EKSEN

'Washington ile Ankara mevcut çözülemez nitelikte sorunları paranteze alıp yeni işbirliği alanlarına bakalım diyorlar'

ABD'nin '2030 NATO konseptiyle' Türk-Rus ilişkilerini sabote etmeye çalıştığını belirten Güller 'S-400 uzmanları gönderildi' başlıklı tuhaf bir tartışmanın da çıkarıldığını söyledi. Güller'e göre, 14 Haziran sonrası ABD'ye taviz riski taşıyan bir döneme girilebilir.
Sitede oku
Türk dış politikasında dikkatlerin 14 Haziran'daki NATO zirvesi vesilesiyle Biden-Erdoğan görüşmesine çevrildiği bir dönemde, Türk-Amerikan ilişkilerindeki kritik başlıklar tartışılıyor. ABD'nin Suriye'nin kuzeyindeki SDG'ye desteği ve Ankara ile Washington arasındaki çözümsüz 'FETÖ' meselesinin yanı sıra Rusya'dan alınan S-400 savunma sistemleri tartışmaların odağında. Diplomatik trafik ABD'den Ankara'ya üst düzeyde ziyaretlerle hızlanmışken, özellikle S-400'ler konusunda yoğun pazarlıklara işaret eden değerlendirmeler öne çıkıyor. Erdoğan yönetimi S-400'lerin kullanımı konusunda şimdiye kadar ABD'ye taviz vermeyeceğini defalarca tekrarlamışken, son olarak Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun Atina ziyaretinde 'Rus uzmanların Türkiye'de kalmayacağı' yolundaki cümleleri ABD'ye işaret olarak yorumlandı.
GÖRÜŞ
Rus uzman: ABD S-400’lere değil, Türkiye’nin egemenliğine karşı

'Mevcut sorunlar tavizlerle çözülmez, paranteze alınıp yeni işbirliği alanlarına yoğunlaşılır'

Mehmet Ali Güller, 14 Haziran'daki Biden-Erdoğan görüşmesi öncesi diplomatik trafik ile yapılan hazırlıkları vurgularken, görüşme öncesinde mevcut çözülemez nitelikteki sorunların paranteze alınarak yeni işbirliği alanlarına yoğunlaşmanın beklenmesi gerektiği görüşünde. Türkiye ile ABD arasındaki sorunların karşılıklı tavizlerle sürdürülebilecek nitelikte olmadığını belirten Güller, Washington'ın Suriye'nin kuzeyinde yahut 'FETÖ' çerçevesinde Ankara'ya taviz vermesinin söz konusu olmadığını dile getirdi. Güller, ABD açısından en büyük sorunun ise Türkiye'nin Rusya ile ilişkileri ve S-400'ler olduğunun altını çizdi:
“Mart ayında Brüksel’de Blinken-Çavuşoğlu görüşmesini de ekleyerek soruya yanıt verelim. Bunların tamamı Biden-Erdoğan görüşmesinde 14 Haziran’ın ön hazırlıkları olarak dosyaların teker teker ele alındığı görüşmeler olarak önümüzde duruyor. Arada savunma bakanlarının yaptığı görüşmeler var. Yine Sullivan ile Kalın arasında yapılan görüşmeler var. Tamamen Türk-Amerikan ilişkilerinde oldukça ağır, sayısı çok olan sorunlara tek tek en azından hangisi görüşülebilir, hangisi kısa-orta-uzun vadede çözümü olan, hangisi çözümü olmayan, hangisi paranteze alınacak; bütün bunların olduğu görüşmeler. Bu görüşmelerin toplamından da Washington ile Ankara arasında benim anladığım şöyle bir konsensüs oluşmuş durumda. Mevcut çözülemez nitelikteki sorunları paranteze alarak yeni işbirliği alanlarına bakalım diyorlar. Hakikaten de çözülemez nitelikteki sorunlar bunlar. Bunlar karşılıklı olarak iki ülkenin birbirlerine tavizler vererek yolu sürdürebilecekleri konular değil. Örneğin Amerika’nın teröre desteği, bundan taviz olmaz. 40 bini 30 bin TIR’a düşürelim gibi bir taviz olmayacağına göre ya Amerika, PKK’ye destek vermekten vazgeçecek ya da bu bir sorun olmaya devam edecek. Ya Amerika FETÖ konusunda tutumunu değiştirecek ya da bu sorun olmaya devam edecek. S-400 konusu tek başına bir sorun değil. Ama Amerika-Türkiye ilişkilerinde Washington’un en sorunlu gördüğü alan, Türkiye-Rusya işbirliğinin bir sonucu olarak bir sorun gibi ortada duruyor. Bütün bunlara ilişkin hepsinin çözümünün çok mümkün olmadığı şartlar var. Dolayısıyla 14 Haziran’da masaya gelecek ana konunun bunların tek tek çözümü olmayacağı görülüyor. Oturup da Biden ve Erdoğan tek tek bu sorunları çözmeye çalışmayacak. Zaten yarım saatlik bir görüşme, yarısı çeviri olacak, geriye kalıyor 15 dakika. Onu da Biden ve Erdoğan’a böldüğünüzde 7.5 dakika. Bunun iki dakikası hoş geldin, hayırlı olsun olacak, kalan beş dakikada da kim ne sorunu anlatacak da hangi çözümü dayatmış olacak?”

