EKSEN

'ABD'nin Irak'tan çekilmesi kurumsal, kısa vadede olmasa da Suriye'den de çekilme ihtimali yüksek'

Yazar Emir Aşnas'a göre Afganistan çekilmesi Ortadoğu'da ABD karşıtı güçleri cesaretlendirdi. Irak'tan çekilmenin kurumsal ve takvime bağlı olduğunu belirten Aşnas, ABD'nin Suriye'de Rusya ile daha uyumlu tavrına dikkat çekti.
Sitede oku
ABD’nin en uzun savaşı olan Afganistan’dan geri çekilmesinin Ortadoğu’ya yankıları tartışılıyor. Biden yönetimi bir süredir 2014'de 'IŞİD tehdidi' gerekçesiyle geri döndüğü Irak’tan muharip güçlerini çekme kararı almışken, sınırın Suriye tarafındaki işgalin sona erdirilip erdirilmeyeceği ve ABD ile Rusya arasında bu ay başlarında gerçekleştirildiği belirtilen temasların anlamı merak konusu.
Suriyeli Kürtler, ABD'nin ülkenin kuzeyinde IŞİD gerekçeli sınırlı varlığını sona erdirme kaygıları taşırken, ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General McKenzie Suriye'nin kuzeyini ziyaret ederek Mazlum Abdi ile görüştü, ABD'nin Afganistan gibi Kürtleri terk etmeyeceği vaadinde bulundu. Savunma Bakanı Hulusi Akar'in ise bu haftaki demeçlerinde ABD'nin Ortadoğu'da işbirliği yapacağı ülkenin NATO'daki müttefiki Türkiye olduğunu söylemesi dikkat çekti.
ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin Ortadoğu'ya olası yansımaları ile Suriye ve Irak'ta hareketlenmeleri araştırmacı yazar Emir Aşnas ile konuştuk.

‘Irak'tan çekilme daha kurumsal ve takvimi var, Bağdat'ın ABD ile işbirliği de bitmeyecek'

Emir Aşnas'a göre, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin Ortadoğu'ya en azından psikolojik yansımaları olacağı kesin. Irak ve Suriye sahalarının birbirlerine bir ölçüde bağlı olmakla birlikte Irak'ın ABD için tarihsel açıdan farklılığına dikkat çeken Aşnas, ABD'nin Irak'tan çekilmesi meselesinin de daha kurumsal olduğunu ve ortada takvim bulunduğunu belirtti. Bağdat'ın çekilme sonrası ABD ile işbirliğini sürdürme arzusuna atıf yapan Aşnas, diğer yandan Irak'ta buna itiraz eden güçlere de işaret etti:
“Afganistan başka bir olay Ortadoğu başka bir olay. Tartışmasız Ortadoğu’nun göbeğine yansımaları olacağı kesin, en azından psikolojik olarak. Çekilmenin etkilerinin çok hızlı yayıldığını da görüyoruz. Özellikle Irak ve Suriye’yi konuşuyoruz. Bu ikisi birbirine bir ölçüde bağlı ama bir ölçüde de tarihsel olarak Amerikan varlığı açısından farklı özelliklere sahip. Ama şu an çok büyük ölçüde bu iki ülkede Amerikan varlığının kesiştiğini söyleyebiliriz. Irak’ta çekilmeye dair daha kurumsal bir takvim var. Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin geçen ay sonunda Moskova’yı ziyaretinde Russia Today’in Arapça televizyonuna açıklamalarda bulundu. Bir yıldır Amerika ile stratejik diyalog toplantılarını yürütmekte olduklarını, toplantılara başladıklarında Amerika’nın 5 bin 200 askeri unsurunun olduğunu, bunların yavaş yavaş gittiklerini halihazırda 2300 civarında olduğunu, onların da yıl sonuna kadar tamamının Irak’ı terk edeceğini söyledi. Yıl sonuna kadar da muhalif güç kalmayacak ama zaten bunlar zaten sembolik sayıda. 'Ama danışmanlık ve eğitim ve bilgi değişimi hizmeti almaya ve bu konuda Amerika ile işbirliği yapmaya devam edeceğiz' dedi açık bir şekilde. Bu bilgi değişimi, istihbarat demek. Bu Kazımi hükümetinin doğasından ve kendisini destekleyen güçlerden kaynaklanan bir şey. Ama Irak'ta buna razı gelmeyecek Irak’ta önemli güçler var. Doğrudan Haşdi Şabi içinde halk seferberlik güçleri var. Bunlar aslında hükümeti de temsil ediyorlar."

