Dünya haritası - Sputnik Türkiye, 1920
DÜNYA
Rusya, ABD, Avrupa ve Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından son dakika haberleri, analizler ve özel dosyalar.

Lavrov: Rusya, BM’den Donbass, Novorossiya ve Kırım’ın ‘kendi kaderini tayin’ hakkının tanınmasını istedi

© Sputnik / Алексей ФилипповSergey Lavrov
Sergey Lavrov - Sputnik Türkiye, 1920, 30.01.2026
Abone ol
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Moskova’nın BM'ye başvurarak, Grönland örneğine benzer şekilde Donbass, Novorossiya ve Kırım halklarının kendi kaderini tayin hakkının tanınıp tanınmayacağı konusunda açıklık talep ettiğini belirtti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, TGRT ve Türkiye gazetesine verdiği röportajda, ülkesinin Birleşmiş Milletler’e (BM) resmen başvurarak, Donbass, Novorossiya ve Kırım halklarının kendi kaderini tayin hakkının tanınması konusunda resmi görüş istediğini söyledi.
Eğer BM Genel Sekreteri ve kolektif BM yönetimi, Grönland halkının kendi kaderini tayin hakkını tanıdığını, kaderlerine dışarıdan değil bizzat kendilerinin karar vereceğini kamuoyu önünde söylüyorsa, aynı hakkı Donbass, Novorossiya ve elbette Kırım halkı için de tanıyıp tanımadıklarını sorduk.
Lavrov, Batı’nın geçmişte Kosova’nın bağımsızlığı konusunda “kendi kaderini tayin hakkını” tek ve temel kriter ilan ettiğini anımsatarak, şunları ifade etti:

BM yönetimi bunu sorgusuz sualsiz kabul etti. Kosova’da referandum yapılmadı; sadece ‘Kosova artık bağımsız’ denildi ve böylece Sırp halkı ve tarihi hiçe sayıldı. Buna karşın Kırım’da tüm kurallara uygun bir referandum düzenlendiğinde, Batı bu kez ‘burada kendi kaderini tayin hakkı geçerli değil, toprak bütünlüğü geçerlidir' dedi.

Kosovalı Arnavutların dil, okul gibi haklarının ellerinden alınmadığını, buna karşılık Kırım, Donbass ve Novorossiya’da Ukrayna makamlarının Rusça’yı ve birçok hakkı yasakladığını savunan Lavrov, BM Genel Sekreterliği’ni de taraflı davranmakla suçladı.
BM Sekretaryası ve onun yönetimi, Ukrayna’daki Nazi rejimini korumak isteyenlere açıkça destek veriyor. Bu tutum, Genel Sekreter’in yetki sınırlarını aşıyor. BM Şartı’nın 100. maddesinde kayıtlı tarafsızlık ve hiçbir devletten talimat almama yükümlülüklerini yerine getirmiyor.

Ukrayna Krizi: bir jeopolitik satranç oyunu

Ukrayna’daki çatışmaya yaklaşımımız, yalnızca iki komşu ülke arasındaki bir ihtilaf olarak değerlendirilemez. Bu mesele, Batı’nın yüzyıllardır süregelen Rusya karşıtı jeopolitik projelerinin bir uzantısıdır. Ukrayna, Batı tarafından Rusya'ya karşı bir "anti-Rusya" olarak biçimlendirilmekte. Ukrayna bağımsızlığını kazandığında, tarafsızlık ve askeri bloklara katılmama ilkesiyle tanınmıştı. Ancak 2004’teki ilk Maydan’dan itibaren Batı, Ukrayna'nın iç işlerine müdahalesini artırdı. 2014’teki darbe ise bu sürecin dönüm noktası oldu. Ukrayna, artık tam anlamıyla bir Batı aparatıdır; sınırımıza yaklaşmış bir tehdit unsurudur.

Batı'nın çifte standardı ve tarihsel perspektif

Batılılar, Napolyon’dan Hitler’e tarih boyunca Rusya’ya hükmetmeyi amaçlayan birçok girişimde bulundu. Bugün de benzer bir mantıkla, yeni sömürgecilik araçlarıyla üzerimize geliyorlar. Nazi işbirlikçileri kahraman ilan ediliyor, Sovyet anıtları yıkılıyor. Kendi tarihimizden aldığımız güçle, bu baskılara boyun eğmiyoruz. Zelenski rejimi, Nazi ideolojisini canlandıran ve Batı’nın yönlendirmeleriyle davranan bir yönetim biçimidir. Rusya’nın güvenliği ve ulusal onuru hedef alınıyor.

