GÖRÜŞ

Dışişleri Bakanı Fidan, İranlı mevkidaşı Arakçi ile görüştü: 'Türkiye savaşın önündeki son tamponlardan biri'

© AA / Murat GökDışişleri Bakanı Fidan, İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile İstanbul'da bir araya geldi
Dışişleri Bakanı Fidan, İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile İstanbul'da bir araya geldi - Sputnik Türkiye, 1920, 30.01.2026
Abone ol
Özel
ABD’nin Ortadoğu’ya uçak gemisi ve donanma sevkiyatıyla İran’a yönelik sert mesajları ve Tahran’ın “diyaloğa hazırız ancak karşılık veririz” çıkışıyla gerilim yükselirken, Ankara diplomatik temaslarını hızlandırdı. ABD, İran’ın istediği gibi bir anlaşmayı onaylar mı? Anlaşma olmazsa ABD savaşır mı?
ABD, USS Abraham Lincoln uçak gemisinin Ortadoğu'ya konuşlandığını duyurmuş, ardından bir başka donanmanın daha yolda olduğunu "Dev bir donanma İran'a ilerliyor" sözleriyle açıklamıştı. Ayrıca Trump, İran'a yönelik tehditlerini yinelediği mesajında, ABD'nin 22 Haziran'da İran'daki nükleer tesislere düzenlediği saldırıları hatırlatarak "Bir sonraki saldırı daha ağır olacak" demişti. Bunun üzerine İran tarafından "İran, karşılıklı saygı ve çıkarlara dayalı diyaloğa hazırdır ancak zorlanırsa kendini savunacak ve daha önce hiç olmadığı gibi karşılık verecektir" açıklaması geldi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise, ülkesinin barışçıl nükleer teknolojiye sahip olma hakkını güvence altına alan ve nükleer silah edinmemesini de garanti eden bir anlaşmaya hazır olduğunu yineledi.
İki ülke arasında tansiyon yükselirken Dışişleri Bakanı Hakan Fidan önce ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile ardından İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ile görüştü. Peki ABD, İran’ın istediği gibi bir anlaşmayı onaylar mı? Anlaşma olmazsa ABD savaşır mı? Türkiye ABD-İran arası bir arabulucu olur mu? İsrail bu gerilimden nasıl bir fayda sağlayacak? Gazeteci Yakup Aslan, Sputnik’e özel anlattı.

‘ABD’nin donanma yığınağı öncelikle caydırıcılık ve baskı amaçlı’

Gazeteci Yakup Aslan, ABD’nin İran’a donanma göndermesinin caydırıcılık baskı amaçlı olduğunu ve olası bir saldırının şu üç koşula bağlı olduğunu söyledi:
ABD’nin donanma yığınağı öncelikle caydırıcılık ve baskı amaçlı olsa da, sınırlı bir saldırı ihtimali tamamen masadan kalkmış değil. Ancak bu, kapsamlı bir İran savaşı değil; kontrollü, mesaj veren ve tırmandırılmak istenmeyen bir saldırı senaryosudur. ABD açısından olası saldırı ihtimali üç koşula bağlıdır. Birincisi, İsrail’in varlığına doğrudan ve yüksek profilli bir tehdit oluşması. Böyle bir durumda Washington, İsrail’i kurtarmak adına sınırlı hava ya da deniz operasyonlarını devreye sokabilir. İkincisi, İran’ın doğrudan ABD hedeflerini vurması. İran bugüne kadar bu çizgiyi özellikle aşmadı. Bu da ABD’nin elini bağlayan en önemli faktör. Üçüncüsü ise iç siyasi hesaplar. ABD yönetimi, zayıf görünmek istemez ama büyük bir savaşın maliyetini de göze alamaz. Bu yüzden “vurabilecek durumdayım” görüntüsü veriliyor.

‘ABD Donanması, ateş etmek için değil, ateş edebileceğini göstermek için ilerliyor’

Aslan, ABD’nin saldırıyı son seçenek olarak tuttuğunu belirtti:
“ABD saldırıya hazır pozisyon alıyor ama saldırıyı son seçenek olarak tutuyor. Asıl hedef, fiilen savaşmak değil, savaş ihtimali üzerinden İran’ı ve bölgeyi baskı altında tutmak. Donanma bu yüzden ilerliyor: ateş etmek için değil, ateş edebileceğini göstermek için.”

‘ABD, İran’ın istediği şartlarda bir anlaşmayı onaylamaz’

Gazeteci Yakup Aslan, ABD’nin İran’ın istediği şartlarda bir anlaşmayı onaylamayacağını aktardı:

“ABD, İran’ın istediği şartlarda bir anlaşmayı büyük ihtimalle onaylamaz. Washington’un temel itirazı nükleer teknolojinin kendisi değil; İran’ın bağımsız, denetimi sınırlı ve bölgesel etkisi güçlü bir aktör olarak kalması. ABD, İran’a “barışçıl nükleer hak” tanısa bile bunu sert denetimler, kademeli yaptırım kaldırma ve bölgesel dosyaları (Gazze, Lübnan, Yemen) masaya bağlayarak yapmak ister. İran ise bunu egemenlik meselesi görüyor. Asıl tıkanma burada.”

Anlaşma olmazsa ABD savaşır mı?

Aslan, anlaşmanın olmayacağı senaryoda ABD’nin hedefli bir saldırı ihtimali olduğunun altını çizdi:
“Tam ölçekli bir savaş zor ama sınırlı ve hedefli saldırı ihtimali var. ABD, İran’ı devirmek istemez; maliyeti çok yüksek. Ama caydırıcılık için kritik tesisler, vekil güçler veya deniz hatları üzerinden “kontrollü güç kullanımı” senaryosu masada tutulur. İran’ın “geniş karşılık” vurgusu da bu ihtimali yükselten bir unsur.”

‘Türkiye, bu krizde savaşın önündeki son diplomatik tamponlardan biri’

Gazeteci Yakup Aslan, Türkiye’nin ABD ve İran arasındaki diplomasi trafiğini şöyle değerlendirdi:

“Hakan Fidan, Barrack görüşmesi ve Erakçi’nin ziyareti tesadüf değil. Türkiye, İran’la doğrudan konuşabilen, ABD ile NATO kanalı açık olan, bölgesel savaş istemeyen nadir aktörlerden biri.Türkiye arabulucu olur mu? Evet, ama “resmi arabulucu” değil; kolaylaştırıcı ve mesaj taşıyıcı rolü üstlenir. Ankara’nın hedefi anlaşma imzalatmak değil, savaşı geciktirmek, tansiyonu düşürmek ve masayı açık tutmak. ABD anlaşmaya mecbur ama İran’ın istediği kadar rahat bir anlaşmaya razı değil. Savaş ihtimali düşük ama sıfır değil. Türkiye ise bu krizde savaşın önündeki son diplomatik tamponlardan biri.”

‘İran gerilimi, Netanyahu için siyasi can simidi’

Aslan, İsrail’in ABD’yi fiilen savaşa çekmek istediğini ve bu gerilimden stratejik olarak bir kazanç üretmeye çalıştığını söyledi:
İsrail bu gerilimden stratejik kazanç üretmeye çalışıyor. Netanyahu açısından İran krizi sadece güvenlik meselesi değil, aynı zamanda siyasi ve jeopolitik bir fırsat alanı. Birincisi, ABD’yi fiilen savaşa çekmek istiyor. İsrail tek başına İran’la doğrudan ve uzun süreli bir çatışmanın altından kalkamaz; bu yüzden Washington’u geri dönülmez biçimde sahaya sokacak bir kriz eşiği oluşturmaya çalışıyor. Sert tehdit dili bu nedenle. İkincisi, Gazze’deki savaşın uluslararası baskısını dağıtmak hedefleniyor. İran gündemi büyüdükçe Gazze ikinci plana itiliyor, İsrail üzerindeki “soykırım ve savaş suçu” suçlamaları gölgeleniyor. Üçüncüsü, İran’ın caydırıcılığını kırmak istiyor. İsrail’in asıl korkusu İran’ın nükleer silah elde etmesi değil; nükleer eşiği aşmadan bile bölgesel dengeyi lehine çevirmesi. Bu nedenle İran’ı “erken ve sert bir tepkiye” zorlayarak meşruiyet üretmeye çalışıyor. Dördüncüsü, Netanyahu’nun iç siyaseti. Yargı baskısı, koalisyon krizi ve toplumsal çatlaklar dış tehdit söylemiyle bastırılıyor. İran gerilimi, Netanyahu için siyasi can simidi. İsrail’in amacı savunma değil; krizi tırmandırarak ABD’yi kilitlemek, Gazze’yi gündemden düşürmek ve İran’ı hata yapmaya zorlamak. Bu yüzden tehdit dili bilinçli, sert ve kışkırtıcı.
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала