EKSEN

'BAE, Türkiye ve İran bölgesel anlamda ekonomik, ticari ve stratejik ortaklığa doğru gidiyorlar'

Ali Semin’e göre, Türkiye'nin salt BAE değil Körfez sermayesiyle çıkarları var. Erdoğan'ın 'Körfez'in güvenliği benim güvenliğim' mesajına dikkat çeken Semin, "Amerikalılar da Körfez'i böyle kazandı" dedi. Riyad'ın BAE'yi artık ortak görmediğini belirten Semin'e göre BAE'nin de Türkiye ve İran ile ticaret koridoruna yönelik beklentileri bulunuyor.
Sitede oku
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ziyareti vesilesiyle Ortadoğu'daki siyasi gelişmeler yeniden tartışılıyor. Erdoğan'ın BAE ziyareti sırasında en dikkat çekici mesajı "Körfez'in güvenliği Türkiye'nin güvenliğidir" yolundaki sözleri oldu. Türkiye aynı şekilde İsrail ile de 'normalleşme' için düğmeye basmışken ve Cumhurbaşkanı İzak Herzog'un Türkiye ziyaretinin hazırlıkları yapılırken, resmin Cemal Kaşıkçı olayı nedeniyle ilişkilerin dibe vurduğu Suudi Arabistan ayağı ise eksik görünüyor. Erdoğan'ın Suudi Arabistan ziyaretinin tarihi de henüz netleşmiş değil.
Türkiye Körfez hattına yönelik yeni adımlar atarken, bölgede Suudi-BAE ilişkilerindeki yeni gerilimler dikkat çekiyor.
Gelişmeleri Nişantaşı Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Ali Semin ile konuştuk.

‘BAE, Türkiye ile bir ilişki kurmaya çalışırken güven de tazelemek istedi’

Dr. Ali Semin'e göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ziyaretini BAE, çeşitli videolar eşliğinde Türkiye toplumuna mesajlar vermeyi de içeren bir 'kamu diplomasisine' vesile kıldı. Bunun normal olduğunu belirten Semin ancak gelişmelere realist yaklaşmak gerektiğini vurguladı:

“BAE, şu şekilde yaptı: Türkiye ile bir ilişki kurmaya çalışırken, bir de güven tazelemek istedi. Biz Türk milleti olarak duygusal bir toplumuz. Bize iyi davranana en önemli şeyimiz herkese iyi davranırız. Bu iş edebiyatla yürümüyor. Dış politika realiteye bağlıdır. Bölgesel anlamdaki dinamikleri, kültürleri, çıkarları da bilmeniz gerekiyor. Bu ilişkilerin Türkiye tarafından tek taraflı olduğunu düşünmüyorum. Bu karşılıklı bir ilişkidir. BAE bir kamu diplomasisine başlamış gibi. Şarkılar söyleniyor, teşekkürler ediliyor. Bu önemli bir şey. Çünkü kamu diplomasisini dış politikanın araçlarından birisi ve ülkeler arasındaki ikili ilişkilerin de aracı olarak her zaman önemserim. Bizim bölgedeki gelişmeler, sorunlar bize nasıl bir atmosfer ahdedeceğini göreceğiz. Üç önemli boyut var. Birincisi, ikili ilişkiler olarak bakmak lazım. Türkiye’yle BAE arasında mutabakat muhtıraları imzalandı. İlk önce BAE’den de adımlar geldi. Ulusal baş güvenlik danışmanı geldi, 24 Kasım’da Prens geldi. İkincisi, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun BAE ziyareti oldu. En son Cumhurbaşkanı’nın ziyaretiyle ilişkilerin ivme kazanması gerekiyor.”

