- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

‘Venezuela’da yaşananlar Türkiye dahil her ülkeyi etkileyecek’

© SputnikCeyda Karan'la Eksen
Ceyda Karan'la Eksen - Sputnik Türkiye, 1920, 06.01.2026
Abone ol
Yiğit Günay’a göre Venezuela’da yaşananlar, emperyalizmin dünyaya açıkça kuralsızlığı dayattığı yeni bir dönemin işareti. Karakas’ta yürütülen askeri operasyonun yalnızca Latin Amerika’yı değil, Türkiye dahil tüm ülkeleri etkileyecek bir döneme kapı araladığını söyleyen Günay, sürecin hukuki değil, siyasal bir şov olarak yürütüldüğü görüşünde.
Bir süredir Venezuela’ya müdahalenin sinyallerini veren ABD, 3 Ocak günü Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kışladan ‘kaçırarak’ küresel siyasetin kurallarını temelden sarstı. Trump yönetiminin bu hamlesi, geçtiğimiz günlerde yayımlanan Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nin satır aralarında Monroe Doktrini’ne dönüşün bulunduğu yönündeki yorumları kanıtlar nitelikte.
ABD'nin bu müdahalesi, ‘kuralsızlık’ döneminin yeni bir safhası olarak değerlendirilirken Türkiye dahil hemen her ülke için de güvenlik stratejileri konusunda yeni bir tartışmanın kapısı aralanacak. Venezuela’nın fiili devlet başkanlığı görevini üstlenen Delcy Rodriguez’in verdiği ‘ABD ile iş birliğine açığız’ mesajının ise ülkenin kapılarını ABD’ye daha da açabileceği şeklinde yorumlanıyor. Ancak ‘müzakere’ ve ‘iş birliği’ söylemleriyle açılan kapıların, askeri zor ve siyasal tasfiye ile sonuçlanabildiği bir tabloyla karşı karşıya bulunuluyor. Bu durum, yalnızca Venezuela için değil, benzer ilişkiler ağı içinde yer alan tüm ülkeler için yeni risk başlıklarını gündeme taşımış durumda.
Venezuela’daki müdahaleyi ve baskını Gazeteci Yiğit Günay ile konuştuk.

‘Emperyalizm dünyaya kuralsızlık dayatıyor’

Yiğit Günay’a göre Karakas’ta yaşananlar, emperyalizmin dünyaya açık biçimde ‘gücü yetenin kural koyduğu’ bir düzen dayattığı tarihsel bir kırılmaya işaret ediyor. Günay, sivil ölümlerle yürütülen bu operasyonun yalnızca Venezuela’yı değil, Türkiye’de yaşayanlar dahil herkesi etkileyecek yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu kaydetti:

“Karşımızda yıllar boyunca dönüp referansta bulunacağımız ‘3 Ocak’ mefhumu duruyor. ‘Bunlar böyle’ denilerek geçiştirilebilecek bir şey değil. Emperyalizmin şu an kendini soktuğu yol, dünyaya dayattığı kuralsızlık budur. ‘Gücü gücüne yetene, sınır yok’ mesajını vermek için çok büyük bir fırsat geçti ellerine ve kullandılar. Bu, açık bir alçaklık ve barbarlık. Türkiye’de yaşayan bizler dahil hepimizin hayatını yakın gelecekte etkileyecek bir gelişme yaşandı. ‘Hak etti, Amerika çok güçlüymüş’ denecek bir tablo yok. Bundan sonra bizi neyin beklediğini anlamamız gereken bir tablo var. 3 Ocak’ta Karakas saatiyle gece yarısından sonra operasyon başladı. Amerikalılar önce bombardımana tuttular, ülke genelinde askeri hedefleri vurdular. Sonra helikopterlerle girerek iki buçuk kadar sürdüğü anlaşılan bir operasyonla Maduro’yu kışladan kaçırdılar. Hala o sürede ne olduğuna dair tablonun detaylarına hakim değiliz. Ancak ilk tanıklıklara bakarak içerde katliam yaşandığını söyleyebiliyoruz. Sivil ölümleri var bombardımandan ölenler var. Maduro’nun güvenliği için görev yapan 32 Kübalı yaşamını yitirdi. Bombardımanda ölenler dışında bir kısım insan yakın mesafeden kurşun sıkılarak öldürüldü. Şu anda bir spekülasyona girmenin manası yok ama önümüzdeki günlerde ne olduğunu biraz daha anlayabileceğiz. Venezuela, Latin Amerika’daki ülkelerin büyük kısmı gibi Soğuk Savaş yılları ve öncesinde Amerikancı yönetimlerin iktidarı altındaydı. Arada bir sosyal demokratlar geldi ancak onlar da Amerikancıydı. Şu anki fiili devlet başkanlığı görevini üstlenmiş Delcy Rodriguez’in babası hapishanede bir devrimci olarak öldü ve iktidarda sosyal demokratlar vardı. Sadece faşizm döneminden bahsetmiyoruz ama Amerikancılık hep vardı.

Venezuela Latin Amerika’nın en zengin buna rağmen en eşitsiz ülkelerinden birisiydi. Chavez iktidara geldikten yıllar sonra dahi 2000’li yılların ortalarında zemini beton olmayan toprak üstünde teneke evlerde yaşamak durumundaydı Venezuelalılar. Çok ağır bir yoksulluk ve işsizlik vardı. Chavez siyasi parti kurdu ve seçimleri kazandı. 28 yıllık bir süreçten bahsediyoruz. Bu süreçte özellikle eğitim ve sağlık alanında büyük kazanımlar elde edildi. Tablo çok kötüydü. Kimi liberaller ‘Bu adamlar Venezuela’yı yoksulluğa mahkum etti’ diyorlar ama hiçbir şey bilmiyorlar. Hayatlarında gitmemişler. 28 yıldır iyisiyle kötüsüyle günahıyla sevabıyla bu sürecin devam ediyor olmasının temel sebebi Venezuela’daki yoksulların büyük desteği. Yoksa şimdiye kadar hayatta kalamazlardı. Burada üç temel durum var. Birincisi ekonomide adım adım üretim araçlarını devletleştirmeye yönelik sosyalist yaklaşım yerine petrol gelirlerini halka dağıtma politikası izlenmiş olması. Bu Chavez’in elini ve ülkeyi 2000’li yıllarda petrol fiyatları ve Venezuela’nın arzı yüksekken rahatlattı ama 2010’larda petrolün düşmesiyle krize girdiler. Ülkenin tüm ekonomisi tek ürüne bağlıydı. Bu çözülmeden bağımsızlığınızı da halk iktidarını da sağlayamazsınız. İkincisi teorik olarak bu ara yolun ‘21’inci Yüzyıl Sosyalizmi’ diye teorize edilmeye çalışılması. Döneme göre yön vermeye çalıştıkları bir yelkenli gibi davrandılar ülkeye. Üçüncü nokta ise bu işi siyasi olarak bir sınıf kavgasına evriltmemiş olmaları. Venezuela’da burjuvazi ve sermaye sürekli gücünü korudu ve hala öyle. Venezuela’da PSUV iktidarının en temel kaynaklarından bir tanesi o iktidarı destekleyen burjuvazi.”

‘Washington’un tercihi muhalefet değil, ‘güvenilir’ ortak’

Venezuela’da sermayeye alan açan Rodriguez’in Amerika’nın ‘güvenini kazandığını’ belirten Günay, Rodriguez’in politikaları, Amerika’nın çıkarlarıyla uyumlu olduğunu söyledi. Günay’a göre süreç hukuki değil, siyasal bir şov olarak yürütülüyor:
“Saldırı sırasında ülke yeterince savunuldu mu?’ sorusu spekülasyon olur ama iki gündür yaşananlara bakıldığında öncesinde bir müzakere yürütüldüğü açık. Kim hangi koşulda anlaşmıştır bilmiyoruz. ABD basını şu an fiili olarak başkanlık görevini üstlenen Rodriguez’i haftalardır konuşuyor. Şu aşamada Rodriguez ile ilgili kesin bir şey söylemenin doğru olduğunu düşünmüyorum. Venezuela’da patronların tasviye edilmemesinin sonuçları oldu. Rodriguez’in iş birlikçi olup olmadığı konusunda bir şey söylemek istemiyorum ama yıldızının parlamasının temel sebeplerinden biri 2020 yılından itibaren petrol üretimi alanında devleti ekonomiden çıkarıp sermaye sınıfına alan açması. Rodriguez ülkeyi devlet kontrollü kapitalizme götürdü. ABD’de Latin Amerika konusundaki daha aklı başında uzmanların dikkat çektiği esas şeylerden biri de bu. ‘Trump niye İmamoğlu’nun bile selam gönderdiği nobel kazanan arkadaşı değil de yıllardır iktidarın parçası olan Rodriguez’i tercih etti?’ diye sorular var. Amerikan kaynakları Rodriguez’in son beş yılda ekonomide ortaya koyduğu performansı başarılı ve güvenilir buluyor. Bu nesnel bir tespit. Maduro yargılanacak. Amerikan hukuk sistemine dair bilgim yok ancak ama Maduro’yu iki gün önce götürdüler hangi ara iddianame okundu, avukat bulundu bilmiyoruz. Her şey şov.”

‘Emperyalizmle pazarlığın bedeli ağır’

Biden döneminde başlayan temasların Trump’la birlikte tehditkâr bir hatta evrildiğini, müzakere söyleminin askeri müdahaleye dönüştüğünü belirten Günay, Venezuela’da yaşananların ‘iş birliği’ adı altında kurulan ilişkilerin sonucu olduğunu vurguladı:
“Biden döneminde iddianame rafa kaldırılmıştı çünkü Biden döneminde başka bir şey denediler. Rusya-Ukrayna savaşı çıktıktan sonra petrol akışı dünyada değiştiği için ABD, Venezuela ile tekrar yakınlaşma politikasına girdi. Delcy Rodriguez dahil olmak üzere Venezuela’daki birçok insan yaklaşık üç yıldır Amerikalılarla doğalında bir temas halindeydi. Trump’ın seçilmesiyle bu biçim değiştirdi, tehditkar bir öze büründü ama orada bir kapı açılmıştı. Emperyalistlerle kurulan ilişkilerde sadece sopa yoktur. Kapıları müzakere için açarsınız, ‘İş yaparız’ dersiniz, o ilişkiler devlet başkanınızın kaçırılmasıyla sonuçlanabilir. Venezuela’da olan bitenden sonra Türkiye’de de ‘NATO üyeliği ne kadar önemli’ diyenler var. Tam olarak aynısıdır. NATO, Türkiye’nin en büyük güvenlik açıklarından bir tanesidir. Her şeyimiz ortada, her şeyimiz biliniyor. Şu an ne olacağına bakmamız lazım. Rodriguez’in ‘ABD ile iş birliğine açığız’ açıklaması, ülkeniz haince bir saldırıya uğramışken halkınız sokaklardayken yapılabilecek en ABD’ye kapıyı açan açıklama. Daha ne söylenebilirdi bilmiyorum. Halkın Maduro’yu ABD’nin elinden alma ihtimali şu an için yok gibi gözüküyor. Trump’ın sadece kazanacağı yüzde yüz olan operasyonlara kalkıştığı ve onun dışında hiçbir şekilde riske girmemeye çalıştığı görülüyor. İran saldırısı da böyleydi, Venezuela operasyonu da böyle. ‘Ne kadar güçlü’ yorumlarını temkinli karşılamak gerekiyor. ABD yönetimi de bunun farkında, Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nin satır aralarında da bu ima var. ABD’nin fazla açıldığı düşünülüyor. ‘Monroe Doktrini’ni hayata geçirip Batı Yarımküre’yi temizleyeceğiz’ demek ‘Doğu Yarımküre’deki iddiadan geri çekiliyoruz’ demek. Bu tamamen geri çekilecekleri anlamına gelmiyor. Orta Doğu’dan bildiğimiz üzere Trump’ın yapmaya çalıştığı şey ‘masrafları biz ödedik bundan sonra siz ödeyeceksiniz’ yaklaşımı. Batı Yarımküre’yi tamamen temizlemek istiyorlar. Bu yaklaşımda ne kadar başarılı olacakları hala soru işareti. Şu an Venezuela bitmiş falan değil. Haince, ağır bir saldırı oldu fakat Venezuela’da kavga sürüyor. Venezuela halkı orada ne olacağını göreceğiz. Hükümetin ne yapacağının ayrıntıları ortaya çıktıktan sonra beklenmedik gelişmeler yaşanabilir.”

‘Venezuela’da yaptıklarını Küba’da yapamazlar, ABD bir gün tokat yiyecek’

ABD’nin Küba başta olmak üzere Latin Amerika ülkelerine dönük tehditlerin ciddiye alınması gerektiğini vurgulayan Günay’a göre ABD’nin planı Küba’da tutmayacak. Günay, baskılarını artıran ABD’nin ‘tokat yiyeceği’ görüşünde:
“Diğer ülkelere yönelik tehdidin ciddiye alınması lazım. Küba şu an tedirginlikten ziyade yas durumunda. Karakas’ta hayatını kaybeden Kübalıların anısına yasta. Küba zaten yıllardır böyle bir şeye hazırlanıyor. Şu anda da büyük bir hazırlık olduğunu söyleyebilirim ancak Küba, tarihinde yakalanabileceği en kötü zamanlardan bir tanesinde bu olasılığa yakalanıyor. Büyük bir ekonomik kriz var. ‘Ekonomiyi düzeltemiyorlar’ diyenlere bu ülkelerin ekonomisinin kötü durumda olmasının ABD’nin abluka politikası olduğunu hatırlatmak gerek. Trump’ın ilk döneminde ağırlaştırılan yaptırımlar, pandemi ve küresel ekonomik krizden ötürü Küba’da ağır bir kriz var. Ancak bu yaptıklarını Küba’da yapamazlar. Başka türlü bir kavgaya girmeleri lazım. Trump vur kaç yapıyor ama ABD bir gün bir yerden ağır tokat yiyecek. Bundan kaçınmaya çalışıyorlar bunu görmek lazım. Kolombiya ve Meksika ile diğer ülkeler açısından da tehditler sürüyor. Herkes bir şekilde hazırlanmaya çalışıyor. ABD elinde sopayla müzakere süreci yürütüyor. Kimler buna ne kadar boyun eğecek, ne verecekler ve ne kazanacaklar bunlar hala belirsiz. Önümüzdeki dönemde göreceğiz.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала