EKSEN

‘Selman’ın Biden’ı dinlememesi ciddi kırılma oluşturdu. Bölgesel normalleşme sürecine girdiler’

Nevzat Çiçek’e göre, Suudi Arabistan hızla değişiyor. Veliaht prens MbS’ın 2023 Vizyonu ile kalkınma projelerinin yanında toplumsal dönüşüme soyunduğunu belirten Çiçek, en büyük destekçilerinin ise genç kuşak olduğunu belirtti. Çiçek, Riyad’ın ABD ile arasının açılmasıyla Suudilerin bölgesel normalleşmeye yöneldiği görüşünde.
Sitede oku
Arap ve İslam dünyasının Vahhabi inancına sahip en muhafazakar ülkesi Suudi Arabistan’da, ‘2030 vizyonu’ adı altında gelişme projesi ortaya atmış veliaht prens Muhammed bin Selman (MbS) yönetimi altında Batı tipi modernleşme alametleri artıyor. Son yıllarda müzik festivalleri düzenlenmeye başlanan ülkede diplomatlara alkol kullanımında esneklik sunulmasının ardından ilk kez Rumi el Kahtani ismindeki bir genç kadın Asya güzellik yarışmasında ülkesini temsil etti. Ve Riyad’ın ünlü futbolcu Messi’nin oynadığı ülke tanıtım filminden dünyaya ‘modernize olmuş’ Suudi Arabistan manzaraları yansıdı.
Suudi Arabistan’daki ‘değişim rüzgarlarını’ sık sık bu ülkeye gidip gelen Independent Türkçe Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Çiçek ile konuştuk.

‘Suudi Arabistan bile bize benzemeye çalışıyor’

Nevzat Çiçek’e göre Suudi Arabistan’daki modernleşme adımlarının hızı baş döndürücü boyutta. Sık sık bu ülkeyi ziyaret ettiğini ve her gidişinde değişiklikleri gözlemlediğini söyleyen Çiçek, özellikle Vizyon 2030’la başlayan süreci aktardı. Çiçek’e göre, veliaht prens son dönemde de vehhabi din adamlarının toplumdaki nüfuzunun azaltılması için harekete geçti:

“Dün akşam katıldığım bir TV programında bir konuk şöyle dedi: ‘Suudi Arabistan bile laikliğe sarılıyor. Biz bu laikliği terk ediyoruz.’ Çok gülmüştüm. Çünkü daha önce herhangi bir toplumsal olay olduğunda ‘Yallah Suudi Arabistan’a git’ şeklinde bir söylem vardı. Şimdi Suudi Arabistan bile bize benzemeye çalışıyor. ‘Bize ne oluyor’ soruları soruluyor şimdi de. Uzun süredir Suudi Arabistan’a gidip geliyorum. Her gittiğimde bir öncekine kıyasla sokakları tanınmaz buluyorum. Kadın toplumsal hayatta yer almaya başladı mesela. Tabii orası çok demokratik bir ülke değil. Onu iddia etmiyorum. Ama Eski Suud ehhabi yapısı ile şimdi dönüşmek istediği yapı arasında çok büyük bir fark var. Şimdi ne yapıldı? Aslında Suud Kralı olarak veliaht Muhammed Bin Naib gelecekti. Muhammed Bin Naib’i sonrasında baba azledip yerine Muhammed bin Selman’ı koyunca orada bir çekişme başladı.

Aslında bu çekişmenin bir ayağı uluslararası, diğeri toplumsaldı. Bu çekişmenin en önemli unsurlardan birisi, Suud veliahtı tüm prensleri bir otele topladı ve Suud ailesinin parasını onlardan aldı. Çok büyük bir paraydı bu. Çünkü ‘Bu ailenin parası, siz işletiyorsunuz. Artık devlette kalacak’ dedi. İkinci aşamada Suud Vizyonu 2030’u açıkladı. Üçüncü aşamada da vehhabiliğin toplum üzerindeki baskısını azaltma yönünde reform hareketlerine girişti. Bir tanesi Sahve hareketi liderlerinin tutuklanmasıydı. Diğeri, vehhabi din adamlarının toplumdaki nüfuzunu kırma amacıyla özellikle Kabe imamı başta olmak üzere yanına çekti ve reform taleplerine bunların katkı sunmasını istedi. Bunun ilk işaretlerinden birisi, kadınların tek başına seyahat etmesiyle ilgili engelin kaldırılması oldu. Kadınların araba sürmesiyle ilgili yasak kalktı. Festivaller düzenlenmeye başlandı. Görenler gözlerine inanamadı. Sonunda iş güzellik yarışması noktasına kadar geldi.”

