor, meydanları dolduruyor. Sivil halkın cephelere koşabilecek durumda insanlar olduğunu unutmamak gerekiyor. Batılılar bunu biliyor. Kürtlere açıklama yaptırttılar şu an ancak ama 1979-1980 arasında İran bunları tecrübe etti. Ancak oradaki PJAK’lılara yazık olacak. Bunu iyi düşünmeleri gerekiyor.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала