- Sputnik Türkiye, 1920
ANKARA FARKI
Türkiye’nin iç ve dış politikasında yaşanan gelişmelerin özel konuklarla birlikte masaya yatırıldığı ve Ankara’nın nabzının tutulduğu İsmet Özçelik’le Ankara Farkı, her salı ve perşembe Radyo Sputnik’te.

Prof. Dr. Nuran Yıldız: III. Dünya Savaşı başladı

Ankara Farkı
Ankara Farkı - Sputnik Türkiye, 1920, 20.02.2026
Abone ol
Prof. Dr. Yıldız, dünyanın artık silahlarla değil algı, bilgi ve duygular üzerinden yönetildiğini belirterek, III. Dünya Savaşı’nın başladığını ve bunun bildiğimiz anlamda bir savaş olmadığını söyledi. Yıldız, tekno milyarderlerden medyaya, ABD’nin askeri yığınağından Epstein dosyasına kadar uzanan sürecin bir psikolojik savaş olduğunu vurguladı.
Küresel siyasette yaşanan gerilimler artık yalnızca askeri çatışmalar, sıcak savaşlar ya da diplomatik restleşmelerle sınırlı değil. Dijital medyanın, bilgi akışının ve görsel bombardımanın merkezde olduğu yeni bir dönemden geçiliyor.
Bu dönemde gerçek, çoğu zaman ekrandan sunulan çerçevenin içine sıkışırken; korku, belirsizlik ve kriz algısı bilinçli biçimde yeniden üretiliyor.
Uzak coğrafyalardaki savaş hazırlıkları, askeri yığınaklar ve yüksek profilli dosyalar yalnızca dış politika başlıkları değil, aynı zamanda küresel ölçekte yürütülen algı ve psikolojik savaşın parçaları olarak öne çıkıyor. Zihinler üzerinden şekillenen bu yeni mücadele düzeni, dünya siyasetini köklü biçimde dönüştürüyor.
Radyo Sputnik’te yayınlanan ‘İsmet Özçelik’le Ankara Farkı’ programının konuğu olan Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuran Yıldız, teknoloji milyarderlerinin bilgi ve gerçeklik üzerindeki etkisinden ABD’nin askeri yığınağına, Orta Doğu merkezli gerilimlerden Epstein dosyasına kadar uzanan süreci, küresel algı yönetimi, psikolojik savaş ve yeni soğuk savaş dinamikleri bağlamında ele aldı. Pof. Dr. Yıldız, şunları söyledi:

‘Gündem tekno milyarderlerin kontrolünde’

Prof. Dr. Nuran Yıldız, dijital medyayla birlikte bilgi ve gerçeklik üretiminin büyük ölçüde tekno milyarderlerin kontrolüne geçtiğini vurguladı. Elon Musk örneği üzerinden, neyi göreceğimizi ve ne hakkında düşüneceğimizi belirleyen çerçevenin bu güç odakları yerine tekno milyarderler tarafından çizildiğini söyleyen Yıldız, şunları kaydetti:

“Bugün geldiğimiz nokta önceki dönemlerde göre daha ürkütücü. Bugün işin içerisinde sadece geleneksel medya yok, dijital medya da var. Yani yalnızca sosyal medyadan değil, dijital ortamdan yayın yapan her şeyden bahsediyorum. Geçen haftalarda dünyanın en zenginleri listesi yayınlandı. Bu listede ilk onun sekizi teknoloji dünyasının isimlerinden oluşuyordu. Birinci sırada Elon Musk vardı ve ikinciyle arasında katlarca da fark vardı. Dolayısıyla bu gücün sahibi kimlerse, gerçeğin ne olduğunu, içeriğin ne olduğunu onlar belirler demek. Yani siz dünyayı onların size sunduğu çerçeveden görebilirsiniz. Bu çerçeve, pencere elinizdeki telefonlardır, baktığınız her tür ekrandır ve o ekran çerçevesinin içerisinde neyi görmeniz, ne hakkında düşünmeniz gerektiğini belirleyen yapı bu tekno milyarderler tarafından belirlenir. Zaten esas üzerinde durulması gereken mesele bu.”