‘Selman için İkinci Atatürk diyorlar’

Prens Selman’ın bir Doğu-Batı sentezi yaratarak reform ile ülke dışını da gören 18-35 yaş arası genç kitleye ciddi anlamda hitap ettiğini söyleyen bulunan Çiçek, Prens Muhammed bin Selman’ın “İkinci Atatürk” olarak anıldığını belirtti. Eskisi gibi diğer Arap ülkeleri yerine Türkiye’nin ilgi odağı olduğunu da aktaran Çiçek’e göre prensin reformları sadece toplumsal hayatla sınırlı kalmıyor:

“Şunu da unutmamak lazım: Suudi Arabistan’da uzun zamandır çok fazla genç yurt dışına eğitime gönderiliyor. Sayıları on bin civarında. Bunlar eğitimleri bitince Suudi Arabistan’da kalmıyorlardı. Batı’daki özgürlük ortamını görüyorlardı ve dolayısıyla Suudi Arabistan’da kalmayı çok istemiyorlardı. Kalmaları önündeki en büyük engel, yurt dışında yaşadıkları bir hayat vardı. Suudi Arabistan’da daha rahat yaşam sadece yabancıların ikamet ettiği mahallelerde vardı. Bu gençler sosyal medyayı da gördüğü için huzursuzluk vardı. Selman bunlara hitap etmeye başladı. Özellikle 18-35 yaş arasına çok ciddi hitap etmeye başladı ve onların istediği reformları hayata geçirdi. Suudi gençler arasında Selman, Suudi Arabistan’ın ‘Atatürk’ü’ olarak tanımlanıyor. ‘İkinci Atatürk’ diyorlar.

Suudi Arabistan’da son birkaç yıldır Trabzon başta olmak üzere Karadeniz’e çok ciddi bir akım var. Uçak seferlerinin sayısına bakarsanız çok fazla. İslam ülkeleri içinde Mısır’a, Irak’a bakmıyorlar. Lübnan’a da eskiden bakıyorlardı. Model olarak Asya-Avrupa arasında Müslüman ülkelerde gördükleri Türkiye’yi önemsiyorlardı. Gençler, Selman için ‘İkinci Atatürk’ diyor. Bununla ilgili yazılar var. Sebebi şu: Çünkü Selman, toplumdaki din baskısını yavaşlatarak toplumu rahat bırakmayı düşünüyor. Geçen günlerde ‘Otuz yıldır bu aşırıcılık ile uğraşıyoruz. Artık vazgeçmek lazım’ dedi. Selman’ın dediği aslında şu: ‘Biz Vehhabi olarak kurulduk. Vehhabi devletiyiz. Ama artık Suudi Arabistan’ın dünyaya din ihracı yapmasına gerek yok. Bu din ihracı ile 11 Eylül gibi şiddet olayları bize yazılmaya başladı. Bizim buna ihtiyacımız yok. Petrol de kesintiye uğrayacak. Bizim toplumla normalleşerek dünyaya entegre olmamız lazım’ demişti.”

‘Üç ayaklı bir proje bu’

Çiçek, veliaht prensin bir taraftan petrole bağımlı ekonomiden kurtuluren, diğer yandan gençler üzerinde bir ulus bilinci rotası çizdiği görüşünde:
“Üç ayaklı bir proje bu. Birinci ayağı 2030 projesi. Petrole bağımlı ekonomiden kurtulmak için. İkincisi, toplumda, özellikle gençlerin Suud bilinci ile milli bilinç kazanmasını söyledi. Kadınlara özgürlük, haklar, seyahat meselesi, ‘İran’daki gibi toplumun takip edilmesinin önünü kesmeyi’ hedeflediğini söyledi. Üçüncü aşama da bunun dünyaya anlatılmasıydı. Bu anlamda bazı basın-yayın organları satın alındı. Futbol kulüplerine ortaklık yapıldı. Farklı ülkeler orada turnuvalar düzenlemeye başladı. Batı ve Doğu’yu kendi arasında entegre etmeye çalışıyor. Bu anlamda da Vehhabi dinin baskısını gözle görülür şekilde azaltıyor. Riyad daha tutucu bir şehirdi. En son Riyad’a gittiğimde sokakları görünce inanamadım. Büyükelçilik çalışanlarına ‘Burası çok hızlı gitmiyor mu’ dedim. ‘Evet çok hızlı’ dediler.”

