EKSEN

'NATO’da bir kırılma var, caydırıcılık aracı haline geldi'

Merve Özcan’a göre İran savaşından zarar gören Körfez hattının, Amerika ile iş birliğini sürdürmesi kendileri açısından ‘çöküşe’ sebep olacak. Özcan; savaşın, petro-dolar sistemini değiştirdiği ve Rusya’nın sürece dahil olabileceği görüşünde.
Sitede oku
Donald Trump’ın İran savaşının ardından gelen ‘NATO’dan ayrılma’ söylemleri ve Körfez’in güvenlik mimarisinin sarsılması bölgedeki tüm dengelerde yeni değişiklikler yaşanacağının sinyalini veriyor. İsrail’in toprak genişletme hamleleri ve nükleer tesislerin hedef alınması gibi gelişmelerle tırmanan gerilim, Hürmüz Boğazı’nın tıkanmasıyla Avrupa’yı sürdürülemez bir enerji kriziyle baş başa bırakırken petro-dolar sisteminde de değişim yaşanması bekleniyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin sert yaptırım arayışlarına karşın Suudi Arabistan’ın Türkiye, Pakistan ve Mısır ile kurmaya çalıştığı yeni arabuluculuk ve savunma ittifakları, bölgenin artık ABD dışı alternatiflere yöneldiğini kanıtlarken Türkiye ise jeopolitik risklerle dolu bu süreçte, NATO yükümlülükleri ile ulusal çıkarları arasındaki dengeyi askeri üs yönetimi ve aktif diplomasiyle korumaya çalışıyor.
İran savaşının yarattığı kırılmalar, Trump’ın NATO öfkesi ve Avrupalıların sıkışmışlığını Akademisyen Merve Suna Özel Özcan ile konuştuk.

‘NATO’da büyük bir kırılma var’

Donald Trump’ın söylemlerinin tutarsızlığına işaret ederek sözlerine başlayan Özcan, NATO’da ve Transatlantik ilişkilerdeki ‘çatlağın’ ‘oyuk’ boyutuna geldiği görüşünde. Özcan’a göre NATO bir pazarlık aracına dönüşmüş durumda:
“Trump’ın bir söylediğinin bir söylediğini tuttuğunu şu ana kadar göremedik ve göremeyeceğimizi söyleyebilirim. Konuşmasında NATO ile alakalı söylemler bekliyorduk ancak İran üzerine odaklandı. Sanki savaşı yeniden ilan ediyormuş gibi konuştu. An itibarıyla NATO’da büyük bir kırılma var. Transatlantik ilişkilerde önceden ‘çatlak’ dediğimiz ilişkiler ‘oyuk’ noktasına evrilmeye başladı. Trump da NATO’nun değerini düşürüyor açıklamalarıyla. Biz NATO’yu Soğuk Savaş’tan bu yana bir caydırıcılık örgütü olarak biliyoruz ancak şu an pazarlık aracı haline geldi. Bugün Orta Doğu’da devam eden ABD-İsrail-İran savaşında İsrail’den hiç bahsetmiyoruz neredeyse. İsrail topraklarını genişletmeye yönelik adımlar atmaya devam ediyor. Ancak ABD sistemle çok fazla entegre olmuş durumda. Trump’ın açıklamaları, nükleer tesisleri hedef alma söylemleri ve kara harekatı...Bunların her biri ‘Her şeyi ortaya atayım, hangi sonuç çıkarsa oradan hareket ederim’ politikasına işaret ediyor.”

‘Savaş sürecinden en çok Körfez ve Batılı unsurlar etkilendi’

