EKSEN

'Avrupa bir reklam cumhuriyetine dönüştü, medyada büyük yalan ve manipülasyon yürütülüyor'

Çağdaş Gökbel’e göre Avrupa 'beyin göçünü' teşvik eden bir reklam cumhuriyetine döndü. Örneğin İrlanda'da ekonomik göçmenlerin çoğunun geri dönmek zorunda kaldığını aktaran Gökbel dil okullarının part-time çalışarak iyi yaşanacağı kandırmacası yarattığını belirtti. Gökbel, esas sorunun Türkiye'de yaratılan algılar olduğu görüşünde.
Sitede oku
Türkiye, emperyalizmin Ortadoğu'yu karıştıran savaşlarının sonucu olarak kontrolsüz göç ile birlikte sürekli ucuzlayan ve niteliksizleşen bir işgücü pazarı haline gelirken, eğitimli nüfusun 'beyin göçü' tehlikesi giderek büyüyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) son iki yıldır uluslararası göç istatistiklerini yayınlamazken, son Uluslararası Göç İstastikleri’ne göre, 2019’da 84 bin 863 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yurt dışına gitmiş görünüyor. En çok göçün yaşandığı yaş grubu da 25-29’du. Son üç yılda doktor, mühendis, yazılımcı, akademisyen ve bankacılar arasında yurtdışına kayda değer sayıda göçün söz konusu olduğu belirtiliyor
Son dönemde de Avrupa'da özellikle Almanya gibi nüfusu yaşlanan ülkeler, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu ülkelerden nitelikli işgücü çekmek için sosyal medyayı kullanarak teşvik edici reklam kampanyaları yapıyorlar. Almanya'da hükümet AB vatandaşı olmayan yabancıları çekmek için Kanada modeline benzer puan tabanlı bir sistem kurulması için yasal çerçeve hazırladı. Üçüncü dünyanın sığınmacılarına set çekmek için geri kabul anlaşmaları yapan Avrupa'nın önde gelen ülkelerinde de nitelikli ekonomik güç olgusu öne çıkıyor. İrlanda gibi ülkelerde de 'dil okulları' kanalıyla yoğun bir ilgi yaratılıyor. 90 günden fazla çalışmak, okumak veya yaşamak için gidenler için göçmenlik prosedürleri işletiliyor. Ancak 'yeni bir hayat kurma' hayali emeğiyle yaşayanlar için her zaman karşılık bulamıyor.
Batı’nın nitelikli emek transferi ve devlet düzeyinde propagandayı İrlanda'da yaşayan gazeteci Çağdaş Gökbel ile konuştuk.

‘Medyada büyük bir yalan ve manipülasyon yürütülüyor’

Çağdaş Gökbel’e göre, iş gücü konusunda Avrupa bir reklam cumhuriyetine dönüştü. İrlanda'ya göçle ilgili Telegram kanalları üzerinden yapılan ve yaşam koşullarını doğru yansıtmayan anlatılara işaret eden Gökbel, genç insanların bu ülkede part-time çalışıp yaşamak konusunda nasıl manipüle edildiğini aktardı:
“Özellikle iş gücü başlığı önemli. Çünkü bu ülkelerin köle emek gücüne ihtiyaçları var. Reklam cumhuriyetinden kastım şu. Amerika’da yıllar önce başlamış bir rüzgarın tüm dünyayı kasıp kavurup tüm toplumları çürümesini ifade ediyor. Tamamıyla bir reklam cumhuriyetine dönüştü. 10 Kasım’da bir streç film markasının Atatürk’ü överek reklam yapması gibi. Avrupa’nın eksenine oturtacak olursak bu reklam cumhuriyeti, insanların kandırılması ve kapitalist ekonomik doktrinle sömürülmesi, 'cumhuriyetin istismarı', yani bir burjuva diktatörlüğüne işaret ediyor. Aylar önce telegram gruplarında yükselen bir furya vardı. 'İçimizdeki İrlandalı' diye bir telegram grubunda insanlar İrlanda’ya nasıl yerleşeceklerini anlatarak gerçek dışı ve reklamlar üzerine kurulu bir anlatıyla birbirlerini teşvik ediyorlardı. Hatta DW’nin ve Amerika’nın Sesi’nin ortak bir YouTube kanalı var + 90 diye. Orada yurtdışında okumak serisi içinde İrlanda da ele alınmıştı. O zaman Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin İrlanda temsilcisi olarak bu yayın organının açıkça insanları manipüle ettiğini, yalan söylediğini, ülkenin gerçeklerini net biçimde anlatmadıklarını söylemiştim. Dil okullarıyla buraya gelen insanların yasal olarak part time çalışma imkanları oluyor. Bu kısmı doğru. Göçü çekme açısından İrlanda ve Türkiye arasındaki Ankara sözleşmesinin de rahatlatıcı bir etkisi var. Ama doğru olmayan şey şu; İrlanda’da part time çalışarak kazandığımız parayla yaşayabilmeniz çok zor. Bu Türkiye’deki 'bir simit bir çay' ekonomisi ile ayakta kalmak gibi bir şey. Dolayısıyla yapılan çok büyük bir yalan ve manipülasyon. Çünkü bazı insanlar buraya gelirken tüm varlığını satıp son kuruşunu bir hayalin peşinde harcayarak geliyor. Biz gazetecilerin sorumluluğu reklamları pazarlayarak bir PR işinin parçası olmak mı yoksa gerçekleri aktarmak mı?”

'Beyin göçünü özendiren tutumda muhalefet ciddi payı var'

Gökbel, İrlanda'ya giden ekonomik göçmenlerin yüzde 80’inin ülkelerine geri dönmek zorunda kaldığını aktarıyor. Türkiye’den giden insanların konut kiralarındaki pahalılık yüzünden başlarını sokacak ev bulmakta zorlandıklarını belirten Gökbel, Türkiye'deki asıl algı sorununun ‘Avrupa’nın dünyanın en zengin coğrafyası, yoksulluk yok’ anlatısının işlenmesi olduğunu vurguluyor. Gökbel, 'beyin göçünü' özendiren tutumda muhalefet kanadının doğru eleştiriler yöneltmemesinin de ciddi payı olduğu görüşünde:
“Bir propaganda bombardımanı var. Benim bütün yazılarımı takip ederlerse İrlanda’nın gösterilmeyen gerçekliğinden bahsediyorum. Yoksa madalyonun belki başka yüzleri de vardır. Almanya ve Türkiye arasında siklet farkı var. Ama özellikle İrlanda ekonomisi hizmet sektörüne dayanan, turizm otelcilik gibi faaliyetlere dayanan bir ekonomi. Bu ekonominin kalıcı iş gücüne değil hareketli iş gücüne ihtiyacı var. Bu insanlar maksimum beş sene kalsınlar sonra geri dönsünler. Zaten öyle bir sömürü düzeni var ki İrlanda’da, iktidar partisi yetkilileriyle ve koalisyon hükümetinin çeşitli kanallarıyla görüştüğümde hepsi 'gelen ekonomik göçmenlerin yüzde 80’inin ülkelerine dönmek zorunda kaldıklarını' söylüyordu. Sahada çalışma yapınca şunu gördüm. İnsanlar maalesef Türkiye’den gelen pek çok insan geri dönüyor, hayalleri kırılıyor, ev bulamıyorlar. Dublin’de sokakta kalan bir Türk ile tanıştım, röportaja ikna edemedim ama çok çarpıcı şeyler öğrendim. Bu kişi evsiz olmuştu. Yine İngiltere’de gıda bankalarına yardım eden göçmenler arasında başı Türkiye kökenli insanlar çekiyordu. Türkiye’deki esas sorun algı problemi. Gazeteciliği, sokak röportajcılığına indirgeyen, ‘Avrupa’da olmaz öyle şeyler, orası dünyanın en zengin coğrafyası, orada yoksullar yoktur’ gibi saçma propagandaya, sırf iktidara muhalefet etmek için gerçeklere dayanmayan, doğru eleştiriler yöneltmeyen muhalefetin de bunda çok ciddi bir payı var."

