‘Devrim yaşanmasaydı Epstein’ın merkezi Küba olacaktı’

© Sputnik
Abone ol
Gazeteci Çağlar Tekin’e göre Epstein benzeri bir cinsel istismar ve şantaj ağı merkezi olması hedeflenen Küba, bundan devrim sayesinde kurtuldu. Tekin; Küba’nın, ABD yaptırımlara karşı kendince bir dizi önlem aldığı ve güneş enerjisi panelleri başta olmak üzere bunu her geçen gün geliştirdiği görüşünde.
Washington’ın Latin Amerika’yı yeniden bir ‘arka bahçe’ ve sömürge sahası olarak dizayn etme iştahı, bugün Küba üzerinden yürütülen sistemli bir ambargo operasyonuyla somutlaşıyor.
ABD tarihindeki baskı çıtasını yükselten Donald Trump, özellikle Küba’da sağlıktan enerjiye, gıdadan turizme uzanan tüm zincirlere darbe vuruyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana en ağır ekonomik sınavını veren Havana yönetimi, rejimin temel değerlerinden taviz vermeden bu diplomatik ve ekonomik ablukayı kırmanın yollarını ararken dünya, Küba başta olmak üzere Latin Amerika’nın nefessiz bırakılmasını izliyor.
Donald Trump’ın boğmaya çalıştığı Küba ve Latin Amerika’yı köşeye sıkıştırma hamlelerini gazeteci Çağlar Tekin ile konuştuk.
‘Küba’ya Epstein adasına benzer bir yaşam dayatıldı’
ABD’nin tüm Latin Amerika’ya baskı ve ambargo uyguladığını belirten ancak Küba’ya ayrı bir parantez açan Tekin, ülkede Epstein benzeri bir istismar ağı kurmanın hedeflendiğini söyledi. Tekin’e göre tarihi boyunca Latin Amerika’ya baskı uygulayan ABD, Trump yönetimi ile el yükseltti:
“Bu sürecin sadece seyircisi değiliz. Latin Amerika’da yaşanan her gelişme Türkiye gibi ülkelere dönüşle geliyor. Burada bir sömürgeleştirme, köleleştirme operasyonu var. Özellikle Küba’ya yapılan hamleler bu yönde. Meksika, Kolombiya, Nikaragua’ya ilişkin de baskılar var ancak en büyük öfkeyi Küba çekiyor. Eğer Küba’da bir devrim görmemiş olsaydık Epstein’ın merkezi Küba olacaktı. Küba’ya böyle bir yaşam dayatılmıştı. Küba devrime kadar otellerin, fuhuşun olduğu bir ülkeydi. Devrimle beraber daha insani biçimde yaşanabilir bir ülke haline geldi. ABD tekrar böyle bir yapı kurmak istiyor. ABD, Küba’yı 70 yıla varan ambargolar bütününün sonucunda istediği kıvama getiremedi. ABD’de 2000’li yılların başlangıcında mevcut ambargo uygulamalarının Küba’yı istedikleri seviyeye getirmeye yetmediği yönünde bir tartışma vardı. Bu adım ‘yeni dönüşüm’ dedikleri dönemin başlanıcı gibi gözüküyor. Trump bu haydutluğun sembolü haline gelmiş durumda.”
‘Küba, Sovyetler’in çözülüşü sonrası yaşadığı sıkıntıya benzer bir durum içinde’
Tekin, Küba’ya uygulanan bu denli bir baskının Sovyetler Birliği çözülüşünde yaşandığını hatırlattı. Tekin, Rusya ve Çin’den ambargoyu delmeye dönük yapılan açıklamaların Küba’yı bir nebze de olsa rahatlatabileceği görüşünde:
“Küba’nın dünyayla bağını kestikleri bir atmosfer yaratmaya çalışıyorlar. Küba yönetimi buna yabancı değil. Ülkenin ekonomisinin şekillendirilmesi bunu göze alarak yapılmış bir durumdaydı. Yani ağırlıklı olarak insan niteliğinin yükseltilmesi üzerine kuruluydu. Ancak bunu ne kadar yükseltirseniz yükseltin enerjiye vs de ihtiyaç oluyor. Küba’nın özellikle 2010 yılından sonraki istatistikleri ikinci bir krizin geldiğini işaret ediyordu. Bu dönemde ülkenin yüzde 1-2 seviyesinde olan güneş enerjisiyle beslenme kriterlerinde değişikliğe giderek bunu yüzde 10’a çektiler. Küba’dan yapılan açıklamalarda kırsal noktalara elektriğin hiç gönderilemediği ve buradaki hanelere güneş panellerinin yerleştirildiği söyleniyor. Ancak bu bir çözüm değil. Güneş 24 saattir tepede durmuyor ve akü sistemlerinde sıkıntılar var. Bunların da dışardan tedarik edilmesi gerekiyor. Küba’nın büyük çoğunluğu elektriğe erişiyor ancak akşam saatlerinde elektriğin kalmadığı bir atmosfere geçilmiş durumda. Mevcut elektriği de hanelere dağıtmak yerinde sağlık hizmetlerinin verildiği, sanayinin çalıştırıldığı kimi noktalara aktarmaya çalışıyorlar. Küba benzer bir sıkıntıyı Sovyetler Birliği çözüldüğünde yaşamıştı. Sovyetler Birliği’nin olmadığı bir dünyada ABD ambargoları hakim olmuş ve Küba elektriğe erişememişti. Şu anda da buna benzer bir süreç var. Rusya ve Çin’den gelen açıklamalar bunun delinmeye çalışılacağı yönünde. Bu gerçekleşirse Küba iyi bir soluk alır ancak olmadığı sürece Küba’nın akaryakıt anlamında içine düştüğü durumdan çıkma şansı yok.”
‘ABD’nin elektrik ambargosuna karşı çalışma saatleri düşürüldü ve okullar kapatıldı’
Küba’nın, ABD’nin elektrik başta olmak üzere uyguladığı ambargolara karşı çalışma saatlerini düşürmek ve okulları kapatmak zorunda kaldığını ifade eden Tekin, bu baskının dış destek olmadan kırılamayacağını belirtiyor:
“Trump yaptırımlar getirdi ancak bu yaptırımlar Trump’ın ilk döneminde de başlamıştı. Sadece ilk döneminde Küba’ya 250 yaptırım uyguluyordu. Buradan çıkmak için hamleler yapmaya çalıştılar ancak elektrik alanında başarı sağlanamadı. Meksika, Küba’ya destek anlamında bir dizi girişimde bulunmaya çalışıyor. Meksika lideri ‘Adayı yok olmaya terk edemezsiniz’ dedi. Bunun üzerinden diplomatik adımlarla Küba’ya petrol göndermeye devam edeceklerini söylüyorlar. Bu konuda elde edilmiş bir başarı yok ancak denemelerde bulunuldu. Elektrik Küba’nın birincil sorunu ve buna doğrudan bir çözüm bulma şansı dış destek ablukayı kırmadığı sürece yok. Gün içerisinde elektriği evlerden ziyade sanayiye aktarmak dışında yapabilecekleri pek bir şey yok. Günlük mesai saatlerini kısalttılar. Şu an için üniversiteler ve okullar kapatıldı. Çocukların taşınması gerek ve otobüslerin çalışabileceği bir akaryakıta ihtiyaç var.”
‘Ambargolarda Küba’nın ‘terörü destekleyen devletler’ listesine alınması da etkili’
Tekin’e göre Küba’yı ‘terörü destekleyen devletler’ listesine alan ABD, ülkeyi her anlamda bir kıskaca soktu. Bu durumun sağlık sektörünü de etkilediğini belirten Tekin, pek çok hastanın ilaca erişemediğini şu sözlerle dile getiriyor:
“Küba’nın başına örülen çorap tek başına bu değil. ABD’nin, Küba’yı ‘terörü destekleyen devletler’ listesine alması ikincil bir alan yaratıyor. Trump bunu birinci döneminde denemiş, Biden dönemi bitmeden hemen önce buradan Küba’yı çıkartmıştı ancak Trump tekrar bu listeye Küba’yı hemen dahil etti. ‘Terör destekleyen devletler’ dendiği an Küba’ya giden insanların ABD’ye gitme ihtimali ortadan kalkıyor. Bu da Küba’nın turizm alanını ciddi anlamda sekteye uğratıyor. Küba’nın turizm geliri 2018 yılı verileriyle kıyaslandığında altıda bire kadar düşmüş durumda. Turistlerin bıraktığı para da azaldı. Dışardan gelecek sermaye için Burton Yasası’nın üçüncü maddesinin uygulanması kararı var. Bu karar devrim öncesinde mülkü bulunan insanların mülkleri üzerinden ABD mahkemelerinde dava açabilme haklarını kapsıyor. Böylece Küba’ya yatırım yapıldığında şirketinizin ya da şahsınızın dünyanın başka yerdeki yatırımlarını da cezalandırır hale getirilmiş oluyor. Küba’nın dünyayla bağının kesilmesi sağlığı da etkiliyor. Serebral palsi gibi hastalıklar için çocukların bazı ilaçlara ihtiyacı var. Bunların da ülkeye girişleri engellenmiş oldu. Küba’da 350’ye yakın özel durumu olan çocuklar için eğitim kurumları var. Buraya gelen çocukların hepsi de ilaçlara mahkum ve şu an ilaçlara erişemiyorlar. On binlerce çocuk yürüme hürriyetini de kaybetmiş duruma getiriliyor.”
