- Sputnik Türkiye, 1920
ANKARA FARKI
Türkiye’nin iç ve dış politikasında yaşanan gelişmelerin özel konuklarla birlikte masaya yatırıldığı ve Ankara’nın nabzının tutulduğu İsmet Özçelik’le Ankara Farkı, her salı ve perşembe Radyo Sputnik’te.

Güney Amerika uzmanı Soner: ABD'nin Maduro'ya yaptığı suçlama çöktü

Ankara Farkı
Ankara Farkı - Sputnik Türkiye, 1920, 07.01.2026
Abone ol
Güney Amerika uzmanı Yunus Soner, ABD’nin Maduro’ya yönelttiği suçlamaların dayanağının çöktüğünü belirterek, ‘Güneşler Karteli’ iddiasının ABD Adalet Bakanlığı iddianamesinde yer almadığını vurguladı. Soner’e göre söz konusu suçlama, hukuki değil siyasi bir araç olarak dolaşıma sokuldu.
Venezuela’da Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılmasıyla derinleşen kriz, yalnızca bir ülkenin iç meselesi olmaktan çıkıp Latin Amerika genelini etkileyen yeni bir jeopolitik kırılma hattına dönüştü. Washington yönetiminin uyuşturucu suçlamaları, yargı süreçleri ve petrol sektörü üzerinden yürüttüğü baskı politikaları, ‘emperyal bir güç gösterisi’ olarak değerlendirilirken, yaşananlar ABD’nin bölgeye yönelik uzun süredir devam eden müdahale geleneğini yeniden gündeme taşıdı.
ABD Adalet Bakanlığı’nın son iddianamelerinde daha önce yüksek sesle dile getirilen ‘Güneşler Karteli’ suçlamasının yer almaması, Washington’ın Maduro’ya yönelik söylemlerinde ciddi bir gedik açtı.
Öte yandan Meksika, Brezilya, Kolombiya ve Şili başta olmak üzere Güney Amerika ülkelerinden gelen tepkiler, ABD’nin Venezuela politikasına karşı bölgesel bir eşgüdüm ihtimalini de gündeme taşıdı.
Radyo Sputnik’te yayınlanan İsmet Özçelik’le Ankara Farkı programının konuğu Venezuela, Küba ve Nikaragua Ortak Devlet Televizyonu teleSUR’un Türkiye Temsilcisi ve Güney Amerika Uzmanı Yunus Soner oldu. Programda Venezuela’da son durumu anlatan Soner, şunları kaydetti:

‘Venezuela’da yönetim ayakta’

Soner, Maduro’nun kaçırılmasına rağmen Venezuela’da devlet işleyişinin sürdüğünü belirterek, Meclis’in olağan yasama dönemine başladığını ve yapılan görevlendirmelerle kurumsal sürekliliğin korunduğunu söyledi. Soner, törende verilen birlik görüntüsünün ABD merkezli psikolojik savaşın ‘ayrışma’ söylemlerine karşı bilinçli bir mesaj taşıdığına dikkat çekti:

“Venezuela devleti işleyişini başkan Maduro’nun kaçırılmasına rağmen sürdürüyor. Kurumsal sistem, Anayasal sistem devam ediyor. Bu çerçevede Meclis yasama dönemini olağan bir şekilde başlattı. Meclis Başkanlığı’na Jorge Rodrigez seçildi ve onun peşine düzenlenen törende de Delcy Rodriguez yemin etti ve görevlendirilmiş başkanlık makamını üstlenmiş oldu. Bu törene Nicolás Maduro’nun oğlu Nicolás Maduro Guerra da eşlik etti ve burada önemli bir konuşma yaptı, açık bir şekilde desteğini sundu. Bu şundan önemli; özellikle ABD merkezli psikolojik bir savaş da yürütülüyor. Bunun kampanyasını medyada da çeşitli sözde uzmanlar vs. bunların yapmaya çalıştığı şey şu; Venezuela hükümetinde bir ayrışma yaratmak, ‘aralarında bir hain var’ söylemini ortaya sürüyorlar. Buna karşı bir tavır olarak da bunu yaptıklarını düşünüyorum. Yani birlik görüntüsünü vermek açısından Maduro’nun bu törene katılması, ki kendisi zaten Bolivarcı hareketin bir parçası… önemli bir unsur oluşturuyor.”