'Türkiye'nin yetişmiş insanları gittiğinde ülke zayıflayacaktır'

Gökbel, örneğin İngiltere'de sağlık sistemini Afrika'dan ve Türkiye gibi ekonomisi çökmüş ülkelerden devşirilen doktorların ayakta tuttuklarını belirtiyor. İrlanda'yı gidilince part-time çalışıp zengin bir hayat sürüleceği hayali yaratıldığını vurgulayan Gökbel, bunun gerçeklikle ilgisi olmadığını söylüyor:
"Türkiye’nin yetişmiş insanları gittiğinde ülke zayıflayacaktır. Nitekim İngiltere’de bugün sağlık sistemini Afrika’dan, Türkiye gibi ekonomisi çökmüş ülkelerden devşirdikleri doktorlarla ayakta tutuyorlar. Bu korkunç bir şey. İngiltere’deki gazeteciler ortak olarak uyarıyı yapmışlardı devlete; Siz bu yoksul ülkelerin sağlık sistemlerini sömürerek zayıflatıyorsunuz. Koronavirüs böyle geçti ama ileride daha ciddi salgın hastalıklara bu toplumlar zayıf, peki biz bu salgın hastalıklardan kaçabilecek miyiz? Böyle bir dünya yok. Yani bu iş çok çirkin bir noktada. Onedio diye bir site var, orada da manipülatif haberler var. İrlanda’ya geldiğinizde part time çalıştığınızda bir zengin hayatı yaşanıldığı söyleniyor. Oysa kiraların Dublin’de 2500 euroya kadar çıktığı, küçücük odaların aylık 1500 euroya kiralandığı, İrlanda’da asgari ücret minimum 1700 euro ki part time çalışan biri bunu kazanmıyor. Bu parametrede insan nasıl bir zengin hayatı yaşayacak?”

‘Türkiye, geri kabul anlaşmaları ve AB'nin yaklaşımıyla Avrupa’nın Meksika sınırı oldu’

Gökbel, Türkiye’nin, geri kabul anlaşmaları ve AB'nin yaklaşımıyla adeta 'Avrupa’nın Meksika sınırı' haline getirildiğini belirtirken, Türkiye'ye akan göçle birlikte ülkenin 'halklar hapishanesine çevrildiği' görüşünde:
“Beyin göçünü bu hükümetin önleyemeyeceğini kesinlikle söyleyebiliriz. Türkiye, geri kabul anlaşmaları ve AB'nin yaklaşımıyla birlikte 'Avrupa’nın Meksika sınırı' oldu. Bunu Avrupa Parlamentosu’ndaki millletvekilleri açık açık söylüyor. Ve bu fiziki duvar Türkiye’yi bir halklar hapishanesine çevirmeye başlayacak gibi görünüyor. Bu büyük bir tehlike. Dil okullarına insan getiriyorlar ve çok ciddi para kazanıyorlar. Bunlar aslında yasal insan kaçakçılığı yapıyorlar. İşin daha keskin ve tartışılmayan boyutu. Türkiye, AB ile karşılıklı bu yasal insan kaçakçılığını organize ediyor. Türkiye burada bir filtre görevi görüyor. Bütün nitelikli insanlar ülke dışına çıkıyor. Bu arada Türkiye de sığınmacılar üzerinden köle emeğinden faydalanıyor, ki iktidar partisi yetkilileri de Antep sanayisinin nasıl ayakta kaldığını ortaya koymuşlardı."

'İrlanda tüm bu yasal insan ticaretinin en büyük kazananı'

Gökbel, özellikle İrlanda'da dil okullarının faaliyetlerini 'yasal insan kaçakçılığı organizasyonu' benzetmesiyle dile getirirken, Türkiye'den insanlar kanalıyla yürütülen çalışmalardan örnek aktardı. En büyük kazananın İrlanda devleti olduğunu belirten Gökbel, dil okulları kanalıyla giden gençler için "Hem dil okullarıyla turist olarak ülkeye para bırakıyorlar hem de emeklerini en ucuza sömürterek ülkenin artı değer gücüne katkıda bulunuyorlar" vurgusu yaptı:
"Burada bir örnek de bu. Dil okullarıyla buraya gelen bir vatandaş, +90 kanalında da yer almıştı. Ben yazımda açıkça yalan söylediğini ifade etmiştim. O kişi yazımdan sonra mail atmıştı, 'benim bundan hiçbir maddi çıkarım yok' demişti. O kişi aylar sonra İrlanda’da danışmanlık şirketi kurdu ve dil okullarıyla çalışarak Kadıköy’de katıldığı bir panelde İrlanda’nın ne kadar refah içinde bir ülke olduğunu söyleyerek dil okulu aracılığıyla gelecek insanların istismar edilmesine aparat oluyor. Burada en karlı çıkan İrlanda devleti. Hem yetişmiş insan alıyorsunuz hem sosyal haklarını eziyorsunuz. Bu insanların çoğu bu ülkede emekli olamayacak. Belki vatandaşlık hakkı bile elde edemeyecek. Hem dil okullarıyla turist olarak ülkeye para bırakıyorlar hem de emeklerini en ucuza sömürterek ülkenin bir de artı değer gücüne katkıda bulunarak zenginliklerine zenginlik katıyorlar. İrlanda tüm bu yasal insan ticaretinin en büyük kazananı. Mülteciler aslında yasal ilticacılar burada en istenmeyen ekip. İrlanda’da Ukrayna savaşı öncesi mülteci sayısı 7 bin civarındaydı. O kadar abartılacak sayılardan bahsetmiyoruz. Ukraynalılara mülteci gözüyle bile bakmadılar. Has vatandaş muamelesi görüyorlar. Devlete Cenevre sözleşmesinin getirdiği büyük sorumluluklar getiriyor. Bu insanların entegrasyonu, sağlık hizmetlerinden faydalanması, barınması her şeyi devletin omuzunda. Öyle bir devlet sistemi var ki 7 bin insanın bu kadarcık hakkı bile ırkçıların ya da başka grupların istismar etmesine yol açıyor. Asıl odaklanılması gereken ekonomik göçmen. Çünkü ilticacıların sayısı 7 binse ekonomik göçmenlerin içinde sadece Türkler yok, Latin Amerika’dan gelen Brezilyalılar da var.”

‘İrlanda’da part time çalışanlar hayatta kalabilmek için kaçak olarak çalışıyorlar’

İrlanda’da hasta bir göçmen işçinin mola vermek istediği için kaptanın emriyle denize atılarak ölüme terk edildiğini, günde 20 saat çalıştırıldığını söyleyen Gökbel, part-time çalışanların ise hayatta kalabilmek için kalan saatlerinde kaçak olarak çalışmaya devam ettiklerini aktardı:
“Maynooth Üniversitesi’nin bir araştırması vardı. Belgesiz göçmenlerin yaşadığı sömürüsüyle ilgili. 38 yaşındaki Ganalı, İrlanda’da balıkçılık yapıyordu, çalışma koşulları dayanılmaz ve korkunçtu. Günde 20 saat ara vermeden çalıştı, ayda yalnızca bin eurodan biraz fazla para kazandı. Afrikalı göçmen kaçak olduğu için korkunç sömürü koşullarından uzaklaşamadı. Bu gerçekler Maynooth Üniversitesi hukuk bölümünden yürütülen uluslararası taşımacılık federasyonu tarafından finanse edilen yasadışı erkek göçmen işçilerin İrlanda balıkçılık endüstrisindeki durumunu inceleyen bir raporda geçiyor. Hasta bir göçmen işçinin mola vermek istediği için kaptanın emriyle denize atılarak ölüme terkedildiğini, günde 20 saat ve bazen 48 saat çalıştığını ifade ederek sadece beş saat uyku molası verdiğini belirtti. O çocuklar da bu şartlarda çalışıyor. Bu ülkede ayakta durabilmek için en az iki işte çalışmak zorundalar. Part time’a şu yüzden işaret etmiştim. Hayatta kalabilmek için geriye kalan saati tamamladıklarında kaçak olarak çalışıyorlar. Böyle olunca da tıpkı o Ganalı göçmen gibi sömürülüyorlar.
Yorum yaz