‘Savaş normalleştiriliyor’

Savaş hazırlıklarının özellikle ekranlar üzerinden bilinçli biçimde sergilenerek algı yönetimi yapıldığını ve savaşın ‘olağan’ bir durum gibi sunulduğunu dile getiren Prof. Dr. Yıldız, ABD ve Pentagon’un askeri yığınağı ‘görsel şova’ dönüştürmesinin, insan zihninde savaşı normalleştirdiğini vurguladı:

“Amerika Birleşik Devletleri ya da Pentagon diyelim; İran'a saldırı için yığınak yaparken sadece yığınak yapmakla kalmıyor, bunu gösteriyor. Yani o ekranın içerisinde neyi görmeniz gerekiyorsa bunu gösteriyor. Hatta bunu çok yakın plandan yapıyor. Yani o ekranın içerisinde neyi görmenizi istiyorsa onu gösteriyor. çerçeveden bakan izleyiciye sanki oradaymış, tanık olmuş hissi veriyor. Uçak gemisinin içerisindeki hayat tarzı bile servis edildi. Bir yerlerden bulmadık, doğrudan servis edildi. Servis edilmesi ne demek? ‘Ben bu görüntüyü görmeni sağlayarak bir şey yapmak istiyorum’ demek. Gerçeği bozuyorlar. Çerçevelerden, ekranlardan göstererek gerçeği nasıl bozarsın? Hiçbir sıradan insan bir donanmaya ait, hele de Pentagon'a ait bir savaş gemisinin içine giremez, o kadar yakından bakamaz, oradaki yaşam şekline tanıklık edemez. Bunu sağlayarak bile sizinle gerçek arasına bir mesafe koyuyorlar. Sizin orada olma ihtimaliniz gerçekte yok ama varmışsınız hissi oluşturuyor. Bu ‘mış gibi’ hissi çok önemli. Ya da önemli bir savaş silahını o kadar yakın plandan gösteriyor ki; mesela bir rokete kamerayla öyle bir yaklaşıyor ki normalleşiyor. Bu devasa bir psikolojik savaş ve devasa bir algı yönetimi; Mesela İran'ı vurmaktan bahsediyor. Bir ülkeyi vurmaktan bahsetmeniz ne demek? O ülkede veya çevresinde ölebilecek insanları yok saymak demek. O ülke bir cansız varlık, sınırları olan bir toprak parçası gibi düşünüyorsunuz. Bu, savaşı normalleştiriyor. Yani bunu o kadar uzun süredir yapıyor ki günün sonunda gerçekten herhangi bir ülke vurulduğunda siz zaten günlerdir o ekranın içinden o meseleye tanık olduğunuz için o şoku yaşamıyorsunuz. Yani bu, anormal olması gereken savaş kavramını insan zihninde normalleştiriyor.”

‘Uzak kriz alanları içerideki sorunları örtmenin en etkili yolu’

Prof. Dr. Yıldız, ABD’nin askeri yığınağı yalnızca askeri hamle olarak değil, iç politikadaki sıkışmaları örtmek ve bütçe payını artırmak için kullanılan bir algı aracı olarak değerlendirdi. Uzak coğrafyalardaki krizlerin görünür kılınarak kamuoyunun dikkatinin dağıtıldığını, bu nedenle çatışmaların özellikle Orta Doğu gibi ‘uzak’ alanlarda tercih edildiğini ifade eden Yıldız, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kimin gerçeğinden bakıyoruz meselesi önemli. Bu, bu işin en önemli yanlarından biri. Bir yandan algıyı yönetiyorsunuz. Amerika Birleşik Devletleri'nin donanmayı yığmasının iki önemli nedeni var demiştim. Birincisi, bu algıyı yönetmek için görüntü bombardımanı, güç gösterisi. İkincisi de bütçe meselesi. ‘Amerika bu kadar masraf yapmak istemez’ gibi analizlere de tanık oluyoruz. Tam tersine, Amerika, özellikle Pentagon, bütçeden daha fazla pay almak için çok daha fazla harcama yapıyor görünmek ister. Bu kadar yığınak yapmak bütçe payını arttırıcı bir unsurdur. ABD halkından bakarsak, Amerikan halkı iki duruma sahip. Bir, dünyadan haberi yok, zaten kendi hayatını sürdürüyor. İki, çocukları uzak ülkelerde ölsün istemiyor. Bu Vietnam sendromu dediğimiz şey. Peki Amerika o zaman bunu neden böyle yapıyor? Çünkü kendi ülkende bir takım önemli meseleler varsa, gündemi meşgul etmek için uzak ülkelerdeki meselelere ihtiyacın var. Yani bir dikkat dağıtmaya ihtiyacın var. O iç politikadaki sıkışmalar vs. Yani bir gördüğümüz dünya var, bir de gerçek dünya var.

ABD sadece yığınak yapmakla kalmıyor, bu yığınağı da gösteriyor. Bunun ustası. Nasıl ustası? Mutlaka savaşı ya da krizi uzak ülkede çıkarıyorlar. Bu çok önemli bir veridir. Mesela Venezuela yakındı, Venezuela'da savaş çıkmadı. Maduro'yu ve eşini aldılar, kriz şimdilik ‘paketlendi’. Orada savaş çıkmadı. Önemli olan bu. Çünkü uzak ülkelerde savaşı tercih ediyorlar. O yüzden Orta Doğu bu açıdan sadece değerli değil cazip bir alan.”

‘Eskiden benzerler aynı gemideydi, şimdi herkes’

Dünyada fiili çatışmalardan önce algı savaşının yürütüldüğünü ve küresel siyasetin yeniden soğuk savaş iklimine girdiğini söyleyen Prof. Dr. Yıldız, savaşların artık sahada değil, önce algı masasında tasarlanıp hayata geçirildiği görüşünde:

“Şu anda iki savaşı iç içe yaşıyoruz. Birisi psikolojik savaş, diğeri soğuk savaş. Soğuk savaşta iki ayrı kutup var ve bunların uydu ülkeleri vardı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan, Berlin duvarının yıkılışıyla biten o arada savaşın kendisi yoksa bile kokusu vardı. Ama silahlanma üzerinden. Bugün savaşın hayaleti var ve savaşın görünen bir karşı tarafı yok. Çok ilginç. Yani bir tarafta Amerika Birleşik Devletleri var; Venezuela'dan, Ukrayna'dan, şimdilerde İran'dan söz ediyor, Grönland… bir satranç tahtasını düşünün; bütün bunlar üzerindeki piyonlar, piyadeler. Burada ilginç olan şu, eskiden hep Orta Doğu merkezde olurdu. Şimdi dünyanın en konforlu, en rahat, en mutlu ülkeler sıralamasında birinci olan Danimarka silahlanma konusunu konuşmaya başladı. ‘Herkes aynı gemide’ diye bir masal vardı, doğruydu. Ama benzerler aynı gemideydi. Şimdi benzemezler de aynı gemide.

Eğer bir savaş ya da bir kriz çıkacaksa, iki masa kurulur. Bir, doğrudan sahaya dair savaş masası, karadan, havadan, denizden ve bunu planlarsınız. Bir de bunun algı yönetiminin masası vardır. Burada geleneksel akıl, yani 20. Yüzyılda kalmış olan ama hâlâ 21. Yüzyılda var olduğunu zanneden insan aklı, önce sahadaki savaşın organize edildiği, sonra bunun algısının yönetileceği masaya geçildiğini düşünüyor. Halbuki böyle değil. 21. Yüzyıl birçok bilgiyi çöpe atan bir yüzyıl. Özellikle bilgi dünyasında, bilim dünyasında, gerçekler dünyasında vs. Biz aslında 21. Yüzyılın yeni bilgisine adapte olamıyoruz ama olmak zorundayız. Bu yeni bilgideki gerçek şu; Artık önce algı masasında savaş tasarlanıyor, saha algıya göre düzenleniyor. Algı masasının plan ve stratejilerine göre saha organize oluyor. Her şey ters yüz oldu.”

‘ABD’nin esas derdi İran’ı kontrol etmek’

Prof. Dr. Yıldız, ABD’nin İran’a yönelik politikasının temel amacının insani gerekçeler değil, kontrol edilebilir bir rejim oluşturmak olduğunu söyledi. Prof. Dr. Yıldız, İran üzerinden yürüyen sürecin fiili savaştan önce başlayan, bitmeyen bir algı ve iletişim savaşı olduğunu; bilginin de bu yeni dönemin en güçlü aracı haline geldiğini kaydetti:

“En önemli konu aslında kontrol edilebilir bir rejim isteniyor. O ülkedeki insanların başına ne geldiğiyle ilgilenilmiyor. Afganistan'da da ilgilenilmedi, Irak'ta da ilgilenilmedi. Ukrayna'da da ilgilenilmiyor zaten. Dolayısıyla insanların başına ne geldiği konusu güzel bir ambalaj oluyor. Bir psikolojik savaş, bir de soğuk savaş var. Bu soğuk savaşın diğer tarafı nerede? Önce bunu sormak lazım. Herkes biliyor ki bu soğuk savaşın diğer tarafı Çin. Ama Çin sahaya gelmiyor. İlginç zamanlardan geçiyoruz. Bir soğuk savaş var, bir psikolojik savaş var. Psikolojik savaş dediğiniz şey şudur; savaş başlamadan başlayan savaştır. Yani aslında İran'da savaş çok uzun bir süre önce başladı. Yeni zamanların savaşının iki önemli özelliği vardır: Bunlardan birincisi ve bence en önemlisi; bu savaşlar bitmez, sürüncemede kalır. İkincisi de savaş görünür başlangıcından çok daha önce başlar. Üçüncü Dünya Savaşı’nın başladığını düşünüyorum. Sadece bildiğimiz savaşlara benzemiyor. Bildiğimiz savaşlara benzer bir üçüncü dünya savaşını bekleyenler aslında o 20. Yüzyılın ‘çöpü boyladı’ dediğim bilgisinden hareket ediyor.

İran'da savaş başladı ve bu bir iletişim savaşı ve insanlar ‘bilgi önemini kaybetti, artık arama motorları var, istediğin bilgiyi orada buluyorsun’ diyorlar. Hayır, öyle bir şey yok. Bilgi tam tersine en güçlü, en önemli olduğu döneme girdi ve bilgiye sahip olanlar dünyayı yönetecek olanlar. Şu anda da zaten bilgiye sahip olanların bu bilgiyi nasıl paylaştıracağının, bilgi denen gücün kimin elinde olacağının savaşı. Gündelik hayatta, eğitim sisteminde ‘bilgi artık o kadar önemli değil’ denen şey de bu yeni dünyanın inanmamızı istediği masallardan biri. Tam tersine bilenlerle bilmeyenlerin çok net bir şekilde ayrılacağı bir zaman dilimindeyiz.”

‘Epstein dosyası dünyayı yeniden tasarlama dosyası’

Prof. Dr. Nuran Yıldız, Jeffrey Epstein dosyasını bir adli süreçten çok, korku ve tehdit üzerinden işleyen küresel bir algı ve psikolojik savaş aracı olarak değerlendirdi. Dosyanın seçici ifşalarla hedeflenen aktörleri hizaya getirmeyi ve dünya siyasetinde yeni bir güç dengesi tasarlamayı amaçladığını söyleyen Yıldız, şöyle konuştu:

