EKSEN

'Erdoğan'ın Körfez ziyareti gerçekten dönüm noktası görülüyor, sadece para meselesi değil'

Musa Özuğurlu’ya göre, Körfez’de Erdoğan’ın ziyaretine ‘istikrar ve yatırım’ perspektifinden yaklaşılıyor. İhvan’ı temel alan ideolojik kavgadan uzaklaşılma görüldüğünü belirten Özuğurlu, Ankara’nın bölgede Suudiler başta olmak üzere pek çok ülkede gündemde ön sıralarda yer alan 2030 tipi vizyonlara katılımının beklendiğini söyledi.
Sitede oku
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Mayıs seçimleri sonrası üçüncü döneminde Batı’nın ardından Körfez hattında da ilişkileri özellikle ekonomik temelde geliştirmek üzere kolları sıvadı. 17 Temmuz’da Suudi Arabistan’la başlayan Körfez turunda sıkı müttefik Katar’ın ardından Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) düzenlendi. Düzenlenen iş forumlarıyla ekonomi ve ticaretin odağına oturduğu ziyarette çok sayıda anlaşma imzalandı. En dikkat çekicisi BAE ile yapıldığı söylenen 50,7 milyar dolarlık anlaşma oldu. Anlaşmanın detayları henüz bilinmiyor.
Erdoğan’ın, geçtiğimiz 10 yıl içinde en büyük kapışmaları Mısır’ın yanı sıra Körfez’de Cemal Kaşıkçı ziyareti yüzünden Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Salman ile, 15 Temmuz darbe girişimi nedeniyle de BAE ile yaşamıştı. Ancak son ziyaret, son 1.5 yıldır süren normalleşmenin ardından ilişkilerde yeni bir döneme girildiğine işaret ediyor.
Erdoğan’ın ziyaretinin Körfez’de nasıl anlaşıldığını ve değerlendirildiğini gazeteci ve yazar Musa Özuğurlu ile konuştuk.

‘Artık ideolojilerden uzak ve çıkarlara, siyasi diyaloga dayalı bir dil var’

Musa Özuğurlu Körfez coğrafyasının Erdoğan’ın ziyaretine ‘istikrar ve yatırım’ perspektifinden yaklaştığını belirtirken, bölgede İhvan temelli ideolojik bakıştan uzak bir yumuşama sürecine işaret etti:
“Bir makaleden ifadeler aktaracağım: ‘İstikrar ve yatırım’. Bu aslında Erdoğan’ın ziyarette bulunduğu ülkelerin kamuoyunu yansıtan bir görüş. Şark-ül Avsat gazetesi, Suudi Arabistan kontrolünde olan bir gazete. Daha önce zaten Erdoğan’ın ziyareti için istikrar ve yatırım ziyareti başlığını atmıştı. Bu aslında bir yandan bakışı gösteriyor. Diğer taraftan da bu ziyaret sadece ekonomiyle mi ilgili? Hayır. Bugün artık gözden kaçmayacak bir gerçek var. Öncülüğü yükleyerek Suudi Arabistan girişimleriyle bölgede kullanılan dil tamamen değişti. İran ile temaslar, bölgedeki yumuşamadan da bahsediyor. Artık ideolojilerden uzak ve çıkarlara, siyasi diyaloga dayalı bir dil var.”

‘Suudiler 2030 vizyonuna büyük önem veriyor, Türkiye ile birbirlerine eskisi gibi bakmıyorlar’

Özuğurlu, Ankara’nın özellikle Suudiler ve BAE bağlamında ihtilaf dosyalarını kapattığını anımsatırken, Riyad’ın çok önem verdiği 2030 vizyonuna göndermenin öne çıktığını dile getirdi:
“Ankara özellikle Haliç ülkelerini kastederek -Mısır da dahil- özellikle Suudiler ve BAE ile ihtilaf dosyalarını kapattı. Ve artık şirketler de iş dünyası da Suudilerin başlattığı bu sürece katılıyor ve 2030 vizyonuna gönderme yapıyor. Suudiler bu vizyona çok önem veriyor. Erdoğan’ın ziyareti de dahil bu gelişmelerin merkezine yerleştiriliyor. Şark-ül Avsat’ta ‘Türkiye ve Suudi Arabistan artık eskisi gibi birbirlerine bakmıyorlar ve bu ziyaret nitelik olarak farklı. Birbirlerini çok iyi tanıyorlar’ deniliyor. Ve ‘Artık ideolojilere yer yok. Bu bölgede çok zaman kaybedildi ve ısrar eden ülkeler çökme noktasına geldi. Artık çıkarlar konuşuyor’ gibi bir ifade kullanılıyor. Bu Suudilerin ve diğer ülkelerin de bu ziyaretlere bakışını gösteriyor.”