'ABD'nin Suriye’de giderek Rusya ile uyumlu davranmak zorunda kaldığını da görüyoruz'

Aşnas, sınırın Suriye ayağında ise Trump döneminden bu yana çekilmekten söz edilmesine rağmen Amerikan devleti içindeki farklara dikkat çekti. Irak'taki Haşdi güçleri ile Suriye ordusu ve paralel güçler arasındaki fiili ilişkiye atıf yapan Aşnas, Trump'ın Kasım Süleymani ile Haşdi komutanı Ebu Mühendis'i öldürmesinden sonra İran'ın da ABD'yi Batı Asya'dan çıkartma hedefinin altını çizdi. Afganistan çekilmesinin yarattığı ivmenin ABD karşıtı güçleri cesaretlendirdiğine dikkat çeken Aşnas, Rusya ile daha uyumlu davranmak durumunda kalan ABD'nin kısa vadede olmasa da Suriye'den de çekilme ihtimalini yüksek gördüğünü dile getirdi:
"Suriye konusu buna bağlı olmakla beraber daha farklı. Aslında Trump döneminde Amerika çekilmek de istedi, bunu deklare etti. 2018 Putin-Trump Helsinki zirvesinden böyle bir süreç başladı. Ama Trump’ın Amerikan devletinin kendi içinde büyük bir direnişle karşılaştığını anlıyoruz. Bu aslında daha sonra tersine döndü. Sanıyorum James Jeffrey idi. Başkanı asker sayısı konusunda aldattıklarını bile söylediler. Haşdi Şabi ile Suriye ordusu ve Suriye ordusuna paralel güçlerin Fırat’ın doğusunda hem resmi hem de fiili bir işbirliği yaptıkları da bir gerçek. Bugünkü Amerikan yönetimi bürokrat seviyesinde çok daha net açıklamalarda bulunuyor. Suriye’deki varlıklarını tamamıyla IŞİD’e endeksliyorlar, keza Irak’ta da öyle. Trump gibi 'petrolü koruyoruz' demiyorlar. Çok net olarak bunu söylüyorlar. Aslında asker sayısı da daha az. Bundan önemli olan asker sayısı değil ABD'nin tamamen çıkması. Buna şunu da eklemek lazım. 2020’nin ilk günlerinde Trump döneminde Amerika’nın vahşi bir şekilde Kasım Süleymani’yi ve Haşdi Şabi’nin başkan yardımcısı Ebu Mühendis'i öldürmesinden sonra İran’ın da kendine göre batı Asya’dan Amerika’yı çıkartma hedefi var. Bütün bunları topladığımızda şüphesiz Amerika üzerinde büyük bir baskı olacak. Afganistan’dan çekilmesinin de yarattığı bir ivme Amerika karşıtı bütün güçleri cesaretlendirecek. Amerika’nın da Suriye’de giderek bir anlamda Rusya ile uyumlu davranmak zorunda kaldığını da görüyoruz. Bunun da etkisiyle çekilmenin kısa vadede olmasa da gerçekleşme ihtimalini yüksek görüyorum.”

‘Çekilme Türkiye’nin elindeki temel kozlarının hem içeride hem dışarıda alınması demektir'

Aşnas'a göre gelişmeler Türkiye'yi zorlayıcı nitelikte. SDG'nin ABD ve Avrupa'da sempatiye sahip olduğunu, Türkiye'nin ise ABD'nin tarihi ve güçlü müttefiki konumunun bulunduğunu anımsatan Aşnas, olası bir Amerikan çekilmesinin Türkiye'nin çok da lehine olmayacağı açık. Çekilme durumunda Şam ile SDG'nin bir şekilde uzlaşma yoluna gideceği görüşündeki Aşnas, gelişmelerin Fırat'ın doğusunun ötesinde İdlib'e de yansıyacağını ve Ankara'nın kozlarını yitireceği değerlendirmesinde bulundu:
“Benim kanaatime göre bu Türkiye’yi zorlayıcı bir şey olur. Çünkü Biden yönetimi veya Brett McGurk, Joey Hood gibi bürokratlar olsun, tümü SDG veya PKK yanlısı tavırlarıyla bilinen kişiler. Özellikle McGurk öyle. Biden da çok sempatiyle yaklaşıyor. Şunu da teslim etmek gerek, yanında olursunuz, karşı olursunuz, SDG, ABD ve Avrupa’da büyük bir sempatiye sahip, ille de pozitif anlamda söylemiyorum. Ama o bölgenin halkları nezdinde de bir sempatisi var. Şu veya o biçimde yönetimlerin de etkilemesi mümkün. Türkiye, çok güçlü bir müttefik, ABD’nin tarihi bir müttefiki. Ama bu konuda Türkiye’nin zorlanacağını sanıyorum. Her halukarda bu çekilme gerçekleştiğinde şöyle bir etkisi var. Bunun Türkiye’nin aleyhine mi olacağı konusu gündeme gelecek. Türkiye’nin çok lehine olacağını sanmıyorum. Eğer Amerika çekilirse ve Suriye hükümetiyle SDG bir şekilde uzlaşma yoluna girecekler demektir. Bu Türkiye’nin elindeki temel kozlarının hem içeride hem dışarıda alınması demektir. Dolayısıyla bu gerek Fırat doğusu gerekse İdlib ve Türkiye’nin kontrolü altındaki bölgeler elinde bulundurulan güçler itibariyle karşıt gibi görünseler de birbirini besleyen öğeler ve güçler. Yani aslında biri öbürünün meşruiyetini sağlıyor, diğeri de karşıdakinin. Bu çerçevede Türkiye’nin özellikle Rusya karşısında kendi kamuoyunda veya herhangi bir mazeretinin ve gerekçesinin kalmaması açısından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak olumlu buluyorum ama Türkiye’nin yönetimi açısından çok olumlu bir gelişme olmayacağı açık şeklinde değerlendirmek lazım.”

‘Ankara sığınmacı sorununun yakıcılaşması üzerine Şam'la temasa çalışmış olabilir'

Ankara'nın Şam ile iletişim kurmaya çalıştığı iddialarını da değerlendiren Aşnas'a göre, bunun arkasında Türkiye içinde giderek yakıcılaşan sığınmacı sorunu ve Erdoğan yönetiminin halkın tepkilerini dizginleme görüntüsü vermek istemesi etkili olabilir. Ancak Şam'dan sert yanıt alınmasıyla Ankara'nın da karşıt hamlelere giriştiğini dile getiren Aşnas, bir nevi 'git-gel' durumu oluştuğunu söyledi:
“Gizli bilgilere sahip değiliz, açık kaynaklardan araştırıyoruz. Onun için bilemiyoruz. Ama kendi kanaatim şudur. Türkiye, mülteci sorununu seçimlerin de yaklaştığı bir dönemde yakıcı bir sorun haline de dönüşmesinin etkisiyle bu konuda kendi deyimimle ‘halkın gözünü boyayacak’ bir adım atmak istedi. Çünkü halkta çok ciddi olarak hangi siyasi eğilimde olursa olsun mülteciler konusunda doğru veya yanlış bir tepki var ve gönderilmesini istiyorlar. Bu konuda ana muhalefet de stratejisini son dönemde bunun üzerine inşa etmeye başladı. Bunun da etkisiyle en azından kamuoyunu rahatlatacak şekilde ‘Ben uğraşıyorum, Esad ile görüş mültecileri gönder diyorsunuz, bu konuda Suriye ile görüşüyorum’ demek için bir çaba sarf etti. Hiç olmazsa daha önce olduğu gibi iki ülkenin istihbaratlarının buluşmaya çalıştı. Çünkü Türkiye basınına çıkmadan önce Arap basınında çıktı ve Irak kaynaklarına dayandırıldı. Bir anlamda yorumum gerçekten Türkiye böyle bir şey yapmak istedi ama karşı taraftan çok net ve sert bir cevap aldığı yönünde. Kendisi de daha sert bir pozisyona girdi. 'Suriye Kurtuluş cephesini' oluşturdu, milli ordusunu kurdu. Onların meşru olduğunu söylemeye çalıştı. Böyle bir gitme-gelme oldu diye düşünüyorum."

'Dera sorunu bittikten sonra İdlib’e öncelik verileceğine dair çok fazla bilgi var. Ankara da mesajı almış görünüyor'

Aşnas, Putin-Esad görüşmesinde ise bir ölçüde ABD'ye olmak üzere Türkiye'ye açık mesajlar verildiğini söylerken, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve egemenliğini tam olarak sağlaması için Dera'nın ardından sıranın İdlib'e geleceğinin işaretlerinin verildiği değerlendirmesinde bulundu. Aşnas, Ankara'nın da mesajı aldığını ve kurtuluş cephesi ve milli ordu şemsiyesi altında örgütleri bir araya getirerek kendisine sadık yeni bir yapılanmaya girişdiğini söyledi:
"Bundan sonra Putin-Esad görüşmesini nereye koyarız? Bence Türkiye ve dünya açısından bazı önemli noktalar var. Uzun bir görüşme yaptılar. Kameralar önündeki görüşmeler dışında 90 dakika baş başa görüştüler. Ondan sonra 45 dakika Suriye Dışişleri ve Rus Savunma Bakanlarının katılımıyla kapalı toplantı yapıldığını biliyoruz. Ne görüşüldüğünü açıkçası biliyoruz kabaca. Kendileri de açıkladılar. Ama kameraların önünde söylediklerinin içinde Putin’in Türkiye’yi doğrudan hedef alan bir değerlendirmesi vardı. Çünkü onu vermek istediğini düşünüyorum. ‘Suriye’nin temel sorunu şu an BM onayı olmadan veya Suriye devletinin izni olmadan Suriye topraklarında yabancı askerlerin konuşlandırılmış olmasıdır’ dedi. Bu laf bir ölçüde Amerika’ya da. Ama şüphesiz isim vermeden doğrudan Türkiye’yi hedef aldı. Sızan bilgilerde tahminlerimizi doğrular mahiyette bizim açımızdan önemli olan şu. Dera’da şehrin etrafı tamamen bitirildi, kırsalında bazı köyler kaldı, onlarla da uzlaşmalar devam ediyor. Dera sorunu bittikten sonra İdlib’e öncelik verileceğine dair çok fazla bilgi var. Bence herhalde Türkiye açısından en önemli nokta o. Türkiye de bu mesajı aldı zaten. Amerika’ya çağrıda bulundu. İkincisi Suriye’de kurtuluş cephesi diye Suriye milli ordusu içindeki beş askeri örgütü bir araya getirdi, kendisine daha sadık yeni bir yapılanmaya gitmeye çalıştı. Türkiye de tedbirlerini almaya çalışıyor.”
Yorum yaz