EKSEN

‘Irak’ta cumhurbaşkanlığı seçimi için KDP, Sadr gibi tavır gelişse de sonunda uzlaşma oldu'

Dursunoğlu’na göre, Irak’ta KDP'nin Sadr gibi uzlaşmayı tıkamaktan vazgeçmesiyle yapılan cumhurbaşkanlığı seçimi hükümetin kurulacağının işareti. Dursunoğlu Sadr'ın 'devrim' dediği baskı araçlarını şu an işlevsiz buluyor. Dursunoğlu, Lübnanla deniz sınırı anlaşmasında ise İsrail ve ABD’nin Hizbullah’ın caydırıcılığına teslim olduğu görüşünde.
Sitede oku
Irak’ta seçimlerden bir yıl sonra nihayet yeni yönetimin oluşmasının yolu açıldı. ABD'nin 2003 işgali sonucunda oluşturulmuş anayasal düzen gereği mecliste yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini bağımsız olarak adaylığını koyan Abdullatif Muhammed Cemal Reşid kazandı. Yine aynı düzen uyarınca oluşturulması gereken 'uzlaşma hükümeti' için de kollar sıvandı. Şii lider Mukteda es Sadr'ın bir yıldır en büyük parti olarak tıkadığı süreç, diğer Şii partilerin kurduğu Koordinasyon Komitesi'nin adayı Muhammed Şiya es-Sudani’nin başbakan olarak görevlendirilmesiyle yeni bir aşamaya girdi.
Lübnan'da ise İsrail'le yapılan deniz sınırı anlaşması tartışılıyor. Teknik olarak savaşta bulunan iki ülke Kana ve Kariş doğalgaz sahalarının öne çıktığı pazarlıkta ABD arabuluculuğunda anlaşma sağladı. İsrail hükümeti anlaşmayı 'tarihi' olarak nitelerken, Lübnan tarafı da ülkenin 'tüm haklarını korunduğunu' vurguluyor. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah da anlaşma konusunda hükümetin kararının yanında olduklarını vurguladı.
Irak'da seçimlerden bir yıl sonra şekillenen yönetim ve Lübnan-İsrail anlaşmasının siyasi anlamlarını Yakın Doğu Haber sitesinin kurucusu ve araştırmacı yazar Alptekin Dursunoğlu ile konuştuk.

‘Irak’ta hükümetin kurulabileceği yönünde çok güçlü işaretler doğdu’

Alptekin Dursunoğlu’na göre, Irak’ta seçimden bir yıl sonra hükümetin kurulabileceği yönünde çok güçlü işaretler doğdu. Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılabilmesinin Irak ve Lübnan gibi ülkelerde uzlaşma işareti olarak okunduğunu anımsatan Dursunoğlu, başbakan adayı bulunabilmesinin önemine dikkat çekti:
“Seçim yapıldıktan bir yıl sonra nihayet hükümetin kurulabileceği yönünde çok güçlü işaretler ve umutlar doğdu. Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılabilmesi hem Irak hem Lübnan gibi ülkelerde tarafların uzlaşmaya vardığının işareti olarak okunur. Hükümeti kurmakla görevlendirilen bir başbakan adayı bulunmuşsa artık kabinenin kurulması sadece bir zaman meselesidir. Bundan yaklaşık 10 gün sonra büyük ihtimalle Muhammed Şiya Sudani hükümetinin başladığına tanıklık edebiliriz."

'Sadr, ABD'nin işgalle kurduğu uzlaşma sistemini zorladı'

Irak'ta hükümet kurulması sürecinin uzamasında Mukteda es Sadr'ın sahip olduğu sandalye sayısına dayanarak 'uzlaşma sistemini' zorlayan tutumunun etkili olduğunu belirten Dursunoğlu, ABD'nin işgalle kurmuş olduğu mevcut sistemin ise bunu mümkün kılamayacağını anımsattı:
"Bu iş niye bu kadar uzadı? Irak’ta 10 Ekim 2021’de erken seçimler yapıldı. Erken seçimlerin sebebi şuydu, Adil Abdülmehdi hükümeti devrilmiş, Mustafa Kazimi hükümeti kurulmuş ve geçici bir hükümet olarak ülkeyi erken seçimlere götürülmesi hedeflenmişti. Ancak bu seçim 10 Ekim 2021’de yapılabildi. Fakat işin asıl zorlu tarafı da ondan sonra başladı. Seçimlerden sonra taraflar arasında kurulacak hükümetin niteliği konusunda ciddi bir görüş ayrılığı oldu. Irak parlamentosunda 329 sandalye var. Seçimleri kazanan 73 sandalye ile Sadr grubu birinci grup olarak çıkmıştı. Sadr grubu, “mademki birinci oldum, şimdiye kadar süregelen hükümet geleneğini değiştirmek istiyorum. Ülkede iktidar ve muhalefet olduğu belli olsun, bu yüzden bir çoğunluk hükümeti kuracağım, başbakanı da kendim tayin edeceğim” dedi. Daha önce olduğu gibi tüm partilerin yer aldığı uzlaşma hükümetinde kimin iktidar kimin muhalefet olduğu belli değil. Sadr ise çoğunluk hükümeti kurarak bir iktidar ve bir de muhalefet yaratmayı ve böylece iktidarın da kendi icraatları konusunda sorumluluk almasını sağlamayı amaçladığını söylüyordu. Ancak 2005’ten beri Irak’ta hiçbir zaman çoğunluk hükümeti kurulamadı. Nitekim Sadr da kuramadı çünkü mecliste yeterli çoğunluğa ulaşamadı. Irak’ta tüm siyasi grupların hükümette yer aldığı uzlaşmaya dayalı sistemi değiştirmek mümkün olmadı. Irak’taki mevcut siyasi sistemi Amerika kurdu. Başka türlü olması mevcut Irak şartlarında mümkün değil. Şartların izin vermemesi yine Amerika’dan kaynaklanıyor. Irak’ta nüfusun çoğunluğunu Şiiler oluşturuyor. Amerika’nın Irak’ı işgal ederken Şii, Sünni ve Kürt diye siyasal ve zihinsel olarak böldüğü Irak’ta yapılacak her seçimi Şiilerin kazanacağı net. Dolayısıyla Sünnilerin ve Kürtlerin, sonsuza dek hükümette yer almaları mümkün olmayacaktı. İşte bu sebeple bir uzlaşma sistemi yaratıldı. O uzlaşmaya göre de şu oldu, seçimleri kim kazanırsa kazansın meclisteki bütün grupların dahil olduğu bir kabine kuruldu. 2005’ten bu yana böyle oldu. Şiiler de ‘Biz parlamentoda çoğunluğuz, biz kuracağız’ diyemediler. Çünkü başka türlüsüne şartlar müsaade etmiyordu.”

‘KDP Sadr’a benzer bir tavır geliştirdi ama...'

KDP’nin ise cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda Sadr grubunun geliştirdiğine benzer bir tavır takındığına işaret eden Dursunoğlu, ancak bunun da işe yaramadığını kaydetti. Dursunoğlu 'bağımsız aday' olarak seçilen yeni cumhurbaşkanı Reşit'in aslında Talabani'nin bacanağı ve KYB'nin kurucularından olduğunu aktardı:
“Abdüllatif Reşit, Celal Talabani’nin bacanağı ve KYB’nin kurucularından. Siyasi geçmişi olarak uzun dönem KYB’nin Avrupa ülkelerindeki temsilciliğini yaptı. Irak’ta da Nuri el Maliki döneminde de Su Kaynakları Bakanlığı yapmış bir politikacı. Yakın zamanda da Berhem Salih’in danışmanlığını yapıyordu. KYB’nin seçimlerde bağımsız aday olarak girdiği doğrudur. İlk turda 155 oy aldı, 90 kadar oy da Berhem Salih aldı. Şimdiye kadar hükümetin uzlaşmayla kurulması gibi, cumhurbaşkanlığı da uzlaşmaya dayalıydı. Cumhurbaşkanlığı geleneksel olarak Kürtlere bırakılıyordu. Bu Lübnan’daki gibi yazılı hukuksal bir şey değil ama fiili olarak Kürtlere bırakılıyordu. Kürtlerde de şöyle bir uzlaşma söz konusuydu. Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Barzani’ye, Irak merkezi hükümetinin cumhurbaşkanlığı da Talabani’nin liderlik yaptığı KYB’ye bırakılıyordu. Şimdiye kadar bu gelenek devam ediyordu. Bu seçimler itibariyle KDP, Sadr’ın müttefikiydi. Sadr nasıl ki çoğunluk hükümeti kurmak istiyorum dediyse KDP de aynen benzeri bir tavır geliştirdi. Şimdiye kadar paylaştık ama şu anda en büyük Kürt grup benim, Irak cumhurbaşkanlığını da ben alırım yönünde bir söylem geliştirdi. Bunun üzerine bir anlaşmazlık söz konusuydu. Ama bu hükümet de Sadr’ın istediği hükümetten olmadı, gelenek bozulmamış oldu ve yine Irak’ta bir uzlaşma hükümeti kuruldu.”