‘Ankara NATO'daki konum üzerinden yeni sayfa açmaya odaklanırken, ABD tarafı 2030 NATO konsepti yaklaşımıyla bakıyor'

DÜNYA
Rusya: Türkiye, S-400 sistemleri hususunda ABD karşısında büyük bir dayanıklılık gösteriyor

Güller'e göre, mesele sorunların çözümü ise Biden-Erdoğan görüşmesi için beklentiye gerek yok. Güller, Erdoğan yönetiminin Türkiye'nin NATO içindeki önemine binaen yeni sayfa açmaya odaklandığını belirtirken, ABD'nin de yaklaşımının benzer olduğunu söyledi. Güller'e göre, en başta '2030 NATO konsepti' ile doğrudan Rusya ve Çin hedef alınmaktayken, Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini daha derinleştiremeyeceğinden hareket eden bir yaklaşım var:

“Mesele bu sorunların çözümü ise beklentiye hiç gerek yok. Ama AKP’nin beklediği şu. AKP diyor ki ‘Türkiye’nin NATO içindeki önemi, Türkiye-ABD hatta Türkiye-AB ilişkilerinin daha kötüye gidemeyeceğinin durduğu zemindir. Dolayısıyla NATO üyeliği üzerinden bu sorunlar varken bile yeni bir sayfa açabilirim'. O nedenle Erdoğan tarafından 'yeni bir dönemin habercisi' şeklinde açıklamalar yapılıyor. Aslında Washington’da da benzer bir yaklaşım var. Onlar da diyor ki, ‘Biz nasılsa yeni bir 2030 NATO konseptini kabul edeceğiz. Bunun mevcut konseptten farkı doğrudan Çin ve Rusya’yı hedef alması. Türkiye de NATO üyesi ve sorumlulukları olacak. Rusya’yı hedef alan bir NATO üyesi olarak Türkiye-Rusya ile işbirliğini daha fazla derinleştiremez. Tam tersine sınırlandırmak zorunda kalır. Ben de buradan yürüyerek Atlantik kampında tutmaya çalışayım' diyor. Biden’ın da Erdoğan’ın da mevcut sorunları bir kenara bırakarak yeni alanlarda işbirliğini sürdürme kararlığı var. Her iki liderin de buna kendi çıkarları açısından ihtiyaçları var. Biden’ın Transatlantik ilişkileri onarmak gibi temel bir meselesi olduğu için var. Erdoğan’ın da ekonominin bu kadar sıkıştığı şartlarda, iktidarını sürdürmeye ihtiyaç duyduğu şartlarda Amerika ile ilişkileri en azından kendisi açısından normalleştirmeye ihtiyaç var. Bu nedenle 14 Haziran iki ülke arasında önem kazanmış durumda.”