‘En büyük mesele, Suud’daki gençlerin bu değişime-dönüşüme çok ciddi destek vermesi’

Suudi Arabistan’da reformun tartışıldığını fakat kral ile veliahtın sözü mutlak olduğu için kimsenin sesini çıkaramadığını da ekleyen Çiçek, artık devletin eskisi gibi din ihracından kaçınarak İslam dünyasında ‘liderlik’ iddiası taşıdığı değerlendirmesinde bulundu:

“Dönüşüm çok tartışıldı ama Suud’da veliaht prens veya kral iseniz, her şey iki dudağınızın arasında. Toplum da, din adamları da, yönetici elitler de bunu biliyor. Kolay bir şey değildi bu reformlar. Geleneksel olarak orada katı bir sistem vardı. Düşünün Medine’ye gidiyorsunuz, Hz. Muhammed peygamber efendimizin türbesinde ellerinizi açıyorsunuz. Tak orada birisi copla vuruyor size. ‘İndir ellerini, bu vehhabi geleneğine göre doğru değildir’ diyordu. Bu tür şeyler yaşandı. Selman, bunu önceleyerek, toplumda bu tür hareketlere sebep olan kuralları engelledi. Selman, reformist çizginin başka yere kaymasının önünü kesti. İkincisi, geleneksel olarak Suud devletini temsil eden, vehhabiliği temsil eden din adamlarına meseleyi anlattı. Onlar içerisinde de başını kaldıranı hafiften ezmeye başladı. Dolayısıyla direnç oluşmadı. En büyük mesele, Suud’daki gençlerin bu değişime-dönüşüme çok ciddi destek vermesi. Selman o 18-35 yaşındaki kesime oynuyor. İran’dakiler uçağa bindiğinde başörtülerini atmaya başlıyor. Suudi Arabistan’da her tür yasak var. Ama oradakiler Türkiye’ye, Batı’ya, Lübnan’a gittiğinde bu yasaklardan eser görmüyorsun. Aslında bunun sürdürülebilir bir yapısı zaten yoktu. Dolayısıyla da bunun, devletin ilk oluşumunda, uluslaşma sürecinde vs. bastırılması mümkündü. Gençlerin talebi şimdi bu noktaya geldi.

Ama altını çizeyim. Suud, geleneksel olarak Hicaz Emirliği’yle birlikte, İslam dünyasında liderlik meselesinden vazgeçmiyor. Bunu pekiştirme noktasında ihraç noktasını azaltmaya başladı. Türkiye’de desteklenen yapılar vardı. Pakistan’da da vardı. İki yapı görürdünüz: İran İslam Merkezleri ve Suud Merkezleri görürdünüz. Bu rekabeti artık yavaş yavaş Suud içine çekmeye başladı. İran ile normalleşme de bunu içeriyordu. Ekonomik anlamda da bir şekilde buna harcayacağı parayı içerideki projelere harcamaya başladı. Karşısında BAE, Katar vs. var. Akıllıca bir yatırım yapmaya başladı. Toplumsal muhalefete bakıldığında, Suudi Arabistan’da öyle büyük bir muhalefet yok. Toplumsal muhalefeti oluşturan veya besleyebilecek kaynak gençler. Selman da o gençlere oynuyor. Çünkü 45-50 yaş üstü gruba çok oynamıyor. Toplumsal muhalefeti oluşturan yapıların bir kısmını da cezaevine attı Selman.”

‘Körfez ülkelerinden bir diplomat bana ABD’ye güvenmediklerini söyledi’

ABD’nin işgalin sonunda Irak’tan kontrolsüz çekilmesinin sadece Irak sahasını değil, yalnız kaldığını hisseden Körfez’i rahatsız ettiğini ifade eden Çiçek’e göre Amerika’nın bu hamlesinden sonra Körfez ülkeleri farklılıklarını bir kenara koyup, ABD’yi dengeleyecek işbirliği arayışlarına giriştiler:
“Biden geldiğinde Cidde’deydim. Çok yakından takip ettim. Biz her şeye toptancı bakış açısından bakıyoruz Türkiye’de. Ya hep ya hiç. Şimdi son Türk dış politikası, gri alan oluşturulması üzerine çalışmaya başladı artık. Olması gereken de bu. Dış politikada siyah-beyaz yok. Gri alanlar oluşmalı. ABD Irak-Afganistan hamlelerini yaptığında Körfez’deydim. Bir Körfez ülkesinin Dışişleri Bakan Yardımcısı bana ‘Amerika’ya güvenemiyoruz artık’ demişti. Ben de Türkiye’den geldiğimiz için bize zarf attığını düşünmüştüm. Sonra baktığımda hakikaten Körfez’de ABD’ye duyulan en büyük tepki, Amerika’nın Irak’ta neden çekildiği değil, Körfez’i neden yalnız bıraktığı tepkisiydi. Yani ABD, bunu anlamadı. Onlar, bu çekilmeyi kendi siyasal emelleri doğrultusunda yaparken, orada yarattıkları travmayı bir türlü görmediler. Irak’takiler ‘Evet çekiliyorsunuz. Peki bizi kiminle baş başa bırakıyorsunuz?’ dedi. Suudiler de ‘Çekiliyorsun, peki geleneksel düşman olduğum ülkeler konusunda ne yapıyorsun?’ dedi. Onu da yapmadı ABD.”