‘ABD Güneşler Karteli iddiasından vazgeçti’

Soner, ABD Adalet Bakanlığı’nın iddianamesinde yöneltilen ‘Güneşler Karteli’nin lideri olduğu’ suçlamasının yer almadığını ve Amerikan basınının da bu iddiadan vazgeçildiğini yazdığını söyledi. Soner’e göre uyuşturucu söylemi, Maduro’nun suçluluğunu kanıtlamıyor; ABD kamuoyunu ikna etmeye dönük bir araç olarak kullanılıyor:
“Gerçekten trajik bir durum var. Maduro’ya ABD tarafından yöneltilen suçlardan birisi Güneşler Kartelinin lideri olmasıydı. Venezuela her zaman böyle bir kartelin var olmadığını kanıtlamaya çalıştı, ısrar etti. Ama Amerikalılar güneşler karteli deyip durdular. Ama şimdi bakıyoruz; ABD Adalet Bakanlığı’nın yayınladığı iddianamede güneşler karteli kaldırılmış. Bunu Amerikan basını bile yayınlıyor ve ‘ABD Adalet Bakanlığı Güneşler Karteli iddiasından vazgeçti.. Bunun gerçekten bir örgüt olduğu iddiasından vazgeçti’ diyorlar. Şimdi başka suçlardan Maduro’yu yargılamaya çalışacaklar, yine uyuşturucu trafiğinden devam ediyorlar ama burada bir çöküş var. Bu uyuşturucu meselesinde Amerikan toplumunu da düşünmek lazım. Amerikan toplumu için uyuşturucu tüketimi çok yüksek düzeyde ve çok ciddi bir sorun. Dolayısıyla ben Trump’ın bu gerekçeyi kullanmasının biraz da halkı ikna etmek için halkın gerçekten yakıcı bir sorununu ele almasından kaynaklandığını düşünüyorum. Bu Maduro’nun herhangi bir uyuşturucu ilişkisi olduğunu kanıtlamıyor. Ama siz sıradan bir Amerikan vatandaşını nasıl ikna edersiniz? Onun etrafında gördüğü, belki yaşadığı en büyük çöküşün göstergelerinden biri olan yükselen uyuşturucu tüketimini öne sürerek ikna edebilirsiniz. Ben bu yüzden bu çizgi üzerinden yüründüğünü düşünüyorum.”

‘BM uyuşturucu raporları ABD’yi yalanlıyor’

BM ve ABD raporlarının Venezuela’nın uyuşturucu trafiğinde belirleyici bir rolü olmadığını ortaya koyduğunu belirten Soner, şunları kaydetti:

“Venezuela’nın bu uyuşturucu ticaretinde herhangi bir rol oynadığı kısmı ikna edici değil. Zaten bu BM raporlarına da yansımış. Örneğin şu an en büyük hasar yaratan fentanil tipi uyuşturucu Venezuela’dan hiçbir şekilde geçmedi, üretilmediği de zaten BM raporlarına da Amerikan kaynaklarına da yansımış. Diğer uyuşturucu maddelerin Venezuela üzerinden nakli ise çok sınırlı, çok düşük düzeyde. Bu ürünler başka rotalardan gidiyor. ABD’nin dış politikada uyuşturucuyu kullanması, mesela Nikaragua’da karşı devrimci kontrgerillayı uyuşturucu ile finanse ettiler. Ama kendi iç kamuoyunda uyuşturucu çok büyük bir sorun ve ‘bununla mücadele etme’ fikri Wyoming’deki köylüyü belki ikna edebilir. Ondan sonra artık bunun Maduro ile Venezuela ile alakası var ya da yok, o vatandaş için ikinci hatta kalabilir. Çünkü ABD toplumunun gerçekten çok büyük bir uyuşturucu sorunu var. Meksika’daki kartellere ABD’den silah gönderildiğini Amerikan makamları tespit etti. Binlerce uzun namlulu silah. Bu Amerikan raporlarına girmiş bir şey. Uyuşturucu parasının nerede aklandığını, Amerikan finans sistemine girdiğini, burada aklandığını ABD’de de sağır sultan biliyor. Onları da geçtim yaklaşık 3 hafta önce Donald Trump ABD’ye 45 ton kokain sokulmasından Amerikan mahkemelerinde yargılanan, suçlu bulunan, 45 yıla mahkum edilen Eski Honduras Cumhurbaşkanını affetti.”

‘Trump bütün yarım küredeki varlıkların ABD’ye ait olduğunu söylüyor’

Soner, Venezuela’ya yönelik yaklaşımın Amerikan emperyalizminin açık bir yansıması olduğunu belirterek, Trump’ın hedefinin kontrolü dışında kalan doğal kaynaklar üzerinde mutlak hâkimiyet kurmak olduğunu söyledi. Soner, BM’den gelen kınamalara rağmen Washington’un tutumunun bu egemenlik anlayışını açıkça ortaya koyduğunu ifade etti:

“Venezuela’daki bu durum Amerikan emperyalizminin ihtirasını gösteren bir şey. Trump burada ‘Bu yarıküredeki bütün varlıklar dolaylı olarak bana aittir’ diyor. Trump açısından Venezuela’nın yaptığı bir hırsızlık. Çünkü burada onun kontrolünden çıkan bir sistem söz konusu, onun iradesi dışında değer kazanan bir doğal kaynaktan bahsediyoruz. Benim gördüğüm kadarıyla Trump için esas mesele bir hakimiyet kurmak, kayıtsız-şartsız bir egemenlik kurmak ve bu egemenliğin önündeki bütün engelleri bertaraf etmek. Buna Birleşmiş Milletler de dahil. Maduro’nun kaçırılmasına dair BM’den çok sayıda kınama geldi. Amerikan Dışişleri Bakanı Rubio ‘BM’nin ne dediğini önemsemiyorum’ şeklinde açıklama yaptı. Burada Trump çizgisinde mutlak bir hakimiyet kurma amacını görüyorum. Bunu ne kadar başarabilir? Bu ayrı bir tartışma.”

‘Güney Amerika ülkeleri ABD’ye karşı ortak tavır alabilir’

Soner, Venezuela’ya yönelik müdahaleye karşı Meksika, Brezilya, Kolombiya ve diğer bölge ülkelerinden gelen tepkilerin giderek arttığını belirterek, asıl belirleyici unsurun bu çıkışların eşgüdümlü bir tutuma dönüşüp dönüşmeyeceği olduğunu söyledi:

“Meksika, Brezilya, Kolombiya, Honduras… çok set açıklamaları var. Meksika’nın BM Temsilcisi ABD’nin yargılanması gerektiğini söyledi. Ama bu ülkeler teker teker kendi sahalarında mı bir tepki verecekler, yoksa eşgüdümlü bir hareket oluşturabilecekler mi? Daha ötesi bu tepkilerle Trump’a bir maliyet yaratabilecekler mi? Çünkü Amerikan emperyalizmi Venezuela’ya bir zarar veriyor, bir maliyet yaratıyor. Bunlar bunun karşısında beraber nasıl bir tepki verecekler? Önceki gün ortak bir açıklama yapıldı; Brezilya, Kolombiya, Uruguay, Şili ve İspanya. Burada ortak bir tutum ifade edildi; hem bu kaçırılma eyleminin kınanması hem de doğal kaynaklara çökmenin kabul edilemez olduğu söylendi. Bunlar söyleniyor, ama tabii burada şu merak ediliyor; burada eşgüdüm olacak mı ve en önemlisi bu ülkeler ne derece Venezuela’nın yanında duracaklar? En kilit soru bu. Kolombiya’da bir hareketlenme görüyorum. Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro bu protestoların bütün kıtaya yayılması çağırısında bulundu.”

‘Chavez ABD’nin yoksul mahallelerine ucuz petrol satıyordu, Venezuela diyaloğa kapalı değil’

Güney Amerika Uzmanı Soner, ABD’nin petrol sektöründe özelleştirme ve mülkiyet taleplerinin Bolivarcı hükümet açısından kabul edilemez olduğunu vurguladı. Soner, Caracas’ın geçmişte olduğu gibi bugün de egemenlik ve ulusal hukuk temelinde ABD ile diyaloğa açık olduğunu, bunun bir boyun eğme değil süreklilik taşıyan bir politika olduğunu söyledi:

“Rubio Venezuela’dan petrol sektöründe şunu isteyebilir; ‘Venezuela Devlet Petrol Şirketi’ni özelleştirin’ Onların gönlünde yatan bu, bunu yapmaları mümkün değil. Petrol kuyularının mülkiyetini devralmak isteyebilir, böyle bir şey mümkün değil. Bunu siz bu Bolivarcı hükümete yaptıramazsınız. Bu müzakere ‘Daha fazla iş birliği yapalım’ konusuna gelirse Venezuela hükümeti buna açık. Obama’nın Venzuela’yı ulusal güvenlik tehdidi ilan etmesinden önce çoğunluk ve mülkiyet hakları Venezuela’da olmak kaydı ile iş birliği vardı, Amerika’ya petrol de satılıyordu. Hatta bir anlaşma yapılmıştı; Hugo Chavez o dönem ABD’deki yoksul mahallelere indirimli petrol satıyordu. Dolayısıyla Venezuela’nın ‘ABD’ye petrol satmayız, ABD ile konuşmayız’ gibi bir yaklaşımı hiçbir zaman olmadı. Bugün de yok. Maduro da her zaman bunu söyledi; ‘Egemenliğimize saygı ve ulus hukukumuza saygı temelinde oturup konuşuruz, dost olmak isteriz’ mesajını her daim verdi. Bizim basınımızda bu mesajlar bugün belki de biraz bilgi eksikliğinden dolayı bir boyun eğme gibi lanse ediliyor, bu yanlış bir yorum. Delcy Rodrigez’in çıkıp ‘Biz ABD ile barış istiyoruz’ demesi bir boyun eğme değil, her zaman sürdürdükleri siyasetin bugünkü devamı anlamına geliyor.”

‘Maduro mahkemede dik duruş sergiledi’

Soner, Maduro’nun mahkemede kendisini sıradan bir vatandaş değil, Venezuela Devlet Başkanı olarak tanımlamasının hem siyasi hem de hukuki açıdan kritik olduğunu belirtti. Soner’e göre bu çıkış, diplomatik dokunulmazlık tartışmasını öne çıkarırken, Maduro’nun duruşu mahkeme salonunda ve dışında güçlü bir siyasi mesaj yarattı:
“Maduro’nun ilk ifadesi çok net. Hâkim isim soruyor, ‘Siz Nicolás Maduro Moros musunuz? Doğru mu?’ diyor. Maduro’nun yanıtı şu oluyor, ‘Ben Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti Devlet Başkanı Nicolás Maduro Moros’um. Kendimi burada bir savaş esiri kabul ediyorum. Evimden kaçırıldım” diye yanıt veriyor. Bu yasal açıdan da siyasi duruş açısından da önemli. Kendisini orada Venezuela devletinin temsilcisi olarak koyuyor, bir vatandaş olarak değil. Bu önemli. Bu yasal açıdan da önemli; siz aslında bir yabancı devlet başkanını yargılayamazsınız. Onun diplomatik dokunulmazlığı vardır ve çok zor, özel koşullar altında yargılanabilir. Bunu Rubio da biliyor ve o yüzden, ‘O aslında devlet başkanı değil, sadece fiili lider’ gibi işin etrafından dolaşmaya çalışıyor. Ben CNN International’ı izledim. Mahkeme salonunda olan yorumcular ‘Maduro burada büyük bir gösteri yaptı ve biz izlemek zorunda kaldık’ diyorlar. Yani bir özgüven, bir dik duruş sergiledi. Aynı zamanda mahkemenin dışında Venezuela ve Maduro lehine protestolar gerçekleşti.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала