AKŞAM POSTASI

Cem Seymen: Türkiye’nin tarım ve gıda problemi bir milli güvenlik sorunudur

Ata Tohum Vakfı kurucusu Cem Seymen, “Türkiye’nin gıda güvenliği tehlikede, şu an bir milli güvenlik sorunuyla karşı karşıyayız” dedi.
Sitede oku
Tarım konusundaki haberleriyle tanınan ve Ata Tohum Vakfı kurucusu olan Cem Seymen, Türkiye’nin son dönemde çok tartışılan tarım politikasını, Radyo Sputnik’te Atilla Güner’le Akşam Postası’na yorumladı. Seymen, “Türkiye’nin gıda güvenliği tehlikede, şu an bir milli güvenlik sorunuyla karşı karşıyayız” dedi.
Cem Seymen’in açıklamalarından satırbaşları şöyle:

'Korkunç bir çöküş içindeyiz'

“Türkiye’nin gıda güvenliği tehlikede. Milli güvenlik sorunuyla karşı karşıyayız. Bu konuyu Türkiye görmek ve tartışmak zorunda. Çiftçiler çalışıyor ama sayıları günden güne azalarak. Üretirken borç batağına saplanan çiftçi Türkiye’nin namus sorunudur. Türkiye’nin yüksek teknoloji ihracatı yapan bir ülke olması için gıda sorununu çözdükten sonra ham maddede de bağımsız duruma gelmesi gerekiyor. Sanayide kullandığımız 100 liralık hammaddenin 75 lirasını ithal ediyoruz. Üretmek için ithal etmek zorundayız ki bu korkunç bir durum. Göbeğimize kadar dışa bağımlıyız. Tarımsal hammadde ithalatında bile korkunç bir çöküş içindeyiz.

'Aylarca bu konuyu konuşmalıyız'

Gıda üretiminde gerekli kadar planlama olmadığı için şu an gıda güvenliği sadece Türkiye’de değil dünyada da tehdit altında çünkü küresel iklim krizi var. Türkiye’deki kadar küresel iklim krizinden etkilenecek ülke sayısı o kadar az ki. Bizim sadece aylarca bu konuyu tartışmamız gerekiyor. Bugüne kadar Türkiye hep yanlış tarım politikalarını benimsemişti ve bu sadece 20 yılın problemi değil ondan önce hükümetlerin de temel problemiydi. İthalatçı tarım politikası belirlediğimiz için yeteri kadar çiftçimiz üretmedi. AK Parti 2006 yılında AB ile bir anlaşma imzaladı ve dedi ki ben çiftçi sayımızı azaltacağım, köy nüfusunu azaltacağım, köyleri insanlardan arındıracağım ve şehirlerde daha fazla insan tutacağım. Çünkü AB üyeliği bizim için önemliydi AB kriterleri de 80 milyonluk bir ülkenin bu kadar çiftçisinin olmasını istemiyordu. Portekiz’in, İspanya’nın, Fransa’nın, İtalya’nın hatta daha sonra üye olan Polonya’nın çiftçisinin zenginleştirilmesi AB’nin önceliğiydi. Türkiye toprakları çok verimli bir ülke, çiftçileri çok çalışkan bir ülke ama bu da AB’yi rahatsız etti çünkü kendi çiftçilerinin ürettikleri, Türkiye gibi büyük bir pazara onlar için çok daha mantıklıydı.

'En büyük hataları köyleri mahalle yapmak'

16 bin küsur köy mahalle statüsüne alındı. Türkiye’nin bu güne kadar yaptığı en büyük hatalardan bir tanesi. Türkiye, 'ben tarım ülkesi olmayacağım' kararını verdi. Tarım ülkesi olarak anılırsam 'ben sanayi ülkesi olamam, yüksek teknolojisi ihracatı yapan bir ülke olarak anılamam' kompleksine girdi. Hükümetin bakış açısı böyleydi. Ben Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olsam, Türkiye parlamenter sisteme geçse başbakan olsam bu siyaseti elimin tersiyle ilk olarak iterim. Türkiye’ye en büyük zararı veren köylerin mahalle statüsüne alınmasıydı. Bir gece torba yasaya konuldu 16 bin 956 köy, mahalle statüsüne alındı. Bu köyler mahalle statüsüne geçtikten sonra üretim yapamazlar. Orada ahır bile olmaz. Orada çiftlik kurulamaz. Eskiden köy olan sonradan mahalle olan yerde vatandaşlardan bir kişi tezek kokusu istemiyorum deyip başvurursa o çiftlik yasaklanır. Köylü de 'bana köylü diyorlar ben utanıyorum' dedi. Çarpıklık buradan başladı. Mahalle statüsüne alınmasıyla köylerdeki okullar da kapatılmakla karşı karşıya kaldı çünkü ‘buralar mahalle, gerek yok’ dendi. Türkiye’nin bugün geri gitmesinin, istediğimiz kadar verimli olamamasının ve çiftçilik mesleğini meslek haline getiremememizin, stratejik ürünlere yönelmemizin temel sebebi eğitime vurulan darbeydi. Çünkü mahalle statüsüne alınan köylerdeki köy okulları kapatıldı. En büyük zararı kız çocukları gördü. Çünkü aileler çocuklarını 40 km uzaklıktaki okullara göndermek istemediler. Çocuklar okula gitmeyince köylerdeki okullar da kapandı. Ailelerin düşüncesine göre de tek çare şehre taşınmaktı. Böylece çiftçilik bitmiş oldu. Gençler tarım alanına girmiyor. Her şeyin ithalat olduğu bir sektöre kim girer? Mazot, benzin, gübre, tohum ithal. Doların bu seviyelere geldiği bu günlerde çiftçi nasıl ithalata dayalı tarımda üretim yapıp da para kazanacak?

'Benim önerilerim...'

Benim önerim, çiftçilerin borçlarının acilen faizsiz bir şekilde ertelenmesi, gençlerin çiftçiliğe dönmesi için anadan babadan kalan toprakları belediyelerin emrine verip onun üstünde bir imar izni çıkmadan, betonlaşmaya açılmadan üretim yapmaya geçmelerinin önünün açılması gerekiyor. Üretim meselesi eğer çözülecek bir politikaya geçilirse hala çok geç kalmış sayılmayız ama tarıma uygun arazilerin envanterleri bir an önce çıkartılmalı ve iklim değişikliğinin ne kadar korkunç bir tehlike olarak yanı başımızda olduğunun bilinmesi gerekiyor. Toprağı olmayan köylüye üretim yapma garantisi verilerek toprak verilmeli ve üretime katılması sağlanmalı."
Yorum yaz