'Türkiye'nin Suriye politikasından hiçbir tarafın kazanımı olmadı, bölgede kimse bu çatışmadan kazanmadı'

Türkiye'nin 'Arap Baharı' diye anılan süreçte özellikle Suriye'de izlediği dış politikada kimsenin kazanım elde edemediğini anımsatan Semin, aynı şeyin İran, Suudi Arabistan ve bölge ülkelerinin tamamı için geçerli olduğunu belirtti. Bölge ülkeleri açısından dengelerin değiştiği yeni bir durumun ortaya çıktığına da işaret eden Semin, son dönemde BAE'nin Yemen'deki savaşta pozisyonunun Suudilerden ayrı düşmesine ve ilişkilerin petrol meselesi üzerinden de gerilmesine vurgu yaptı:

“İki taraf için de geçerli şeyler var. Arap Baharı ile birlikte Suriye krizi de buna dahil. Türkiye’nin izlediği dış politikada hiçbir tarafın bir kazanımı olmadı. Kimse kazanmadı bu çatışmadan. Bölgesel anlamda böyle. İran için de Suudi Arabistan için de geçerli, bölge ülkelerinin tamamı için geçerli. Bölgesel sorunların artık küresel güçler üzerinden çözüme kavuşturulmasının çok zor olduğunu gördü. Herkes, bu sorunları artık bölgesel işbirliği, istikrar, barış içerisinde ‘Ne olursa olsun bu bölgenin ülkeleriyiz, terörizm dışında kabullenmeliyiz’ diyorlar. BAE açısından Körfez ülkeleri içerisinde gerçekten çok önemli dengeler değişti. Suudi Arabistan artık BAE ile ilişkileri aynı değil. Yemen’de beraber hareket etmiş olsalar da 2019’un Temmuz ayından itibaren BAE, ‘Buradaki iç savaş bir işe yaramıyor, geri çekileceğim ve sadece jeopolitik çalışacağım’ dedi. Jeopolitik derken 'oradaki limanlara ve stratejik bölgeleri kontrol edeceğim, ben de kendi askerlerimi çekerek sadece benim için vekalet savaşı veren grupları destekleyeceğim' dedi. Suudi Arabistan, BAE’yi cezalandırmak için OPEC toplantısında 'günlük 400 bin petrol artıracağız, yükselince fiyatını düşüreceğiz' dedi. BAE’nin enerji bakanı, ilk defa böyle nitelendiriyor. Bu kadar işbirliği içerisinde olduğu Suudi Arabistan’a karşı ‘Suudi Arabistan bize zulmediyor’ dedi. Petrol fiyatları 100 dolara yaklaştı, her gün artmaya devam ediyor. Ukrayna krizi gibi pek çok sebepler olabilir. Bölgesel gelişmeler de var."

'Suudi Arabistan, artık partner olarak BAE’yi değil, Umman’ı görmeye başladı'

Semin, Körfez bölgesinde değişen dengelere atıf yaparken, Suudi Arabistan'ın artık BAE değil Umman'ı ortak görmeye başladığı görüşünde. Suudi ve BAE'nin yeni kuşak liderliğinin 2030 vizyonu için çalıştığın anımsatan Semin, liderlik rekabetine İsrail ile başlayan normalleşme sürecinin de eklenmesinin yarattığı yeni duruma dikkat çekti:

"Körfez ülkeleri içerisinde dengelerin değiştiğini söylememin nedeni şuydu; Suudi Arabistan, artık partner olarak BAE’yi değil aslında Umman’ı görmeye başladı. İki ülkenin 2030 vizyonu var, bunun için çalışıyorlar. Yeni nesil Körfez ülkelerinde nesil değişiyor. Özellikle Suudi Arabistan’da. Bu üçüncü nesil belki Türkiye’de olsa Z kuşağı denirdi, ama orada üçüncü nesil olarak görüldüğü için söylüyorum. Üçüncü nesil artık saraylarda, teknolojiden bihaber, dünyanın gerçekleriyle yüzleşmeyen bir nesil değil, hepsi Batı’da eğitim görmüş, Amerika’da büyükelçilik yapmış, en azından dünyayı okuyabiliyor, globalleşmenin Körfez ülkeleri için neler getireceğini çok iyi biliyor. Veliaht Prens Muhammed Bin Salman, 2030 vizyonunu bunun için ortaya attı. Bu kritiktir Körfez ülkeleri açısından. Yabancılara artık vatandaşlık vermeyi kolaylaştırdılar. Artık Suudi Arabistan’da yatırımcılar şirket merkezleri Dubai’ye değil Riyad’a getirmeliler. Kadın hakları biraz geliştirildi. Bu 2030 vizyonu içinde şu var: Petrol bizim için tek gelir olmayacak. Biz insan sermayesi üzerinden yürüyeceğiz. Silah, savunma sanayimizi artıracağız. Gerekirse Amerika bize silah veriyor. Çin ile balistik füze bile üretebiliriz diye 2017’den beri anlaşma da söz konusu."

'Artık Körfez ülkelerinde üçüncü nesil büyük bir rekabet içerisinde'

BAE'nin özellikle Yemen savaşına Suudi Arabistan saflarında girmesinde Müslüman Kardeşlerin etkili olduğunu belirten Semin, artık İsrail'le normalleşmenin de bulunduğu değişen ortamda Körfez'deki genç kuşak liderlikler arasında bir rekabetin başladığını vurguladı. Semin, BAE'nin Yemen üzerinden sorun yaşasa bile İran ve Türkiye üzerinden planladığı ticaret rotasına atıfta bulundu:

“BAE, Suudi Arabistan ya da diğer Körfez ülkeleri arasındaki dengeler değiştikçe şunu düşünüyor: Katar 3.5 yıl Körfez ülkelerinin ablukası altında kaldı. Türkiye Katar'ı destekledi. Şu anda BAE üç ülkeyle ilişki kurmaya çalışıyor. Hem Körfez ülkeleri hem Arap dünyasında bir liderlik rekabeti başlamış durumda. İsrail ile normalleşiyor. Türkiye ve İran ile ilişkilerini güçlendiriyor. Tam tersi bir tablo çıkıyor. BAE, artık şöyle yapmaya çalışıyor: 'Bölgesel anlamda Müslüman Kardeşler'e karşı Suudi Arabistan’la hareket ettim. Yemen savaşı o yüzden var, tamamen stratejik bir hamleydi'. Müslüman Kardeşler faktörü olmasaydı BAE o savaşın içinde ortak olmayacaktı, Suudi Arabistan ile koalisyon kurup Yemen’e müdahale etmeyecekti. Ama Müslüman Kardeşler’i tehdit gördüğü için, ‘Mısır, Suudi Arabistan ile koalisyon kurmak zorundayım' dedi. İsrail ile neyin peşinde BAE? Artık Körfez ülkelerinde üçüncü nesil büyük bir rekabet içerisinde. Katar Emiri de dahil, 'Kendi içimizdeki bu rekabeti nasıl bölgeselleştireceğiz' diyorlar. BAE, Türkiye ve İran. Bu üçü bölgesel anlamda ekonomik, ticaret ve stratejik ortaklığa doğru gidiyorlar. BAE’nin İsrail ile ilişkileri iyi olsa da... BAE’ye füze saldırısı düzenlediler ama o farklı bir boyut. Şu anda asıl mesele, BAE’nin ticari bir yol projesi var. Bu koridor projesi İran’a geliyor. İran üzerinden geliyor ve Mersin’e geliyor ve böyle ticareti bir aydan 6 ila 8 güne düşürmeye çalışıyor. Bu koridordan en çok Mısır rahatsız. Çünkü Süveyş Kanalı’nı zayıflatacak. Bu ilişkiler, Araplar arasında ticari rekabetin yansımalarıdır. Sadece bölgesel sorunlar diyerek kronik yorumlar olmasın. Aslında ekonomik bağlamı olan ticari rekabettir.”

‘Türkiye’nin de BAE’nin karşılıklı talepleri var, ilişkilerin kalıcı olması için daha farklı bir boyuta girmesi lazım’

Türkiye’nin sadece BAE ile değil Körfez sermayesiyle karşılıklı çıkarlarını olduğunu belirten Semin, BAE açısından da tasarladığı ticaret koridoru için Türkiye'ye ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Semin'e göre, ilişkilerin kalıcı biçimde düzelmesi için daha farklı bir boyuta girmesi gerekiyor:

“Türkiye açısından baktığımızda karşılıklı çıkarlar var. Türkiye açısından sadece BAE ile değil Körfez sermayesi çok önemli. BAE ile ilişkileri sadece ekonomik bağlamlı söylüyorum. Ama BAE için Türkiye’nin ticari bir kanal olduğunu vurgulamak istiyorum. Ticaret koridoru. İlişkiler normalleşemezse bu ticari proje gerçekleşemeyecek. 2030 vizyonu çerçevesinde Suudi Arabistan’da herhangi bir şirketin yatırım yapması halinde merkezi Riyad’a gelecek. Dubai’nin ister istemez Ortadoğu’daki ticaret merkezi olma özelliği zayıflıyor. BAE bunu şekilde telafi etmek istiyor. Türkiye ile ilişkiler çok kötüydü. Ciddi bir medya savaşı vardı. BAE’nin Türkiye’de de finans ettiği medya kanalları oldu, onlar bile Türkiye aleyhine çok ciddi anlamda şeyler paylaştı. BAE’nin 400 şirketi var Türkiye’de. Bütün bu krizlere rağmen bankacılık, turizm alanında ciddi anlamda yatırımları var. Türkiye’nin de 13 milyar dolar yatırımı var. ‘Şeytan her zaman detayda saklıdır’, biz eğer diplomasiyi okursak her zaman uluslararası ilişkiler açısından bakmamız gerekiyor."

'BAE'nin de talepleri var'

Semin, Erdoğan'ın BAE ziyareti vesilesiyle Yemen'le ilgili tavrı ve 'Körfez'in güvenliği bizim de güvenliğimizdir' söylemine dikkat çekerken, bunun İran'a mesaj olarak okunmaması gerektiği görüşünde. ABD'nin de Körfez'i 'güvenliği sağlama vaadiyle aldığını' kaydeden Semin, Ankara'nın için de 'fırsat bulunduğu' görüşünde. Semin, BAE'nin de Türkiye'den İhvan ve Filistin meselesinde taleplerinin bulunduğunu ekledi:

"Cumhurbaşkanı Erdoğan, BAE ziyaretinden sonra yaptığı açıklamada 'Körfez’in güvenliği bizim de güvenliğimizdir' diyor. Yemen olaylarına karşı da konuştu. Bazı sitelerde şöyle diyorlar; ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan oraya gitti, aynı zamanda İran’a da mesaj verdi, BAE’nin saldırılarını kınadı’ diye... Orada Türkiye’nin bir vizyonu var. Sadece BAE değil, ilk defa 'Körfez güvenliği benim de güvenliğim' diyor. Amerika da aynı şekilde Körfez’in gönlünü böyle kazanmıştı. Körfez’i almak zor ama bölgesel konjonktüre baktığımıza jeopolitik anlamda Türkiye en azından yakın görünüyor. Fakat bundan sonra Türkiye bütün Körfez ülkelerine 'yapma dediğinde yapmayacaklar' derseniz buna inanmam. İlişkiler devam etmek zorunda. Bu kadar BAE’den bahsettik ama onların da Türkiye’den talepleri var. Müslüman Kardeşler başta olmak üzere Filistin meselesi de var. ‘Filistin konusunda biz İsrail’e baskı yapamıyoruz, siz en azından diyalog kurduğunuzda gündeme getirin, beraber yapalım’ diyorlar. İki tarafın da karşılıklı talepleri, beklentileri var. Sürece dönemsel olarak bakılabilir, kalıcı olması için daha farklı bir boyuta girmesi lazım. Tam anlamıyla bölgesel güç olmanız gerekiyor.”

Yorum yaz