'Sadr'ın devrim dediği baskı araçları şu an mümkün görünmüyor'

Yeni Başbakan atanan Sudani'nin hükümet kurma olasılığını değerlendiren Dursunoğlu, geçen yıl içinde Sadr'ın bu yüzden meclisi basmaya uzanan hamlelerini anımsattı. Ancak bu sürecin onunda Sadr'ın kendi kendisini siyasetten 'tasfiye eden' bir pozisyona düştüğünü belirten Dursunoğlu, şu anda 'devrim' diye anılan baskı araçlarının artık mümkün görünmediği görüşünde:
“Sadr grubu, Muhammed Sudani’nin başbakanlığı üzerine bir uzlaşma sağlanmıştı, onun üzerine meclisi basmıştı. Sadr kendi kendini tasfiye ettiği için şu an tekrar basma ihtimali yok. Sadr önce ben çoğunluk hükümeti kuracağım diye diretmişti, başaramayınca parlamenterlerimi meclisten çekiyorum demişti ve sonra diğer gruplar Muhammed Şiya Sudani'de anlaşınca bu sefer başbakanlık sürecini engellemek için ‘devrim’ denilen süreci başlattı ve meclisi bastırdı. Sudani'nin başbakan seçilmesini, hükümetin kurulmasını engellemek üzere sokakları hareketlendirince Ayetullah Sistani ve kendisinin merci olarak kabul ettiği Muhammed Kazım Hairi’nin karşı çıkması üzerine Sadr siyasetten çekildiğini açıkladı ve artık tamamen kendisini bir anlamda siyaset dışına çıkarınca ‘devrim’ dediği baskı araçları da şu an artık gözükmüyor. Dün Katyuşa füzeleriyle saldırı oldu; ama bunu Sadr yanlılarının yaptığı şu an net değil. Bununla birlikte bu tür uzlaşmadan Sadr’ın rahatsız olduğu dikkate alındığında ilk olağan şüpheli Sadr yanlıları gibi gözüküyor.”

‘İsrail ve ABD Hizbullah’ın yarattığı caydırıcılığa teslim oldular’

Lübnan ile İsrail arasında deniz sınırı anlaşmasını da değerlendiren Dursunoğlu'na göre, elde edilen sonuç, Lübnan'ın kararlı duruşu ile İsrail ve ABD’nin Hizbullah’ın yarattığı caydırıcılığa teslim olduğuna işaret:
“Lübnan ve İsrail rejimi arasında yapılan deniz sınırlarının belirlenmesi anlaşmasında tamamen Lübnan’ın kararlı duruşu etkili oldu. Hizbullah, açık bir şekilde İsrail rejiminin Kariş’teki tartışmalı bölgede gaz çıkarmasına izin vermem dedi. Lübnan hükümetine ‘Siz oranın Lübnan’ın deniz sahası olduğunu belirtin ve Lübnan’ın ulusal çıkarlarından geri adım atmayın; biz Hizbullah olarak askeri açıdan orayı savunuruz. Orada İsrail’in tek taraflı adım atmasını engellemek bizim işimiz’ dedi. Mişel Avn da bu konuda güçlü bir kararlılık sergiledi ve hükümet olarak Lübnan, kendi haklarında diretince Amerika arabulucu olarak devreye girmek zorunda kaldı. İsrail’de askerlik bile yapmış olan Amerikalı arabulucu, önce çok yükseklerden uçuyordu. Amerikalı temsilci, Lübnan’ın talepleri gündeme getirilince ağzı kulaklarına varıncaya kadar gülmüş ve Lübnan’ın taleplerinin tartışılmaya bile değer olmadığını söylemişti. Aylar süren müzakereler sonunda geçen hafta ise Hizbullah’ın yarattığı caydırıcılığa teslim oldular ve ırkçı İsrail rejimi talepleri kabul etmek zorunda kaldı. Akdeniz’deki o bölgenin kime ait olduğu tartışmalı bir konuydu; ama Hizbullah’ın bu çıkışı olmasaydı İsrail rejimi zaten oradaki doğalgazı ve petrolü yağmalayacaktı. Yani burada değişen Lübnanlıların oradan pay alması oldu.

'Netanyahu eleştirilerde bulunuyor ama anlaşmayı iptal etmeyeceklerini söylüyor'

Dursunoğlu, seçime giden İsrail'de iktidara oynayan Netanyahu’nun Lapid hükümetine sert eleştirilerine atıf yaparken, kendisinin de iktidar olursa anlaşmayı iptal etmeyeceğini dile getirmesine işaret etti:
"Netanyahu, Hizbullah’a teslim oldunuz diye Yair Lapid’e sert eleştirilerde bulunuyor. Askeri yetkililer de aynı şekilde tepkililer. Hizbullah’ın caydırıcılığına teslim oldunuz diyorlar. İsrail’de yaklaşan seçimler var, doğal olarak muhalefet olarak iç siyasette bir malzeme olarak kullanılıyor. Mesela Netanyahu’ya, ‘Bu anlaşmayı siz iktidar olduğunuzda iptal edecek misiniz?’ diye soruldu, ‘Hayır’ dedi. 'Daha önceki sol hükümetler de bize bazı kötü anlaşmaları miras bırakmıştı. Onları nasıl sorumlulukla devam ettirdiysek bunu da ettireceğiz" dedi. Demek ki burada Netanyahu da olsaydı bu anlaşmayı imzalayacaklardı. Çünkü bu bir hükümetin çaresizliği değil ırkçı rejimin bir çaresizliğidir. Hizbullah’ın yarattığı caydırıcılığa da teslim oldular.”
Yorum yaz