‘Erdoğan’ın ziyareti gerçekten dönüm noktası görülüyor, sadece para meselesi değil’

Özuğurlu, Erdoğan’ın ziyaretinin gerçekten dönüm noktası olarak değerlendirildiğini aktardı. Meselenin sadece para bulmak olmadığını ve yine sadece Suudiler değil, Mısır’dan Kuveyt’e Arap hattının finansal şehirler kurulması, insan kalitesini artırması gibi hedeflere odaklandığını belirten Özuğurlu, Türkiye’nin de bu süreçte yer alması olasılığına atıf yaptı:
“İkincisi, Erdoğan’ın bu ziyareti gerçekten bir dönüm noktası olarak da değerlendiriliyor. Sadece para bulma meselesi değil, Türkiye’nin bundan sonrası için de yönünü çizeceği bir ziyaret olarak görünüyor. 2030 vizyonuna baktığımızda Suudilerin böyle bir projesi var fakat Mısır’ın da var. BAE’nin de 2030 projesi var. Katar’ın da var. Kuveyt’in de 2035 projesi var ve bunlar birbirlerine benziyor. Finansal şehirler kurma, insan kalitesini ve eğitimi arttırma, özellikle Mısır için yerel kalkınmayı sağlama, tamamen eşitlik, demokrasi... Gelecekle ilgili olarak öyle bir cennet çizmişler ki yeni birtakım yatırımlar ve bütün Arap ülkelerinin petrol yani tek kaleme olan bağımlılıktan kurtulma hamlesi. Dolayısıyla da yeni bir dünya var artık orada. Bir senedir bu yumuşamanın sırrı ne diyorduk. Suudiler bunu başlatmış durumda. Eğer bu yumuşama olmazsa, yani bölgedeki diğer ülkeler de Suudi Arabistan’daki iktisadi projeye intibak etmezse hiçbir anlamı yok. Bunun bir habitatı olarak Suudiler bunu geliştirmeye çalışıyor. Bununla birlikte de Türkiye’yle çok bozulan ilişkilerin düzelmeye başladığını, Türkiye’nin de böyle bir dünyada yer almaya çalıştığını görüyoruz. Daha geniş bir çerçeveden baktığımızda bu gelecekle ilgili de bir ziyaret. Sadece bugünü kurtarmaya yönelik değil bence.”

‘Karşı taraf da Türkiye’yi bir yatırım coğrafyası olarak görüyor’

Körfez hattının da bir ucu ‘İslam’da reforma’ uzanan bir yönelimi olduğu izlenimini aktaran Özuğurlu, Suudi Arabistan’a plajlar, tatil beldeleri yapılması gibi o coğrafya için hayal edilemeyecek işlere dikkat çekti. Özuğurlu, aynı şekilde Türkiye’nin yine yatırım coğrafyası olarak görüldüğünü de vurguladı:
“Bunlar dosyalarda ve reklamlarda bu şekilde yer alıyor. Artık her taraf Ortadoğu’da İsviçre olacak diyorlar da bu zihniyet meselesi. Ne kadar nasıl değişir bunu bilmiyoruz. Çok da kolay olmadığını tahmin ediyoruz. İslam reformu olur mu olmaz mı bilinmez. Ama şu var, pratikte bu ülkeler ciddi biçimde yatırım yapıyorlar. Suudi Arabistan yatırım bakanının 3.3 trilyondan bahsetmesi boş değil. Suudi Arabistan’da plaj yapacaklar, tatil beldesi yapacaklar. Büyük bir şey bu. Ne olursa olsun kendi topraklarında hayal bile edilemeyecek birtakım şeylere izin verecekler. Türkiye’nin ziyareti bütün bu hareketlilik içerisinde gerçekten gelecekle ilgili de görülmeli. Kısa vadede şu anda çok ciddi bir biçimde paraya ihtiyaç var. Çünkü içeride işler iktisadi açıdan iyi gitmiyor. Bu turun ilk meyvesi karşı taraftan alınacak olan paralar olacak. Bu bir kredi ilişkisi değil. Karşı taraf da Türkiye’yi bir yatırım coğrafyası olarak görüyor.”

‘Bizdeki tartışmaların dışında Türkiye bir Cumhuriyet olarak o kadar büyük birikimlere sahip ki oradaki insanlar gıptayla bakıyor’

Özuğurlu, Türkiye içinde yürütülen tartışmaların dışında Körfez coğrafyasında Türkiye’ye bir Cumhuriyet olarak sahip olduğu birikimler açısından gıpta ile bakıldığını kaydetti. Özuğurlu, Türkiye’nin varlık fonlarının 800 milyarlarla ifade edildiği bir coğrafya olarak Körfez’deki cazibesine dikkat çekti:
“Türkiye içerisindeki tartışmaları biliyoruz, buralara yakın olan kesimler de var. Ama Türkiye bu ülkelerdeki ideolojilerden bağımsız olarak, bir Cumhuriyet olarak o kadar büyük birikimlere sahip ki insanların gıptayla baktığı ülke aslında. Biz kendi içimizde sorunlar yaşıyoruz, dışarıdan başka görünüyor. Türkiye’nin büyük bir potansiyeli var, tüketici olarak da öyle. Aynı zamanda yatırım yapılacak da bir potansiyele sahip. Turizm ve sanayisi, ihracatına ve toplum kalite hacmine baktığımızda, bu ülkelerin insan unsuru olmadan bütün bu gelişmeleri sağlayamayacağını da düşündüğümüzde Türkiye de onlar için büyük önem arz ediyor. Gelecekle ilgili olarak da Türkiye’ye yatırımı ciddi ciddi düşünüyorlar. Bunların varlık fonları 800 milyon trilyon dolarlık, nereye harcayacaklarını bilmiyorlar. Şimdi Türkiye’ye gözlerini dikmiş durumdalar. Türkiye’de hangi varlıklar Erdoğan’ın dediği gibi ‘stratejik değildir, hangisi verilir verilmez’ ama gerçekten Türkiye’yi büyük bir yatırım yeri olarak da görüyorlar. Dolayısıyla onlar açısından da böyle bir cazibenin olduğunu söyleyebiliriz.”

‘Erdoğan’ın giderken Suriye ile ilgili sert söylemler kullanması, NATO zirvesine giderken İsveç’le ilgili kullandığı gibi…’

Özuğurlu, diğer yandan Arap coğrafyasında girilen yumuşama dönemine de atıf yaptı. Suudilerin ekonomik projeleri hayata geçirmek için dikensiz bir bölge istediğini belirten Özuğurlu, buna Suriye meselesinin de dahil olduğunu ekledi. Özuğurlu’ya göre bu açıdan Erdoğan’ın Cidde’ye giderken Suriye hakkında sert söylemleri geçen hafta Vilnius’taki NATO zirvesine giderken İsveç hakkında söylediklerine benziyor:
“Bunların da entegre görülmesi gerektiğini düşünüyorum. Avrupa hükümetinin Arap dünyasına dönmeye başlamasıyla beraber ama aynı zamanda bundan bağımsız olarak Arapların da bütün Ortadoğu’da bir yumuşama kararı vermesiyle beraber Türkiye’nin artık bunun aksine davranması mümkün değildi. Zaten mesela Suudi Arabistan olsun, BAE olsun, Katar’ı hariç tutuyorum, -hala Türkiye ile aynı şeyleri söylüyorlar- Mısır’ın da dahil bu ülkeler artık Suriye ile bir yumuşama olacağını, Türkiye’nin de bu coğrafyadaki politikasını değiştirmesi gerektiğini telkin ediyorlardı zaten. Suudi Arabistan habitat oluşturmaya çalışıyor. Bunun bir parçası Suriye ve bu süreç devam ettiği sürece de Suudiler kendi projeleri ve düşüncelerini hayata tam olarak geçiremeyecek. Dolayısıyla Suudi Arabistan dikensiz bir bölge istiyor. Buna Suriye de dahil. Elbette Suriye’nin sorun yaşadığı ülkelerden birisi Türkiye. Türkiye’nin Ortadoğu’daki bu girişimindeki halletmesi gereken noktalardan birisi Suriye olarak önüne çıkıyor. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuyla ilgili sert olduğu düşünülen söylemleri kullanmasının sebebi bence NATO’ya giderkenki İsveç meselesinde kullandığı üsluba benzetiyorum. Burada Türkiye daha uzun bir süre kalabilir de. Ama eninde sonunda çıkması gerekecek.”
Yorum yaz