Environmental Science & Technology dergisinde yayımlanan yeni bir değerlendirme makalesine göre, söz konusu maddeler tedavisi zor enfeksiyonların yayılmasına zemin hazırlayabilir.
Dünya genelinde 'süper bakteriler' her yıl bir milyondan fazla insanın ölümüne yol açıyor. Bu sayının 2050’ye kadar yılda iki milyona ulaşabileceği öngörülüyor. Bugüne kadar mücadele büyük ölçüde hastanelerde ve tarımda antibiyotiklerin aşırı kullanımına odaklandı. Ancak araştırmacılar, gözden kaçan kritik bir alan olduğuna dikkat çekiyor: evlerimiz.
Toronto Üniversitesi’nden Miriam L. Diamond liderliğindeki ekip, günlük tüketim ürünlerinde bulunan mikrop öldürücü kimyasalların su yollarına, toprağa ve hatta içme suyuna karışarak dirençli bakterilerin gelişimini teşvik ettiğini belirtiyor.
İnsan kanında ve anne sütünde bile var
Çalışmanın odağındaki başlıca madde benzalkonyum klorür (benzalkonium chloride). Ürün etiketlerinde bazen ADBAC olarak da yer alan bu bileşik, ‘kuaterner amonyum bileşikleri’ grubuna dahil. El sabunlarından yüzey temizleyicilere, tekstil ürünlerinden kişisel bakım malzemelerine kadar geniş bir kullanım alanına sahip.
Araştırmalar bu kimyasalın atık sularda, nehirlerde, toprakta ve içme suyunda tespit edildiğini gösteriyor. Dahası, insan kanında ve anne sütünde bile izlerine rastlanmış durumda.
Sorun, bakterilerin bu kimyasallarla düşük dozda ama sürekli karşılaşmasıyla başlıyor. Bu seviyeler bakterileri öldürmeye yetmiyor. Bunun yerine dirençli türlerin hayatta kalmasına ve çoğalmasına yol açıyor.
Üstelik bu direnç yalnızca temizlik kimyasallarına karşı değil, tıpta kritik öneme sahip antibiyotiklere karşı da gelişebiliyor. Florokinolonlar, beta-laktamlar ve tetrasiklinler gibi antibiyotik sınıflarına karşı direnç bunun örnekleri arasında.
Bilim insanlarına göre bakteriler bunu birkaç mekanizmayla başarıyor: Zararlı maddeleri dışarı atan moleküler ‘pompa’ sistemleri, hücre zarında yapısal değişiklikler ve farklı türler arasında direnç genlerinin aktarılması. Bu savunma sistemleri bir kez geliştiğinde, kimyasala maruziyet sona erse bile kalıcı olabiliyor.
Benzer riskler başka maddeler için de geçerli. Örneğin klorheksidin, laboratuvar çalışmalarında tehlikeli bir bakteri olan Klebsiella pneumoniae’nin, “son çare” olarak kullanılan kolistin antibiyotiğine karşı direnç geliştirmesini teşvik edebiliyor.
Lavabodan içme suyuna uzanan yol
Araştırmada dikkat çekilen bir diğer önemli nokta, bu kimyasalların evlerden çevreye uzanan yolculuğu. Küresel ölçekte kullanılan kimyasalların yaklaşık dörtte biri doğrudan çevreye karışıyor. Geri kalan büyük kısmı ise atık su arıtma tesislerine ulaşıyor.
Arıtma sonrası ortaya çıkan çamurun tarım arazilerinde kullanılmasıyla birlikte, bu maddeler toprağa ve yüzey sularına taşınıyor. Özellikle benzalkonyum klorür, tortulara güçlü şekilde bağlanarak uzun süre çevrede kalabiliyor.
Antibakteriyel ürünler gerçekten gerekli mi?
Çalışmanın en çarpıcı sonuçlarından biri, bu ürünlerin çoğunun günlük kullanımda belirgin bir fayda sağlamaması. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gibi kurumlar, antibakteriyel sabunların, sıradan sabun ve suya kıyasla ek bir avantaj sunmadığını uzun süredir söylüyor.
Aynı durum çamaşır ürünleri için de geçerli. Araştırmaya göre, rutin ev yıkamalarında dezenfeksiyon gerekmiyor. Normal deterjan ve sıcak su çoğu mikrobu temizlemek için yeterli. Buna rağmen tüketiciler, ekstra koruma sağladığı düşüncesiyle bu kimyasalları içeren ürünlere daha fazla para ödüyor.