MUSTAFA HOŞ İLE YOL ARKADAŞI

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz: İran'da rejimi değiştirmek ve parçalamak mümkün değil

Mustafa Hoş'la Yol Arkadaşı'nın bugünkü konukları Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, Siyaset Bilimci Can Kakışım ve Güveli Sürüş Uzmanı Mert İntepe oldu.
Sitede oku
Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, İran’a süren saldırıları ve Türkiye’nin savaşa çekilme çabalarını yorumladı. Siyaset Bilimci Can Kakışım, ikinci gününe giren İBB davasında yaşananları ve duruşmaların detaylarını aktardı. Güveli Sürüş Uzmanı Mert İntepe ise APP plaka sisteminin detaylarını anlattı.
‘İran'da rejimi değiştirmek ve parçalamak mümkün değil’
Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, şunları söyledi:
Başlangıçta tabii ki komuta kadrosunu, başkomutanları ve etrafındaki kadroyu imha edince erken bir zafer gelebileceği gibi boş bir varsayıma kapıldıkları, daha doğrusu planlarını yaparken başlangıçta böyle bir hatalı varsayım inşa ettiklerini anlıyoruz. İran'da bu olmadı. Türkiye'de dün akşam Sayın Cumhurbaşkanı ağzıyla hem 100 yıl önceki emperyalist oyunlara vurgu yaptı hem de son 50 yılda olmakta olana vurgu yaptı.O da iyi bir tutumdu benim değerlendirmeme göre. Bu iş biraz varsayımların ikincisi de herhalde boşa çıktı gibi geliyor. İran halkının kendilerine destek vereceğini zannettiler, varsaydılar.O da boşa çıktı. Şimdi zorlalar bir anlamda. Tabii bu İran'ın da çok kolay bir pozisyonda olduğu anlamına gelmiyor.Çünkü kendisini ağırlıklı olarak süzelerle savunuyor. Ve bu süzelerin varlığı direnme gücüne önemli katkı sağlıyor. Ama esas olan savaşma azim ve iradesinin göstermeleridir.Gösterdiklerini düşünüyorum ben. Süzelerin yeri yer altında ve bir kısmını muhtemelen bulmuşlardır. Şimdi şöyle bir şey var.Yani ilk anda bir strateji oluşturursunuz. Ve bu stratejinin en önemli ayaklarından bir tanesi işte komuta kalemesinin imha edilmesinde ortadan kaldırılmasıydı. Buna ait çok güçlü veriler var ki ellerinde. Karşı taraf da yani İran tarafı da bu konuda büyük bir zaaf gösterdi. Onu da kabul etmek lazım yani. Böyle bir şeyin olmaması lazım. Bilerek yapmış olamaz mı? Yani hiçbir komutan başkomutan savaşı kaybetmek için... 1979 ruhuna döndürmek için diye konuşuluyor ya o açıdan sordum. Bence bu kusura bakmayın. Buna askeri değil de aptallık denir yani öyle bir şey olmaz.Yani lider kadro ortadan kaldırılınca İran halkı da ayaklanacaktır. Buna böyle bir varsayım olmaz yani. Böyle bir varsayıma yaslandığınız zaman kaybedersiniz.İşte şu anda kendileri zor duruma düştüler. Hiçbir savaş yani silahlı kuvvetlerin kullanıldığı bir savaşta siyasi maksadın bu kadar flu olduğu bir savaş ben görmedim. Yani ne demek istiyorum? Şu anda İran'da kendisine Venezuela'da yarattığı gibi bir ekip mi yaratmak istiyor? Mümkün mü? Değil.İran'da rejimi değiştirmek mi istiyor? Mümkün mü? Değil. Üçüncüsü İran'ı parçalaymak mı istiyor? Mümkün mü? Değil. Çünkü elinizdeki araçların içiş birisiyle bunu yapamazsınız.Ya siz hava harekatıyla bunu yapamazsınız. Sadece hava harekatıyla ya da donanmanın sınırlı katkısıyla. Dolayısıyla bunlar stratejik hatalardır.Şunu diyorsanız devrim muhafızlarına ayrı birlikler bağlı. Normal Cumhurbaşkanı'na bağlı birlikler ayrı. Bunu diyorsanız bu hatadır.Bu doğru bir şey değildir. 11 gündür direniyor ama bir şekilde. Hayır direniyor.Direniyor çünkü karşısındaki güç bir defa siyasi olarak direniyor. Ve halk da kendisinin yanında duruyor. O zaman savaşma azim ve iradesini kaybetmemiş bir ülke teslim olmaz zaten.Önemli olan savaşma azim ve iradesini korumaktır. Onu korumasını biliyorlar. Yani buna saygı duymak lazım.

‘Ortada hukukla bağdaşlaştırılacak hiçbir şey yok’

Siyaset Bilimci Can Kakışım, şöyle konuştu:
Hukuki olması gereken bir süreçten bahsediyoruz. Davalardan bahsediyoruz, mahkemeden bahsediyoruz falan. Ama orada ortada hukukla bağdaştırılabilecek gerçekten bir şey yok.Yani o kadar boş bir iddianame, o kadar boş suçlamalar ve o kadar ciddi bir yargısız infaz süreci söz konusu ki gerçekten de bunu hukukla bağdaştırabilmek mümkün değil. İşte az önce sen söyledin. 355 gün sonra bu insanlar sonunda hakim karşısına çıkarıldı.Yani bir senedir hem de ortada hiçbir iddianame olmamasına rağmen yani elle tutulur bir gerçekten itham söz konusu olmamasına rağmen bir kanıt olmamasına rağmen bu insanların tutukluluğu bizzat bir ceza haline getirildi. Ve bugün, işte dün ve bugün yaşananlara bakıyorum. O mahkeme heyetinin bu insanlara olan yaklaşımına bakıyorum.O saygısızlığa, nobranlığa, saldıganlığa hatta bakıyorum. Ve diyorum ki maalesef burada tamamen siyasi bir süreç söz konusu ve hedef alınan da, bunu çok üzerek söylüyorum, Türkiye Demokrasisi. Cumhurbaşkanı adayı olan ya da gelecekte kendini cumhurbaşkanı gören birinin bir direniş manifestosu mu var? Ne var orada? Sanırım en uygun olan son söylediğin oldu.Yani ben çünkü demokrasi güçlerinin en nihayet tahlilde galip geleceğine inananlardanım. Yani çünkü bu akıl tutulmasıyla, bu nobranlıkla Türkiye daha fazla devam edemez. Yani mutlaka bu hukuksuzluklar da son bulacaktır.Ama tabii bunun için bir tarih öngörebilmek, hele ki içeride ve dışarıda şu konjonktür düşünüldüğünde pek kolay değil gibi gözüküyor. Yani bir de hani belki beş sene, on sene devletlerin ömrü için çok bir şey değil. Hatta çok kısa bir zaman ama insan ömrü için gerçekten çok çok uzun bir zaman dilimi.Şurada bizi bir gün, iki gün belki özgürlüğümüzden mahrum bıraktılar. Neler hissederiz ki burada yıllarca cezaevinde kalan insanlar var, siyasetçiler var. Dolayısıyla evet ben bu sürecin en nihayet tahilde olumlu sonuçlanacağını ve Türkiye'de demokrasinin yeniden tesis edileceğine inanıyorum. Hatta bundan eminim. Ama bunun olabildiğince kısa bir vadede gerçekleşmesi gerekiyor. Yani şöyle ifade edeyim, ben Ekrem İmamoğlu'nun önümüzdeki süreçte Türkiye'de cumhurbaşkanı makamına da gerçekten geleceğine inanıyorum.Bunu da Ekrem İmamoğlu'nun bir başarısından ziyade, bunu Türkiye demokrasi güçlerinin bir başarısı olarak okumayı tercih ediyorum. Ama burada bu döneme kadar yaşananlar ve bizlere, yani Türkiye'de kendisini muhalif kampta hissedenlere yaşatılacaklar gerçekten de azun sancak gibi olmayacak. 2025 çok zor bir seneydi, 2026 daha da zor olacak.2027 muhtemelen daha da zor olacak gibi gözüküyor. O yüzden bugünkü yaşadıklarımız belki bizim 5 sene sonra, 10 sene sonra bakınca gurur duyacağımız bazı anıları bizim gözümüzün önüne getirecek. Ama bugün için en azından çok fazla ümitli olmadığımı söylemeliyim.Mesela şunu ifade edeyim açıkça, ben maalesef ki bunu çok üzerek söylüyorum, öyle mahkemeden tarafsız bir karar vesaire beklemiyorum. Zaten öyle bir şey, tarafsızlık durumu söz konusu olsa, bu dava başlamazdı, böyle bir tutuklama olmazdı. Sen bahsediyorsun bu insanların ne kadar bir nobranlıkla karşı karşıya kaldıklarını.Çünkü bu kişiler bir nevi hükümet karşı, yani AK Parti hükümetine karşı olmaları hasebiyle bir nevi vatan haini olarak ortaya konulmaya, bu şekilde kategorize edilmeye çalışıyorlar. Hakkını arayan insanlar, çok basit demokrasinin en temel gereklerini yerine getirmeye çalışan, bunları talep eden insanlar maalesef düşmanlaştırılabiliyor. O yüzden bu karşılaştıkları muamele de beni şaşırtmıyor.2025'de yaşadıklarımıza bakınca, 2026 ve 2027 ile ilgili de maalesef çok fazla ilimsel olmamama sebep oluyor. Kısa vadede çözülecek bir sorun değil ama uzun vadede bundan hiç şüphem yok ki kazanan Türkiye'de demokrasi olacaklarıyla. En başta şunu söyleyeyim, benim tanıdığım Ekrem İmamoğlu'nu sağcılıkla bağdaştırılabilecek hiçbir özelliği yok.Yani tam bir sosyal demokrat ve Kemalist ülkelere de son derece bağlı bir kişi benim tanıdığım Ekrem İmamoğlu. Dolayısıyla zaten o yönde yapılan eleştiriler, eleştiride denilmez aslında bunlara maalesef, yani çok basit bu suçlamalara hiçbir zaman ben itibar etmemiştim. Bugün ortaya koyduğu tabur da beni bu bağlamda asla şaşırtmıyor.Hatta zaten bu konudaki buna benzer bir çıkışı Ekrem İmamoğlu 19 Mart'a gidilen süreçte de söylemişti, yani benim arkadaşlarımla uğraşma ben buradayım beni al vesaire diye. Dolayısıyla bu noktada sorumluluğu kendi üstüne almayı gerçekten de şimdiye kadar yerine getirdi. Yani bu noktada asla geri adım atmadı.Ama yani burada şimdi bir örgütlü suç yaratma gibi bir mantık var ya, yani ve olabildiğince CHP'nin yani şu anda muhalefetin elinde bulunan belediyeleri işlevsiz hale getirme, onları bir torbaya atarak hepsini suçlu çıkarma ve böylece halk meclisinde onun meşruiyetini zedeleme gibi bir yaklaşım olduğundan dolayı, tabii Ekrem İmamoğlu'nun bu çıkışı tam bir lidere göre bir çıkış olsa da, bence soylu bir davranışı olsa da bu asla karşılık bulmayacak. Yani burada Ekrem İmamoğlu şahsında evet cisimleşen ama sadece onunla sınırlı olmayan bütün bir muhalefete dönük, ama esasında tabii CHP'ye ve onun da nezde bütün muhalefete dönük maalesef antidemokratik bir hücum var.
Yorum yaz