‘Venezuela’daki şiddetini kılıfa uyduramayan ABD, güç kaybediyor’
‘ABD’nin kendini tekrar eden doktrinleri güç kaybının göstergesi’
“ABD’liler Venezuela ile ilgili önce, ‘Venezuela’da uyuşturucu kaçakçılığı yapılıyor’ dedi. Birleşmiş Milletler raporları dahi Venezuela’da üretilen uyuşturucunun çok azının ABD’ye gittiğini belirtiyor. Kendisi de buna inanmamış olacak ki bir süre sonra dilinin altındaki baklayı çıkarttı ve ‘Ben buradaki petrolü istiyorum’ dedi. Trump, ‘Benim şirketimi millileştirdiler, okkalı petrol devi şirketimin iştahı kabardı, petrolü alacağız’ dedi. Ancak kendisini de toplumu da ikna edemedi. Bunu da ‘başarı’ olarak lanse etmeye çalıştı. Ne Venezuela’da yaşananlar ne halkın ayaklanması ne de Rodriguez’in isabetli demeçlerine basında yer verilmiyor. Varsa yoksa Trump’ın yalanları. Hegemonya gücünü kaybetmiş bir liderlikten bahsediyoruz. Trump bir yandan ‘Petrolü Çin’e vereceğim’ diyor ertesi gün Marco Rubio, ‘Kendimize yetecek petrolümüz var ama Çin neden bundan faydalansın?’ diyor. Tamamen birbirinden kopuk açıklamalar. İrtifa kaybeden gücün sallantılarını görüyoruz. Bu kaba şiddetin bir de doktrini var. Trump, kendi isminin ilk hecesiyle eski ABD Başkanı Monroe’nin son hecesini birleştirip kendisine bir ‘Donroe Doktrini’ inşa etti. 1823’te yayınlanan Monroe Doktrini, ‘Batı yarım küre benimdir’ diyen, İspanyollar ve İngilizler gibi oranın eski sömürgecilerine ‘Özgürlüklerini kazanmış uluslara karşı eylemlerde bulunmayın, ben bulunacağım’ mesajını veren bir doktrindi. Arkasından Trump’a çok benzettiğim Roosevelt geldi ve söz konusu ülkelere müdahalede bulunabileceğini söyledi. ‘Ben yaptım oldu’ tavrını Roosevelt’ten de hatırlıyoruz. Roosevelt, Panama Kolombiya’dan kopartıldıktan sonra ‘İstedim, oldu’ demişti. Trump da bunu diyor, tesadüf değil. Trump, ABD’nin Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ile ilgili ‘Monroe’ye Trump eki getiriyorum’ demişti. Aynısını Roosevelt de yaptı. Monroe, Roosevelt ve Trump olarak üç halka görüyoruz. Bu ABD’nin güç kaybının işareti. ABD tam da bu nedenle dünyanın her yerinde olamayacağını kabul etti. Soğuk Savaş döneminde ‘Tarihin sonu’ deyip galibiyet ilan ettiler. Biz o tarihten sonra Latin Amerika’yı konuşmamaya başlamıştık. ABD hegemonyasını dünyanın her alanında coğrafyasında gösterebileceğini hissediyordu. ‘Her yerde ABD vardır’ diyordu ama şimdi çok kutuplu dünyayla birlikte gerileme söz konusu. Tekrar kendi evine çekilmeye başladı. ABD yapabilecek olsa Rusya ile Çin’i aynı cephede yenmek ister. Trump, ‘Ordumu her yere gönderirim’ diyor ama ABD askeri raporlarına baktığımızda Asya Pasifik’te Çin ile olası bir çatışma senaryosunu kaybedeceklerini kendilerinin de kabul ettiğini görüyoruz. Çin karşısında Tayvan ve çevresinde askeri kabiliyetlerinin sınırlı olduğunun onlar da farkında. Batı yarım kürede kendi egemenliğini tespit edecek, burayı bir sıçrama tahtası olarak kullanacak ve o noktadan itibaren zayıflattığı hasımlarının üzerine gidebilmeye çalışacak. ‘Batı yarımküre benim’ diyor ama ‘Doğu yarımküre Çin’in değil’ mesajını veriyor. Orada da Japonya ve Filipinler aracılığıyla yeni bir güvenlik mimarisi inşa etmek istiyor. ABD, devlet başkanını kaçırdığı Venezuela’da dahi zafer ilan edemedi. ABD günün sonunda Bolivarcılarla çalışmak zorunda kalacak. ABD’nin bu gövde gösterisinin neticesinde elde ettiği şeyler çok kısıtlı.”
‘Trump Grönland’ı denizlerdeki hegemonyasını sürdürmek için istiyor’
“Donald Trump, Çin ve Rusya’ya verilen mesajı saklamıyor. Grönland’ı şeytanlaştırmak için ‘Rus ve Çin gemileri orada’ dedi. Gemiler orada ticaret yapıyorlar ve bu rotada ilk kez ABD’nin kontrolü yok. Dünyadaki ticaret rotalarına ABD bir şekilde hakim. Malakka’da, Babülmendep’te üstlerini kurdu. Ancak şu an Çin’de ABD’nin gücü yok ve kıta sahanlığı da fazla değil. Alaska üzerinden hak iddia ediyor. Buzulların da erimesiyle birlikte ticaretin süresi azaldı. ABD’nin hegemonyasının olmadığı bir rota bu ve ABD Grönland’ı bu yüzden istiyor. NATO üyesi Danimarka’ya ‘Bana toprağını ver’ diyor. Bu Türkiye’deki ‘Bizi ABD’den NATO koruyor’ diyen kesimlere de mesaj. NATO Danimarka’yı koruyabiliyor mu? Danimarka karşısında sessizliğe bürünen NATO, Türkiye’ye hasmane bir eylem olursa alkış tutar. Bir tezin daha çöktüğüne tanıklık ediyoruz.
Çin’in Latin Amerika temsilcisi Maduro kaçırılmadan önce Venezuela’daydı. Çin, ABD’nin ‘Ben yaptım oldu’ diyerek hak iddia ettiği arka bahçesi olarak tanımladığı coğrafyada yepyeni bir model inşa etmeye çalışıyor. Monroe Doktrini de ilk ilan edildiğinde bölge halkları açısından olumlu bulunmuştu. Ancak ABD emperyalist bir güce dönüştü. Çin’in bölgeye girmesiyle birçok ülkenin oraya dikkat kesildiğini gördük. Venezuela en büyük ticaret ortağı. Bu hamlenin Çin’in petrol arzını kısmak için yapıldığını söyleyenler var. Çin, toplam petrolünün sadece yüzde dördünü Venezuela üzerinden alıyor. Çin’e enerji darbesi vurmak için tezgahlanacak bir olay değil ancak elbette etkilidir. Yuan üzerinden ticaret yapılıyordu Trump dolar isteyecek örneğin. Şu an yapmak istedikleri şey Rusya’dan arzı artırmak.”