https://anlatilaninotesi.com.tr/20260210/rusya-devlet-baskani-putinin-munih-konusmasinin-19uncu-yil-donumu-rusya-icin-degil-tum-dunya-icin-1103400403.html
Rusya Devlet Başkanı Putin'in Münih Konuşması'nın 19. yıl dönümü: 'Sadece Rusya için değil, tüm dünya için bir tehdit'
Rusya Devlet Başkanı Putin'in Münih Konuşması'nın 19. yıl dönümü: 'Sadece Rusya için değil, tüm dünya için bir tehdit'
Sputnik Türkiye
10 Şubat 2007’de Rusya Devlet Başkanı Putin, Münih’te düzenlenen 43. Münih Güvenlik Konferansı'nda önemli bir konuşma yapmıştı. 'Putin’in Münih Konuşması'... 10.02.2026, Sputnik Türkiye
2026-02-10T17:58+0300
2026-02-10T17:58+0300
2026-02-10T17:59+0300
poli̇ti̇ka
vladimir putin
nato
agi̇t
avrupa birliği
rusya
i̇ran
abd
birleşmiş milletler (bm) genel merkezi
jaap de hoop scheffer
https://cdn.img.anlatilaninotesi.com.tr/img/07e6/02/0c/1053778205_0:0:1921:1080_1920x0_80_0_0_559dac6615e169847df5b975758cd8d0.jpg
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin İran'ın nükleer programı, NATO’nun genişlemesi ve BM reformu gibi konularda Moskova’nın pozisyonunu açık bir şekilde dile getirmişti.Putin konuşmasına, "Konferansın formatı, beni aşırı siyasi nezaketten ve dolaylı, hoş ama içi boş diplomatik kalıplar kullanma zorunluluğundan kurtarıyor" cümlesiyle başlamıştı.Putin Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasına, uluslararası güvenliğin tek kutuplu bir modele dayandırılmasını eleştirerek başlamıştı. Bu modelde, tek güç ve karar alma merkezi olarak Amerika Birleşik Devletleri öne çıktığını belirten Putin, bu anlayışın, 'çoğunluğun iktidarı olmakla birlikte azınlığın çıkar ve görüşlerinin de dikkate alınmasını' esas alan demokrasiyle hiçbir ilgisi olmadığının altını çizmişti.Tek bir 'egemen' tarafından gerçekleştirilen tek taraflı ve gayrimeşru eylemlerin 'yeni insani trajedilere', savaşlara, yerel ve bölgesel çatışmaların sayısında artışa yol açtığını dile getiren Putin, uluslararası siyasette tek kutuplu dünya anlayışını dayatma girişimlerinin sonucunda uluslararası ilişkilerde askeri gücün 'hiçbir şeyle sınırlandırılmayan, aşırı ve abartılı' biçimde kullanılmasına yol açtığını; bunun da birçok çatışmanın siyasi yollarla çözülmesini imkansız hâle getirdiğini vurgulamıştı.'Artık kimse kendini güvende hissetmiyor'Putin konuşmasında, mevcut uluslararası hukuk düzeninin kriz içinde olduğunu vurgulayarak, "Artık kimse kendini güvende hissetmiyor, kimse uluslararası hukukun arkasına taş duvar gibi saklanamıyor" cümlesinin altını çizmişti.Uluslararası ilişkilerde hukukun giderek daha az önem kazanmasının nedeninin güç kullanımı yoluyla BM Tüzüğü’nün bypass edilmesini olduğunu vurgulayan Putin, şu cümleleri kaydetmişti:'Müdahalelerin hiçbir katkısı yok'Putin Münih Konuşmasının genel seyri üçüncü ülkelerin başka bağımsız devletlerin işlerine müdahalesine dair kaygılardan ve uyarılarılardan oluşmuştu.Putin konuşmasında, "Neredeyse tek bir devletin -Amerika Birleşik Devletleri’nin- tüm hukuk sistemi, ulusal sınırlarını her alanda aşmıştır. Ekonomi, politika ve insani alanda başkalarına dayatılmaktadır. Bu kimin hoşuna gider ki?” cümlelerini kaydetmişti.Putin konuşmasında özellikle endişelendiği konunun uluslararası ilişkilerde gücün, askeri gücün, aşırı kullanımı olduğunu belirterek bu gücün dünyayı çatışmalar girdabına sürüklediğini dile getirmişti. Rus lider iç işlere müdahale etmenin ve hele güç kullanmanın sorunları çözmediğini, aksine kötüleştirdiğini ve yeni bir boyuta taşıdığını vurgulayarak, “Böylesi bir müdahalenin, gerçekten demokratik devletlerin olgunlaşmasına hiçbir şekilde katkısı olmadığı açıktır. Aksine, onları bağımlı hale getirir ve bunun sonucu olarak siyasi ve ekonomik olarak istikrarsız yapar" demişti.'Batılı ortakların verdiği taahhütler ne oldu?'Rusya lider Putin'in konuşmasında önemli bir yer, Rusya ile NATO arasındaki ilişkilere ayrılmıştı. Putin bilhassa NATO’nun genişleme sürecinin ne ittifakın kendisinin modernizasyonuyla ne de Avrupa’da güvenliğin sağlanmasıyla hiçbir ilgisi olmadığını belirterek şu cümleleri kaydetmişti:Putin dinleyicilere, NATO eski Genel Sekreteri Manfred Wörner’in 17 Mayıs 1990’da Brüksel’de yaptığı konuşmayı hatırlatarak, "Biz NATO birliklerini Federal Almanya’nın dışında konuşlandırmamaya hazır olduğumuz sürece, Sovyetler Birliği’ne sağlam güvenlik garantileri verilmiş olur. Peki bu garantiler nerede?" diye sormuştu.Putin konuşmasında, NATO’nun askeri altyapısının Rus sınırlarına yaklaşması 'küresel tehditlerin, özellikle terörizmin aşılmasıyla' hiçbir şekilde ilgili olmadığını vurgulamıştı.Vladimir Putin ayrıca 1980’lerde SSCB ve ABD’nin orta ve kısa menzilli bir füze sınıfının ortadan kaldırılmasına ilişkin anlaşmayı imzaladıklarını hatırlatarak, "Bu belgeye evrensel bir karakter verilmemişti. Bu nedenle bugün bu tür füzeler birçok ülkenin elinde -Kuzey Kore, Güney Kore, Hindistan, İran, Pakistan ve İsrail- bulunuyor" demişti.'Rusya için değil, tüm dünya için bir tehdit'Konuşmasında Füze Savunma Sistemi’nin kurulmasının sadece Rusya için değil, tüm dünya için bir tehdit olduğuna vurgu yapan Putin, şu cümleleri dile getirmişti:Nükleer teknolojilerin yayılması konusuna da değinen Putin, bazı ülkelerin kitle imha silahlarına sahip olma arzusunun, uluslararası ilişkilerde güç faktörünün hâkimiyetiyle beslendiğini vurgulayarak İran nükleer sorununa akılcı bir çözüm çağrısında bulunmuştu.Putin'in konuşmasında değindiği bir diğer konu, ABD politikalarıyla da bağlantılı olan uzayın militarizasyonu olmuştu. Bu militarizasyonun sonuçlarının 'nükleer çağın başlangıcından daha az etkili olmayabileceğini' belirtmişti.Ayrıca Putin Rusya’nın enerji politikası hakkında bazı açıklamalar yapmıştı Enerji Şartı’ndan 'çok memnun olmadığını' belirterek, Moskova’nın bunu onaylamayı düşünmediğini dile getirmişti. İkinci olarak, enerji fiyatlarının 'piyasa tarafından belirlenmesi gerektiğini, siyasi spekülasyon, ekonomik baskı veya şantaj konusu olmaması gerektiğini' vurgulamış ve aynı zamanda, Rusya’nın enerji alanında işbirliğine açık olduğunu ve yabancı şirketlerin ülkedeki büyük enerji projelerine katıldığını belirtmişti.Putin konuşmasının bu bölümünde şu cümlelerin altını çizmişti:'AGİT, kaba bir araca dönüştürülüyor'Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, uluslararası güvenliğe ilişkin değerlendirmelerinde, askeri gücün kullanılmasına dair kararların yalnızca Birleşmiş Milletler Tüzüğü çerçevesinde alınabileceğini vurgulamıştı.Bazı ülkelerin meşru olarak nitelendirilmesi zor olan askeri operasyonlara katılmaya kolayca razı olduğunu vurgulayan Putin, yine konuşmasında iç çatışmalara, otoriter rejimlerin eylemlerine ve kitlesel imha silahlarının yayılmasına kayıtsız kalmanın mümkün olmadığını aktarmıştı.Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) etrafındaki durumu da eleştiren Putin, konuşmasının bu bölümünde, "AGİT, bir veya birkaç ülkenin diğer ülkelere yönelik dış politika çıkarlarını sağlamak için kaba bir araca dönüştürülmeye çalışılıyor" demişti.Batılı politikacıların tepkisiO dönem konferansta hazır bulunan Batılı politikacılar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in konuşmasını eleştirerek konuşmada yapıcı bir şey görnediklerini ve söz konusu bu konuşmayı Rus liderliğinin siyasi hırslarının yeniden canlanması olarak algılamıştılar. Bazıları, bu konuşmayı Winston Churchill’in Soğuk Savaş'ı ilan ettiği Fulton Konuşması ile karşılaştırmıştılar.ABD Demokrat Parti senatörü Joseph Lieberman, “Putin’in konuşması provokatifti ve büyük ölçüde Soğuk Savaş ruhu taşıyordu” demişti. NATO Genel Sekreteri (2004-2009) Jaap de Hoop Scheffer ise Putin’in ittifakın genişlemesini 'karşılıklı güveni azaltan ciddi bir faktör”' olarak nitelemesinden hayal kırıklığı duyduğunu ifade etmişti.'Yılın en önemli siyasi olayı'Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Vladimir Putin’in Münih Konuşması'nı, uluslararası arenadaki yılın en önemli siyasi olayı olarak nitelendirmişti.Konuşmanın ardından geçen yıllarda, Rusya bölgesel güçten tekrar dünya siyaseti liderlerinden biri haline gelmişti. Uzmanlar, Putin’in Münih’te söylediği birçok şeyin (çifte standartlar, ideolojik saplantılar, blok zihniyeti kalıpları) hala Rusya ile Batı arasındaki ilişkileri zorlaştırdığını vurgulamaya devam ediyorlar.
https://anlatilaninotesi.com.tr/20220212/peskov-putinin-2007-munih-konferansindaki-konusmasi-devrim-niteligindeydi-1053778232.html
rusya
i̇ran
abd
Sputnik Türkiye
feedback.tr@sputniknews.com
+74956456601
MIA „Rossiya Segodnya“
2026
Sputnik Türkiye
feedback.tr@sputniknews.com
+74956456601
MIA „Rossiya Segodnya“
SON HABERLER
tr_TR
Sputnik Türkiye
feedback.tr@sputniknews.com
+74956456601
MIA „Rossiya Segodnya“
https://cdn.img.anlatilaninotesi.com.tr/img/07e6/02/0c/1053778205_0:0:1441:1081_1920x0_80_0_0_4b84d92ce1e1424cf48c57f02f5cbf45.jpgSputnik Türkiye
feedback.tr@sputniknews.com
+74956456601
MIA „Rossiya Segodnya“
vladimir putin, nato, agi̇t, avrupa birliği, rusya, i̇ran, abd, birleşmiş milletler (bm) genel merkezi, jaap de hoop scheffer, abd
vladimir putin, nato, agi̇t, avrupa birliği, rusya, i̇ran, abd, birleşmiş milletler (bm) genel merkezi, jaap de hoop scheffer, abd
Rusya Devlet Başkanı Putin'in Münih Konuşması'nın 19. yıl dönümü: 'Sadece Rusya için değil, tüm dünya için bir tehdit'
17:58 10.02.2026 (güncellendi: 17:59 10.02.2026) 10 Şubat 2007’de Rusya Devlet Başkanı Putin, Münih’te düzenlenen 43. Münih Güvenlik Konferansı'nda önemli bir konuşma yapmıştı. 'Putin’in Münih Konuşması' olarak anılan bu açıklamalar, Rus dış politikasında dönüm noktası olmuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin İran'ın nükleer programı, NATO’nun genişlemesi ve BM reformu gibi konularda Moskova’nın pozisyonunu açık bir şekilde dile getirmişti.
Putin konuşmasına, "Konferansın formatı, beni aşırı siyasi nezaketten ve dolaylı, hoş ama içi boş diplomatik kalıplar kullanma zorunluluğundan kurtarıyor" cümlesiyle başlamıştı.
Putin Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasına, uluslararası güvenliğin tek kutuplu bir modele dayandırılmasını eleştirerek başlamıştı. Bu modelde, tek güç ve karar alma merkezi olarak Amerika Birleşik Devletleri öne çıktığını belirten Putin, bu anlayışın, 'çoğunluğun iktidarı olmakla birlikte azınlığın çıkar ve görüşlerinin de dikkate alınmasını' esas alan demokrasiyle hiçbir ilgisi olmadığının altını çizmişti.
Tek bir 'egemen' tarafından gerçekleştirilen tek taraflı ve gayrimeşru eylemlerin 'yeni insani trajedilere', savaşlara, yerel ve bölgesel çatışmaların sayısında artışa yol açtığını dile getiren Putin, uluslararası siyasette tek kutuplu dünya anlayışını dayatma girişimlerinin sonucunda uluslararası ilişkilerde askeri gücün 'hiçbir şeyle sınırlandırılmayan, aşırı ve abartılı' biçimde kullanılmasına yol açtığını; bunun da birçok çatışmanın siyasi yollarla çözülmesini imkansız hâle getirdiğini vurgulamıştı.
'Artık kimse kendini güvende hissetmiyor'
Putin konuşmasında, mevcut uluslararası hukuk düzeninin kriz içinde olduğunu vurgulayarak, "Artık kimse kendini güvende hissetmiyor, kimse uluslararası hukukun arkasına taş duvar gibi saklanamıyor" cümlesinin altını çizmişti.
Uluslararası ilişkilerde hukukun giderek daha az önem kazanmasının nedeninin güç kullanımı yoluyla BM Tüzüğü’nün bypass edilmesini olduğunu vurgulayan Putin, şu cümleleri kaydetmişti:
BM’yi ne NATO’nun ne de Avrupa Birliği’nin yerine koymak gerekmez. BM, uluslararası toplumun güçlerini gerçekten birleştirdiğinde, uluslararası hukuka gösterilen saygıyı küçümsemeden kurtulduğumuzda durum değişebilir.
'Müdahalelerin hiçbir katkısı yok'
Putin Münih Konuşmasının genel seyri üçüncü ülkelerin başka bağımsız devletlerin işlerine müdahalesine dair kaygılardan ve uyarılarılardan oluşmuştu.
Putin konuşmasında, "Neredeyse tek bir devletin -Amerika Birleşik Devletleri’nin- tüm hukuk sistemi, ulusal sınırlarını her alanda aşmıştır. Ekonomi, politika ve insani alanda başkalarına dayatılmaktadır. Bu kimin hoşuna gider ki?” cümlelerini kaydetmişti.
Putin konuşmasında özellikle endişelendiği konunun uluslararası ilişkilerde gücün, askeri gücün, aşırı kullanımı olduğunu belirterek bu gücün dünyayı çatışmalar girdabına sürüklediğini dile getirmişti. Rus lider iç işlere müdahale etmenin ve hele güç kullanmanın sorunları çözmediğini, aksine kötüleştirdiğini ve yeni bir boyuta taşıdığını vurgulayarak, “Böylesi bir müdahalenin, gerçekten demokratik devletlerin olgunlaşmasına hiçbir şekilde katkısı olmadığı açıktır. Aksine, onları bağımlı hale getirir ve bunun sonucu olarak siyasi ve ekonomik olarak istikrarsız yapar" demişti.
'Batılı ortakların verdiği taahhütler ne oldu?'
Rusya lider Putin'in konuşmasında önemli bir yer, Rusya ile NATO arasındaki ilişkilere ayrılmıştı.
Putin bilhassa NATO’nun genişleme sürecinin ne ittifakın kendisinin modernizasyonuyla ne de Avrupa’da güvenliğin sağlanmasıyla hiçbir ilgisi olmadığını belirterek şu cümleleri kaydetmişti:
Bu, karşılıklı güveni azaltan ciddi bir provokasyon faktörüdür. Ve bizim dürüstçe sorma hakkımız vardır: Bu genişleme kime karşı? Varşova Paktı’nın dağıtılmasının ardından Batılı ortakların verdiği taahhütler ne oldu? Şimdi o açıklamalar nerede? Kimse onları hatırlamıyor bile.
Putin dinleyicilere, NATO eski Genel Sekreteri Manfred Wörner’in 17 Mayıs 1990’da Brüksel’de yaptığı konuşmayı hatırlatarak, "Biz NATO birliklerini Federal Almanya’nın dışında konuşlandırmamaya hazır olduğumuz sürece, Sovyetler Birliği’ne sağlam güvenlik garantileri verilmiş olur. Peki bu garantiler nerede?" diye sormuştu.
Putin konuşmasında, NATO’nun askeri altyapısının Rus sınırlarına yaklaşması 'küresel tehditlerin, özellikle terörizmin aşılmasıyla' hiçbir şekilde ilgili olmadığını vurgulamıştı.
Vladimir Putin ayrıca 1980’lerde SSCB ve ABD’nin orta ve kısa menzilli bir füze sınıfının ortadan kaldırılmasına ilişkin anlaşmayı imzaladıklarını hatırlatarak, "Bu belgeye evrensel bir karakter verilmemişti. Bu nedenle bugün bu tür füzeler birçok ülkenin elinde -Kuzey Kore, Güney Kore, Hindistan, İran, Pakistan ve İsrail- bulunuyor" demişti.
'Rusya için değil, tüm dünya için bir tehdit'
Konuşmasında Füze Savunma Sistemi’nin kurulmasının sadece Rusya için değil, tüm dünya için bir tehdit olduğuna vurgu yapan Putin, şu cümleleri dile getirmişti:
Hipotez olarak şunu kabul ediyoruz: Bir gün bizim nükleer güçlerimizden gelebilecek olası tehdit tamamen nötralize edilecek. Bu, dengenin bozulması ve taraflardan birinin tam güvenlik duygusu yaşaması anlamına gelir. Bu da ona yalnızca yerel değil, aynı zamanda küresel çatışmalarda da serbest hareket imkanı verir.
Nükleer teknolojilerin yayılması konusuna da değinen Putin, bazı ülkelerin kitle imha silahlarına sahip olma arzusunun, uluslararası ilişkilerde güç faktörünün hâkimiyetiyle beslendiğini vurgulayarak İran nükleer sorununa akılcı bir çözüm çağrısında bulunmuştu.
Putin'in konuşmasında değindiği bir diğer konu, ABD politikalarıyla da bağlantılı olan uzayın militarizasyonu olmuştu. Bu militarizasyonun sonuçlarının 'nükleer çağın başlangıcından daha az etkili olmayabileceğini' belirtmişti.
Ayrıca Putin Rusya’nın enerji politikası hakkında bazı açıklamalar yapmıştı Enerji Şartı’ndan 'çok memnun olmadığını' belirterek, Moskova’nın bunu onaylamayı düşünmediğini dile getirmişti. İkinci olarak, enerji fiyatlarının 'piyasa tarafından belirlenmesi gerektiğini, siyasi spekülasyon, ekonomik baskı veya şantaj konusu olmaması gerektiğini' vurgulamış ve aynı zamanda, Rusya’nın enerji alanında işbirliğine açık olduğunu ve yabancı şirketlerin ülkedeki büyük enerji projelerine katıldığını belirtmişti.
Putin konuşmasının bu bölümünde şu cümlelerin altını çizmişti:
Rusya bin yılı aşkın bir tarihe sahip bir ülkedir. Ve neredeyse her zaman bağımsız bir dış politika yürütme ayrıcalığına sahip olmuştur. Bu geleneği değiştirmeyi düşünmüyoruz.
'AGİT, kaba bir araca dönüştürülüyor'
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, uluslararası güvenliğe ilişkin değerlendirmelerinde, askeri gücün kullanılmasına dair kararların yalnızca Birleşmiş Milletler Tüzüğü çerçevesinde alınabileceğini vurgulamıştı.
Bazı ülkelerin meşru olarak nitelendirilmesi zor olan askeri operasyonlara katılmaya kolayca razı olduğunu vurgulayan Putin, yine konuşmasında iç çatışmalara, otoriter rejimlerin eylemlerine ve kitlesel imha silahlarının yayılmasına kayıtsız kalmanın mümkün olmadığını aktarmıştı.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) etrafındaki durumu da eleştiren Putin, konuşmasının bu bölümünde, "AGİT, bir veya birkaç ülkenin diğer ülkelere yönelik dış politika çıkarlarını sağlamak için kaba bir araca dönüştürülmeye çalışılıyor" demişti.
Batılı politikacıların tepkisi
O dönem konferansta hazır bulunan Batılı politikacılar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in konuşmasını eleştirerek konuşmada yapıcı bir şey görnediklerini ve söz konusu bu konuşmayı Rus liderliğinin siyasi hırslarının yeniden canlanması olarak algılamıştılar. Bazıları, bu konuşmayı Winston Churchill’in Soğuk Savaş'ı ilan ettiği Fulton Konuşması ile karşılaştırmıştılar.
ABD Demokrat Parti senatörü Joseph Lieberman, “Putin’in konuşması provokatifti ve büyük ölçüde Soğuk Savaş ruhu taşıyordu” demişti. NATO Genel Sekreteri (2004-2009) Jaap de Hoop Scheffer ise Putin’in ittifakın genişlemesini 'karşılıklı güveni azaltan ciddi bir faktör”' olarak nitelemesinden hayal kırıklığı duyduğunu ifade etmişti.
'Yılın en önemli siyasi olayı'
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Vladimir Putin’in Münih Konuşması'nı, uluslararası arenadaki yılın en önemli siyasi olayı olarak nitelendirmişti.
Konuşmanın ardından geçen yıllarda, Rusya bölgesel güçten tekrar dünya siyaseti liderlerinden biri haline gelmişti. Uzmanlar, Putin’in Münih’te söylediği birçok şeyin (çifte standartlar, ideolojik saplantılar, blok zihniyeti kalıpları) hala Rusya ile Batı arasındaki ilişkileri zorlaştırdığını vurgulamaya devam ediyorlar.