‘İran’daki krizin arka planında ABD’nin çok katmanlı baskı stratejisi var’

© Sputnik
Abone ol
Mehmet Akif Koç’a göre İran’daki protestolar, yalnızca iç dinamiklerden değil; ABD’nin yaptırımlar ve kuşatma politikalarıyla derinleştirdiği kırılganlıktan besleniyor. Washington’un baskısının toplumsal gerilimleri görünür kıldığını belirten Koç, Trump’ın maliyet hesabı nedeniyle İran’a kara işgalini göze almayacağı görüşünde.
İran’da, para biriminin yaşadığı değer kaybı üzerine 28 Aralık 2025’te Tahran Büyük Çarşı esnafının başlattığı gösteriler, farklı kesimlerin dahliyle sürüyor. İran’daki yönetimsel tıkanıklık, çok katmanlı bir krize dönüşürken ABD Başkanı Donald Trump’ın verdiği müdahale sinyalleri, ülkedeki gerilimi uluslararası bir boyuta taşıyor.
Bir süredir ekonomik çevreleme uygulamak istediği İran’da gösterilere ‘destek’ açıklamaları yapan Trump, savurduğu tehditlerle yeni bir krizin kapısını aralıyor. İran’a dönük bir müdahaleye ilişkin ABD ile iş birliği içinde olan İsrail ise istihbarat servisi Mossad aracılığıyla Orta Doğu’daki yayılımını artırmayı hedefliyor.
İran’daki gösterilerde ABD ve Mossad parmağını ve gösterilerin bölgeye etkilerini Akademisyen Dr. Mehmet Akif Koç ile konuştuk.
‘İran’daki protestoların üç ayağı var’
Koç, İran’daki protestoları anayasal sistemin ürettiği siyasi çatışmalar, kimlik talepleri ve ağırlaşan dış baskılarla birlikte okumak gerektiğini söyledi. Bu üç başlığın birbirini beslediğini belirten Koç’a göre, mevcut tablo geçici değil, uzun süredir biriken bir krizin sonucu:
“Gösterilerin üç ana sebebi olduğunu düşünüyorum. Birincisi İran’dan kaynaklı yapısal sorunlar. İkincisi konjonktürel birtakım gelişmeler üçüncüsü ise kimlik ve sosyoloji başlıkları. Yapısal meselelerle ilgili kısımda ‘atanmışlar’, ‘seçilmişler’ ayrımı var. Bu ayrım eskiden beri İran’da mevcut ve aşılabilmiş bir şey değil. Sorun anayasadan kaynaklı. Bu, ılımlılarla şahin kanat arasında bazı problemlere yol açtı. İran’da Ruhani’den sonra son yirmi yıldaki ikinci ılımlı cumhurbaşkanı görevde. Ahmed Necad, Reis’i, Hamaney’in kadroları gibi şahin kanat ile ılımlı kanat arasında öteden beri bir problem var. Bu da İran siyasetinin son 45-50 yılını şekillendiriyor. Yapısal bu problem güvenlik politikalarından ekonomiye kadar her şeyi belirliyor. Sosyolojik meselelerde ise İran halkının tamamının dindar ya da seküler olmaması devreye giriyor. Herkesin kendine göre kimlik iddia ve talepleri var. Bu Humeyni döneminde başladı. Kürtlerin, Türkmenlerin, Belucilerin talepleri zaman zaman yükseliyor. Kadın hareketleri de mevcut. Kadınların farklı kimlik talepleri var. Kimlik problemleri başörtüsü devriyelerinin uygulamalarına kadar varıyor. Sekülerlik dindarlık ayrımından etnik mezhepsel ayrımlara oradan kadın hareketliliğine kadar yarılmış bir sosyoloji var, homojen değiller. 2009’da seçim sonuçlarına usulsüzlük karıştırıldığı için sokağa çıkılmıştı ve büyük oranda doğruydu. Sonra benzin fiyatlarıyla ilgili tepkiler yükseldi. Mahsa Amini meselesi ile ilgili de ayaklanma oldu. Şimdi de ekonomi kökenli tepkiler kimlik taleplerine evrildi. Konjonktürel sebeplerden kastım ise 2003-2023 arasında Orta Doğu’da İran’ın aşırı hegemonyasının olmasıyla ilgili. 7 Ekim saldırıları ve 8 Aralık 2024’ten sonra İran’ın bölgedeki hegemonyası minimuma indi. İran’ı kendi evinde vurma ihtimali ortaya çıktı. İran hegemonyasının sona ermesi ve daha da geriye düşürülmek istenmesi ile yaptırımların ağırlaştırılması yeni konjonktürün ürünü. İran dışardan sıkıştırılmak isteniyor. Buna ek olarak da yaptırımlar mevcut. 2004-2005’lerden beri nükleer dosya yaptırımları var. Trump’ın ilk döneminde de vardı. Şu an baskıyı artırmak için ekonomik yaptırımların üzerine gidiliyor. İran dışarıya petrol satamıyor. Son yıllara kadar Hindistan, Güney Kore ve Japonya’ya satıyordu. 2019’a kadar Türkiye’ye satışını da kesti. Yine satabiliyor ancak ülkeler uluslararası taşımacılık yaptırımlarına tabi olunduğu için riske girmek istemiyorlar. Petrol ticareti ve ekonomide böyle bir problem daha var. Mevcut kronik enflasyon ve işsizlik, Trump ile birlikte şiddeti artan bu yaptırımlar mevcut problemi daha da ağırlaştırdı.”
