AÇIK ALAN

‘Suriye hükümeti, Türkiye’nin rahatsız olmasını istemedi’

Güçlü Özgan ve Mahir Boztepe’yle Açık Alan’da bugün, ‘İsveç’in, Türkiye’nin onayıyla NATO’ya girmesini’ Prof. Dr. Tarık Oğuzlu, ‘Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ’ın, Suriye vizesinin Şam yönetimi tarafından iptal edilmesini’ ise, gazeteci Musa Özuğurlu yorumladı.
Sitede oku
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İsveç'in NATO üyeliğine destek vermeyi kabul ettiği açıklandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne katılmak üzere gittiği Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ile bir araya geldi.
Toplantının ardından açıklama yapan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, İsveç'in NATO üyeliğine ilişkin mutabakata varıldığını söyledi.
Erdoğan’ın, İsveç’e yeşil ışık yakması, Türkiye ve dünya kamuoyunda şaşkınlıkla karşılandı. Erdoğan, NATO zirvesine hareketinden önce yaptığı açıklamada, İsveç’in NATO’ya üyelik sürecinin ilerleyebilmesi, üçlü mutabakatta kayıtlı hususların yerine getirilmesine bağlıdır. Kimse bizden taviz beklemesin” demişti. Türkiye, uzun zamandır, İsveç’in, terör örgütü PKK ve FETÖ unsurlarına karşı müsamahakar davranmasını gerekçe göstererek, bu ülkenin NATO üyesi olmasına karşı çıkacağını belirtiyordu. İsveç’te Kuran-ı Kerim’in yakılması gibi provokatif eylemler de, iki ülke ilişkilerinde gerginlik yaratıyordu.
Peki, Türkiye İsveç’in NATO üyeliği konusunda neden tutum değiştirdi? Erdoğan’ın, İsveç’e yeşil ışık yakması, Türk dış politikası açısından ne anlama geliyor?
Bu soruların yanıtını, Aydın Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı, Dış Politika uzmanı, Prof. Dr. Tarık Oğuzlu, Radyo Sputnik’te Açık Alan programında verdi.

‘Erdoğan, Batı karşıtlığını başarılı bir şekilde kullandı’

Oğuzlu, Türkiye’nin denge arayışında olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Amerikalı ve Avrupalı ülkeler ile yaşadığımız gerginlikler hepimizin malumu. Amerika ile yaşadığımız F-16 krizinden tutun da Avrupa Birliği üyelik sürecinin buzdolabına kaldırılması söz konusuydu. Erdoğan bir siyasetçi olarak Batı karşıtlığını başarılı bir şekilde kullandı. Görünen o ki Türkiye Batı ile olan ilişkilerini biraz onarma sürecine girmiş gözüküyor.”

‘Türkiye’nin hiçbir şey olmamış gibi, Rusya’yla vedalaşıp Batı’ya yakınlaşması da akıl dışı bir senaryo’

Peki, Türkiye, Ukrayna krizi sırasında uyguladığı dengeli politikayı, İsveç’in NATO’ya girmesinin ardından da sürdürebilecek mi? Türkiye - Rusya ilişkileri yeni durumdan nasıl etkilenecek? Prof. Dr. Oğuzlu, bu soruya şöyle yanıt verdi:
“Çünkü esnek ve çok kutuplu bir sistem, Türkiye gibi orta ölçekli güç kapasitesine sahip ülkelerin çıkarına olur. Çünkü taraf tutmak zorunda kalmayız ve birçok faktörler eş zamanlı pragmatik, faydacı ilişkiler geliştirebiliriz. Ama bu sistem katı bir iki kutupluluğa doğru giderse, bloklar net bir şekilde ortaya çıkarsa bu bizim için kötü bir senaryo! Rusya ile karşı karşıya kalma lüksümüz yok. Türkiye’nin hiçbir şey olmamış gibi, Rusya’yla vedalaşıp Batı’ya yakınlaşması da akıl dışı bir senaryo. Yine bu denge siyasetini devam ettirecek. Türkiye çantada keklik değil. Türkiye Batı’ya, ‘seninle ilişkilerimi geliştirmek istiyorum ama beni çantada keklik göremezsin çünkü Batı temelli dünyada yaşamıyoruz. Çok kutuplu bir evrendeyiz. Böyle bir ortamda bana stratejik tercihlerini dikte ettiremezsin’ mesajı veriyor.”.

Türkiye - Suriye ilişkileri yeni bir evreye mi geçecek?

Açık Alan programının gündemindeki bir diğer konu da Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ’ın Suriye vizesinin Şam yönetimi tarafından iptal edilmesiydi. Özdağ, Suriye’ye gidemese de Zafer Partisi heyeti, Genel Başkan Ümit Özdağ olmadan Suriye’ye gitti. Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şükrü Sina Gürel, "Sayın Genel Başkan'a birtakım engeller çıkartıldı" dedi. Konuyu gündeme ilk getiren gazeteci Musa Özuğurlu, Suriye - Türkiye hattındaki güncel gelişmeleri değerlendirdi.

‘Suriye hükümeti Türkiye’nin rahatsız olmasını istemedi’

Özuğurlu, Zafer Partisi lideri Özdağ’a çıkarılan vize engelinin, Suriye yönetiminin Türkiye’yi zora sokmamak için aldığı bir karar olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“Siyasiler ya da aktivistler çıkıp herhangi bir devletleri zor durumda bırakacak kararlar ya da icraatler yapmaya kalkıştıkları zaman bu karşı tarafı rahatsız ediyor çünkü aralarında işleyen bir süreç var ve bu günlerde Ümit Özdağ’ın böyle bir şey yapacak olması Türkiye’yi Suriye tarafında zor durumda bırakacaktı. Ve Suriye hükümeti de zannediyorum Türkiye’nin rahatsız olmasını istemediği için böyle bir şeye izin vermedi. Tabi aynı zamanda şunu da söylemek lazım İlay Aksoy da oradaydı. O da bir siyasi. Fakat İlay Aksoy’un Ümit Özdağ ile aynı profili çizmediğini, aynı görüntüyü ortaya koymadığını söylememiz lazım. İlay Aksoy’un ki biraz daha değişik o nedenle ona izin verdiler fakat Ümit Özdağ çok keskin bir şekilde mülteciler meselesinde iktidar ile mücadele halinde olduğu için Suriye tarafı bunun hükümeti rahatsız edeceğini düşündü. O nedenle de izin vermedi.”

‘Suriye hükümeti tüm sığınmacıların dönmesini istiyor’

Türkiye’nin üst gündem maddelerinden birini, uzun zamandır, Suriyeli sığınmacılar oluşturuyor. İki ülkenin, sığınmacılar konusunda da bir arayış içinde olduğunu vurgulayan, Özuğurlu, ‘Suriye hükümeti bütün sığınmacıların dönmesini istiyor’ derken, bunun sebebini şöyle açıkladı:
“Suriye hükümeti bütün hepsinin dönmesini istiyor çünkü bir meşruriyet tartışması var yönetimle ilgili olarak ve bunu sağlayabilmesinin yollarından biri. Mültecilerin dönmesiyle, Esad’dan kaçtığı ifade edilen insanların geri döndüğü argümanını kullanacak Esad. Diğer taraftan Türkiye açısından ciddi bir sorun. İktidar açısından da bir sorun olduğunu artık görüyoruz.”

‘Teknik bir sorun, siyasal bir sorun değil’

Özuğurlu, sığınmacıların dönmesiyle ilgili daha çok teknik sorun olduğunu, meselenin siyasi sorun boyutunun kalmadığına dikkat çekti.
“Suriye’nin yeniden imarında Türkiye’nin payı ile ilgili olarak ama bu mülteciler meselesinde nereye nasıl dönecekleri de bir sorun. Teknik bir sorun, siyasal bir sorun değil kesinlikle. Buraya dönmeleri kolay değil. Dolayısıyla bu insanlar o nedenle de dönmek istemiyorlar. Sadece yönetimden kaçtıklarından falan değil. Bu teknik sorunu halletmeye çalışıyor iki ülke. Türkiye’nin briket evler gibi çözüm önerileri var ama orada hem demografik bir problem yaratacak hem de bu insanlar orada iş-güç sahibi olamayacaklar yani çok büyük kamplar halinde kalacaklar dolayısıyla Suriye’de böyle bir öneriyi kabul etmiyor. Diğer taraftan da burada doğan bir çocuk 11-12 yaşında oldu. Buradaki insanları ihya etmesi gerekiyor, burada iyi-kötü bir düzen kurdular, burayı bırakmaları çok zor. Suriye’ye dönerlerse hala birtakım konularda korkular var bunu hepsi için söylemiyorum. Dolayısıyla ortada böyle birtakım teknik problemler var ve bu şekilde ele alıyorlar.”

‘ABD, Türkiye’deki sığınmacıların Suriye’ye geri dönmesini istemiyor’

Özuğurlu, sığınmacılar konusunun uluslararası boyutuyla ilgili ise şunlara dikkat çekti:
“Bu mesele aynı zamanda ABD için siyasal mesele. Çünkü böyle bir şeyin olması halinde Esad lehine bir problem çözüleceği için ABD böyle bir adım atılsın istemez. Keza işte Türkiye’de mültecilerin kalıyor olması uluslararası insani açıdan baktığımız zaman Avrupa için ayrı bir problem. Onlar Türkiye’nin böyle bir problemden kurtulmasını isterler. Daha doğrusu kendilerine bir problem olmayacak şekilde bu insanların kendi memleketlerine gönderilmesini. Çok iddialı gelebilir bu, Batı’nın bu meseleye insani yaklaştığını düşünmüyorum. Fakat burada ateş düştüğü yeri yakıyor. Biraz karışık ama ben meselenin Türkiye ve Suriye arasında teknik bir şekilde ele alındığını düşünüyorum.”

Suriye’de savaş devam ediyor mu?

Türk gezgin ve vlogger Fatih Koparan ile birlikte, Suriye’nin Al-Wahda takımında forma giyen Türk basketbol oyuncusu Kemal Canbolat’ın, son dönemde, başta başkent Şam olmak üzere Suriye’nin çeşitli şehirlerinde çektiği videolar, sosyal medyada yoğun ilgi görüyor. İkilinin videolarında, Suriye’nin büyük bölümünde hayatın normale döndüğü ve savaşın olmadığı rahatlıkla görülebilirken kimi çevreler videoların gerçeği yansıtmadığını iddia ediyor.
Uzun yıllar Suriye’de yaşayan gazeteci Musa Özuğurlu, söz konusu videoların gerçeği yansıttığını, Suriye’nin büyük bölümünde, hükümetin kontrolü sağladığını ve stabil bir durum oluştuğunu şöyle ifade etti:
“Stabil bir durum var. Bunu şartlı olarak söylüyorum tabi. Suriye’de Şam’da, Lazkiye’de, Tartus’da bunlar büyük kentler bu gibi yerlerde Humus’un içi hatta o 1982 olaylarıyla hani anılan Hama’da şehir merkezinde birtakım küçük çatışmalar olmuştur ama bunun dışında herhangi bir şey olmadı. Hayat normal bir şekilde devam etti. Bunların kırsallarından bahsetmiyorum tabi. İkincisi, şu andaki duruma baktığımız zaman sadece İdlib tarafı ve diğer taraftan da SDG’nin hakim olduğu tarafı ayıracak olursak ki oralarda da yok çatışma da, hani Suriye yönetiminin kontrolü dışında yerler olarak belirtiyorum buraları, buraların dışındaki her yer Suriye yönetiminin kontrolü altında ve herhangi bir çatışma yok. Savaş evet durmuş durumda.

‘Bazı yerlerde zaten hiç savaş olmadı’

Suriye’deki savaş sürecine ilişkin ayrıntılar veren Özuğurlu, şöyle devam etti:
“Diğer taraftan İdlib bölgesinde birçok örgüt var daha geçtiğimiz günlerde birtakım çatışmalar söz konusuydu. Suriye ordusu ve El-Nusra arasında. Bunlar Suriye’nin sınırı olarak görülebilir. Onlar ayrı tutulacak olursa evet gerçekten de Fatih Koparan ve Kemal Canbolat’ın gösterdiği yerlerde herhangi bir çatışma söz konusu değil. Bir örnek olarak, savaş boyunca bu bahsettiğim iller arasındaki otoyollarda trafik polisleri kameralar ile denetim yapıyordu. Diğer taraftan, üniversite sınavları yapılıyordu ve bakanlık velilere bu seneki soruları nasıl buldunuz diye anket soruları gönderiyordu. Dolayısıyla bazı yerlerde zaten hiç savaş olmadı. Fırat’ın kuzeydoğusu ve Suriye’nin kuzeyi olan bölge önümüzdeki dönemde savaş yaşanabilir onu bilmiyoruz.”
Yorum yaz