‘Küba, baskılara rağmen sosyalizmin getirdiği refah sürecini yaşadı’
Tekin’e göre tarihi boyunca baskılara maruz kalan Küba, hala koruduğu refah ve sağlıklı beslenme koşullarına sahip oluşunu sosyalizme borçlu:
“2010’lu yılların başı Küba için muazzam bir dönemdi. Küba’da iktisadi büyüme yaşanıyordu. Bu Küba halkının gözünde ambargoların aşılarak iktisadi iyileşmenin yaşandığı yıllar olarak öne çıktı. ABD’nin Küba’ya ilişkin yeni kararlar alması bu dönemde ortaya çıkmıştı. Mevcut yaptırımlar Küba’nın iktisaden büyümesini önlemiyordu. Yeni yaptırımlar uygulandı. Küba, ‘100 yaşında insanlar ülkesi’ olarak anılıyor. Neden insanlar dünyanın başka yerlerinde 100 yaşının üzerine bu kadar rahat çıkamıyorken Küba’da çıkıyor? Çünkü sosyalizmin getirdiği bir refah dünyası var. Bir insanın haftanın altı-yedi günü 14-15 saat çalışmak zorunda kalmaması, asgari ve insani beslenme koşullarının sağlanması, kültürel imkanlara erişebilmesi muazzam şeyler. Küba bu yaptırımlara rağmen diğer ülkelerle kıyaslanamayacak bir ülke. 11 milyon civarı insan yaşıyor ve 2 bin 500 civarı 100 yaş üzeri insan var. Türkiye gibi ülkelerde bu oranlar çok daha düşük. Baskı dünyasına rağmen önlemler alarak yaşamının bir yolunu buldular.”
‘Küba, Sovyetler’in dağılışına benzemeyen bir sermayeyi ülkeye çekmeyi hedefliyor’
Küba Devlet Başkanı Diaz-Chanel’in, rejimle ilgili tavizler vermemek şartıyla ABD ile görüşebileceğini söyleyen Tekin, ülkenin Sovyetler’in dağılış sürecine benzemeyen bir sermayeyi çekmeyi hedeflediğini ifade ediyor:
“Diaz-Chanel ABD ile iki şeyden taviz vermeden görüşebileceklerini söylüyor. ‘Rejimin içeriğine ilişkin ABD ile herhangi bir şeyi tartışmayız. İki eşit ülke olarak her şeyi konuşmaya açığız’ diyorlar. Bunun pratikte ne anlama geleceği masa kurulduğu zaman ortaya çıkacak. Küba’nın geçmişine bakarak da buradan anlamlar çıkarabiliriz. Geçmişte bunun dışında bir yola çok fazla çıkmış bir ülke değil. Ancak bir yandan Çin’e veya Sovyetler Birliği’nin dağılış sürecine benzemeyen bir sermaye çekme yöntemi geliştirme üzerine kafa yoruyorlar. Tabii bunun için ambargoların kalkması gerek. Şu an kim Küba’ya neden para götürsün? Şu an ükenin bağımsızlığı ve mevcut rejimin temel değerleri tartışmaya kapalı. Bunun dışındaki başlıklarda görüşmeye açıklar ancak bunu Trump’ın umursayacağını sanmıyorum. Trump, Küba içerisinde petrolün bulunamadığı bir girdap yaratıp isyan ortaya çıkarmaya çalışıyor. Küba’da buna ilişkin bir adım yok. Devrime karşı silahlı çatışma yaratan bir grup şu ana kadar olmadı. Zamanında Amerika’ya kaçan Kübalıların Domuzlar Körfezi Çıkarması vardı ancak bunlar eskide kaldı. ABD’nin Küba’nın dünyaya terör yaydığına dair iddiaların kanıtı yok. Buna ek olarak Küba uçaklarının bombalanmasında ABD’de yetişmiş teröristlerin kullanıldığı, CIA’in bunlarla iş birliği yaptığı biliniyor. Küba buna ilişkin bir dizi önlem almış geçmişte ancak olmayan kaynak yaratılamaz elbette.”
‘Küba ile güçlü bir dayanışma ağı kurulamaması liberallikle bağlantılı’
Küba’ya uygulanan ambargolara karşı yükseltilen güçlü bir ses olmadığını söyleyen Tekin, bunu dünyanın ‘aydınsızlaştırılması ve liberalize edilmesine’ bağlıyor:
“Şu an bütünlüklü bir dayanışma kampanyası yok. Kimi ülkelerin Küba ile iletişim kuran kimi dernekleri var. Komünist partilerin çabalarını duyuyoruz ancak bütünlüklü bir hareket yok. Bu dünyanın aydınsızlaştırılması ve liberalize edilmesiyle ilişkili. Liberal aydınlar ucubelik dünyasının içerisinde yaşıyorlar ve ABD’ye karşı konum almaktan uzaklar. Geçmişte aydınlar imza kampanyaları başlatıyordu. Dünyadaki emperyal uygulamalara karşı barış hattı kuruluyordu ancak şu anda buna ilişkin güçlü bir ses duyamıyoruz.”