‘Selman’ın Biden’ı dinlememesi ciddi kırılma oluşturdu. Bölgesel normalleşme sürecine girdiler’

ABD’ye duyulan güvensizlik sonrası Suudi Arabistan dış politikasının rotasının bölgesel işbirliğine doğru kaydığını vurgulayan Çiçek’e göre Biden yönetimi ile Ukrayna meselesindeki ayrılık da ciddi kırılma yarattı:

“Suudi Arabistan bir karar aldı. ‘Biz bölge ülkeleriyle normalleşme sürecine girelim. Ondan sonra kendi aramızda bir şekilde uluslararası anlamda kapı aralayalım’ dedi. İlk adımı Katar ile anlaşma oldu. Katar ile kavgaları vardı. Anlaştılar. Sonra İran adımı geldi Suudi Arabistan’dan. Üçüncü adım, Biden Suudi Arabistan’a geldiğinde Ukrayna krizi patlak vermişti. Biden, petrolle ilgili talepte bulundu. Selman bu talebe yanaşmadı. Bu çok ciddi bir kırılma oluşturdu. Biden şöyle bakıyordu. Trump, ‘Ben giderim, kaç milyar dolar cezası varsa keserim, alır çıkarım, istediklerimizi yapmak zorunda’ demişti. Selman direndi. Selman buna direnince ABD, ilk başta reformist olarak getirdiği Selman’ın neden geleneksel politikadan vazgeçtiğini merak etti. Halbuki Selman, ‘Biz neden ABD’ye bağlı kalalım’ demişti. Ardından Suudi Arabistan’da, bütün Körfez’in katıldığı bir Çin Forumu düzenlendi. Çin ile ilişkiler geliştirildi. Yetmedi, ABD ile görüşmeler tekrar başladı ama Gazze meselesi olunca süreç değişmeye başladı.

Bu noktada geleneksel olarak söylenen ‘ABD ne derse Suud onu yapar’ yaklaşımı, Biden tarafından da görüldü ki olmuyor. Ukrayna krizindeki tavır bunu gösterdi. İran ile ilişkiler meselesi bunu gösterdi. Yemen meselesi bunu ortaya koydu. Suudi Arabistan’daki yaklaşım şöyle oluşmaya başladı: Yemen’de İran, Suud ve BAE ayrı pozisyonlardaydı hatırlarsanız. İran Husileri, BAE bir şekilde bölünmeyi, Suudiler ise bölünme olmadan yönetimin kendisinde kalmasını istiyordu mevcut yönetimle birlikte. ABD’nin burada da bir güveni kalmadı. Suudi Arabistan’ın bir şekilde Bahreyn üzerinde bir etkisi var. Bizim için KKTC neyse, Suudi Arabistan için Bahreyn odur. Bahreyn üzerindeki, Yemen üzerindeki, Pakistan üzerindeki etkisini hep kendisine bağımlı olarak hissettirdi. Suudi Arabistan, bölgede bir ittifak kurulduğunda, ABD’ye alan oluşmasına gerek olmadığını söyledi. Bunun da güvenlik algısı oluşturulup bölgede güven sağlanması ile olacağını vurguladı. Birinci adım Kızıldeniz meselesi. İkinci adım İran ile normalleşme. Üçüncü adım İsrail. Dördüncü adım enerjinin Avrupa’ya gönderilmesi. Suud, petrol kartını Rusya’ya karşı kullanmak istedi. Selman da buna kendisinin karar verebileceğini, ABD isteğiyle karar vermeyeceğini söyledi. ABD şoke oldu. Talimat verince olacak sandı. Suudiler ise Ukrayna meselesinde pozisyonlarının farklı olduğunu söyledi. O yüzden ben uzun vade içerisinde bölgesel entegrasyonlar yoğunlaşırsa, ABD’nin bölgedeki liderliğini kaybetmesini çok olası görüyorum.”

Yorum yaz