Resmi makamların da yer yer çok eşlilik gibi uygulamalara ırkçı damgası yeme korkusuyla göz yumduğu ifade edilen raporda, şöyle denildi: “Gerek ulusal gerekse mahalli, gerek devlete ait gerekse devlet dışında çok sayıda kuruluş, ırkçı veya İslamofobik damgası yemekten korkarak çeşitliliği ve ifade özgürlüğüne riayeti o kadar ileri götürdüler ki gerici, bölücü ve zararlı kültürel ve dini uygulamaları görmezden gelme veya hatta onaylama noktasına geldiler.”
Hükümetin geçen yıl devreye aldığı aşırılıkla mücadele programı ‘Prevent’in (Önle) de savunulduğu raporda, hükümetin Prevent ve benzeri politikalarını ve uygulamalarını eleştiren sivil toplum kuruluşları da isim vermeden eleştirildi. “Bazı yerel kanaat önderleri Prevent’in amacının ne olduğunu anlamadan şikayet etmeye başlıyor” ifadesine yer verilen raporda, hükümetin aşırılıkla mücadele stratejisinin karşısında ‘aktif bir lobinin’ bulunduğu vurgulandı.
Hükümet politikasına itiraz eden sivil toplum kuruluşlarını ‘Britanya Müslümanlarını Britanya’ya karşı kışkırtmakla’ suçlayan raporda, bu örgütlerin Müslümanların aşırı ve radikal örgütler karşısında zafiyetini artırdığı iddia edildi. Prevent programına yöneltilen eleştirilerin medyada hakimiyet kazanmasının önlenmesi gerektiği belirtilen raporda, bu programın hükümetin terörle mücadele stratejisinin de önemli bir parçası olduğu değerlendirmesinde bulunuldu.
Bazı araştırmalara göre ülkedeki Müslümanların İngiliz olma ve İngiltere’deki yaşam tarzı konusunda olumlu hislerinde artış olduğunu belirtilen raporda, Müslümanları önemli bir bölümünün ülkede kendilerine karşı mevcut önyargılardan dolayı İngiltere’de Müslüman olarak yaşamanın zorlaştığını düşündüğü kaydedildi. Raporda, İngiltere’deki Müslüman topluluğun bazı kesimlerindeki hoşnutsuzluğun arttığı, bunun da İngiliz Müslümanları ümmetin dünya çapındaki ‘kötü durumu’ ile kendi durumları arasında özdeşlik kurmaya yönelttiği bulgusuna yer verildi.
Öte yandan raporda, Müslüman topluluktaki lider kişilerin de zararlı uygulamalara göz yumduğu ifade edildi. Rapor, lider konumundaki kişilerin topluluğun ‘kirli çamaşırlarını kamuoyu önüne dökmemek’ kaygısıyla hareket ettiğini, hatta bazı durumlarda zararlı uygulamalara karşı çıkmak yerine onay verdiğini iddiasına yer verdi.
Casey Raporu’nda hükümete toplulukların ülkeye uyumunu hızlandırmak için çeşitli önerilerde de bulunuldu. Raporun önerileri arasında ‘İngiliz değerlerinin’ okullarda müfredata alınması, vatandaşlık yemini için vatandaşlığa hak kazanılmasının beklenmemesi ve ülkeye yerleşme ihtimali bulunan tüm göçmenlere zorunlu kılınması da bulunuyor. Rapor, kamu yönetiminde yer alacak kişiler için de İngiliz değerlerine bağlılığı içeren yeni bir yemin metni hazırlanmasını tavsiye etti.
KHAN: KAÇIRILMIŞ BİR FIRSAT
Casey Raporu’na tepki gösteren Britanya Müslüman Konseyi Genel Sekreteri Harun Khan, raporu ‘kaçırılmış bir fırsat’ diye nitelendirdi. Uyumun çift yönlü bir süreç olduğunu vurgulayan Khan, ayrıca raporun ülkeye göç eden beyazların uyumu üzerinde yeterince durmamasını da eleştirdi.
Khan, raporun uyumun önündeki ekonomik yapılı engelleri de yeterince derinlemesine irdelemediğini vurguladı. Raporda Müslüman topluluk bağlamında gündeme getirilen zorla evlendirme, töre cinayeti gibi uygulamaların modern İngiltere’de yeri olmadığına kendilerinin de katıldığını ifade eden Khan, “Ancak biz kültürden kaynaklanan bu tür uygulamalarla mücadelede kendi inancımızın kullanılmasından yanayız” görüşünü dile getirdi.