Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki anlatı üstünlüğünü yitirerek askeri ve diplomatik bir tıkanıklığa girdiği İran eksenli gerilimde, kırk günlük sıcak çatışma evresinin ardından başlayan müzakere sürecinde bir ay geride kalırken Washington’ın kalıcı ateşkes arayışları ile müttefikleri arasındaki derin görüş ayrılıkları küresel sistemin geleceğini sarsıyor. Trump yönetiminin "Özgürlük Operasyonu"nu sonlandırarak bir çıkış stratejisi kurguladığı bu dönemde, Axios üzerinden sızdırılan 14 maddelik mutabakat metni İran tarafından yalanlanırken Tahran’ın Çin ile geliştirdiği diplomatik temaslar ve Pekin’in sunduğu dört maddelik çözüm önerisi, bölgedeki çözüm anahtarının artık Atlantik ötesinden Asya’ya kaydığını somutlaştırıyor.
Öte yandan savaştan etkilenen Körfez cephesinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC’ten çekilme hamlesiyle Suudi Arabistan’ın enerji piyasasındaki hakimiyetine ve Körfez İşbirliği Konseyi’nin bütünlüğüne vurduğu darbe, bölgedeki geleneksel ittifakların yerini geri dönülemez bir parçalanma ve çok kutupluluğa bıraktığını gösteriyor.
Donald Trump’ın Özgürlük Projesi’ni askıya almasının anlamını ve çatışmada gelinen noktayı araştırmacı Emir Aşnas ile konuştuk.
‘İran savaşı dağılmaları hızlandıracak’
ABD-İsrail savaşının önceki savaşlara benzemediğini ve ABD’nin ciddi şekilde çuvalladığını söyleyen Aşnas, Axios’un 14 maddelik mutabakat anlaşmasının İran tarafından reddedildiğini kaydetti. Aşnas, Çin müdahil olmadığı sürece uzlaşı ihtimalinin uzak olduğunu söyledi:
“Bu savaş geçmişte emperyalistlerin yaptığı savaşlara benzemiyor. Amerikalıların daha önce anlatı üstünlüğü vardı. İran savaşında ise çuvallamış durumdalar. Trump’ın kişiliğinin bunda katkısı var. Ancak bu durum sadece ondan kaynaklanmıyor. Sahte bayrak operasyonları da yoğun bir şekilde kullanıldı. 40 günlük savaştan sonra İran’a dönük saldırılar durdu. Bir aydır da müzakereler sürüyor. 28 gün içerisinde sorunun çözümüne yönelik önemli bir adım atılamadı. Amerika’nın tehdit etmesi ve Özgürlük Operasyonu’nu sonlandırması gibi durumlar yaşandı. Axios haberi de gündeme damgasını vurdu. Haberin veriliş biçiminden bunu Amerikalıların sızdırdığı anlaşıldı. Kalıcı bir ateşkese yönelik 14 maddelik bir mutabakat metninde anlaşıldığı belirtildi. Haberde bu intiba verildi. İran tarafı bunun yalnızca Trump’ın dileklerinden ibaret olduğunu söyledi. Anlaşmaya yaklaşıldığının ilan edildiği gün İran Dışişleri Bakanı Çin’deydi. Arakçi Çince ve İngilizce bir mesaj paylaştı. Arakçi, Çin’in barış ve istikrarın sağlanması için dört maddelik bir öneri sunduğunu ve bunu memnuniyetle karşıladıklarını söyledi. Çin ciddi bir katkıda bulunmadıkça uzlaşıya varmanın zor olacağını düşünüyorum. Amerikalıların zor durumda olduğunu görüyoruz. Özellikle Körfez’in ve İsrail’in geleceğine yönelik etkiler olacak. Atlantik İttifakı’nın dağılmasını hızlandıracak etkiler var. Avrupa da bu konuda adımlar atmaya çalışıyor. Bu savaş, bu yöndeki eğilimleri büyük ölçüde hızlandıracak nitelikler taşıyor.”
‘İsrail faktörünü unutmamak gerek’
ABD’nin içinde bulunduğu krizin Çin’in işine geldiğini ancak olumsuz etkilerden azade olamayacağını belirten Aşnas, İsrail’e işaret ederek Trump’ın Netanyahu’yu karşısına almadan adım atmak zorunda olduğu görüşünde:
“Trump’ın en az bir aydır bu işten bir çıkış aradığını düşünüyorum. Manevralar yapıyor ancak o kadar sık buna başvuruyor ki durumun bir ciddiyeti kalmıyor. Trump artık Amerika’da bir alay konusu. Bunun tehlikeli boyutları da var. Nihayetinde Amerika dünyanın bir numaralı nükleer gücü. ABD’ye ‘şerefli bir çıkış’ yolunun bulunması gerekiyor. Aksi halde bütün sistemi dağıtacak vahim sonuçlar oluşabilir. Bu Çin’in de işine gelmez. ABD’nin böyle bir kriz içinde olması yükselen bir güç olan Çin’in aslında lehine. Ancak kısa ve orta vadede bunun dünyaya ve Çin’e de olumsuz komplikasyonlarının engellenmesi gerekiyor. Komünist Parti tarafından yönetilen Çin, dış politikasını geliştirirken kısa zamanda büyük dönüşümlere değil kademeli değişiklikleri tercih ediyor. Çin, ABD ile çok yakın ekonomik ilişkilere sahip. Bunun bir yandan artıları bir yandan olumsuz etkileri de var. Çin’in devreye girmesinin bu krizi kısaltabileceğini düşünüyorum. Tabii İsrail faktörünü de unutmamak gerek. İsrail, Amerika’nın karar vermesi konusunda işlev görüyor. Trump Netanyahu ile iyi polis kötü polis oynasa da İsrail’i doğrudan karşısına almayacak ve ABD içinde de İsrail lobisini rahatsız etmeyecek adımlar atmak zorunda. Bunu Lübnan’da çok net görüyoruz.”
‘Amerika, İsrail’i hakim kılarak hata etti’
Suriye’den sonra İran’da da istediklerini yapacaklarını düşünen ABD ve İsrail’in İran’da ‘kayaya tosladıklarını’ ifade etti. Aşnas, ABD’nin İran’ın gücünü kıracak durumda olmadığı görüşünde:
“İsrail, son 20 yılda şahken şahbaz oldu. ‘Sol’ veya ‘liberal’ siyonistlerle anlatı üstünlüğünü elde etmişken son 20 yılda Netanyahu ile beraber bunu büyük ölçüde yitirdi. İsrail toplumu kendi içinde sağcılaştı. Naftali Benet bir Şimon Peres değil. İşçi partisiyle temsil edilen sendikacı sol siyonist hareketlerdi. Yahudilerin egemenliğine dayanan bir Filistin’de kalan Araplarla beraber yaşamanın mümkün olduğunu düşünüyorlardı. Ancak Jabotinsky ile beraber revizyonist hareket bunun mümkün olmadığını söyledi. Burada saf bir Yahudi devleti olması gerektiğini iddia ettiler. Netanyahu tarihi anlamda bunların takipçisi. Netanyahu İsrail tarihinde en uzun süre başbakanlık yapan kişi. İsrail’in 80 yıllık tarihi var ancak bunun 15 yılı Netanyahu ile geçti. İsrail toplumu bunun içinden çıkabilecek durumda değil. Suriye’nin de düşmesiyle beraber Netanyahu ve İsrail sağının eline fırsat geçmiş durumda. Filistin’in varlığını tamamen bitirmek ve Lübnan ile Suriye’de tampon bölgeler oluşturmayı hedefliyorlar. Bu şekilde bir İsrail Amerika için daha tehlikeli. Amerika’nın hatası Çin ile mücadelesinde İsrail’in varlığı ve güvenliğini hakim rolünü sağlamak oldu. Egemen olmamak koşuluyla İsrail’in yanında Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır’ı düşündü. Birleşik Arap Emirlikleri zaten cepteydi. Suriye’den sonra İran’da da istediklerini yapacaklarını düşündüler ancak kayaya tosladılar. Başlangıç noktasından daha da geriye düştüler. İran’ı daha uzlaşmacı, İsrail’i de daha az sorun çıkaran bir konuma çekmeleri ya da İran’ın askeri gücünü tamamen kırmaları gerek ancak ABD şu an bunları yapabilecek durumda değil.”
‘OPEC kararı, KİK’in dağılmasına dönük bir adım olabilir’
Aşnas, Körfez İşbirliği Konseyi içindeki ayrımların bir süredir devam ettiğini belirterek Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ayrımın OPEC kararı ile daha da arttığını söyledi. Aşnas’a göre Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC kararı Suudilere savaş niteliğinde:
“Körfez kısa vadede en çok etkilenecek bölge. Ancak aslında Körfez İşbirliği Konseyi 1981’de kuruldu ancak iç çekişmelerle uzun süredir çalkalanıyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar birbirleriyle çekişiyor. Uzunca bir süredir birleşik bir Körfez tavrı yok. Umman’ın da kendine has bir tavrı vardı. Körfez İşbirliği ve OPEC kurulduğunda Suudi Arabistan’ın belirleyici bir tavrı vardı. Katar ve BAE’nin son yıllarda gelirinin artması ve bunu ABD ile kullanması aşıldı. Bu üç ülkenin çekişmesi devam ediyor. Suudi Arabistan ve BAE arasında çatışmalar, bazı bölgelerde savaşa vardı. Bu ülkeler zaten beraber değillerdi. İran savaşı ile birlikte BAE zaten farklı bir tavır aldı. Suudiler kendilerine zarar gelmemesini sağlayacak şekilde İran ile dengeli bir tavır sürdürmeye çalıştı. BAE ise OPEC’ten çekilerek Suudi Arabistan’a bence savaş açtı. Suudi Arabistan gerek OPEC’i gerekse Körfez İşbirliği Konseyi’ni sürükleyen bir güç. OPEC’ten çıkma Suudi Arabistan’ın belirleyici tavrına vurulmuş bir darbe. Birleşik Arap Emirlikleri Somaliland gündeminde doğrudan İsrail ile iş birliği yaptı. İslam İşbirliği Örgütü’nden de ayrılacakları söyleniyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC kararı, ekonomiden ziyade siyasi bir karar. OPEC kararı, Körfez İşbirliği Konseyi’nin dağılmasına dönük bir adım da olabilir. Yüksek petrol fiyatlarının ardından Suudi Arabistan’a darbe olarak da okunabilir. Suudi Arabistan’ın yöneticisi 20-30 yıllık planlar yapmıştı ve bir ekonomik gelişme planı çizmişti. Bu noktada yüksek petrol fiyatları Suudiler için hayati öneme sahip. Onlar için petrol fiyatları 75 doların altına inmemeli. BAE’nin bu kararı ABD ile koordine edilmiş ve Suudi Arabistan’ın fiyat belirlemeye dönük etkisini kırmaya yönelik bir hamle. Bu savaş, Körfez İşbirliği Konseyi’nde ciddi yarılmalar yaratacak.”