‘Avrupa Birliği’nin çözülmesiyle Fransa-Almanya birlikteliği de zayıflıyor’

© Sputnik
Abone ol
Gazeteci Tunç Akkoç’a göre ABD’nin öne çıktığı Münih Güvenlik Konferansı ile Avrupa Birliği arasındaki çözülme daha net görülür hale geldi. Akkoç, bu çözülmenin Almanya-Fransa birlikteliğini de zayıflatacağı görüşünde.
Münih Güvenlik Konferansı, Avrupa’nın kendi iç dinamiklerindeki sarsıntıların ve ABD eksenli yeni güç dengelerinin gölgesinde geçti. Washington’dan özellikle Marco Rubio’dan yapılan açıklamaların merkezde olduğu konferansta, Avrupa’nın geleneksel aktörlerinin silik kalması ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in ‘uluslararası düzenin yıkılma sürecine girdiği’ yönündeki çarpıcı çıkışı, küresel sistemdeki kırılmanın boyutlarını gözler önüne seriyor.
Ekonomik krizin eşiğindeki Almanya, ordusunu güçlendirmek adına borç yükü altına girerek militarizmi yükseltirken Fransa ile arasındaki makası da açıyor. Paris’in stratejik özerklik ve Çin ile daha dengeli bir iş birliği arayışına karşın, Berlin’in Washington’a olan bağımlılığı ve Transatlantik ittifakını koruma çabası, iki ülke arasındaki gerilimi artıran adımlar olarak okunuyor.
Münih Güvenlik Konferansı sonrası Almanya’nın konumu ve Fransa ile kırılgan ilişkileri gazeteci Tunç Akkoç ile konuştuk.
‘Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupa yerine ABD’nin nabzı tutuluyor’
Konferansta Avrupa’nın değil de ABD’nin tutumunun öne çıktığını belirten Akkoç, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in uluslararası düzenin yıkılma sürecine girdiğini ve buna karşılık yaptığı militarizasyon vurgulu çıkışa da dikkat çekti. Akkoç’a göre Avrupa Birliği’nin iki önemli ülkesi Almanya ve Fransa arasında söylem farkı var:
“Münih Güvenlik Konferansı’ndan birkaç gün önce Berlin’deydim. Orada uzmanlarla, yetkililerle görüştüm. On yıllardır var bu konferans ancak son yıllarda uluslararası bir etkinliğe dönüştü. Münih’te eskiden Avrupa’nın nabzı tutulurdu. Birkaç yıldır bu durum değişti. Artık ABD’li yetkililerin ne söyleyeceği konuşuluyor. Basında da bu manşetler vardı. Odak Marco Rubio’daydı. Avrupalı yetkililer çok farklı, sıradışı bir şey söylemediler. Friedrich Merz’in açılış konuşması da önemli. Merz, açılış konuşmasında belli bir retoriği tekrarladı. Merz’in açıklamalarında bir husus ilginç. ‘Uluslararası düzen yıkılma sürecine girmiş durumda’ açıklaması basında yer buldu. Bu söylemin bir yanı da Almanya’nın modern tarihinde en önemli yönelimlerinden birine girmiş durumda olması. Bunun parametrelerinden bir tanesi militarizasyon. Ülke ekonomik olarak da toplumsal olarak da askerileşme yoluna girdi. Merz’in ‘uluslararası düzenin yıkılma sürecine girdiğini’ söylemesi ve ‘Biz Avrupa’nın en güçlü ordusunu inşa edeceğiz’ demesi ilginç. Bunun öne çıkarılması gerekiyor. Merz, ‘Uluslararası düzen yıkılma sürecine girmiş durumda, biz ayakta kalmak için ordumuzu ve savunma sanayimizi güçlendireceğiz’ demiş oldu. Ayrıca Fransa ile Almanya’nın söylemleri arasında fark var. Alman yetkililer hala Kaliforniya Valisi ile görüşüyor. Almanya’da ‘Trump’ın üç yılı kaldı, Transatlantik İttifakı devam eder’ söylemi güçlü. Macron ise Avrupa’nın özerkliğini, Avrupa ülkelerinin güçlü olmasını vurgulamış oldu. Öte yandan İngiltere Başbakanı Starmer, Merz ve Macron görüntü verirken Macron’un Merz’e elini uzattığı ancak Merz’in oralı olmadığı görüntü gündem oldu. Bu sosyal medyada Fransa-Almanya arasında gerilim olduğu yönünde yorumlandı.”
‘Almanya’da radikal bir çöküş var’
Akkoç’a göre Almanya, ekonomik çöküş ve kutuplaşmanın eşiğinde. Alman halkının büyük çoğunluğunun ekonomideki gidişattan rahatsız olduğunu belirten Akkoç, militarizasyona yapılan harcamaların ülkeyi borç batağına sürüklediğini söylüyor:
“Almanya’da iki semptom var. Birincisi Almanya’daki ekonomik çöküş. Fransa’da ve diğer Avrupa ülkelerinde olmadığı kadar sert ve radikal bir çöküş var. Almanya kendi derdine düşmüş durumda. Rubio’nun kolonyalist vurgular kısmında değiller. İkinci semptom ise bir kutuplaşma ve bölünme olması. Toplum, kamuoyu ve siyaset bölünmüş durumda. Alman ekonomisinin lokomotifi otomotiv sektörüdür. Bu sektördeki şirketlerin yüzde 72’si Almanya’daki yatırımı azaltmayı planlıyor. Bu çok büyük bir şey. Otomotiv sektöründeki firmalar işten çıkartmalar yaptı. Algı anlamında da ilk defa son on yıllarca Almanya’da bir durum ortaya çıktı. Birkaç on yılda toplumun kaygı duyduğu birinci konu ya göç meselesi ya da iklim değişikliğiydi. Ancak bugün toplumun yüzde 62’si Almanya’daki ekonomik durumu olumsuz olarak değerlendirip birinci sorun olarak görüyor. Bunlar kırılmaya işaret ediyor. Enerji konusu da çok tartışılıyor. Rusya’dan Almanya’nın enerji almaması ve kendi bacağına sıkması çok gündem oldu. Almanya, Çin’den LNG gazı aldı ve bu gündem oldu. Almanya’nın gaz depolarının yüzde 24’ü dolu durumda. Bunlar sıfıra inmiyor ancak enerji meselesi bu kadar riskli bir duruma geldi. Almanya son 50 yılda olmadığı kadar olağanüstü bir borçlanma içine girdi. Ordusunu güçlendirmek için 150 milyar dolar borçlandı. İktisatçılar ‘Bugün borçlandın da yarın bunun acısı çıkacak’ yorumlarını yapıyor. Veronika Grimm isimli iktisatçı ‘2029 yılında durum böyle giderse devlet gelirlerinin tamamı sosyal giderlere, savunma harcamalarına ve faize gidecek’ diyor. Eğitim, kültür, altyapıya kaynak ayrılamayacağını söylüyor.”
‘Almanya, ABD ile tartışmaya girecek durumda değil’
Akkoç, ABD’ye alternatif arayan Almanya’nın Washington ile yapısal sorunları gündeme getirebilecek güçte olmadığı görüşünde. Akkoç, Almanya’daki AfD ve BSW partilerinin oy oranlarının yükselişe dikkat çekerek toplumsal ayrışmaya vurgu yaptı:
“Almanya çok korkarak konuşuyor. Ufak tefek eleştiriler yapıyorlar ve ‘Transatlantik ilişkileri yıkmayalım’ minvalinde konuşuyorlar. ‘Neden kolonyalistsiniz?’ eleştirisi yer almadı. Merz’in Çin’e gideceği açıklandı. En son Hindistan’daydı ve sonrasında Körfez’e gitmişti. Almanya’nın Çin ile bile ekonomik ilişkilerini bozma riski yok. Çok kırılgan. Dolayısıyla Almanya bunun derdine düşmüşken Amerika ile yapısal konularda tartışmalara girecek durumu yok. Almanya’da ana akım medya Amerikan etkisi altında ve çoğunun yönetim kurulunda Amerikalı kurum ve kuruluşların yetkilileri oturur. Son birkaç yılda savunma sanayi de palazlanıyor. Bir tarafta bunu destekleyen kesimler var. Diğer tarafta da hükümet politikalarını eleştiren insanlar, alternatif medya ve toplum kesimleri var. Ukrayna meselesi de eleştiriliyor. Hemen her konuda hükümetin söylediğini eleştiren bir çevre oluştu. Bu siyaseten de AfD ve BSW halinde kendisini gösteriyor. Bunların toplamı yüzde 40-50’ye ulaşıyor. Almanya; kamuoyu, toplumsal çevre ve siyaset bölünmüş durumda. Alternatif medya kuruluşları sert ve yumuşak eleştiriler yöneltiyor. Bu birazcık derinden gidiyor. Büyük bir halk hareketi durumu yok ancak bu kendisini yakın zamanda başka şekilde gösterecektir diye düşünüyorum.”
‘Almanya ile Fransa Çin konusunda dahi ayrılıyor’
Avrupa Birliği’nin lokomotif iki ülkesi Almanya ve Fransa’nın pek çok konuda ayrışmaya gittiğini belirten Akkoç, iki ülkenin ‘ayrı başları çekeceği’ görüşünde:
“Avrupa Birliği’nin çözüldüğü ayan beyan ortada. Bu koşullarda Fransa-Almanya birlikteliği de zayıflıyor. Bunun tarihsel koşulları var. Macron son olarak Çin’deydi. Orada verdiği mesajlar çok çarpıcıydı. Merz de ay sonunda gidecek. Merz’in tonu daha düşük vurgular yapacağını düşünüyorum. Macron, ‘Çin Avrupa’da daha fazla yatırım yapmalı’ dedi. Bu noktada bile ayrılıyorlar. Almanya çok hassas ve kaygılı. Çin’e bağımlı olmak istemiyorlar. Çin ile nasıl ilişki kurdukları önemli. Fransa tarihindeki Charles de Gaulle geleneği kök saldı. Ancak Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika’ya olağanüstü bir bağımlılığı oldu. Bunu aşmaları pek mümkün değil. Fransa’da Jean-Luc Melenchon gibi bir figür var ve daha eleştireller. Fransa’nın toplumsal dinamikleri de Almanya’dan farklı. Gerek jeopolitik dengeler gerek küresel gelişmeler bakımından Fransa ve Almanya muhtemelen yavaş yavaş ayrı başları çekeceklerdir diye düşünüyorum.”