“Epstein dosyası algı savaşının en önemli dosyalarından biri. İran ile ilgili meseleler bir dosya ama Epstein de geri planda işleyen bir başka algı dosyası. Epstein’in öldüğü söyleniyor. Yani cismen olmayan biri üzerinden onun suçlarını tartışıyoruz. Kimi cezalandıracağız? Yani böyle bir teatral duruma dönüştü. İçeriği vahşet, kötülük ve bunu bilerek yayarak dünya yeniden tasarlanıyor. Epstein dosyasında altı milyon belgeden bahsediliyor. Henüz üç milyonu açıklandı. Önce açıklıyorlar, sonra birileri itiraz etti diye geri çekiyorlar. Üstünde bazı isimler kapalı, bazı isimler açık. Köpek düdüğü yöntemi uyguluyorlar. O düdüğü kullandığınız zaman çevrede bir köpek varsa sadece o köpeği korkutup kaçırıyor, insanlar duymuyor. Doğrudan hedef kitleyi baz alarak yayınlıyorlar. Yani belirli hedef kitleleri var. Suç mahalli ABD olduğu halde istifaların çoğu İngiltere’de gerçekleşmeye başladı. Bu bile bize şunu düşündürmesi lazım; acaba İngiltere’ye ne demek istiyor? Özellikle Gazze konusunda bir kırılma ya da Orta Doğu konusunda bir anlaşmazlık ya da Avrupa üzerinde birtakım meseleler…

‘Sihirbazlar Çetesi’ filmi çok güzel bir sözle başlar. ’Gerçeğe ne kadar yakından bakarsan o kadar az şey görürsün’ Bu çok önemlidir, devam eder: ‘Eğer bir sihirbaz size ‘gerçek burada’ diyorsa aslında gerçek başka bir yerdedir.” Bu Epstein dosyası da öyle. Bebekleri yedikleri duruma kadar bizi o kadar fazla iğrenç ayrıntıya götürüyor ki… Korkuyu üreterek dünyayı yönetmek… Yıllardır süren bir dosya, belgelerin varsa o zaman artık cezaları da görmemiz gerekiyor.”

‘ABD’nin yaptığı yığınak sadece İran’ı kontrol etmek değil, çevreye de mesaj verme amaçlı’

Prof. Dr. Yıldız, ABD’nin İran’a yönelik askeri yığınağının yalnızca İran’ı kontrol etmeyi değil, bölge ülkelerine mesaj vermeyi amaçladığını söyledi. Dünyanın artık ideolojilerle değil, korku ve haz gibi duygularla yönetildiğini; bu tür askeri yığınakların kendisinin mesaj olduğunu vurguladı:
“Dünya artık ideolojilerle yönetilen bir yer değil. Dünya duygular yönetilerek yönetilen bir yer. Bu duyguların da en baskını korku ve haz. Yani insanın doğuştan gelen ya da tarih boyu insan olarak yeryüzünde olduğu günden bu yana insanın temel iki hayatta kalma güdüsü olan korkma; türünü hayatta tutmak için ve haz alma; türünü sürdürebilmek için. Buna ‘duygulanım toplumları’ deniyor ve bu konu yeni yeni çalışılmaya başladı. İran'a o yığınakları yapmak, korkuyu bölge ülkelerine de yaymak açısından bir gösteri. Oradaki hedef sadece İran değil, ‘bizi dinlemeyen herkes’ diyor."

‘Ulusal medya savunma sanayi kadar önemli’

Ulusal medyanın yalnızca bir iletişim alanı değil, savunma sanayi kadar kritik bir güvenlik unsuru haline geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Yıldız, “Ulusal medya çok önemli. Çünkü dijital dünyanın içinde ya da geleneksel medyanın içinde baktığınızda haber akışı ve içerik hep Batı’dan Doğu’ya doğru geliyor. Doğu’da olan her şey çok kötü ve yakıştırmalar korkunç. İyi hiçbir şey yok. Doğu’dan Batı’ya hep negatif haber. Batı’da olan şeylere ilişkin haberler ise çok pozitif oluyor. Dijital vatan diye bir kavram var. Bir ülkenin ulusal medyasının olması artık o ülkenin varlığı ile de ilgili bir temel mesele. Çok önemli bir güvenlik konusu. Aynen savunma sanayi gibi bir ülkenin ulusal medyasının ayakta kalması, reklam gelirlerinin bu tekno milyarderlere akmasının önlenmesi ve ulusal medyanın ayakta kalmasını sağlayacak bu reklam pastasından pay almasını da sağlayacak düzenlemelere öncelik verilmesi gerekiyor. Çünkü dünya doğrudan coğrafi sınırlar üzerinden değil, zihinler üzerinden fethedilen bir yere dönüştü” dedi.
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала