Kadem Özbay: Hiçbir iş makinesi çocuklara göre yapılmaz

MESEM’in öncelikle bir mesleki eğitim sisteminin olmadığının altını çizmiştik. Çocuk işçilik ve kamunun kaynaklarını sermayeye aktarma yöntemi demiştik. Yalnızca bir gün okula gidiyorlar. O bir günde de aslında okulda gerçekten sosyal anlamda akranlarıyla birlikte geçirdikleri vakit anlamında da çok da bir düzenleme yok. Kağıt üzerinde teorik olarak güya iş yerinde ne yapacağı var; zorunlu dersi olarak din dersi var ve Türk dilleri ve Türkçe dersiyle sınırlı bir alan.
Çocukların genelde o bir günde de gitmediklerini görüyoruz. Yani aslında o bir günde bile bir okul düzeninin içerisinde olmadığını görüyoruz. Gitmeme sebeplerinde de yine okula erişimle alakalı sıkıntılarının olduğunu, okulun aslında yaptığı işle alakalı orada bir şey kazandırmaması ve daha fazla çalışma zorunluluğundan dolayı mecbur kaldığı bu MESEM sisteminin içerisinde biraz daha fazla iş yerinde kalmak durumunda kaldığını görüyoruz.
'Tercih meselesi değil, bir mecbur kalma durumu'
TÜİK verilerinde bile geçtiğimiz yıla göre uyuşturucuya bulaşmış çocukların sayısının iki kat arttığını görüyoruz. Genelde uyuşturucuya bulaşan, suça bulaşan çocukların tamamındaki ortak özellik neredeyse okul dışında kalan çocuklar. MESEM’de de aslında bir eğitim sistemi olmayan bu modelin içerisinde bir de böyle okulun, kamunun kontrolünün dışına itildiğinde bu risklerin daha da fazla görünür olduğuna şahitlik ediyoruz maalesef ki.
Milli Eğitim Bakanlığı kendi sorumluluğunu yerine getirmiyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kendi sorumluluğunu yerine getirmiyor. MESEM, Yusuf Tekin’in, Milli Eğitim Bakanı’nın, siyasi iktidarın övdüğü kadar iyi bir şey olsaydı; o tezgahta, o çatıda, yanı başınızda Yusuf Tekin’in, siyasi iktidarın temsilcilerinin çocuklarını görürdünüz. Görmediğinize göre demek ki aslında bu bir tercih meselesi değil, bir mecbur kalma durumu.
'MESEM bir eğitim modeli değil, çocuk işçiliği sistemidir'
Ailenin gelirinin çocuğun okumasına, çocuğun gelecekle ilgili planlamalarına yetmediğini görüyoruz. Yasalara göre baktığımızda on dört yaşında MESEM’e giriyor. On dört yaşında bir çocuğun çalışması yasak. MESEM sistemi aslında Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir nevi çocuk işçi bulma kurumuna dönüşmesinin göstergesi. Milli Eğitim Bakanlığı eliyle sermayeye asgari ücretin yarısı kadar bir ücret verilerek çocuk işçi kazandırıldığını görüyoruz. Burada aslında önceliğin halkın çocuğu değil, sermayenin talepleri, ihtiyaçları olduğunu görüyoruz. İşsizlik fonundan kaynağın aktarıldığını görüyoruz. Hem kamu kaynağının keyfi bir şekilde kullanımı var, sermayeye aktarımı var; hem de çocukların çocuk yaşta psikolojik dünyalarının sıkıntıya düştüğü, telafisi çok zor izlerin oluştuğunu görüyoruz.
Bu yaş grubunda düşünün; oyun yok, spor yok, sanat yok, akranlarıyla beraber geçinebilecekleri sosyal alanlar yok. Daha çocuk yaşta iş yerinde. Hiçbir iş makinesi çocuklara göre yapılmaz, hepsi yetişkinlere göre yapılır. Biz ülkede öyle bir sistem oluşturduk ki, 14 yaşında bir çocuğu biz çatının tepesinde görüyoruz. Ağır iş makinelerinin altında görebiliyoruz. 18 yaşına gelmemiş bir kişiye oy kullandırmazsınız, ehliyet vermezsiniz; ama sermaye olunca ‘git çatıya çık çalış’ diyorsunuz.
'MESEM yalnızca çocuk işçilikle tarif edilemez'
MESEM’i yalnızca çocuk işçilikle tarif ettiğimizde de eksik kaldığımızı gördük. MESEM’in aynı zamanda bir cinayet olduğunu gördük. 17 çocuk yaşamını kaybetti. Yalnızca yaşamını kaybedenleri görüyoruz; onlarca, yüzlerce yaralanan var. Çalıştığı yerde şiddete uğramış çocuklar var. Cinsel tacize uğrayan var. Kamuoyuna yansıdığında ölümlerle bir şekilde haberdar oluyoruz. Alandan, MESEM’deki öğretmenlere sorduğumuzda ‘bu dönem 10 tane çocuğum yaralandı’ gibi şeyler duyuyoruz.
Milli Eğitim Bakanlığı emin olun bu çocukların başına neler geldiğini bizden daha çok biliyor. MESEM’de devamsızlık sebebiyle çocukların büyük bir çoğunluğu yine bir şekilde çalışıyorlar; ama bu sefer hiç sigorta yok, denetim yok, güvenlik yok. Zaten çok riskli olan bir konuda daha büyük riskle karşı karşıya kalıyorlar. Tamamen güvencesiz çalışıyorlar. Devamsızlık olunca kamudan kaynak gelmeyince patron da ‘ben o riski almak istemiyorum’ diyor. Çocuk ya patronun güvencesiz, kaçak çalıştırılmasını kabul edip sesini çıkarmadan sistemin içinde kalıyor ya da dışarıda suç çetelerine, uyuşturucuya karışmış oluyor.
'Çocuklar okulda olmalı'
Eğitim dediğimiz, okul dediğimiz şey yalnızca çocuğun bireysel gelişimi değil; aynı zamanda toplumsal anlamda bir birleşme sağlar, toplumsal bir rehabilitasyon ortamı da aynı zamanda. Çocuk yaşta sanattan kopar, spordan kopar, akranlarıyla sosyal ilişkiden kopar; sonra suça karıştığında ‘çocuk değil suç makinesi’ deniyor.
Biz ısrarla söylüyoruz: Çocuklar okulda olmalı. Okulda olan çocuk en azından en kötü suçtan korunur, istismardan korunur. Bu ülkede suça sürüklenen çocuk tablosunun sebebi, eğitimi bu hale getirenlerdir.