‘Washington, Türkiye-Rusya ilişkilerinin sıkıntıya sokulabileceği üç temel alan belirlenmiş durumda’

Washington, Türkiye-Rusya ilişkilerinin sıkıntıya sokulabileceği üç temel alan belirlendiğine işaret eden Güller, Kırım, Karadeniz’de Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO’ya dahil edilmesi, Suriye’de İdlib ve Libya konularının bunun zemini oluşturduğunu söyledi. Güller, bu üç meselenin ABD açısından Türk-Rus ilişkilerini sabote etmenin zemini haline geldiğini belirtti:
“Washington, Türkiye-Rusya ilişkilerinin sıkıntıya sokulabileceği üç temel alan belirlenmiş durumda. Bunlardan birincisi Ukrayna-Karadeniz hattı. Bu noktada Türkiye’nin özellikle Kırım konusunda ilhakı tanımama çizgisinde devam etmesi, Katar endişesi açıklamaları yapıyor olması, Ukrayna ile savunma işbirliği yapıyor olması, Karadeniz’de Gürcistan ve Ukrayna’nın da NATO’ya dahil edilmesini savunuyor olması. Böyle olduğu anda 6 Karadeniz ülkesinden 5’inin NATO üyesi olacağı ve haliyle de bir NATO gölüne dönüşeceği şeklinde bir durum var. Amerika açısından bu Türk-Rus ilişkilerini sabote etmenin en önemli zemini. Rusya ile ilişkileri sıkıntıya sokulacak ikinci saha olarak Suriye’yi görüyorlar. Çünkü İdlib merkezli meselenin hala çözülemediği bir durum var. Her ne kadar Suriye’de Türkiye ile Rusya arasında bir işbirliği varsa da aslında belli rekabet alanları da var. Washington, bunun zamanla ilişkileri olumsuz etkileyeceğini umuyor. Benzer tablo Libya’da da var. Ankara ve Moskova’nın Doğu ve Batı Libya’ya farklı pencerelerden bakıyor olmasının da Amerika kaşınacak sorun alanı olarak görüyor. Öncelikle burada temel mesele Karadeniz. Bu da önümüzde Kanal İstanbul, Montrö pek yönlü tartışmalarıyla önümüzde duran büyük bir sorun olarak görünüyor.”

‘S-400’lerin çalıştırılmaması hem taviz vermemek isteyen, hem de ABD’den kopmak istemeyen hükümetin bir manevrası’

Türkiye’nin bir Amerikan dayatmasıyla S-400’den tamamen vazgeçmesi mümkün görmeyen Güller, S-400’lerin çalıştırılmaması konusunun hem taviz vermemek isteyen hem de ABD’den kopmak istemeyen hükümetin bir manevrası olduğu değerlendirmesinde bulundu. Güller'e göre, bu konuda yoğun pazarlık yürütülürken pek çok manipülasyon da gerçekleştiriliyor:
“Her iki ülke açısından da sorun 'kendi sınırlarına' kadar dayanmış durumda. Türkiye’nin bir Amerikan dayatmasıyla S-400’den tamamen vazgeçmesi mümkün değil. Amerika açısından da ‘Yapacak bir şey yok, S-400’leri almışlar, bu konuyu kapatalım’ denebilecek bir durum yok. Her iki taraf da bir pazarlık yürütüyor. Bu pazarlıktan maksimum kazancı sağlanabilecek adımları atmaya devam etmeye çalışıyorlar. Burada gidip gelen pazarlık konuları olduğunu biliyoruz. Zaman zaman Hulusi Akar’ın 'Girit modeli' diye formüle ettiği, zaman zaman sadece tatbikatlarda açılarak kullanılması gibi formüllerin konuşulduğunu, bunun iki başkent arasında gidip geldiğini biliyoruz. 2020 Nisan’ında çalıştırılacaktı bu sistem. O tarihten bu tarihe çalıştırılmadı, gerekçe olarak salgın öne sürüldü. Bu doğru değildi. Bu aslında S-400 konusunda tam olarak geri adım atmayan ama Amerika’nın baskısı karşısında belli noktalarda taviz verme çizgisine girmiş bir AKP hükümetinin manevrasıydı. Bunu hala kısmen sürdürdüğünü görüyoruz. Burada Ankara ikinci S-400 paketini almamak bunun karşılığında Patriot almak mevcut S-400’ü de Amerika ve NATO’yu çok fazla rahatsız etmeyecek şekilde kullanmak gibi bir orta yol bulmaya çalışıyor fakat Amerika da diğer yandan bunu bir kez kabul ederse Türkiye düzleminde, sonrasında başka müttefiklerinin de aynı yola girebileceğini düşünerek -ki doğru düşünüyor- burada Türkiye’yi baskılamaya devam ediyor. Bu noktada pek çok manipülatif işlerin olduğunu da görüyoruz.”

'S-400 uzmanları gönderildi mi gönderilmedi mi diye tuhaf bir tartışma ortaya çıktı'

Son bir hafta içinde Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun Atina ziyareti sırasındaki sözlerine dayanılarak 'S-400 uzmanları Rusya'ya gönderildi mi, gönderilmedi mi' gibi ‘tuhaf’ bir tartışma ortaya çıktığını belirten Güller, bunun Biden-Erdoğan görüşmesi öncesi gündeme gelmesinin ABD’ye bir mesaj olarak algılandığını kaydetti. Rusya’dan yapılan düzeltme açıklamasına karşılık Ankara'nın suskun kaldığını anımsatan Güller'e göre bu Erdoğan yönetiminin oluşan algıdan 'memnun olduğu' anlamı taşıyabilir:
“S-400 uzmanları gönderildi mi, gönderilmedi gibi tuhaf bir tartışma ortaya çıktı. Çavuşoğlu, gazetecilerle toplantısında bir açıklama yaptı. Rus uzman kalmayacak dedi özetle. Bize yansıdığına göre. Tam da bu düzlemde 14 Haziran tartışması yapılırken bunun gündeme gelmesi, bazıları için de bunun Biden’a bir olumlu mesaj olduğu yorumlarına neden oldu. Nitekim Amerikan medyası Bloomberg tam da böyle değerlendirerek haber yaptı. Ama Biden’a sinyal olmanın ötesinde Rus uzmanların eve gönderileceğini söyledi. Esas şuna dikkat çekiyor. 14 Haziran olacak, onun için Ankara, Washington’a bir iyi niyet göstergesi yaparak Rusları gönderiyor demiş oluyor. Bu Türk basınına da oradan hareketle daha tuhaf geldi. Gönderecek denilen Bloomberg haberi burada 'gönderdi'ye döndü. Böyle olunca işe doğrudan Moskova da dahil oldu. Kremlin ve başka yetkililer açıklama yaptı. Zaten planlanan takvim içerisinde Rus uzmanların döndüğünü, öyle bir gönderme, kovma gibi ifadelerin doğru olmadığını söylediler. Ankara’nın herhangi bir tepkisi olmadı. 'Çavuşoğlu’nun açıklaması çarpıtıldı, böyle bir şey söylemedi' gibi herhangi bir açıklama yapılmadı. Görülüyor ki bu durumda Ankara da bu açıklamadan bunun bir sinyal gibi algılanmasından memnun. 14 Haziran zirvesine gidiş açısından... Dolayısıyla bir S-400 uzmanları krizi yaşıyor durumdayız. Görünen o ki S-400 konusunda bir pazarlık süreci olarak hala sürüyor.”

‘Türkiye-Rusya ilişkileri kritik önemde ancak ABD’ye taviz verilme riskinin olduğu bir döneme giriyoruz’

DÜNYA
Rus vekil: Türkiye, ABD’yi memnun etmek için S-400 konusunda tavize gitmez
ABD'ye S-400'ler konusunda sunulan non-paper’da ne olduğunun da bilinmediğini anımsatan Güller, hükümete yakın köşe yazarlarının d bunun siyasi bir teklif olduğunu yazdıklarını vurguladı. 14 Haziran’a kadar S-400 konusunda sinyal verme hedefli açıklamaların devam etmesini Güller, bunların Türkiye-Rusya ilişkilerini sabote etmek için yapıldığının altını çizdi. 14 Haziran sonrası ABD'ye taviz verme potansiyeli taşıyan bir sürece girildiği görüşündeki Güller'e göre, Türkiye-Rusya ilişkileri hükümetin iktidarını sürdürebilmek adına ABD’ye taviz verebileceği bir meseleye kurban edilemeyecek kadar kritik önem taşıyor:
“CNN Türk’te yapılan röportajda Wendy Sherman’ın 'yaptırımların kalkması için biz de bir alternatif sunduk' gibi laflar da var. Çavuşoğlu’nun Blinken’a sunduğu non-paper’ın yanıtı olarak görülüyor bu alternatif. Bu bir Patriot teklifini de içeren bir alternatif mi, şu anda bilmiyoruz. Atina’da kahvaltılarda Dışişleri Bakanı basınla konuşuyor ama Türkiye’de bu meseleler bu açıklıkta henüz konuşulmadığı için ayrıntılara vakıf değiliz. Non-paper’da ne olduğunu da bilmiyoruz. AKP’ye yakın köşe yazarlarının değerlendirmesine bakılırsa, non-paper geçmişteki Amerika’ya yapılan teknik tekliflerden farklı olarak bu kez siyasi bir teklif. Siyasi boyutu nedir henüz bilmiyoruz. Görünen o ki 14 Haziran’a kadar S-400 konusunda sinyal verme hedefi çeşitli açıklamalar gidip gelmeye devam edecek. Son tahlilde Türk-Rus ilişkilerini sabote etmeye yönelik pek çok girişim yaşadık, Karadeniz ve İdlib’de de. Türkiye-Rusya ilişkileri çok önemli. Bir taktik düzlem konusu değil stratejik düzlem konusu. Karadeniz’den Kafkaslara Doğu Akdeniz’den Ortadoğu’ya pek çok alanda Ankara ile Moskova’nın işbirliği kritik önemde. Burada Ankara’nın bir AKP iktidarını sürdürebilmek adına ABD’ye taviz verebileceği bir meseleye kurban edilemeyecek kritik önemde bir ilişki bu. Çünkü ABD’ye bir taviz verme ihtimali görülüyor. Ankara’nın böyle bir yaklaşımının olduğu görülüyor. Çünkü ekonomik olarak sıkışmış bir iktidar. Burada sadece S-400 konusunda değil başka alanlarda da çeşitli tavizlerin verilebileceği söyleniyor. Bugün de AKP’nin dış ilişkiler komisyonu başkanı bir açıklama yaptı. 'Rusya ile ilişkimiz kesinlikle NATO ve ABD’ye alternatif değildir. O kendi düzleminde ayrı bir ilişkidir, sorunlar da içeren bir ilişkidir' diye yine Amerika’ya mesaj niteliği taşıyan bir açıklama yaptı. Dolayısıyla 14 Haziran ve sonrası için Amerika’ya taviz verme riskinin olduğu bir döneme giriyoruz. Burada asıl üzerinde durulması gereken Türkiye-Rusya ilişkilerinin kritik öneminin olduğu ve bu ilişkilerin böylesi bir tavize kurban edilemeyecek değerde olduğu gerçeği.”
Yorum yaz