‘İran’daki kitleler arasında anti-emperyalizm yükseliş trendinde’
Ülkenin iç işlerine dönük ABD-İsrail baskısının ‘İranlılık’ kimliğini ön plana çıkarttığını söyleyen Koç’a göre İran’da anti-emperyalizm yükseliyor. Koç, bu baskıların yanı sıra ülke içindeki sorunlara da şu sözlerle dikkat çekti:
“Amerika ve İsrail’in etkisi hiç olmasa bile İran’ın sisteminin doğasından kaynaklanan dikotomiler, sürdürülemez çatışmalar var. Bunlar sürekli problem üretiyor. Yarılmış bir sosyolojiden bahsediyoruz. Etnik, mezhepsel, kültürel farklar, Kürtlerle Farslar arasındaki ayrılık ve kadın hareketleri bu yarılmanın farklı boyutları. İran’da olanları üç ana sebep kümesinin ışığında değerlendirmek gerek. Bunların bazen biri bazen diğeri bazen üçüncüsü ön plana çıkıyor. Şu an üçüncüsünün ön plana çıktığı bir dönemdeyiz. Sokağa çıkan herkes enflasyon sebebiyle sokağa çıkmıyor. Kimisi 2019 seçimindeki rahatsızlığını ifade ediyor, kimisi İslam Cumhuriyeti rejiminden rahatsızlığını dile getiriyor. Bunları sektör sektör, şehir şehir analiz etmek gerek. Herkesin talepleri farklılaşıyor. Yekpare bir göstericiler kitlesi ve rejim yok. Rejimin içerisinde de bölünmeler var. Ayrışma anlamında değil ancak önceliklendirme konusunda var. Rejim de homojen değil. Sosyal medyada yazılanları ciddiye almıyorum. Herkes kendi temennisini analiz gibi satıyor. İran’da yaşamamış, çalışmamış insanların analizlerini ciddiye alamıyorum. Kimisi İran rejimine yakın olanlar ‘Olay yok’ diyor. Bu yalan. Kimisi de ‘Biraz daha sallarsak rejim yıkılacak’ diyor. Bu da yalan. İki yalandan birini seçmek zorunda değiliz. Objektif, somut bilgilere dayanarak ilerlememiz gerek. Sokaklara çıkan herkesin talebi aynı değil. Aynı kalabalığın içindekiler bile aynı şeyleri savunmuyor. Sahaya çıkanların bir kısmı dindar, bir kısmı dine ve rejime karşı. Çıkanların bir kısmı monarşi yanlısı. Bir kısmı aşiretlerden. Örneğin Bahtiyari aşiretinden birkaç kişi polis şiddetiyle öldürüldüğü için sokağa çıkan insanlar var. Bunları birbirinden ayırt etmek gerek. Rejime yakın kitleler milyonluk gösteriler yapıyor. Aynı şehirde ilk gün sokağa çıkan beş bin kişi ile ertesi gün sokağa çıkan 80 bin kişi İran halkı. Yani biz beş bin kişinin talebini göz önünde bulundurup 80 bin kişinin bunun aksini savunmasını görmezden gelirsek bir şeyi anlamamış oluruz. Dışardan sürekli kaşındığı için bu meseleler içerde İranlılık kimliğini birleştirici unsuru olarak öne çıkıyor. İran’da herkes Amerika’ya, İsrail’e bayılmıyor. Devrimin üzerinden 46-47 sene geçti ve kitleler arasında anti-emperyalizm yükseliş trendinde. İran’daki Amerikan nefreti tahayyül edilebilir değil. İranlılar Amerikalıların ne çoraplar ördüğünün farkında. Bir kısım da buna rağmen mollalar gitsin diye Amerikancılık yapabilir. Bu toplumun yüzde kaçı ve neyi temsil ediyor ona bakmak gerek. 95 milyonluk bir ülkede sokağa çıkan 100-200 bin kişiyse bu farklı bir anlam ifade eder ancak beş milyonsa bambaşka bir anlam ifade eder. 1979’da halkın yarıya yakınının sokağa çıkması başka bir şey ifade etti ve protestolar devrimle sonuçlandı. Birkaç yüz bin kişi rejimin güçleri tarafından eziliyor. Amerikan ya da İsrail yanlısı olmasa da haklı bile olsa rejim güçleri bu talepleri eziyor.”
‘ABD kara işgalinin maliyetini göze alamaz’
Koç, ABD’nin İran’a yönelik reflekslerinin açıklama, bombardıman ya da sınırlı operasyonlarla sınırlı kalacağını savundu. Washington’un maliyet hesabı yaptığını belirten Koç’a göre, Afganistan ve Irak örnekleri ortadayken İran’a karasal bir müdahale gerçekçi değil:
“İdamlar hızlanırsa sokaklardaki insanların geri çekildiğini göreceğiz. Konjonktürel olarak Amerika ve İsrail’in kaşıdığı bir ülkede bugün bu gösteriler bastırılsa bile bu yıl bitmeden başka bir vesileyle başka bir ayaklanma başlayabilir. Arap ayaklanmalarına Muhammed Buazizi’nin Tunus’ta kendisini yakmasının sebep olduğu söyleniyor. Ancak bundan dolayı başlamadı. Yeni bir vesileyle bu olaylar yeniden başlayabilir. İran’da dışardan operasyona müsait bir sosyoloji var. Sokaklar hızla kriminalize edilebiliyor. Araya silahlı gruplar katılıyor. Biz bunu Gezi olaylarında gördük. Baştaki talepler ve kitlelerle sonraki talepler ve kitleler arasında büyük farklar oluyor. Bu tür kitlesel protestoların ayrı bir sosyolojisi var. Eğer mesele zor aygıtlarına, silaha kalacaksa rejim bunu kolaylıkla bastırır. Amerika ne tepki verecek? Amerika’nın vereceği tepki sert açıklamalardan ibaretse bu başka bir anlam ifade eder. Bombalamaktan ibaretse başka bir şey ifade eder. Liderlere suikast iddiası ve karasal işgal bambaşka bir anlam ifade eder. Dışardan verilen tepkileri de ayırt etmek gerek. Sağı solu bombalasalar, dini lidere suikast yapsalar bile sistemin bir şekilde kendi yoluna devam edebileceğini düşünüyorum. Venezuela’da da devam ediyor örneğin. Bir kara işgali olursa bütün resim değişir. Trump tüccar bir adam. Irak’ı 2003’te işgal ettiler, 2005 anayasasından sonra Irak’ı İran’a altın tepsi ile sundular. Çünkü ülkenin üçte ikisi Şii idi. Afganistan’ı 2001’de Amerikalılar işgal etti. 2010’dan itibaren devirdikleri Taliban ile Doha’da müzakerelere başladılar. 2021’de ise devirdikleri insanlara ülkeyi devrettiler. Amerika’nın Afganistan, Orta Doğu ve İran politikası olmadığı için Trump gibi tüccarlar maliyet hesabı yapıyor. Maliyetinin fazla olacağını görecekleri için İran’a karasal işgal girişimi olacağını düşünmüyorum. İranlıların başkanlık sarayı gibi yerlere müdahalesi Devrim Muhafızları’nın daha sert müdahalesine yol açar. Ölümler artar, halk da sokaklardan çekilir.”

