- Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

‘Batı’nın gözünde Çin’in affedilemez suçu, farklı bir yolun mümkün olduğunu dünyaya göstermek oldu’

Abone ol
Gökhun Göçmen’e göre Batı’nın gözünde Çin Halk Cumhuriyeti’nin ‘affedilmez suçu’ farklı bir kalkınma yolunun mümkün olduğunu dünyaya göstermek. Göçmen, devlet desteği ve planlama ile 800 milyon insanın yoksulluktan kurtarııldığı ve GSMH’nin 18.1 trilyon dolara çıkarıldığını anımsattı. Göçmen ABD’nin Çin’i çevrelemekten vazgeçmeyeceği görüşünde.
Çin Halk Cumhuriyeti 2023’te sadece ‘dünyanın yükselen ekonomik gücü’ olarak gösterilmedi, dış politikada da daha aktif bir görünüm kazandı. Önemli ekonomik kalkınma hamleleriyle dikkat çeken Çin, aynı zamanda Ortadoğu’da yıllardır çözümsüz olan İran-Suudi Arabistan krizinde sürpriz biçimde arabuluculuk yaparken, son dönemde de İsrail-Filistin krizindeki tutumuyla öne çıktı.
2023 yine Çin açısından ABD’deki Biden yönetiminin rekabeti sürekli keskinleştirdiği bir yıl oldu. Yıla daha sonra sahte çıkan ‘casus balon’ kriziyle başlayan Çin-ABD ilişkileri, yıl sonuna doğru San Francisco’daki liderler zirvesine rağmen teskin olmuş görünmüyor.
2023'de Çin ile Rusya Federasyonu ilişkilerinin hem ekonomik hem de siyasi ve kültürel açıdan daha da yakınlaşmasına tanıklık edildi. Çin Devlet Başkanı Şi Çinping mart ayındaki Moskova ziyaretinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından ağırlanırken, ‘çok kutuplu dünyanın birlikte inşa edilmesi’ vurgusu öne çıktı.
2023’te izlediği ekonomi politikasını, büyüme rakamlarını, Batı neoliberal düzenine aykırı kalkınma modelini, ABD ve Rusya ile ilişkilerini, Ortadoğu’da hissedilir hale gelen diplomatik atakları ve Türkiye'nin Çin konusundaki tutumunu, kısa süre önce Çin’i ziyaret ederek ‘Çok Uzak Çok Yakın’ başlıklı bir belgesel hazırlayan gazeteci Gökhun Göçmen ile konuştuk.

‘Çin, Afrika ülkelerinin bile gerisindeydi. 800 milyon insan yoksulluktan kurtarıldı’

Gökhun Göçmen’e göre, Çin Halk Cumhuriyeti’nin 45 yılda GSMH’sini 149,5 milyar dolardan 18,1 trilyon dolara çıkarması, dünya tarihinde kolay kolay rastlanacak bir durum değil. 800 milyon insanın yoksulluktan kurtarıldığını belirten Göçmen, meselenin sadece ‘devlet kapitalizmi’ ile açıklanamayacağını vurguladı:

“Çin’de iki hafta geçirdim. İki temel amacım vardı. İlk amacım, Çin’in kalkınma modelinin, kırsal kesime nasıl yansıdığını anlamaktı. Çin, bizim çok uzağımızda. Ben de belgesele ‘Çok Uzak, Çok Yakın’ adını verdim. Binlerce kilometre uzağımızda bir yer, bütünüyle farklı bir kültürel atmosferi var. Fakat bir yandan da çok yakınız. Çin her ne kadar dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olsa da, nüfusunun büyüklüğünü göz önüne alırsak hala gelişmekte olan bir ülke. Fakat bu gelişmekte olan ülke, başarılarını 45 yıla sığdırdı. Bu yıl, Çin’in reform ve dışa açılma politikasının 45’inci yılı. 1978’te Deng Şiaoping tarafından ilan edilmişti. 1978’de Çin’in GSMH’si ne kadardı biliyor musunuz? 149,5 milyar dolardı. Geçtiğimiz yıl ise bu oran 18,1 trilyon dolara çıktı. 44 yılda 121 kat GSMH artışı oldu. Bu, dünya tarihinde çok nadir görülebilecek bir başarı. Peki bu, gündelik yaşamda insanların hayatına nasıl yansıdı? Çin’in başladığı nokta şöyleydi: Afrika ülkelerinin bile gerisindeydi. Modern Çin kurulduktan sonra, sosyalist sistemle birlikte 800 milyon insan yoksulluktan kurtarıldı.

Bir karşılaştırma yapayım. Çin’e hep soldan eleştiriler gelir, reform ve dışa açılma denilince ‘Çin kapitalist oldu’ diyenler de var. Ben bunun aksine şöyle düşünüyorum: Madem kapitalist sistem var, o vakit bunun ağababası ABD’yi nasıl geçebilirler? 1978’de ABD’de GSMH tam 2,3 trilyon dolar. Çin’in 16 katı kadar. 2022’ye geliyoruz, ABD’nin GSMH’si 25,4 trilyon dolar. Çin’in ise 18,1 trilyon dolar. Makas öyle bir kapanmış ki, GSMH farkı 16 kattan 1,5 kata kadar inmiş. Çin’in girdiği yol kapitalist sistem olsaydı, kapitalizmin ağababası olan ABD ile arasındaki fark böylesine kapanmazdı diye düşünüyorum.”

‘Bir sınıf olarak burjuvazinin siyasi karar mekanizmalarında tahakkümü olduğunu kesinlikle söyleyemeyiz’

Çin’in kırsal üretiminin belkemiğini rakımı yüksek ve ulaşımı zor köylerde dahi kurulan kooperatiflerin teşkil ettiğini anlatan Göçmen, bu kooperatiflerin topraktaki böceklerin tespitine uzanan son teknolojilerle donatıldığını, köylünün ve üreticinin birçok angaryadan kurtularak çok daha verimli üretim yaptığını, gözlemlerine dayanarak aktardı:

“Peki Çin ne yaptı? Hem büyükşehir olan başkent Pekin’e hem de Siçuan bölgesine gittim. Oradaki köylerde dolaşma fırsatı buldum. Bir kere şunu söylemek lazım: Hem Çin’in büyükşehirlerinde hem de kırsal kesimlerinde, kimileri piyasa sosyalizmi diyor, burada çizilen çerçeve, serbest rekabetin sınırlarını belirleyen aktör devlet. Çin’de bir sınıf olarak burjuvazinin, siyasi karar mekanizmalarında bir tahakkümü olduğunu kesinlikle söyleyemeyiz.

Peki devlet, çerçeveyi nasıl çiziyor? Kalkınma alanı öncelikleri belirliyor, kalkınmanın nerede gerçekleşeceğini belirliyor, hangi eyaletlerde ve şehirlerde yapılacağını belirliyor ve oraya kaynak aktarıyor. Hem devletin desteği var; tarımda sübvansiyonlar var mesela. Devletin teknoloji desteği de var. Gittiğimiz yer Karadeniz bölgemize benziyordu aslında. Yeşillikler içerisinde, çay tarımı yapılan, sürekli yağış alan bir yer. Burada kooperatifler inşa edilmiş. Kooperatifler denilince aklımıza hep eski dönemler geliyor. Fakat kooperatifler o kadar modern ve teknolojiyle iç içe ki, kooperatif binasının içinde ekranlar var. Uydu sistemleri ve kameralar üzerinden, çay bahçelerindeki toprağın nemi, gelip giden böceklerin türleri, rüzgarın yönü vb. her şey tespit edilebiliyor. ‘Burası dağın başı ve bizim de çay bahçelerine gitmemiz zaman alıyordu. Sürekli kontrol edemiyorduk. Devlet hem yolları yaptı, hem de bizi sürekli çay bahçelerini denetlemekten kurtardı’ diyor kooperatif üyeleri. İkincisi, Çin tipi kalkınma diyorsak eğer, bu köylülerin kooperatiflerindeki ürünleri, doğrudan büyükşehirlerdeki marketlerin raflarına sokuyor devlet. Türkiye’de de bunun kimi örneklerini görüyoruz. Nohutlarda vs. Bunlar genelde Türkiye’de dayanışma ağı ile gerçekleşen şeyler. Kimi noktalarda satılıyor, biz dayanışmak için gidip alıyoruz. Fakat burada doğrudan devlet desteğiyle yürüyen bir süreç var.”

‘Her dönem geri kalmış eyaletler tespit ediliyor ve onlara kardeş eyaletler atanıyor’

Çin’in kalkınma modelinin ABD’nin aksine savruk ve denetimsiz olmadığını anlatan Göçmen, eyaletler arası dayanışma ve devlet teşviki ile daha çok üreten bölgelerin daha çok yardım alarak istikrarı koruduğundan bahsetti:
“Öte yandan Çin tipi kalkınma modeli diyorsak, Amerika’daki savruk sistemden bahsetmiyoruz. Eyaletler de birbirine destek veriyor. Her dönem geri kalmış eyaletler tespit ediliyor ve onlara kardeş eyaletler atanıyor. Tabii orada eyalet sistemi ve yerel yönetimler var. Bu kardeş eyaletler, geri kalmış eyaletlerin kalkınma çabalarına doğrudan yardım ediyor. Çin, ilk modernleşmeye ve dışa açılmaya başladığında, Şangay gibi liman kentleri öne çıkarılmıştı. Batı bölgeleri, örneğin Uygur Özerk Bölgesi gibi taraflar daha geri kalmıştı. Şimdi Kuşak ve Yol Projesi’ni ilan edince Çin, dünyada demiryolu ağları inşa etmekten söz etti. Bu sefer de gücünün önemli bir kısmını batıya yöneltti ve doğudaki eyaletlere de batıdaki eyaletlere yardım etmesini söyledi. Tabii bu aktarılacak oranlar da salt para vermekten ibaret değil. Kalkınacak bölgenin performansına göre bu oran artıyor veya azalıyor. Dolayısıyla bir ödül sistemi de yapmışlar bu sistemde. Hangi eyaletlerin ve ilçelerin kooperatifleri daha iyi performans sergilerse, o köy destekten daha fazla pay alıyor. Yeni bir sektöre atılacakları zaman yine devletten destek alıyorlar. Bu durumu fabrikalarda da gördüm.”

‘Birçok ülkeye yoksulluğu yok edip kalkınmak için Batı reçetelerine ihtiyaç olmadığını gösteriyorlar’

Batı dünyasının Çin’i hedef tahtasına oturttuğunu vurgulayan Göçmen, bunun en büyük sebebinin, Çin’in ulusal kalkınma modeli olduğunu söyledi. Göçmen’e göre Çin, dünyadaki birçok ülkeye, yoksulluğu yok etmek ve kalkınmak için Batı reçetelerine ihtiyaç duymadıklarını gösterdi:

“Dünya öyle bir yere gidiyor ki, reform ve dışa açılma diyoruz ama ABD, Kuşak ve Yol’a karşı farklı bir hat belirlemeye çalışıyor. O zaman da Çin diyor ki, reforma devam edilecek fakat belirsizlik yaratıldığı için genişleyen orta sınıfa yaslanacak. Yani iş tüketimini arttırmak istiyorlar. Buna çifte döngü diyorlar. Reform ve dışa açılma, Çin’in 1949’daki kuruluşundan bir kopuş değil. Çinlilerin dediği gibi dereyi, derinliğini ölçerek geçme durumu. Daha da önemlisi, üretici güçleri seferber etme ve geliştirme olarak belirliyor bunu Deng Şiaoping. Mao Zedung düşüncesinden hareketle geliyor Deng Şiaoping düşüncesi. 1993-2003 döneminde Şiang Zemin ve üç temsil düşüncesi vardı. 2004-2012 döneminde Hu Şintao vardı. 2013’ten beri de Şi Çinping var. Dolayısıyla bir bütünlüklü, ‘kapsayarak aşma’ dediğimiz bir teori var. Çin’in kalkınma modeli, bizim gibi ülkeler için şu anlamda önemli: Demek ki kalkınmak, insanları yoksulluktan kurtarmak ve genişleyen bir orta sınıf yaratmak için illa Batı’nın reçetelerine ihtiyaç yok. Çin ve Çin Komünist Partisi bunu başardığı için, Batı’nın gözünde ‘affedilemez bir hata’ yaptı. Batı, ‘Bizim uluslararası kurumlarımız var. Reçeteyi yazıp Afrikalılara gidiyoruz. Biz böyle yapıyoruz, siz de böyle yapın diyor. Üstüne anayasanızı da yazdık, uygulayın’ diyorlar. Dünyanın gelişmekte olan ülkeleri için Çin’i bu yüzden ‘affedilemez bir suç işlemiş’ olarak görüyor Batı. Çin de karşılık olarak ‘Hayır. Ben kendi ulusal koşullarıma göre bir model yarattım. Siz de bunu yapabilirsiniz. Tek reçete, ABD ve onun önderlik ettiği kredi kuruluşlarının verdiği reçeteler değildir’ diyor.

Bizim aslında Türkiye’de konuşmamız gereken en önemli model de bu. Bir dönem Çin modeli tartışılıyordu. Ben ona da karşıyım. Çin modeli, Çin modelidir. Biz de Türk modelini inşa etmek durumundayız. Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı gibi biz de kendi kaynaklarımızda kendi modelimizi aramalıyız. Elbette Çin’e de bakacağız; onlar da bizim gibi gelişmekte olan bir ülke. Oradan da bir şeyler alırız. Ama Batı’nın gözünde Çin’in ‘affedilemez suçu’, farklı bir yolun mümkün olduğunu dünyaya göstermeleri oldu.”

‘Çin, köprülerin öylece atılabileceği bir ülke değil’

ABD’nin Çin’i sistematik bir rakip olarak gördüğünü anımsatan Göçmen, bu noktada rekabetin kırmızı çizgilerini belirleyerek küresel yıkımı önlemek isteyen tarafın Çin olduğunu söyledi. Göçmen’e göre ABD, Çin ile köprüleri atamayacağını artık anlamış durumda:

“İki olgu var: Bir taraftan ABD ve AB ile gerilen ipler var. Diğer taraftan da Küresel Güney ile sıkılaşan bir bağ var. Bugünlerde Küresel Güney deniliyor. Eskiden üçüncü dünya ülkeleri veya gelişmekte olan ülkeler de deniliyordu. Fakat bahsettiğimiz şey biraz daha artık uluslararası sistemde, daha yüksek ve saygıdeğer bir statüyü arzulayan milletler. Çin’in bu milletlerle ilişkisi daha fazla gelişmeye başladı. Çin’in ABD ile olan ilişkisinin çerçevesi sadece Biden tarafından çizilmedi. Bu çerçeve hem Trump hem de Obama tarafından da çizilmişti. ABD, Obama döneminden bu yana, Çin’i kademe kademe esas tehdit ve rakip olarak görmeye başladı. En sonunda Biden yönetimi de ‘Uluslararası sistemde statümüzü sarsabilecek, bizi tahtımızdan edebilecek, hem teknoloji, hem ekonomi, hem diplomasi hem de askeri anlamda Çin’dir’ diyerek bir tespitte bulundu. ABD, Çin’i sistematik bir rakip olarak görüyor. Dolayısıyla ara duraklar olabilir, yumuşamalar olabilir ama her ne olursa olsun, şahsi görüşüme göre, bu ilişki hiçbir zaman arzu edilen seviyeye gelemeyecek. Çünkü ABD, Çin’i kuşatmaya ve çevrelemeye çalışıyor. Bunu yapmak için de bir yol arıyor ABD. Trump’ın son döneminde, Biden’ın da ilk döneminde, hedef olarak Çin Komünist Partisi seçilmişti. Köprüleri atmaktan bahsediyorlardı. Şimdi bunun mümkün olmadığını, kendilerine de zarar verdiğini gördüler. Şimdi de Çin’i kuşatmaya devam ederken, faydaları olan noktalarda da Çin ile ilişkileri sürdürmeye karar verdiler. Buna da ‘riskleri azaltma’ dediler.

Ama özünde Çin’i çevreleme, Çin’in uluslararası bir güç olarak yükselişini engelleme hedeflerinden vazgeçmiş değiller. Çin de bunun farkında olacak ama rekabetin yıkıcı bir alana taşmaması için mücadele edecekleri alanı ve kırmızı çizgileri belirlemek istediler. Çin tarafı bunu hem Bali’de hem de San Francisco’da dile getirdi. Çin, ‘Beni hedef alacak bir askeri ittifak kurmayın. Bu bir güvenlik ikilemi yaratır. Soğuk Savaş peşinde olmayalım, bu hepimizin zararına olur’ dedi. ABD de bunu kabul ediyor zira Çin, köprülerin öylece atılabileceği bir ülke değil. Avrupa’da birçok ülkenin birincil ticaret ortağı Çin.”

‘Filipinler’i vekil güç olarak öne sürüyorlar’

ABD’nin Çin’i kuşatma politikasından vazgeçmeyeceğini işaret eden Göçmen, bunun en büyük delili olarak Filipinler’in vekil güç olarak kullanıldığı Güney Çin Denizi krizinin tekrar kızışmasını gösterdi:
“Kimi zaman masaya oturup konuşmak bile bir ilerlemedir. Fakat ben nihai olarak ABD’nin Çin’i kuşatma ve baskılama politikasından vazgeçmeyeceğini düşünüyorum. Bunun da en büyük kanıtlarından birini göstereyim. San Francisco görüşmesinin üzerinden en fazla iki ay geçti. Güney Çin Denizi’nde büyük bir kriz yaşandı. Filipinler’i öne sürdüler vekil güç olarak. Orada Tayvan’a ve Malakka Boğazı’na yakın bir yerde kriz çıktı. ABD, Filipinler’i sahaya sürdü. Güney Çin Denizi’nde seyrüsefer serbestliğini öne sürdüler. Küçük bir ada var. Filipinler oraya gemi oturtuyor 1990’larda. Gemiyi çekmedikleri gibi oradaki mürettebata da insani yardım taşıyorlar. Çin de bunları tazyikli suyla püskürtüyor. Silahların değil de tazyikli suyun kullanıldığı bir gerilimden bahsediyoruz. Aynısını Hindistan-Çin sınırındaki münasebetlerde de görmüştük. Dünyanın iki nükleer gücü, silah kullanmadan, taş ve sopalarla birbirine vuruyordu. Umuyoruz ki gerginlikler bu noktada kalır. Filipinler, ABD’ye dört askeri üs için erişim izni verdi.”

‘Şi Çinping Vietnam’a gittikten sonra bambaşka bir denklem çıktı ortaya’

Göçmen’e göre ABD, Vietnam üzerinden Çin’i kuşatmaya çalışıyor. Ancak Çin liderinin son Vietnam ziyaretine atıfta bulunan Göçmen, iki ülkedeki komünist partilerin ‘kader ortaklığı’ vurgusu yaparak Amerika’nın çabalarını boşa çıkardığını söyledi:

“Diğer taraftan Vietnam meselesi var. ABD, Vietnam’ı stratejik ortak hale getirmeye çalışıyor. Şi Çinping oraya gittikten sonra bambaşka bir denklem ortaya çıktı. İki komünist parti, kader ortaklığı vurgusu yaparak el ele tutuştu. Şunu da not edelim: 2023’ün son çeyreğinde, Şi Çinping’in Vietnam Komünist Partisi’yle yaptığı konuşma, yoldaşlığa vurgu yapması, Mao Zedung’un ölüm yıldönümünü anarak bilimsel sosyaliz vurgusu yapması ve bunun dünya basınında görülür kılması da önemli. ABD’nin politikası bu özetle.

Avrupa da çok farklı değil. Ursula von der Leyen Çin’e gitmeden önce ‘riskleri azaltma’ politikasından bahsetti. Avrupa şimdi elektrikli araçlardan dolayı soruşturma açıyor Çin şirketlerine. AB, Çin ile ticaret açığının büyük olduğunu düşünüyor. Çin’in kapasite fazlası üretip ihraç ettiğini iddia ediyorlar. Çin ne yapsın? Avrupa’ya ucuza mal vermemek için fabrikaları mı kapatsın? Kendi vatandaşları, elektrikli araçlara pahalı binsin istiyorlar galiba. Avrupa’nın da böyle bir stratejik yönelimi varken, Küresel Güney de uluslararası anlamda statü talep ediyor. Çin artık ekonomiden ziyade, sorumlu bir uluslararası aktör olmayı arzuluyor.”

‘ABD’nin kurduğu oyunları yeri geldiğinde silahla bozma iradesine de sahip bir ülke Rusya’

Çin’in 2023’te ekonomik büyüme kadar diplomasi ve jeopolitik alanlarında da öne çıktığına dikkat çeken Gökhun Göçmen, İran ve Suudi Arabistan arasındaki uzlaşıyı hatırlattı:
“Çin’in diplomatik ağırlığına da seyirci kalamadık. Çok büyük bir hamle gerçekleştirdi. İran’ı ve Suudi Arabistan’ı barıştırdı. Bütün bölgeye etki etti. İran ve Körfez ilişkilerinde kademeli de olsa umut gördük. Diğer taraftan sizin bahsettiğiniz BRICS meselesi de önemli. Oraya bu sefer Suudi Arabistan’ın gelmesi, Şangay İşbirliği Örgütü ortaklıkları vs. de dikkat çekti. Gelişmekte olan ülkeler, genişleyen bir orta sınıfa sahip. Ciddi pazarlar. Çin bunu da göz önünde bulunduruyor. Fakat Çin artık çok kutuplu bir dünya içinde olduğumuzu ve bunu da Rusya ile birlikte inşa ettiklerini söylüyor. Ben söylemiyorum bunu. Şi Çinping bunu Moskova’da söyledi Putin’in elini sıkarak. Çin’in Rusya ile 200 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi vardı, 200 milyar doları da aştı bu. Böyle bir ekonomik birliktelik var. Dolayısıyla buna Suudi Arabistan’ı, Ortadoğu ülkelerini ve İran’ı da ekleyeceğiz. Muazzam bir coğrafya ve muazzam kaynaklarla yaratılabilecek bir birliktelik var.”

‘ABD’nin kurduğu oyunları yeri geldiğinde silahla bozma iradesine de sahip bir ülke Rusya’

Çin’in çok kutuplu dünyada köklü devlet geleneğine sahip Rusya ile yakınlaştığının altını çizen Göçmen, iki ülkenin yeni dünyayı birlikte inşa ettiğini ifade etti:
“Rusya’ya burada özel bir önem ayırmak gerekiyor. Rusya hem oyun kurucu hem de oyun bozucu. ABD’nin kurduğu oyunları yeri geldiğinde silahla bozma iradesine de sahip bir ülke Rusya. Dolayısıyla Çin’in Rusya ile kurduğu ilişkilerde, Rusya’nın köklü bir devlet olması, geniş bir pazarının olması ve bölge ülkeleri üzerindeki etkisinin olması önemli. Zaten Rusya Başbakanı da Pekin’i ziyaret etti. Yılsonu çalışmalarını birlikte yapmaları da kayda değer bir olay diye özetleyebiliriz.”

‘Her nedense, bu işi büyük platformlarda değerlendirmeyi tercih etmedi Türkiye’

Türkiye’nin özellikle 3. Kuşak ve Yol Forumu’na ilgisiz kaldığını anımsatan Göçmen, ekonomik açıdan endişeli bir görünüm arz eden Türkiye için Çin ile diplomatik temaslarda daha üst perdeden ilerlemenin yaratabileceği fırsatlara dikkat çekti:

“Türkiye, çok önemli bir fırsatı ıskaladı. 3. Kuşak ve Yol Forumu vardı. Birinci foruma Türkiye ve Rusya katılmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan kürsüye çıkıp konuşmuştu. Çin, Türkiye’yi onore etmek istemişti. Fakat 3. Forum’a Türkiye katılmak istemedi. Bir taraftan Dışişleri Bakanlığı’na bakıyorum; Asya açılımı yapıyoruz. Çin’in yükselen gücünden bahsediyoruz. Çin buna ev sahipliği yapıyor ama orada onlarca ülke vardı. Bizim ilişkimiz olan Türk devletleri de oradaydı. Oraya gidilebilirdi. Her nedense, bu işi büyük platformlarda değerlendirmeyi tercih etmedi Türkiye.

Ama bu demek değil ki tamamen kayıtsız kalındı. İşte en son Mehmet Fatih Kacır, Çin’i ziyaret etti. Sanayi ve Teknoloji Bakanı. Yüz saatlik Çin ziyareti tweetleri attı. Gezdiği şehirleri yazdı, elektrikli araç firmalarından bahsetti. Bir taraftan da oradaki Büyükelçilik de önemli çabalar içerisinde. Yatırımcı çekmeye çalışıyor. Fakat büyük projeler, kurumsal anlamda birbirine entegre edilebilir. Türkiye, resmi olarak, ‘Bizim bir Orta Koridor projemiz var. Bu, Kuşak ve Yol ile uyumlu. İki projeyi birleştirerek daha büyük bir sinerji yaratabiliriz’ diyor. İmzalar da atıldı aslında Çin ve Türkiye arasında 2015’te. Ama bu uyumlulaştırma sürecini hızlandırmak ve denklem dışı kalmamak gerekiyor. 2023’te evet tamamen kayıtsız kalınmadı ama Bakanlar’ın gitmesi, Büyükelçilik’in çalışmasından ziyade, daha büyük mertebeden ses yükselterek Çin ile temasa ihtiyaç var. Çin’in büyüme oranları ve GSMH’si dikkate alınmalı. Türkiye’nin de ekonomik tablosu göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye 2024’te umarım fırsatları kaçırmaz diyelim.”

Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала