‘Suudi Arabistan’ın Lübnan’da daha aktif olduğunu görebiliyoruz’
16:05 24.01.2025 (güncellendi: 10:59 27.01.2025)
Ceyda Karan'la Eksen
Abone ol
Gazeteci Musa Özuğurlu'ya göre Lübnan'da yeni hükümetle birlikte Suudi Arabistan'ın etkinliği artmaya başladı. Gazze ateşkesinin sonuçları hakkında Arap basınında fikir birliği bulunmadığını aktaran Özuğurlu, Gazze için yabancı barış misyonu planının ise mevcut koşullarda gerçekçi olmadığını belirtti.
Gazze'de ikinci esir takası süreci başladı. Hamas, İsrailli dört kadın askeri Kızılhaç yetkililerine teslim edeceğini duyurdu. Karşılığında İsrail'in ise 200 Filistinli mahkumu serbest bırakacağı bildirildi.
Gazze'de ateşkesin başlamasının ardından yapılan bu ikinci rehine takasıyla birlikte süreçte ilerleme sağlansa da, İsrail ordusunun Batı Şeria ve Gazze'deki saldırıları sonlanmadı.
İsrail ordusunun, Gazze'de evlerine dönmeyi bekleyen sivilleri hedef aldığı ve ateş açtığı aktarıldı. İsrail ayrıca Batı Şeria'daki Cenin mülteci kampı başta olmak üzere çeşitli noktalara yönelik saldırılar düzenledi.
Körfez'de ise Suriye ve Lübnan hareketliliği başladı. Donald Trump'ın ABD'ye 600 milyar dolar ile 1 trilyon dolar arasında yatırım yapacağını öne sürdüğü Suudi Arabistan'ın, Lübnan ve Suriye için kapsamlı fonlar ayıracağı ifade edildi. Suudi Arabistan'ın özellikle liman işletmeleri ile ilgilendiği kaydedildi.
Gazze ateşkesinin Arap basınına yansımasını, Donald Trump faktörünü, Lübnan’da artan Suudi etkisini ve Gazze’yle ilgili “yabancı misyon” tartışmalarını, gazeteci ve yazar Musa Özuğurlu ile konuştuk.
‘Gazze’deki ateşkes konusunda Arap basınının farklı görüşleri var’
Arap basınının Gazze’deki esir takası konusunda Trump’ın sert bir müdahalesinin bulunduğu yönünde makaleler yazdığını aktaran Özuğurlu, Gazze’deki ateşkesin “kazananı” konusunda Arap basınında birlik olmadığını da sözlerine ekledi:
“Trump gerçekten hiç kimsenin beklemediği bir hızda giriş yaptı. Arap basınındaki yorumlara ve haberlere bakarsak, Arapların da bu hıza yetişmeye çalıştığını anlıyoruz. Trump’ın özellikle Suudi Arabistan ile ilgili olarak derhal açıklamalar yapmış olması, Suudi tarafının ‘Yeterince yatırım yaptık’ şeklinde açıklamalar yapmasına sebep oldu. Ama önce Gazze meselesine bakalım. Ateşkesin, Amerika Birleşik Devletleri’nin arabulucuğunda yapılmış olduğuna özellikle dikkat çekiliyor. İsrail ve Hamas arasındaki bu ateşkes konusunda bu vurgu tekrarlanıyor. Hatta Trump’ın daha göreve başlamadan önce ekibiyle olaya müdahil olduğu ve çerçevenin hazırlanmasında pay sahibi olduklarını Arap basını yazıyor. Dolayısıyla Trump’ın çok etkili bir biçimde göreve başladığını görüyoruz. Dikkat çekici bir başlık daha var: Trump, bu esir takası olmazsa veya ateşkes bozulursa, ‘Cehennemin kapıları açılır’ şeklinde yorumlar yapmıştı. Bu da Arap basınında, Trump’ın meseleye çok sert şekilde girdiği görüşünün yansımasına sebep oldu. Anlaşmanın özellikle esir takası kısmı kritik. Bu esir takası mevzusu, Ben Gavir gibi İsrail hükümeti içindeki isimlerin tepkisini çekmişti ve hükümette sarsıntıya sebep olmuştu. Bu durum da Arap basınında geniş şekilde yer buldu. Yani ‘Aslında kaybeden Netanyahu oldu’ şeklinde yorumlar yapıldı. Farklı görüşler var tabii. Arap basınındaki kimi kuruluşlar Trump’ın başarı elde ettiğini düşünürken, kimileri de Netanyahu’nun tamamen yenildiğini öne sürüyor. Madde madde sıralamışlar Netanyahu’nun ve Hamas’ın neler istediğini ve neleri gerçekleştirebildiklerini. Bu tür karşılaştırmalara yer verilmiş. Dolayısıyla ortada Araplar açısından, Hamas’ın tam olarak hedeflerine ulaşamadığı ve hatta bu çatışmayla birlikte Filistin’in başına olumsuz bir süreç açtığı şeklinde görüşler var. Bir kısım Arap basını da tersini düşünüyor. Trump konusunda da görüş ayrılıkları var. Arap gazetecilerin bir kısmı da anlaşmanın kırılgan olduğunu öne sürerek, Trump’ın göreve başlamasıyla birlikte sürecin daha sert olabileceği değerlendirmesinde bulundu.”
‘Biden yönetiminin Netanyahu inisiyatifinde hareket ettiğini gördük’
Musa Özuğurlu’ya göre Arap ülkeleri henüz Trump’a karşı çıkmış değil. Trump’ın Ortadoğu’yu tamamen Netanyahu’nun alacağı inisiyatiflere bırakma niyetinde olmadığının altını çizen Özuğurlu, Trump döneminde bölge ülkelerinin ABD ile işbirliğinin artabileceği değerlendirmesinde bulundu:
“Haberlere baktığımız zaman evet; gerçekten de Biden yönetiminin Netanyahu inisiyatifinde hareket ettiğini gördük. Trump’ın ise böyle bir tavır içerisinde olmayacağı ve İsrail dahil bir düzenleme içerisine gitmek istediğini görüyoruz. Başlıklara, haberlere baktığımızda Trump’ın sert bir biçimde müdahale ettiğini ve bundan sonra alternatifleri kendisinin sunması niyetinde olduğunu görüyoruz. Biden döneminde mesela Biden’a meydan okuma veya alternatif oluşturma gibi birtakım açıklamalara Arap ülkelerinde rastlayabiliyorduk. Tabii Trump göreve başlayalı daha birkaç gün oldu ama hizaya gelme demesek de, Trump ile birlikte daha dikkatli bir dil kullanılabileceğini görüyoruz. Suudi Arabistan’la ilgili açıklamalardan sonra Ortadoğu’daki birçok büyük basın kuruluşunun yatırım konusunda haber yapmış olması, bunu gösteriyor. Dolayısıyla bundan sonra Arap ülkelerinin, Trump ile birlikte hareket edeceğini ve Biden döneminde görece azalan Amerikan etkisinin artacağını ve ABD ile işbirliğini artıracaklarını görebiliriz.”
‘Suudi Arabistan’ın Lübnan’da daha aktif olduğunu görebiliyoruz’
Lübnan’daki gelişmeler neticesinde özellikle Suudi Arabistan’ın Beyrut’taki etkisinin artabileceğine dikkat çeken Özuğurlu, diğer yandan Lübnan’daki yeni hükümetin Batı’nın “silahsızlandırılmış Hizbullah” söylemi ile paralel açıklamalarda bulunduğunu kaydetti:
“Suudi Arabistan bundan bir süre önce, Lübnan’da yeni cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte aktifleşti. Fransa da orada etkin olmak istiyor ve onlar da Lübnan’da hükümetin kurulmasıyla birlikte daha fazla adım atıyor. Suudi Arabistan’ın ise önceki döneme göre Lübnan içerisinde daha aktif olduğunu görebiliyoruz. Lübnan’da parlamentoda yapılan birtakım seçimlerde, Amerikan diplomatik misyonunun aktif şekilde rol aldığını görüyoruz. Hizbullah’ın etkisinin azalmasıyla birlikte Batı’nın ve ABD’nin olumu baktığı ve istediği bir dönem Lübnan’da başladı. Dikkat edecek olursak, yapılan yorumlarda Hizbullah’ın etkisinin azaltılacağı, Lübnan devletinin öne çıkacağı ifade ediliyor. Hizbullah’ın değil, Lübnan’ın daha çok anıldığı bir diplomasi ve iç siyaset olacağına dair bir izlenim var. Ateşkesin sona ereceği günlerdeyiz ayrıca. Ayın 26’sında İsrail-Lübnan ateşkesi sona erecek. Bu aynı zamanda bir anlaşmanın yerine getirilmesi için de son günler. Lübnan’ın güneyinin tamamen Lübnan ordusu tarafından doldurulması ve İsrail ile Hizbullah’ın çekilmesi gerekiyor. Fakat şu ana kadar Netanyahu’nun Trump nezdinde girişimlerde bulunarak süreci uzatmaya çalıştığını görüyoruz. Hochstein biraz daha aktif bir şekilde dolanacak. Bugün Lübnan basınında şöyle haberler vardı: Hizbullah’ın bir uyarısı söz konusu. Meselenin uzatılıp uzatılmaması ayrı bir konu. Fakat İsrail’in çekilmemesi durumunda Hizbullah, bunu ateşkesin ihlali olarak kabul edeceğini belirtmiş. Yani Hizbullah, bu durumdan memnun değil. İsrail’in ateşkesi uzatma niyetine karşılar. Bu, sadece Hizbullah’ın karar vereceği bir şey mi? Bu yüzden Amerikan temsilcisi Hochstein’ın daha aktif olacağını ifade ettim. Ateşkesi uzatma gündeme gelebilir. Lübnan’daki yeni hükümetin de daha temkinli bir dil kullandığını görüyoruz. Avn’ın böyle Hizbullah tarafında olan bir dil kullandığını görmüyoruz. Aksine daha diplomatik dil kullanan bir yeni yönetim görüyoruz. Batı’nın bugüne kadar hedeflediklerinden biri de bu yeni yönetim tarafından daha çok dikkate alınıyor. Bu nedir? Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve tek otoritenin Lübnan hükümeti olması. Bu da dikkate alınarak ateşkesin akıbeti belirlenecektir.”
‘Gazze’de Hamas dışındaki Filistinli aktörler öne çıkabilir’
Gazze’de Hamas’ın veya İsrail’in zafer kazandığını ifade etmenin zor olacağını vurgulayan Özuğurlu, özellikle Gazze’de yaşanan büyük yıkıma dikkat çekti. Gazze için yabancı misyonun mevcut koşullarda gerçekçi olmadığı değerlendirmesinde bulunan Musa Özuğurlu’ya göre, Gazze’de Hamas dışındaki Filistinli aktörlerin öne çıkması daha olası:
“Hamas’ın zafer kazandığı algısı, Aristo’nun hocasının İskender’e sorduğuna benziyor. Savaş alanında herkes ölmüş; kim kazandı acaba? Hamas ne kazandı? Hamas açısından bakarsak gerçekten de Hamas için ‘İsrail Hamas’ı yenemedi’ yorumları yapılıyor. Fakat Gazze yok artık. Arap basınında, ortada geri dönülecek bir Gazze olmadığı yazılıyor. Bu zafer mi? Tüm bunlar sorgulanıyor. Hamas, ne olursa olsun eski gücünde değil. Operasyonel güç olarak da eski gücünde değil. Hamas, kendi bulunduğu yerler içerisinde etkili bir örgüt olabilir bundan sonra. Kalkıp da 7 Ekim saldırısında olduğu gibi bir operasyonu organize edebilecek güçte değil. İsrail saldırırsa kendi bölgesini savunacak gücü var. Yani neticede bu bir hezimet mi, zafer mi? Hezimet denilemez ama çok büyük bir güç kaybı var. Barış zamanı İzzettin el-Kassam Tugayları ile ilgili ciddi bir eleştiri var. ‘Gazze halkı ölürken ortada yoktunuz, şimdi zafer açıklaması yapabiliyorsunuz’ şeklinde yorumlar yapılıyor. Doğrudan bağlantılı olan Mısır ve Katar gibi ülkeleri baz alırsak, bu ülkeler ABD’nin politikaları dışında hareket etmeyecektir. O zaman Filistin halkı için Hamas’ın yanında birtakım alternatiflerin de sahada olduğu bir süreç başlayabilir. O zaman Hamas, Gazze içinde tek alternatif olamaz. Burada Batı Şeria’yı da hesaba katmamız lazım. Hamas’ın Filistin Halk Kurtuluş Örgütü veya diğer sembolik isimleri de anması, diğer yapıların da ciddiye alınmaya başlandığı gerçeğini gösteriyor. Bundan sonra Gazze’de sadece Hamas yok. Daha Filistin kimlikli bileşenlerin toplamının etkili olacağı bir dönem başlayacak gibi geliyor bana. Barış gücü projesi ise bana çok çabuk hayata geçirilebilecek gibi gelmiyor. Yabancı bir güç, Gazze açısından ne kadar gerçekçi ve gerekli olur? Bunları kafamda oturtamıyorum. Orada muhtemelen birtakım yabancı misyon olarak görebileceğimiz, silahlı veya silahsız misyonlar olabilir. Fakat bir barış gücü olursa, bu yeniden bir sınır çizimi anlamına gelir. İsrail de bu durumu çok istemez. Filistinliler elbette böyle bir şeyi isteyebilir fakat bu fikrin hayata geçirilmesi konusunda şüphelerim var. Trump, kampanya yürütürken çok hızlı bir isim olduğunu ifade ediyordu fakat kimse bu kadar aktif bir dönemde meselelere bu kadar hızlı müdahale etmesini beklemiyordu. Nereye kadar gidecek bu baş döndürücü hız? Bunu görmek lazım. Bu kaos ortamında direksiyonun başında araba nereye doğru savrulacak? Bunu belki de kısa bir süre içerisinde göreceğiz.”