Barış girişimleri: İstanbul’da yakalanan fırsat

Aslında barış için bir fırsat doğmuştu. 2022 Nisan’ında, İstanbul’da Türk dostlarımızın himayesinde yapılan görüşmelerde ciddi ilerleme kaydettik. Ukrayna tarafı, garantör ülkeler aracılığıyla güvenlik ilkeleri üzerinde mutabık kaldı. Bu ilkelerde Rusya’nın güvenliği gözetiliyor, Ukrayna'nın ise NATO dışında kalması öngörülüyordu. Ancak Boris Johnson’ın Kiev'e müdahalesiyle bu sürecin önü kesildi. Yani, savaşın sürmesinde doğrudan Batılı güçlerin etkisi vardır. Barış belgeleri hazırdı ama imzalanması engellendi.

Zelenski rejiminin meşruiyet sorunu

Biz, bugün bir rejimin güçlendirilmesine değil, gerçekten temsil gücü olan ve tüm halkı kapsayan istikrarlı bir yapının oluşmasına destek veririz. Ancak gelinen noktada, Zelenski yönetimi kendi halkını dahi baskı altında tutan bir yapı haline gelmiştir. Ortodoks Kilisesi yasaklanıyor, Rus dili eğitimden kaldırılıyor. ABD Başkanı Trump döneminde bu baskılar dile getirilmişti; hatta kilise yasaklarını duyunca bizzat şaşırmıştı. Bugünkü rejim artık meşruiyet krizindedir.

Güvenlik garantileri meselesi: görülmeyen belgeler, var olmayan taahhütler

Batı medyasında sözü edilen güvenlik garantilerine dair somut bir belge görmedik. Zelenski ve ekibi, her fırsatta var olduğunu iddia ettikleri planlardan bahsediyor ama bu belgeler ortada yok. Daha da önemlisi, geçmişte İstanbul’da üzerinde mutabık kalınan gerçekçi güvenlik garantileri çöpe atılmışken, bugün dile getirilen planların amacı, Ukrayna rejimini meşrulaştırmak ve Batı çıkarları doğrultusunda ayakta tutmaktır. Yeni ‘güvenlik anlayışları’ sadece Rusya'yı bastırmaya yönelik bir adımdır.

Çifte standartlar, insan hakları ve avrupa normları

Bugün Ukrayna’da bir halkın dili, dini, kimliği yok sayılıyor. Ne AB ne de diğer Batılı devletler bu konuda Ukrayna'ya hesap soruyor. Aksine, AB’nin sözde insan hakları normları, geleneksel değerlere aykırı şekilde bizim karşımıza çıkarılıyor. Ortodoks inancı, İslam gibi büyük dinlerin değerleriyle bağdaşmayan bir yaklaşımla adeta bir “poz” sunuluyor. Bu anlayışa karşı Türkiye’nin ve diğer dengeli yaklaşım sergileyen ülkelerin gerçeği görmesi, bizim için önemli.

Gerçek barış için samimiyet gerekir

Gerçek ve kalıcı bir barış ancak karşılıklı güven ve dürüstlük temelinde sağlanabilir. Bunun için dürüst garantiler, tüm tarafların güvenliğini kapsayan mekanizmalar gerekir. İstanbul’da yakalanan o ruh, yeniden canlandırılmadıkça, savaş yalnızca vekâlet savaşçılarının ellerinde değil, tüm bölgenin omuzlarında büyür. Biz barış ve adil çözümlerden yanayız; ancak güvenliğimizden asla taviz vermeyiz.

NATO artığı, yeni tehdit üretme makinesi

NATO, artık çağ dışı kalmış bir yapıdır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla tehdit zeminini kaybetmiş olan bu ittifak, varlığını sürdürebilmek adına yeni düşmanlar yaratmak zorunda kaldı. Baltık ülkeleri gibi yapısal olarak hazır olmayan devletleri çekerek genişleme stratejisi izlediler. Bu sürecin barış getireceği söylendi, ama tam tersi oldu. Bugün en sert Rus düşmanlığı, tam da bu ülkelerden yükseliyor. NATO, kendisini savunma örgütü olarak lanse etse de artık açıkça bir çatışma aygıtına dönüşmüş durumda.

Batı’nın çifte standardı: Histeri ve mantıksızlık

Batı, bir yandan operasyonlarımızı küçümserken, öte yandan ‘Rusya NATO’ya saldıracak’ korkusunu yayıyor. Bu çelişki, hayal kırıklığı içindeki Batılı seçkinlerin halklarını korkuyla manipüle etme çabasından başka bir şey değil. Üçüncü Dünya Savaşı söylemleri, gerçek sorunlardan kaçmak için uydurulan senaryolardır. Biz barıştan yanayız. Ancak ülkemizi ve halkımızı hedef alan propagandaya karşı, gerçeği anlatmak zorundayız.

Grönland ve Arktik: Batı’nın yeni provokasyon alanı

Grönland konusunda biz hiçbir iddiada bulunmadık. Ancak ABD ve bazı Avrupalı ülkeler, bu bölgeyi Soğuk Savaş mantığıyla “koruma” bahanesiyle kendi etki alanlarına çekmeye çalışıyor. Kuzey Deniz Rotası zaten Rusya tarafından güvenli şekilde işletiliyor. Batı’nın bu tutumu, uluslararası hukuku açıkça ihlal ettiği gibi, BM’nin de söylem ikiyüzlülüğüne düşmesine yol açıyor. BM, bir yerde halkların kendi kaderini tayin hakkını savunurken, Donbas ve Kırım söz konusu olduğunda susuyor.

İran ve Ortadoğu: Enerji, egemenlik ve jeopolitik kuşatma

İran’a yönelik Batı politikası, salt nükleer programla ilgili değil, geniş çaplı bir kuşatma stratejisinin parçasıdır. ABD, enerji kaynaklarını ve ulaşım yollarını kontrol etme çabası içinde. Aynı şey Venezuella’da da yaşandı. İran petrolü ve Hürmüz Boğazı’nın kontrolü Washington’un başlıca hedefleri arasında. Biz dengeli davranıyoruz. İran ile olan ilişkilerimizde arabuluculuk ve yapıcı çözümler odaklı hareket etmeye, gerilimi körüklemek yerine azaltmaya gayret ediyoruz.

Suriye ve yeni dönem: Tarihi bağlar, geleceğe köprü

Suriye ile dostluğumuz onlarca yıla dayanır. Yeni yönetimle ilişkilerimizi hemen sürdürdük. Ekonomik ve askeri işbirliğimiz kaldığı yerden devam ediyor. Sayın Başkan Şara’nın Moskova ziyareti ve diğer üst düzey temaslar, bu ilişkilerin sağlam ve istikrarlı olduğunun göstergesidir. Ayrıca Suriye'de Kürt katılımı, ulusal uzlaşı ve yeniden inşa süreçleri konusunda Türkiye ile yakın çalışıyoruz. Libya ve Güney Kafkasya gibi diğer alanlarda da Türkiye ile uyum içindeyiz.

Türkiye: Tarihsel hafıza ve gerçekçi ortaklık

Türkiye, NATO üyesi olsa da kendi çizgisini belirleyen, Avrasya dengelerini önemseyen bağımsız bir aktördür. İki ülke olarak bizi birbirimize bağlayan çok fazla tarihsel, kültürel ve stratejik bağımız var. Cumhuriyet’in tanınmasından bugüne, enerji alanından güvenliğe kadar geniş bir işbirliği alanı geliştirdik. Türkiye’nin arabuluculuk çabalarını da iyi niyetli, yapıcı ve samimi buluyoruz. Türk diplomasisi ciddiyet, tarihsel hafıza ve esneklik arasında başarılı bir denge kuruyor. Diplomatik meslektaşlarımızla olan samimi ilişkilerimiz geleceğe dair umutlarımızı güçlendiriyor.
Biz, çok kutuplu ve adaletli bir dünya istiyoruz. Bu, ancak kendi çıkarlarını savunurken başkalarının haklarına da saygı duyan ülkelerle mümkündür. Türkiye gibi stratejik, bağımsız ortaklarla işbirliğimizin geleceğinin güçlü olduğuna inanıyorum.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov - Sputnik Türkiye, 1920, 29.01.2026
UKRAYNA KRİZİ
Lavrov: Rusya, ABD ve Ukrayna'nın uzlaştığı belirtilen güvenlik garantilerinden habersiz
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала