- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

‘Amerika’dan uzaklaşma eğilimi, globalleşmenin coğrafya değiştirmesine sebep olacak’

© SputnikCeyda Karan'la Eksen
Ceyda Karan'la Eksen - Sputnik Türkiye, 1920, 28.01.2026
Abone ol
İktisatçı Arda Tunca’ya göre Amerika’dan uzaklaşmak isteyen Batı ülkelerinin Hindistan ve Çin gibi ülkelerle kurduğu yakın temas, globalleşmenin coğrafya değiştirmesine sebep olacak. Tunca, bu rota değişiminin her ülkede farklı yansımaları olacağı görüşünde.
Dünya ekonomisinde oyunun kurallarını belirleyen Batı ülkeleri, son süreçte bizzat kendi yazdığı kuralların altında kalmanın sarsıntısını yaşıyor. Avrupa’nın; ABD’nin baskıcı politikaları karşısında yaşadığı stratejik sıkışmışlık, küresel tedarik zincirlerinin silaha dönüştüğü yeni bir ticaret savaşları döneminin kapısını aralıyor. BlackRock’ın kurucusu Larry Fink’in Davos koridorlarından yükselttiği kapitalizmi eleştirisi, Avrupa’nın yeni bir yön aradığının en net kanıtlarından biri olarak okunuyor.
Çin'in teknoloji ve mühendislik gücüyle yeniden ayağa kalkışı, jeopolitik dengeleri altüst ederken ABD dolarının kan kaybı küresel aktörleri rotayı farklı yönlere kırmaya yöneltiyor.
Davos Barış Kurulu’nda yapılan ‘küreselleşme’ açıklamalarını ve Batı’nın eleştirilerini İktisatçı Arda Tunca ile konuştuk.

‘Tarihsel süreçler kesin zafer ilan etmeye gelmiyor’

Küreselleşme taleplerinin tarih boyunca çok defa yükseldiğini belirten Tunca, bugünkü tablonun 1980’li yıllarda izlenen politikalardan bağımsız olmadığı görüşünde. Tunca’ya göre neoliberallerin ‘zafer’ ilan ettiği dünya düzeni, yeni bir yön arıyor:
“Küreselleşme dünya tarihinde çok defa yaşandı. Antik çağlardan bu yana her dönemin kendine özgü küreselleşme koşulları vardı. Kısıtlı coğrafyalarda da olsa ‘küreselleşme’ olarak adlandırabileceğimiz gelişmeler antik çağlardan bu yana var. Adı referans verilerek adlandırılan ‘Thukididis Tuzağı’ kavramı vardı örneğin. Bu, vakti zamanında Atinalılar ile Spartalılar arasında Ege’de bir hegemonya kurma savaşını temsil ediyordu. Sanayi devrimlerinin başlamasından yani 1770’lerden bu yana ikinci büyük küreselleşmeyle karşı karşıya kaldık. Birinci küreselleşme dalgasını 19’uncu Yüzyıl’ın sonlarında yaşadık. Bu süreç iki tane dünya savaşı bir de büyük finansal krizle sonlandı. Verilen aradan sonra dünya tekrar ayağa kalktı. ‘Biz bir şeyleri yanlış yaptık’ denildi ve tekrar harekete geçmek için bir küreselleşme daha başladı. Bunun köklerinde 19’uncu Yüzyıl’ın sonları 20’nci Yüzyıl’ın başlarındaki fikirsel felsefeler bulunuyordu. Bugün geldiğimiz koşullar, 1980 ve 1990’lardaki gelişmelere bakıldığında hiç de şaşırtıcı değil. O günleri karşı çıkarak anlatanlar bugün ispat bulmuş oldu. Bu insanlara ‘felaket tellalı’ deniyordu. Öbür taraftan neoliberal dünya zaferini ortaya koyarak ‘Tarihin sonuna geldik, bütün insanlık bu düzende anlaştı’ dedi. Ancak tarihsel süreçler zaferi kesin ilan etmeye gelmiyor.”

‘Çin’in mühendislik ülkesi haline gelmesinde ülkenin politikaları etkili’

Avrupa’nın müttefik olarak görmeye başladığı Çin’in, uyguladıkları politikalar sayesinde bir mühendislik ülkesi haline geldiğini belirten Tunca, bunun tarihsel bir gerçeklik olduğunu ifade ediyor:
“Çin’in dört bin yıllık tarihine baktığımız zaman 200 yıllık bir ara vermiş olduklarını görüyoruz. Bu çok kısa bir süre. 20’nci Yüzyılı olumsuz koşullarda geçirdiler ancak Çin ayağa bugün kalkmadı. Çin’in kültüründe bir pusula, barut var. İkinci Dünya Savaşı’nın Çin’de başlayıp başlamadığı tarihte tartışmalı. Bunlar konulara uzun bir solukla bakmamız gerektiğini ortaya koyuyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana oyunun kurallarını Amerika koydu. İlk olarak 1971’de Nixon, ‘Ben bu oyunu kurdum ancak oynayamayacağım’ dedi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelen sistemi yıktı ve başka bir düzen kurdu. Bundan Batı ülkeleri faydalanamadı ve memnun olmadı. Ancak Çin ayağa kalkmıştı. Çin 1978’den itibaren ‘Ben ayağa kalkıyorum’ diyerek reform hareketlerinde bulundu. Bugün Çin’de yaşanan da bunların sonucudur. Uyduruk, taklit Çin ürünlerinden mühendislik ülkesi Çin’e gelmenin temellerinde bu ülkenin kökenleri var. Bunları birini savunmak ya da eleştirmek için söylemiyorum. Bunlar tarihsel bir realite. Çin’i de Rusya’yı da büyük resme bakarak okumak gerekiyor. 1970’lerin başlarında ‘Çin Uyanınca’ kitabı yazılmıştı. O zamanlarda Batı, Çin üzerinde bir hegemonya kurabilmişti. Ancak şu an başka bir dünya var. 18 ve 19’uncu yüzyılda Batı, Çin’in limanın kilitleyip saraylarını yağmalamışlardı. Bu günlere hatırlatma yapmak zorundayız. Trump ilk göreve geldiğinde ‘1930’lara mı döndük?’ demişti ve şu an 17,18’inci yüzyılı konuşuyoruz. Napolyon’un ‘Çin uyanırsa neler olur?’ diye düşündüğü Çin yok. Başka bir Çin var artık. Bunun nereye evrileceğini kestirmekte zorlanıyorum.

‘Amerika’ya kafa tutamayan Avrupa köşeye sıkışmış durumda’

Larry Fink ve Kanada Başbakanı Mark Carney’in açıklamalarını ‘serzeniş’ olarak okuyan Tunca, Avrupa’nın kurdukları oyundan hasar aldıkları görüşünde. Tunca’ya göre kendi içinde dahi bütünlük sağlayamayan Avrupa, Amerika karşısında güçlü bir duruş da sergileyemiyor:
“Larry Fink Davos’ta yaptığı konuşmada büyümeyle ilgili sıkıntılardan söz etti. Fink gibi bir konumda bulunan insanı, ismini bilmeden dinleseniz sol kanattan birisi konuşuyor sanarsınız. Fink, ‘Kapitalizm kendisini değiştirmek zorunda. Kapitalizm bir zenginlik yarattı ancak bu zenginlik herkese eşit ölçüde gidemedi’ diyor. Gücün ve paranın konsantre bir şekilde belli ellerde toplanmış olmasından da söz etti. Fink teknolojiye ve yapay zekaya da değindi. Kimin konuştuğunu bilmiyor olsanız bayağı soldan birinin konuştuğunu düşünürsünüz. Mark Carney’in de tespitleri doğru. Bütün bu serzenişlerin Batı’dan geldiğini unutmamak gerek. Avrupalılar; ekonomiyi sosyal unsurlardan ayırarak ekonomi insan için değilmiş, bölüşüm kavramı yokmuş ve sadece borsa ile kur analizlerinden ibaretmiş gibi yürüttüler. Burada bir dönüşüm gerçekleşti. Dünya 40-50 yıl boyunca eski ABD Başkanı Ronald Reagan ile başlayan süreçte bu paylaşımlar yokmuş gibi yaşadı. Bunların ihmal edilmesiyle Batı kendi kurallarını yazdığı oyunda hasar gördü. Batı şu an bu yüzden ‘Kuralları değiştiriyorum’ diyor ancak Batı’yı tek bir ittifak olarak da göremiyoruz. Kendi içinde büyük bir parçalanma içindeler. Küresel tedarik zincirlerinin silah gibi kullanıldığı, tarifeler üzerinden cezaların verildiği bir çerçevede Avrupa köşeye sıkışmış durumda. Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana fazlasıyla üzerine yaslandığı bir Amerikan alt yapısı var. Avrupa kendisine nobran ve saldırgan davranan bir Amerika’ya şu an kafa tutamıyor. Yeterince itiraz edemiyorlar. Avrupa stratejik olarak zor durumda. Davos’u ‘Biz ne ettik de ne bulduk?’ gibi bir başlıkla okudum. Samimiydi ya da değildi bilmiyorum ancak ideolojiden arındırılmış bir ekonominin olmadığını bu gelişmeler çok net ortaya koydu. İktisat yaklaşık 40 yıldır bir rüyanın, hayal dünyasının içinde yaşadı. Buna itiraz edenler şimdi ispatlı konuşabiliyoruz.”

‘Herkes Amerika’dan uzaklaşma ve kaçma eğiliminde’

Avrupa’nın rotasını yeni ittifaklara kırdığına işaret eden Tunca, bunun yeni dengeler yaratacağı görüşünde. Tunca, Batı’nın Amerika’dan kaçma eğiliminin globalleşmede coğrafya değişimine sebep olacağını belirtiyor:
“Avrupa Birliği MERCOSUR ile anlaşma yapıyor. Hindistan ile de bir anlaşma yapıyorlar. Almanya ise gelen tehdidi gördüğü için rakibine yakın olmayı tercih ederek Çin ile yakın temas kuruyor. Bunlar birtakım sonuçlar ortaya koyacak. Yapılan ticari anlaşmaların her ülkede farklı yansımaları olacak. Çıkar uyumsuzluğu söz konusu olacak, yeni dengeler karşımıza çıkacak. Şu an herkes Amerika’dan uzaklaşma, kaçma eğiliminde. Globalleşme bitmiyor ancak coğrafya değiştiriyor. Globalleşme başka bir dille karşımıza çıkıyor. Amerika şu an kendisini yalnızlaştırıyor. Bu işten hasar alarak çıkacaklar. Amerikan hegemonyasının yok olduğu bir dünyaya evrileceğiz ancak evrildiğimiz yerde karşımıza ne çıkacağını tahmin etmek çok güç. Artık bütün yumurtalar aynı sepette değil. Bunun dağılması ve başka dengelerin oturma süresi onar yıllık perspektiflerle ancak anlaşılabilir. Birkaç yılda bir şeyler değişmiş olabilir ancak kökten bir şeylerin değiştiğini görmek için belki de 2036’ları beklemek gerekecek.”

‘Amerikan dolarının rezerv statüsü giderek azalıyor’

Küresel çapta yaşanan bu gelişmelerin altının yükselmesine sebep olduğunu belirten Tunca, Amerikan dolarının rezerv statüsünün ise giderek azaldığına dikkat çekerek ticarette alışılagelmiş para düzeninin değişmesinin zaman alacağını vurguladı:
“Altın tarih boyunca böyle dönemlerde güvenli liman olma özelliği kazandı. Yatırımcılar, uluslararası fonlar açısından ancak bu sefer temelde fay hatlarında başka bir şey var. Bir süredir dünyanın merkez bankaları dolar yerine başka bir güvenli enstrüman koymaya çalışıyor. Bugün dünya merkez bankalarının tamamında altın rezervlerinin payı yüzde 20’ye ulaşmış durumda. Amerikan dolarının rezerv olma statüsü giderek azalıyor. Bu çok hızlı olacak bir şey değil ancak eğilim bu yönde. Bunun da başını Çin çekiyor. Ticarette bunu daha hızlı başardılar. Ticarette birtakım alışkanlıklar ve oturmuş bir para düzeni var. Bunu değiştirmek birkaç yılda mümkün olmuyor. 5-10 yıllık perspektiflerle bakılınca anlamlı yüzdesel değişimler görülebiliyor. Altın fiyatlarının son dönemde yukarı çıkması, tarihte ilk kez altın rezervlerinin Amerikan tahvillerinin önüne geçiyor. Bu önemli bir nokta. Bu, 37 trilyon dolara ulaşan Amerikan borçlanma miktarının finansal piyasalarda kaygı yarattığını da gösteriyor. Bütün bu etkiler fay hatlarında sarsılmalar yaratıyor. Tarihin önemli bir tünelinden geçtiğimiz dönemdeyiz. Bunun hemen oturmasını beklemek mümkün değil.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала