- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

‘Ukrayna krizinin başlangıcı 2014’te iktidarın neonazi ve faşist güçlere geçmesiydi’

Abone ol
Okay Deprem, Ukrayna Özel Harekat’nın üçüncü yılında krizin tarihsel gelişimini aktardı. 2014 darbesiyle başlayan süreçte Rus nüfuza derin ayrımcılık ve NATO genişlemesine atıf yapan Deprem, Rusya’nın diplomasi masasında çözüm çabalarının boşa çıkarıldığını vurguladı.
Ukrayna’da ABD yönetiminin 2014’te Kiev’deki darbesiyle başlayan süreçte BM Güvenlik Konseyi 2202 sayılı kararıyla onaylanan Minsk anlaşmalarının fiilen çöpe atılmasının tetiklediği kriz sekiz yıl sonra Rusya Federasyonu’nun müdahalesine yol açmıştı. Rusya Federasyonu’nun Aralık 2021’de ABD ve NATO’ya sunduğu ‘güvenliğin bölünmezliğini’ esas alan teklifler geri çevrilirken, Donbass’ta ve Ukrayna’nın Rusya ile sınırında başlayan gerilimin ardından Moskova, BM anlaşmasının 7’inci Bölümünün 51’inci maddesine dayanarak 24 Şubat 2022’de Özel Askeri Operasyon başlatmıştı.
Üç yılın sonunda Ukrayna silahlı kuvvetleri, ABD öncülüğündeki kolektif Batı’dan her türlü askeri ve sivil yardımı almasına rağmen açık bir yenilginin eşiğine gelmiş durumda. Moskova ‘demilitarizasyon’ ve ‘denazifikasyon’ hedefleri doğrultusunda özel harekata devam ederken, ABD’deki yönetim değişikliği beklenmedik yeni bir durum ortaya koydu. Donald Trump yönetimi Kiev’in kazanılamayacak bir savaşa devam etmesi yerine hızlı bir çözüm için bastırıyor. Rusya Federasyonu ise referandumlarla Rusya Federasyonu’na katılmış olan dört bölgenin yanı sıra stratejik meseleler ve yaptırımlar dahil kırmızı çizgilerini vurguluyor.
Krizin yıldönümünde 2014 darbe süreci ve sonrasını Donbass bölgesinde yaşamış ve direnişe tanıklık etmiş olan gazeteci ve yazar Okay Deprem ile konuştuk.

‘Kırım taa 1992’de Rusya’yı tercih etmişti’

Okay Deprem, Ukrayna meselesinin tarihinin İkinci Dünya Savaşı sonrasında SSCB’ye karşı aşırı milliyetçi hareketlerle bağlantılara kadar uzandığını anımsatırken, 1991’daki çöküş sonrasının günümüzü şekillendirmekteki rolüne atıf yaptı. Deprem özellikle Kırım’ın tercihlerini vurguladı:

“Her şey II. Dünya Savaşı sonrası derinden de olsa başlamıştı. Ancak Ukrayna merkezli bu ihtilafın nihai anlamda başlaması 1991’e dayanıyor, Sovyetler Birliği’nin dağıldığı yılın hemen sonrasına. Örneğin 1992’de tam o esnada Kırım otonom cumhuriyeti yani tam o ana kadar Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde olan bölge, otonom yapı Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlanmak istedi. Referandum yaptı ancak Ukrayna bunu kabul etmedi. Oradan başlayan bir gerilimin ilk adımı bu şekilde atılmış oldu. Zaten onlarca yıl sonra bu büyük ihtilafın ana nedeni olarak yine aynı yarımadayı ve cumhuriyeti göreceğiz. Yani Kırım’ı.

İkinci olarak: Ukrayna tam da aynı dönemde Rusya’nın bölgede yüzlerce yıldır konuştuğu Karadeniz donanması konusunda da ciddi sorunlar çıkarmaya başladı. Önce yer vermek istemedi, sonrasında 90’lar boyu ve kısmen 2000’lerin başında belli bir yatışma dönemi yaşandı. 2000’lerin başında Putin liderliğindeki yeni Rusya Federasyonu yönetiminin Ukrayna’ya dönük epey bir olumlu, yapıcı adımları olduğunu görüyoruz. Farklı anlaşma teklifleri, Putin 2004’te 9 Mayıs gösterisini bile o zamanki devlet başkanıyla Kiev’de takip etmişti.”

‘Turuncu Devrim ve Soroscu hareket kırılma noktası oldu’

Deprem’e göre görece sakin geçen yılların ardından esas kırılma noktası 2004’de Batı’da ‘turuncu devrim’ diye anılan hareket olduğunu dile getirdi:
“Esas kırılma noktası Turuncu Devrim ismiyle başlayan 2004’teki hareket. 2004’ten itibaren hakikaten Ukrayna Soros Vakfı başta olmak üzere USAID türevi ve bağlantılı sayısız vakıf ve derneğin etkileşmesiyle sivil toplum başta olmak üzere o eksende Batı’nın hafiften ekseni kaymaya başladı. Yine aynı dönemde, 2008’de Ukrayna’nın Gürcistan ile birlikte önemli bir NATO zirvesine davet edildiğini görüyoruz. Keza daha evvel Irak başta olmak üzere birtakım ihtilaf bölgelerinde doğru olmasa da Ukrayna’nın belirli sembolik birlikleri NATO ile hareket etmemiş değildi, NATO ile birtakım sembolik kuvvetler yollamamış değildi. Şimdi akabinde bu tabii Rusya için bardağı taşıran damla, en azından damlaların ilki oldu diyelim. Aynen Gürcistan’da olduğu üzere.”

‘Yanukoviç Rusça konuşan nüfusun haklarını korumaya çalıştı’

İkinci bir görce sukünet döneminin Yanukoviç’in kısıtlı iktidarı olduğunu anlatan Deprem, ancak Ukrayna liderinin Rusça konuşan nüfusun haklarını gözetmeye çalıştığı bu dönemde hatasının hem Doğu’ya hem Batı’ya oynaması olduğu görüşünü dile getirdi:
“Sonrasında ikinci bir tampon dönem görüyoruz, 2010 başı ile 2014 kış sonu arası Yanukoviç’in kısıtlı iktidar dönemi. Yanukoviç maalesef ki her ne kadar Rusya’nın doğrudan adayı olmasa da hiçbir zaman bu role soyunmadı, Rusya da son tahlilde onu atamadı ama tabii Rusya’ya yakın bir isimdi. En azından vaatleri baştan itibaren Rusça konuşan nüfusun haklarını korunması, Anayasal bazda Rusça dilinin ve kültürünün güvence altına alınması ve tabii ki nüfusun önemli bir kısmının yaşadığı bölgelerin kalkınması ve nispeten daha özerk bir yapıda yaşamlarını sürdürmelerinin vaatlerini veriyordu. Bunları kısmen yapmaya soyunduysa da Yanukoviç maalesef ki Rusların tabiri ile ‘iki koltuğa bir anda oturmaya çalıştı’ ve deyim yerindeyse Avrupa’ya da epey ‘göz kırptı’ ve iktidarı kaybetmesinin sebebi bu oldu. Hem Batı’ya hem Doğu’ya oynamaya çalıştı.”

‘Ukrayna SSCB borcunu üstlenmediği gibi enerji kalemlerini en ucuza alan ülkeydi’

Deprem, SSCB sonrası kurulan Ukrayna’nın Rusya sayesinde birliğin yüklerinden kurtulduğu gibi özellikle enerji alanında Moskova’dan aldığı önemli destekleri de anımsattı:
“Rusya o dönemde özellikle 2014 kırılmasına doğru Ukrayna’ya çok ciddi bir enerji anlaşması teklifinde bulundu. Ukrayna lehine olumlu manada eşi benzeri görülmemiş bir teklifti. Zaten toplam sürece baktığımızda Ukrayna ilgili süreçte Rusya’nın gazı başta olmak üzere diğer enerji kalemlerini en ucuza alan ve transit anlamda çok ciddi gelirler elde eden ve SSCB’nin borcunu hiçbir şekilde üstlenmeyen bir devlet olarak hatırlıyoruz. Borçların tamamını SSCB’nin hukuki mirasçısı olarak Rusya Federasyonu üstlendi. Ukrayna bundan da muaf oldu, kurtulmuş oldu.”

‘2014’te iktidarın neonazi ve faşist güçlere geçmesiyle çatışma başladı’

Deprem, 2014’teki darbenin ise Kırım’ın derhal Rusya’ya yönelmesine yol açtığını belirtirken, Donbass’ta sekiz yıl süren direnişin altını çizdi:

“2014’te iktidar Neo-Nazi, faşist, aşırı sağcı güçlere geçtikten sonra Turuncu Devrim’in bir nev-i tekrarı oldu. Ama bu sefer çok kanlı oldu ve bu sefer tam anlamıyla başardılar. Sonrasında net 8 seneye varan Donbass ihtilafını görüyoruz. 2014’ün bahar aylarında Ukrayna Anayasası’nı ihlal etme pahasına o zamanki sözde başkan vekili Turçinov’un Donbass’a Ukrayna’nın askeri birliklerini gönderdiğini görüyoruz. Bunlar maalesef silahlı çatışmayı başlatmış oldular.

Ondan öncesi de var tabii ki; darbeye direnen Kırım başta olmak üzere Donbass Bölgesi oldu. Hatırlayalım; düzenlediği referandum ile Kırım çok hızlı bağımsızlaştı, aynı yılın Mart ayında Ukrayna’dan ayrılmak suretiyle Rusya Federasyonu’na bağlanmıştı. O ihtilaf hızla sona erdikten sonra gözler Donbass’a çevrildi. Çünkü Ukrayna ordusunun silahlı müdahalesi sonucu silahlı çatışma başladı. Yine aynı dönemde de-facto oluşa gelen eski Lugansk ve Donetsk Halk Vilayetleri’nin yeni isimleri ortaya çıktı. 7 ve 8 Nisan 2014 tarihlerinde tek taraflı bağımsızlık ilan ettiler. Sonrasında yine aynı yılın 11-12 Mayıs tarihlerinde ilgili bölgeler bunu referandum ile pekiştirdiler. O dönemde çatışmalar Kuzeyden başlamak kaydıyla önce Donetsk Vilayetinin Slovyansk merkezli ve Krasny Liman kent ve çevresindeki kasabalarda başladı, adım adım yayıldı ve zaman içerisinde Donetsk bölgesinin tamamına yayıldı, oradan Lugansk’a.”

‘Uygulanmayan Minsk’in garantörleri Almanya ve Fransa iken, Rusya gözlemci statüsündeydi’

Rusya’nın 2011’e kadar Minsk 1 ve 2 anlaşmaları ve Normandiya Dörtlüsü’nün buluşmalarında gözlemci statüsünü koruduğunu kaydeden Deprem, Almanya ve Fransa’nın garantör olmalarına karşın sorumluluklarını yerine getirmemeleriyle krizin tırmandığını vurguladı:

“Sonra hemen akabinde Minsk sürecini görüyoruz. Minsk Anlaşması 1 ve 2. Bu ikisinin neticelenmesi 2015 başlarını buldu. Bir tarafsız bölge ilan edildi. Taraflar arasında de-facto tek taraflı bağımsız cumhuriyetler olan Lugansk ve nam-ı diğer Donetsk Halk Cumhuriyetleri ile Ukrayna’nın kontrol etmekte olduğu Donbass’ın Kuzey ve Kuzeybatı kısmı arasında 30 küsür km uzunluğunda bir bölgeydi. Yalnız takip eden yıllarda Minsk 2 Anlaşması’nın tüm bağlayıcı maddelerine rağmen, yani ağır silahlardan arındırılma zaruriyeti, belirli silahların kullanılmaması gerekliliği, ordunun tarafsız bölgeye girmemesi tanınmadı.

Normandiya Dörtlüsü ortaya çıktı; yani Fransa, Almanya’nın da katıldığı müzakereler. O dönemde Minsk 2’de bizzat Poroşenko’nun imzası olan şu metni görüyoruz: Donetsk ve Lugansk Halk Cumhuriyetleri’nde bağımsız seçimler yapılacak, Ukrayna Anayasal olarak bu iki Cumhuriyetin bağımsızlığını değil, ancak Ukrayna konfederatif çatısı altında otonomlarını kabul edecek. Yani Ukrayna üniter bir devletten konfederatif bir devlete dönüşecek. Bu anlaşmalara o zamanki Ukrayna Devlet Başkanı olan Poroşenko’nun ve bağımsız Cumhuriyetlerin imzası vardı. Buna Ukrayna hiçbir şekilde sirayet etmedi. Yani ne Donetsk ve Lugansk Cumhuriyetlerinin otonomlarını tanıdı ne Ukrayna Anayasası içinde onları entegre etmek istedi.

Rusya bu dönemde hiçbir şekilde doğrudan müdahalede değildi. Rusya baştan itibaren hem Minsk 1 ve 2’de hem de Normandiya Dörtlüsü’nün ilgili buluşmalarında fiilen ve hukuki olarak gözlemci statüsünü taşıyordu. Bu süreç 2021’e kadar devam etti.”

‘Zelenskiy seçim vaatlerinin tam tersini yaptı, Poroşenko’yu arattı’

Zelenskiy’nin Ukrayna Devlet Başkanlığı görevine halka barış vaadiyle seçildiğini belirten Deprem, bu vaatleri yerine getirmek bir tarafa Donbass’ı güç yoluyla geri almak için kararname çıkardığını anımsattı. Deprem’e göre Rusya ise 2021 yılı boyunca Batı’ya son bir şans tanıyarak tekliflerde bulundu ancak reddedildi:

“2019’da Zelenskiy’nin geldiğini hatırlıyoruz. Vladimir Zelenskiy büyük barış vaatleri ile gelmişti. Sınır boylarındaki çatışmaları durduracağı, hatta Donbass’a otonom verebileceği, halkın haklarını teslim edeceği gibi.. Ukrayna’yı yeni bir barış sürecine sokacağı üzerine bir kampanya yürüttü ve yüzde 73-74 oy oranı ile devlet başkanı seçildi. Yalnız ne dediyse tersini yapmaya başladı ve Poroşenko’yu aratan bir döneme girildi.

Kırılma noktası 2019’da Paris’te Putin’in de olduğu Normandiya Dörtlüsü’nün buluşması oldu. Zelenskiy Putin’in konuşması esnasında hem gülümsemek suretiyle dalga geçti, ciddiye almadı. Bu sembolik anı Rusya yönetimi unutmadı. Sonra kırılma sürecinin son etabını 2021’in sonlarında görüyoruz.

Rusya bu işin kontrolden çıkmak üzere olduğunu gördü ve Batı’ya çok ciddi bir teklifi oldu; Ukrayna’nın tarafsız olması, NATO’ya girmemesi, kısa ve orta menzilli roketler olmak üzere Batı silahlarının Doğu Ukrayna’da konuşlandırılmaması ve bölge ile alakalı talepleri yer aldı. Batı bunları değil somut bir karşılık vermek, ciddiye bile almadı, kendince dikkate almama taktiğini denedi. Rusya bunu da bir yere not etti. Bu Rusya açısından çok büyük infial hali doğurdu. Rusya’nın çok uzun erimli, çok diplomatik ve profesyonel hazırladığı bu metni, uzattığı dostluk eli adeta karşılıksız kaldı. Açıkçası Batı’ya son bir şans verildi.

‘Kiev’in Donbass’a yönelik provokasyonları iyice artmıştı’

Okay Deprem, Batı’da hiç anılmayan Kiev’in Batı desteğiyle savaşa hazırlanma sürecini aktardı:

“Tam 2021’in sonu ve 2022’nin başlarındaki kritik aylarda Ukrayna ordusunun Donbass’a dönük provokasyonları iyice artmıştı ve sınır boylarında çok ciddi ölümler meydana geliyordu, Donetsk vuruluyordu ve çevresi başta olmak üzere, Lugansk da. Bu provokasyonlar Rus sınırına dahi sıçradı ve yine 2021 sonları ve 2022’nin başlarında Ukrayna’ya başta İngiltere olmak üzere Batı ve Kuzey Avrupa devletlerinin kargo uçakları ile ciddi askeri sevkıyat başlatıldı. Aynı dönemde Ukrayna ordusu Donbass’ın ilgili otonom özerk bölgesi etrafında adeta bir tahkimat kurdu, 150 bin küsür kişilik bir orduyu oraya yığdı.

Açıkçası Ukrayna savaşa hazırlanıyordu ve Rusya tarafının aldığı istihbaratlar zaman içinde kanıtladı ki Rusya 24 Şubat’a gelindiğinde müdahale etmeseydi Ukrayna ordusu Donbass’a çok şiddetli müdahalede bulunacaktı ve can kaybı çok yüksek seviyede olacaktı. Bu artık kesin gibiydi. Sonra yayınlanan sayısız rapor ve belge bunun kanıtlarını gösterdi. Son olarak 22 Şubat’ta önce Rusya Donetsk ve Lugansk Halk Cumhuriyetleri’ni resmen tanıdı, onlarla birlikte askeri anlaşma imzaladı. Çünkü çok kritik günler yaşanıyordu. 24 Şubat’ta da bir şekilde bu Özel askeri operasyon adı verilen süreci başlattı.

‘Krizin çıkmasında Ukrayna merkez ama birçok açıdan çok boyutlu’

Rusya’nın en temel isteğinin NATO’nun genişlemesinin durdurulması olduğunu anımsatan Deprem, üç yıl sonra olası bir müzakere masası kurulması halinde Moskova’nın taleplerine de dikkat çekti:
“Rusya Federasyonu Dışişleri’nin ve yönetiminin 2021’de Batı’ya yaptığı teklif içinde çok önemli bir madde daha vardı. Genel jeopolitik ve makro ölçekli tabloya baktığımızda en önemlisi de oydu; NATO’nun 1990’lardan itibaren genişlediği bölgeden askeri üslerini çekmesi. Ukrayna bu genel makro tablo içerisinde en azından Doğu Avrupa üzerinde nispeten daha ufak bir boyut oluşturuyordu. Dolayısıyla müzakerelerin başladığı süreçte bana kalırsa kesinlikle bu masaya konulacak. Zaten şu anda yapılan açıklamalarda bu ima edilmiyor değil. Rusya’nın birkaç yıl evvel Batı’dan belki de en önemli talebi buydu. Dolayısıyla buradan hareketle baktığımızda şu anki çözüm bulunmaya başlandığı gözüken ihtilaf manzarası çok daha kapsamlı, bizim tahayyülümüzün ötesinde. Ukrayna bunun çok ufak bir kısmını oluşturuyor. Tabii ki Ukrayna sıcak savaş noktasında merkezi gibi duruyor ama genel jeopolitik ve stratejik açıdan tablo çok çetrefilli ve çok boyutlu.”

‘Rusya’nın kırmızı çizgileri var’

Deprem, Moskova açısından Rusya’ya katılan dört bölgenin ve Kırım’ın tartışma konusu bile edilemeyeceğini belirtirken, özel harekatın hedefleri olan Herson ve Zaporojye’de kalan bölgelere de atıfta bulundu:

“Rusya’nın kırmızı çizgileri var. Bunlar hem 3 yıldır devam eden savaşın nedenlerini teşkil eden Donbass krizi ama görünmeyen nedeni olarak da Kırım’ın statüsü. Rusya’nın en önemli iki kırmızı çizgisi tartışmasız bu iki bölge. Buradaki ihtilaf 2022’den sonra ortaya çıkmadı, öncesinde de vardı. Yalnız 2022’den sonra yeni bir sayfa daha açıldı. Rusya Federasyonu’nun savaş ile almak durumunda kaldığı o zamanlar Ukrayna’ya ait olan Kırım’ın Kuzeybatı ve doğusundaki Zaporojye ve Herson bu tabloya eklenmiş oldu. Yine bu bağlamda hatırlatmak gerekirse; Herson’un aşağı yukarı yüzde 70-75’i, Zaporojye’nin da yüzde 80-85’ini Rusya silahlı kuvvetleri uzun süredir kontrol altında. Rusya’nın buralardan çekilmesi sıfıra yakın bir ihtimal. Dahası ilgili yerlerin aynı adlı başkentleri halen Ukrayna ordusunun kontrolünde gözükse de Eylül 2022’de Rusya’ya bağlanma referandumu yapılmıştı. Bu Rusya tarafından Anayasal olarak tasdik edildi. Tasdik edilen yer ilgili vilayetlerin tamamı, de-facto aldıkları ya da fiili aldıkları kısımdan ibaret değil. Bu şu demek oluyor; Herson’un Dinyeper Nehri’nin diğer tarafında kalan aynı adlı başkentinin etrafındaki ufak kısım yine aynı şekilde Zaporojye vilayetinin aynı adlı başkenti de kapsıyor. Dolayısıyla Rusya oraları da vermek istemeyecektir.

Harkov ve Rusya içinde çok ufak da olsa Kursk bölgesinde Ukrayna ordusunun halen elinde tuttuğu bölge var. Rusya ordusu Kursk’taki Ukrayna ordusunu aylardır gasp ettiği bölgenin 3’te 2’lik kısmından çıkarmış olsa da barış masası kurulana kadar tamamen çıkarılmazlarsa burası da söz konusu edilebilir. Harkov’da aynı şekilde Rusya’nın kontrol ettiği bölgenin büyüklükleri yakın gibi, takas edebilirler gibi bir varsayımım var. Bu işin sınırsal başlangıcı tabii.

Bunların da ötesinde, 2022 krizinin öncesinde yine Rusya için çok önemli bir şart olan Ukrayna’nın kayıtsız, şartsız NATO’ya üye olmaması, tarafsız bir ülke olması. Şimdi buna Avrupa’nın jeopolitik beklentileri ve belki birtakım amaçları çerçevesinde Ukrayna’ya yerleştirilmesi planlanan sözde barış gücü veya olası tampon bölgeye yerleştirilecek tırnak içerisinde askeri birlikler.”

‘En önemli faktör Rus dilinin engellenmesi ve Rusların anayasal haklarından edilmesi’

Deprem, krizin en temel sebebinin Donbass ve Lugansk gibi Rus nüfusun yaşadığı bölgelerde Rusların haklarının gasp edilmesi olduğunu söylüyor:
“2014’ten başlayan krizin son perdesinin en derin ve temel sebebi Kırım başta olmak üzere Ukrayna’nın Güneydoğusundaki ilgili bölgelerde Rus nüfusun haklarının yeni darbe hükümeti tarafından gasp edilmek istenmesi ve gasp edilmeye başlanması. Yani Rus dilinin yasaklanma aşamasına gelinmesi, Rus dilinin örgün eğitimden çıkartılmak istenmesi, Anayasal olarak dışlanması, hatta Rusların ikinci sınıf vatandaş statüsünde değerlendirilmeye başlanması. Ukraynalılar dışında tüm etnik gruplar (2014 sonrası süreçte Ruslar da buna dahil edildi) Kiev yönetimi tarafından ikinci sınıf bir statü verildi. Kırım’da 2014’ten önce etnik Rus nüfusu en az yüzde 66-67 civarındaydı. Kırım’ın tamamı Rusça konuşuyordu ki hala konuşuyor. Etnik köken itibariyle çoğunluk Rus’tu. Donbass’a baktığımızda 2014 öncesinde bile Donetsk’in yarısına yakını etnik Rus, Lugansk tarafının en az yarısı etnik Rus; ama Donbass’ın da kültürel ve dilsel aidiyeti zaten Rus’tu. Yani halk Rusça konuşan bir halktı. Ukraynalı olsa bile onlar için de geçerli. Ama aynı şey o yoğunlukta olmasa da Güneydoğu Ukrayna’nın diğer vilayetleri için de geçerli. Mesela Harkov’daki etnik Rus nüfusu Donbass ile aynıydı, ki hala öyle. Ukrayna’nın 2014 öncesi etnik Rus nüfusu yüzde 20’ye yakındı. Ancak dilsel, kültürel aidiyet ile birlikte bakarsak ülkenin en az yarısının ana dili Rusçaydı. Bunun içinde Batı ve Orta Ukrayna’dan hatırı sayılır bir kitle vardı.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала