Ortadoğu’da 2017’deki gelişmeleri bölgeyi yakından takip eden ve Suriye, IŞİD ile Libya üzerine kitaplarıyla tanınan araştırmacı yazar Hamide Yiğit ile konuştuk:
‘TRUMP’IN KIŞKIRTICI RETORİĞİNİN SEBEBİ SİLAH SATIŞI’
“2017’nin sonuna girdiğimiz şu günlerde bir ABD ve müttefikleri açısından bir değerlendirme yapmak gerekiyor bir de belki de merkezinde Suriye’nin olduğu Rusya tarafından bir değerlendirme yapılabilir. Şimdi ABD yüzyılı olarak kurgulanan Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesinde işlerin istenildiği gibi gitmediğini görüyoruz. Öncelikle üzerinde onca savaşların yürütüldüğü Katar doğalgaz koridorunda ortaklardan biri olan Katar kaybedildi. Katar projeye esasında ev sahipliği yapan bir müttefikti ama iflası gördü ve saf değiştirdi. Katar’a yönelik tepkinin temelinde saf değiştirip İran’a yönelmesi yatıyor. Bu durum dengeleri yeniden değiştiren bir gelişme oldu. İkincisi ABD açısından Ortadoğu siyasetinde Obama çizgisinden biraz farklı seyreden Trump’a gelindi. Esasında ABD’nin Suriye’de iflas eden projelerine bir ayar vermek gerekliydi ve Trump’da bu ayarı retorik düzlemde vermeye başladı. Savaşın dili değişti. Oldukça kışkırtıcı bir dil egemen oldu. Özellikle Trump karşıtı agresif tutum Trump gösterisinin özetidir diyebiliriz. Bu tutumu şöyle değerlendirmemek lazım: Obama’nın hep kaçındığı savaş ilanı tarzında söylemlerine karşılık savaş kışkırtıcılığı bir savaş ilanı ve savaş olacağı anlamına gelmedi hiç. Trump retorik düzeyde belki de öyle algılandı. Trump’ın ABD’ye sermaye aktarması için anahtar bir taktikti bu aslında. Nitekim kışkırtıcı bir retoriğin silah satışı anlamına geldiğini de gördük. ABD bunun için bölgede öncü kuvvet olarak Suudi Arabistan’ı seçti. Örneğin Katar’a kesilecek ceza için Suudi Arabistan öncülüğünde bir Arap-Körfez blokunu harekete geçirildi. Bu bloğun-birliğin ne kadar etkisi olacağını şimdiden gördük. Hiçbir etkisi yok. İleriki zamanlarda da bir etkisi olacağını söylemek mümkün değil. Çünkü Katar’a yönelik ambargoda da hep hedef İran’dı. Bu hamlede beklendi ki hemen yarın Katar’a savaş ilan edilecek ve İran’a dalacaklar. Ama ne oldu? Araplara ve özellikle Katar’a yüklü miktarda silah satışı gerçekleşti. Zaten amaç da buydu. Trump iktidarını Amerikalıların nezdinde meşrulaştırma problemi yaşıyor. Ama bu hamleyle ABD’ye sermaye akışı sağladığı için başkanlığını silah satışıyla onaylatmış oldu diyebiliriz.”
‘TRUMP’IN PLANI SUUDİLER ÜZERİNDEN KÖRFEZ BLOĞUNU SÜRÜKLEMEK’
“Öte yandan (Trump) Yahudi lobisine yönelik de Kudüs hamlesini gerçekleştirdi. Aslında Trump’ın Kudüs hamlesinin arka planını Suudi rejiminin restorasyonu oluşturdu diyebiliriz. Suudi Arabistan’da gerçekleşen saray darbesinin tümüyle Trump’ın formülü olduğu, bunun arkasında Trump’ın olduğu ortaya çıktı. Trump ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a yapmıştı. Hemen bu ziyaretin ardından ilk darbe geldi aslında. Kral Selman o zaman sarayda tahta geçecek krallarla alakalı geleneksel bir kuralı değiştirdi ve birinci veliahttı azledip yerine kendi oğlu Muhammed bin Selman’ı (MbS) getirdi. Burada oğlunu krallığa hazırlarken, onun korunması garantisi karşılığında Trump’ın bölgeye dair ne projesi varsa onlara sadık kalma ve her türlü desteği sunma sözü verdi. Bu garantilerle oğul MbS de hanedanın neredeyse tüm üyelerini tasfiye etti. Trump’ın restorasyondan diğer bir beklentisi İsrail-Filistin barışı için Suudilerin öncülük etmesiydi. Bu Trump’ın yüzyılın barış antlaşması diye nitelediği planını içeriyor. Bu hamleyle açığa çıkan İsrail’in güvenliğin sağlayacak olan Trump planı Suud önceliğinde işletildi ve hesap buna dayalıydı. Bu hamleyle birlikte Filistin direnişinin silahlı kanadının tasfiye edilerek, baskılarla ABD planına razı olacak noktaya getirilmesine kadar varacak yapılacak hamlelerin Suudi Arabistan üzerinden yürütülmesi hesaplanıyordu. Veliaht prens MbS ilk adımı attı ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı Riyad ‘a çağırdığında ona ‘ABD’liler bir barış planı hazırladıklarında, ne derlerse desinler kabul et ya da istifa et’ denildi. Bu tehdit hatta bir şantajla süslenmişti. Abbas’ın şartı kabul etmemesi halinde onun dış destekli siyasi rakibi Muhammed Dahlan’ın destekleneceği şantajı yapıldı. Aynı şey Hariri için de yapıldı aslında. Rehin alınıp istifa ettirilmesi sürecinde bu şantaj şöyle dile getirildi: Hariri’den desteği çekip, kardeşinin destekleneceği şantajı yapılmıştı. Tüm bunların arkasında aslında ABD daha doğrusu Trump’ın bölgede Suudi Arabistan’ın öncü rolünü pekiştirmeye ve onun üzerinden atılacak adımlarda Arap ve Körfez bloğunu arkasından sürüklemek planı var.”
‘TÜRKİYE, RUSYA VE İRAN LİMANINA SIĞINDI’
“Türkiye’nin durumu da aslında Katar’ın yön değiştirmesiyle benzer bir süreç içerisinde değerlendirilebilir. Aynı şekilde burada da iflası görenlerin çark etmesi yorumunu yapabiliriz. Yedi yılı tamamlamak üzere olan bir savaşta ortak stratejiler geliştiren, birlikte hareket eden bu blok bir şekilde çözülmeye başladı. İlk çözülme Türkiye ve Katar üzerinden oldu. Neden bu çözülme oldu? Çünkü bu proje hakikaten iflas etti. Bu yeni yönelimler iflası görenlerin kendilerini kurtarabilecekleri bir güvenli limana sığınma ihtiyaçlarından kaynaklanıyor. Türkiye’nin sığınmayı seçtiği liman Rusya ve İran oldu. Şimdi bu yönelmeden neyi bekliyoruz? Aslında Suriye’nin 2017’yi kazanımla bitirmesinin de bununla bağlantısı var. Türkiye’nin Rusya’ya yönelmesiyle tamamen stratejisinin Rusya’ya geçtiği bir dönemde Astana sürecinde Suriye açısından çok önemli kazanımlar sağlandı. Yani vekâlet savaşının bitmeye yakın bir noktaya gelmesinde önemi çok fazladır. Ayrıca Suriye açısından Deyr ez Zor hamlesi IŞİD’in tamamen sahadan silinmesi anlamına gelen bir operasyondu. Bu da bu yıl Türkiye’nin bu yönelmesinden sonra gerçekleşti.”
‘ERDOĞAN’IN ESAD SÖYLEMİ KÜRT MESELESİNDEKİ SIKIŞMIŞLIĞI AŞMAK İÇİN MESAJ’
“Tunus ziyaretinde Tayyip Erdoğan’ın Esad için söylediklerini nasıl okumak gerekiyor? Acaba hala ABD’ye bir mesaj mı veriyor yoksa Soçi zirvesinde masada Kürtlerin olması meselesi gibi aslında çok ciddi anlamda sıkıştığı bir konu vardır, ona mı mesaj veriliyor? Yoksa Rusya’ya iki taraflı oynama şeklinde bir mesaj mı veriyor? Yani şu saatten sonra çok rahat şunu söyleyebiliriz ki Esad’ın geleceği ile ilgili en son söz söyleyebilecek kişilerden birisi Tayyip Erdoğan ve taraflardan birisi de Türkiye’dir. Ama Erdoğan bugün hala bunu söylüyorsa muhtemelen Soçi zirvesiyle karşısına çıkacak Kürt problemindeki sıkışmışlığı aşma ‘şantajı’ ya da mesajı olduğunu söyleyebiliriz. Bu bir yandan da ABD’ye mesajdır. Çünkü çok ciddi bir abluka söz konusudur. ABD’den, Suudi Arabistan’dan, BAE’den doğru gerçekten ciddi bir kuşatma var. Türkiye sadece bu ihtilaftan en az zararla nasıl kurtulabileceğinin üstünde durabilir. Soçi’de de, Astana’da da süreç Türkiye açısından böyle değerlendirildi. Öte yandan İdlib meselesi de var. İdlib Türkiye açısından 2018 yılının en sıcak gündemini oluşturacak. İdlib tam anlamıyla bir bataklık halindeyken burada rol almış pozisyonundaymış gibi gösteriyoruz kendimizi. İdlib operasyonunun bahar aylarında gerçekleştirileceği söyleniyor. Şu anda üç koldan kırsal bölgelerden operasyonlar başlamış durumda. Bahar aylarında merkezde çok ciddi final çatışmaları yaşanacak gibi. Bu aşamada Türkiye hiçbir şekilde karışmama garantisi vermiş. Bu ne demektir? Karışmama garantisi sözlü olarak verirsiniz ama önemli olan sahadaki pratik karşılığıdır.”