GÖRÜŞ

‘Frontex’in Yunanistan ile devriye atması başlı başına mülteci hukukunun çiğnenmesi anlamına gelir’

Yayınlanan bir Birleşmiş Milletler raporunda, sığınmacılar konusunda temiz bir sicile sahip olmayan Yunanistan’ın Ege ve Meriç’i geçmeye çalışanları zorla geri itmesi, ülkenin ‘de facto’ siyaseti olarak belirtildi. Başta Yunanistan olmak üzere Avrupa ülkelerinin sığınmacılara karşı tavrını Prof. Dr. Can Ünver, Sputnik'e değerlendirdi.
Sitede oku
Sığınmacılara kötü muamelesi çeşitli kurumlardan pek çok kez tescillenen Yunanistan’ın ‘geri itmeleri’ bu kez Birleşmiş Milletler raporunda yer aldı. Birleşmiş Milletler Göçmen Hakları Özel Raportörü Felipe Gonzalez Morales’in hazırladığı raporda, Ege’yi ve Meriç Nehri’ni geçmeye çalışan sığınmacıları zorla geri itmenin Yunanistan’ın fiili siyaseti haline geldiğini ifade edildi.
Açıklanan raporda, 2020-2021 tarihleri arasında, sığınmacıların denizden geri itilerek Türkiye’ye gönderilmesi hakkında 540 vaka ihbarının olduğunu ve söz konusu durumdan etkilenen 17 bin sığınmacının olduğu kaydedildi. Aynı zamanda Nisan-Kasım 2021 sürecinde Meriç Nehri’nden 140 bin sığınmacının Yunanistan’a girişinin engellendiği, Ege’de aralarında çocukların da bulunduğu 7 bin sığınmacının Türkiye’ye geri itildiğine dair 147 ihbarın bulunduğunun altı çizildi. Raporun vurguladığı bir başka konu ise, Yunanistan’da 2017’de çıkarılan bir yasa ile sivillerin ve sivil toplum kuruluşlarının sığınmacılar için denizde arama-kurtarma çalışması yapmasının yasaklanması. Raporda “Sığınmacıları kurtarmak için girişimde bulunan siviller, ciddi para ve hapis cezaları ile karşı karşıya kalabiliyor” ifadelerine yer verildi.
Ukraynalıları ‘gerçek mülteci’ ilan eden Yunanistan’ın bu ‘de facto’ siyaseti, sadece deniz üzerinden kıtaya giriş yapmak isteyen sığınmacılara yönelik değil. Zira, Türkiye’nin sığınmacıları ‘karadan ve denizden Avrupa'ya ulaşmasını durdurmamaya karar verildiğini’ duyurması üzerine, Pazarkule Sınır Kapısı’na giden sığınmacılar, tampon bölgede beklediği süre zarfında, Yunanistan tarafından atılan gaz bombası ve biber gazına maruz kaldı. Yunanistan’ın sınır köylerinden geçmeye çalışan sığınmacıları dövüp, soyup ardından Meriç Nehri’nden Türkiye’ye gönderdiği haberleri de basında yer aldı. Öte yandan, geçmiş dönemde Avrupa’ya geçmeye çalışan mültecileri ‘engellemek’ için AB Sınır Güvenliği Birimi (Frontex) ile beraber ‘çalışan’ Yunanistan’ın işlediği insanlık suçlarının AB hukukuna ve düzenlemelerine aykırı şekilde Frontex tarafından örtbas edildiği de ortaya çıkan gerçekler arasındaydı.
Tüm bunlarla beraber, Ukraynalı sığınmacıları ‘farklı bir yere’ koyan Avrupa ülkelerinin, bu insanlara karşı da sabrı tükeniyor gibi görünüyor. Zira, Ukraynalılarla aralarında ‘kültürel fark olmasına şaşıran’ İsviçre, daha henüz 4 ay geçmeden Ukraynalılardan ‘yoruldu’, Ukrayna’nın en büyük ‘destekçilerinden’ biri olan Polonya ise desteklerini çekme kararı aldı. Başta Yunanistan olmak üzere Avrupa Birliği’nin sığınmacılara karşı tavrını Birleşmiş Milletler (BM) Göçmen İşçiler Komitesi eski Başkanı Prof. Dr. Can Ünver, Sputnik'e değerlendirdi.

‘Yunanistan’ın yaptığı geri itmeleri sanki destekliyorlar, bu ırkçı bir tavır’

İnsan hakları konusunda sicili pek de temiz olmayan Avrupalı ülkelerin ‘yapmazlar’ şeklinde yarattıkları algının inandırıcılığını kaybettiğini söyleyen Prof. Dr. Ünver “Sanki ‘medeniyetin beşiği’ sadece orası ve diğerlerini de sürekli olarak olarak insan hakları ihlalleriyle meşgul milletler olarak gösterme, siyasal amaçlı bir şey. Tabii aynı zamanda çok da başarılı olan bir şey. Algıları bu hale getirdikleri için, Avrupa Birliği üyesi olan Yunanistan’ın bu denli kabaca insan hakları ihlalleri yapması; ‘olur mu öyle şey, yapmazlar herhalde’ tavrını almalarına neden oluyor. Çünkü önceki algı o kadar pekişmiş ve yerleşik ki, ‘bir Avrupalı Hristiyan, beyaz Avrupalı böyle bir şey yapmaz’ durumuna geliyor. Halbuki tarihe bakıyorsunuz, insan hakları ihlalleri konusunda şampiyonlar. Birçok ulusu, coğrafyayı geçmişte mahvedecek şekilde; Haçlı Seferlerinden, Güney ve Kuzey Amerika’da yaptıkları, daha sonra yakın zamanlardaki birçok savaşlara kadar insan hakları ihlalleri konusunda şampiyonlar. Bunu bu şekilde kabul etmek lazım. Ancak şöyle bir durum var. Yunanistan’ın ‘pushback’ dediğimiz geri itmeler konusundaki tavrını sanki aynı zamanda destekliyorlar. Topraklarında hoşlanmadıkları başka dilden, etnik gruptan insanların boy göstermeleri, görünür hale gelmeleri ve hatta görmeseler bile varlığı hissetmeleri onları çok rahatsız ediyor. Bu ırkçı bir tavır, davranış” dedi.
Türkiye’de de son zamanlarda aynı tavrın görüldüğünü belirten Ünver “Maalesef son zamanlarda Türkiye’de de başladı, belirli kişiler, siyasetçiler tarafından çok kabaca devam eden ve yalanlar üzerine bina edilmiş bir algı yönetimi var. Algı yönetimi de pek doğrular üzerinden gitmez. Sayıları manipüle ediyorlar. UNHCR’ın hazırladığı istatistiklerde Türkiye’de 3 milyon 800 bin sığınmacı var. Ama ortalıkta 10 milyonlar dolaşıyor, yalan tabii bu” ifadelerini kullandı.

‘Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmadan sonra bir de seçici davranmaya başladılar’

Irkçı tavrın Avrupa’ya mahsus olmadığının altını çizen Ünver, son Ukrayna krizi sonrasında yaşananları “Hatta son dönemde, Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmadan sonra bir de seçici davranmaya başladılar. ‘Sarışın ve mavi gözlü Ukraynalılar gelsin, diğerleri gelmesin’ gibi. Hatta Ukrayna’da yerleşik siyah insanlara eziyet etmeye başlamışlar, sınırlarından içeri sokmuyorlar. Ortaya çıkan, hayret edilecek şekilde birçok hikaye var, gazetelere de yansıyor” diye değerlendirdi.

‘Yunanlılar çok gaddar, son derece kaba ve her türlü insan hakkı ihlali, hukuki ve moral prensibi çiğneyecek şekilde davranıyorlar’

Söz konusu BM raporunu hazırlayan Gonzales ile birlikte, pandemi döneminde yaptıkları ortak çalışmaları aktaran Ünver “Özellikle pandemi döneminde bazı ülkelerde göçmen hastalara ilaç vermeme ve hatta yiyecekten de mahrum bırakarak ölüme terk etme gibi olaylar yaşandı. Dünyanın çeşitli yerlerinde böyle olaylar oluyor. Dünyanın pek çok yerinde olan olaylar basına da yansımıyor. Yansıyanlar da genellikle, Batı güçleri kamuoylarını yönlendirme mekanizmalarını da ellerinde tuttukları için, ancak müsade ettikleri ölçüde bazı bilgiler yansıyor. Bu insan hakları ihlalleri nerede yapılırsa yapılsın kabul edilmesi mümkün değil. Üçüncü dünya ya da kendilerinin dışındaki bir ülkede yapılmışsa o zaman davul, tam tam çalarak anlatmaya çalışıyorlar. Fakat bakıyorsunuz, Ege’de geri itmeler var, Akdeniz’de var. Libya’dan yola çıkıp hayatını kaybeden binlerce insan var. Bunları Avrupa’ya kabul etmek istemiyorlar. Ölüme terk ediyorlar, özellikle Yunanlılar bu konuda çok gaddar, son derece kaba ve her türlü insan hakkı ihlali, hukuki ve moral prensibi çiğneyecek şekilde davranıyorlar. Şişme botları patlatıyorlar, ölüme terk ediyorlar, birçok insan da öldü bu şekilde. Fakat tüm bunlara rağmen, Batı’daki insan hakkı savunucuları çok cılız bir ses çıkarıyorlarsa çıkarıyorlar. Çünkü bu müesses nizamın onları da kontrol altında tuttukları anlaşılıyor” dedi.

‘Kapıya gelmiş adamı reddedemezsiniz, Frontex’in Yunanistan ile devriye atması başlı başına mülteci hukukunun çiğnenmesi anlamına gelir’

Ünver “AB’nin sınır koruma teşkilatı Frontex, Yunan Silahlı Kuvvetleri’nin donanmasıyla birlikte devriye atıp, insanları sokmamaya çalışıyorlar. Bu zaten başlı başına mülteci hukukunun çiğnenmesi demektir. Kapıya gelmiş adamı reddedemezsiniz. Kapı denilince akla illa karanın gelmesi gerekmiyor, denizin de sınırı var. Bu maalesef çağımızın en büyük trajedilerinden bir tanesidir. Çağımızın en büyük trajedileri de ne yazık ki, korumasız, talihsiz insanların etrafından gerçekleşti. Böyle bir trajediye modern insanlığın her konuda çok iddialı olan, özellikle insan hakları konusunda sözde iddialı olanların akıllarını başlarına devşirmeleri gerekir diye düşünüyorum” diye konuştu.
İnsan kaçakçılığının en az terör kadar önemli bir suç olduğuna vurgu yapan Ünver, şu ifadeleri kullandı:
“Ne kadar mücadele ederseniz insan kaçakçılığı önemli bir suçtur. En az terör suçu kadar önemli bir suç. Derme çatma teknelere, şişme botlara taşıyabileceğinden çok daha fazla insanı doldurup ondan sonra denize bıraktığınız andan itibaren zaten suç işlemiş oluyorsunuz. Geniş sahilleri olan Türkiye’nin Avrupa'ya gitme niyeti taşıyan geçici koruma altındaki insanların tamamen zapturapt altına almasının mümkün olmadığı da ortaya çıktı. İlk başlarda bir kısmı kamplarda yaşıyordu ama, ki insanları kamplara hapsetmek de gayri insani, sonradan kampları tasfiye ettiler. Gitmek isteyen de gidebiliyor diye düşünüldü herhalde ama gidemiyorlar.”
MULTİMEDYA
Dünyada kaç mülteci var?
Yorum yaz