İran savaşından en çok enerjide başka ülkelere bağımlı Batı’nın ve güvenlik mimarisini ABD’ye teslim eden Körfez’in etkilendiğini belirten Özcan, enerji tesislerinin vurulmasıyla ortaya çıkan petrol krizinin bir değişime işaret edeceği görüşünde. Özcan, ‘petro-yuan’, ‘petro-ruble’ sisteminden söz edilebilecek bir sürece girebileceğimizi düşünüyor:
“Savaş sürecinden en fazla etkilenenler Körfez aktörleri ve bunlarla bağlantılı olarak da onlardan enerji alan Batılı unsurlar oldu. Avrupa’nın güvenli enerji alabileceği bir alan yok. Enerjisini sürdürülebilir hale getireceği bir boyut dahi yok. Bunun üzerine hala savaşı devam etmede neden ısrar ettikleri bir soru işareti. Körfez ülkeleri içinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin konumu dikkat çekici. Birleşmiş Milletler nezdinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin Hürmüz’e 7’nci maddeyi devreye sokarak operasyon ya da müdahale gibi başlıklardan bahsettiğini görüyoruz. Ambargo dahil olmak üzere sert yaptırımları içeren bir madde bu. Bunun ne kadar karşılık göreceği soru işareti. Çin ve Rusya’nın dahil olduğu bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden bahsediyoruz. Ancak buradaki rasyonel noktalar artık kaçırılmış durumda. Yarın öbür gün Körfez yeniden Birleşmiş Milletler nezdinde İran’a karşı meşru müdafaa hakkını kullanırsa karşımıza daha büyük sorunlar çıkabilir. Buradaki denklemde Birleşik Arap Emirlikleri haricinde Suudi Arabistan’a da bakmak gerek. Suudi Arabistan son dönemde Türkiye, Pakistan ve Mısır ile birlikte arabuluculuk girişimi oluşturmaya çalışıyor. Ayrıca savaş bize petro-dolar sisteminin değiştiğini gösterdi. BRICS ile başlayan değişim vardı. Artık petro-yuandan bahsediyoruz. Belki petro-rubleden bahsedebileceğimiz bir durum da ortaya çıkabilir. Çünkü paradigmalar değişiyor.”

‘Çin ve Rusya etkisini nadir toprak elementlerinde de görebiliriz’

Savaşın ardından Körfez’in Amerika’nın bölgedeki gücünü tartışmaya açtığını ifade eden Özcan, olası bir Arap-İran savaşının ise en çok İsrail’in işine yarayacağını söyledi:
“Enerjiye odaklanıyoruz ancak güvenlik mimarileri de değişmeye başladı. NATO’daki kırılmalar Körfez’de kendisini gösteriyor. İsrail’in Katar’a yaptığı saldırı burada Amerika’nın varlığını sorgulatan bir süreci ortaya çıkardı. Şu an Körfez aktörleri İran savaşı üzerinden Amerika’nın bölgedeki gücünün etkisinin ne kadar koruyucu olup olmadığını tartışmaya başladı. Her ne kadar savunma sanayi anlaşmaları yapılıyor olsa da Amerika’nın Körfez’e o kadar teçhizatı göndermesinin zor olduğunu görüyoruz. Körfez’in topyekun bir savaşa girmeyeceğini düşünüyorum çünkü böyle olursa Arap-İran savaşı yaşanacak. Bu da en çok İsrail’in işine yarayacak. İsrail’e bölgede nasıl bir Orta Doğu görmek isteyeceğini sorsak başarısız devlet örnekleriyle çevrili olan bir Orta Doğu görmek isteyeceğini söyleyecektir. Bu kadar büyük bir savaş sürecinin engellenmesi gerekiyor. Bir de 1979’dan beri İran Devrimi Körfez ile ilişkileri sınırlandırıyor. Mezhepsel boyutun yanısıra bunun bölge içinde güç hegemonyası bağlamı da dikkat çekici. Suudi Arabistan ile ilgili çok fazla haber var ancak bu gerilimin yönetilmesi konusunda da tarafların süreci itidalli sürdürmesi gerekecek. ABD’yi de sorgulamak gerek. ABD’nin Körfez’de çok fazla üssü var ancak hangi Körfez aktörlerini korudu ve saldırıları engelledi? Mücbir sebep üzerinden hareket eden bir durum ortaya çıktı. Bu da öngörülemeyen, kaçınılamayacak sorunları karşımıza çıkarıyor. Körfez kendilerine ait olmayan silahlarla nasıl savaşa girecek? Amerika’nın bölgeye son dönemde çok fazla asker kaydırmaya başladığını görüyoruz. Kara operasyonu tartışmaları devam ederken Körfez’in vereceği askeri desteğin boyutuna da bakmalıyız. ABD’nin Irak ve Afganistan’daki süreçlerini biliyoruz. Vietnam, İran ile en fazla özdeşleştirilen tarihsel örneklerden biri.”

‘Körfez’in yola Amerika ile devam etmesi çöküş doğurabilir’

Özcan’a göre Körfez hattı, savaşın ardından Amerika ile iş birliğine devam ederse kendi çöküşünü doğurmuş olacak. Özcan, Körfez’in alternatif arayışında Rusya ve Çin’in ön plana çıkacağını söyledi:
“Hürmüz’ün kapatılmasında enerjiye odaklanıyoruz ancak helyum konusu da son derece önemli hale geldi. Buradaki nadir toprak elementleri ve madenler her yerde karşımıza çıkıyor. Sistemi derinden etkileyen bir sorun varken Körfez’in Amerika ile yola devam etmesi kendileri açısından bir çöküşü ortaya çıkarabilir. Avrupa ve Batılı müttefikler açısından 20 milyon varilin geçtiği Hürmüz’den hiçbir şey geçmiyor neredeyse. Yarın öbür gün Kızıldeniz’in kapanmasında nasıl hareket edilecek? Suudi Arabistan alternatiflere ve yeni enerji alanlarına yöneliyor. Ancak belki de Rusya’nın da sürece dahil olduğu boyutları görebiliriz. Körfez aktörlerinin güvenlik başta olmak üzere pek çok noktada alternatife yöneleceğini söyleyebiliriz. Pakistan-Suudi Arabistan, Suudi Arabistan-Türkiye ilişkilerinin gelişeceğini görmek hatalı olmayacaktır. Çin ile Rusya’nın bölgedeki etkisini sadece enerjiyle değil savunma sanayi alanına ve belki de nadir toprak elementlerine taşıyabileceğini söyleyebiliriz. Çin ve Rusya son derece kritik aktörler. Bu kırılmalar çok daha öncesinde başlamıştı ancak Trump bunları su yüzüne çıkarmış oldu. Çin ve Rusya’nın hem itidalli davrandığını hem de İran politikasında kendi çizgilerini ortaya koyduğunu gördük. Bugün Orta Doğu’da başlayan savaşın Çin’i zayıflatacağı söyleniyordu ancak Çin zayıflamadı. Rusya da yıpranmadı. Rusya için enerji en önemli gelir kalemlerinden biri. En fazla yıpranan Batılı aktörler oldu. Kendi içlerinde uzlaşmazlığa düşmeye başladılar. Avrupa, Amerika ve Transatlantik ayrılıyor, birbirlerinin varlıklarını sorguluyorlar. Körfez’in enerji piyasasındaki satışları durduğu an sistemleri de durma noktasına geldi.”

‘Amerika’nın denklemden çıkması Avrupa’nın da güvenlik alanında yetersiz kalması demek’

Özcan, Amerika’nın NATO’dan çekilmesinin; Avrupa’nın güvenlik anlamında yalnızlaşacağı anlamına geleceğini belirtti. Özcan, Trump’ın NATO’dan çıkması halinde ‘kazan-kazan’ denkleminin ‘kaybet-kaybet’ denklemine dönüşeceği görüşünde:
“Amerika NATO’dan çekildiğinde Avrupa açısından pek bir şey kalmayacak. Türkiye ikinci büyük ordu konumunda. Daha önce Amerika’nın çekilme söylemleri olduğunda Avrupalı aktörler yanaşmaya çalışmışlardı. Ancak bu noktada da güvenlik mimarisini Avrupa’nın kurgulayamadığını görüyoruz. Silaha ağırlık veriliyorsa refah devleti olmaktan uzaklaşılıyor. Refaha ağırlık veriyorsanız güvenlik alanında eksikler kalıyor ancak refah devletine kavuşmuş oluyorsunuz. Avrupa refah devletine Amerika sayesinde kavuştu. Şu an savunma sanayi anlamında pek çok anlaşma yapıyorlar. Amerika’nın denklemden çıkması demek Avrupa’nın güvenlik alanında tamamen yetersiz kalması demek. Sisteme illa ki kendisini adapte edecektir ancak bu kısa ve orta vadede mümkün değil. Özellikle büyük bir enerji krizinin yaşandığı bu dönemde uzun vadeden bahsetmek gerek. Bir yandan da Rusya-Ukrayna savaşı devam ediyor. Avrupalılar savaşı devam ettiriyorlar. Orada da Orta Doğu’da da siviller hayatını kaybediyor. Trump NATO’dan çıkabilir. ABD’nin hukuki prosedürünü ve senatodan alınması gereken desteği bir kenara bırakıyorum. 2024’te Rubio’nun yaptığı değişimler var. 2023-2024’te ABD’de kongrede NATO’dan tek başına çıkılamayacağına dair karar alındı. ‘NATO’dan çıkıyoruz’ deseler dahi birkaç günde çıkamayacaklarını biliyoruz. Öte yandan bu ne kadar mantıklı? Bunda sadece Batılı aktörler değil Amerika da çok fazla şey bahsedecek. Amerika’nın en büyük caydırıcılık unsuru her yerde üssü olması. NATO’dan çıktıklarında üsleri de kapatacaklar ancak bir yandan da NATO’daki aktörlerin her biri Amerika’nın bulunduğu diğer üsleri de kapattıracak. Amerika bu kozu bırakmak isteyecek mi? O zaman Amerika açısından Diego Garcia’dan ya da Güney Kıbrıs’tan nasıl bahsedeceğiz? NATO’dan çıkılırsa savunma sanayi anlaşmaları azalacak ve Trump’ın en sevdiği şey para. Bu tabloda da kazan-kazan yerine kaybet-kaybet denklemine doğru ilerlenecek. Trump bence duygusal olmadığı müddetçe ‘Kağıttan kaplan’ dediği NATO’ya karşı böyle bir adım atmayacaktır diye düşünüyorum.”

‘Türkiye’deki askeri üslerin hangi noktaya evrileceği önemli’

Türkiye’nin İran’a komşu bir NATO üyesi olduğunu vurgulayan Özcan, diplomasinin ön plana çıkarılması gerektiğini ifade etti. Özcan’a göre Türkiye’deki NATO üslerinin olası bir savaş halinde kullanılmaması oldukça önemli:
“Bu süreç içinde dengeyi ve istikrarı eş zamanlı götürmek çok önemli. Türkiye NATO üyesi. NATO’nun 5’inci maddesinde ‘Bir NATO ülkesine saldırı yapılırsa diğerlerine de yapılmış sayılır’ ifadeleri var. Buradan hareketle karşımızdaki sürecin hem operasyonel hem taktiksel hem de stratejik anlamda ince bir şekilde devam ettirilmesi gerekiyor. Bu noktada diplomasinin en temel araç olduğunu düşünüyorum. Yapılacak en temel şey sahada tarafları buluşturmak. Askeri üsler konusu son derece kritik. Askeri üslerin hangi noktaya evrileceğine dair dikkatli okumalar yapmak gerekiyor. İspanya bu örneklerden en dikkat çekeni. İspanya, ABD’ye askeri üslerini kapattığını söyledi. İngiltere, Diego Garcia’yı kullandırmayacağını söyledi. Türkiye açısından bu noktayı yorumlamak gerekiyor. Türkiye ile İran sınır komşusu. Ancak kendi savunma yaklaşımımız üzerinden süreci devam ettiriyoruz. Her ne kadar askeri üs bulunsa da o noktalar Türkiye toprağı. Bunlar komutanlık yapısıyla entegre birimler ancak Türkiye’nin, kendi ulusal çıkarları noktasında aktif olarak dahil olduğu bir süreç görüyoruz. Jeopolitik açıdan son derece riskli bir bölgedeyiz. Hava savunma sistemleri her 10 günde bir devreye giriyor. Bölgesel kriz sürecinde bunu sürdürülebilir tutmak son derece dikkat çekici. Neyin nereden nasıl olduğu bilinmiyor. Dezenformasyonun güçlü olduğu bir süreçte bunları devam ettirmenin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Hem güvenliği hem istikrarı hem de risk yönetimini eş zamanlı yapmak Türkiye’nin konumu da düşünüldüğünde dikkatlice örülmesi gereken bir ağı karşımıza çıkarıyor.”
Yorum yaz