DÜNYA

Kılıçdaroğlu, Diyanet İşleri Başkanı Erbaş'ı eleştirdi: Atatürk olmasa camilerde ezan okunmazdı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın Ayasofya'da okuduğu cuma hutbesine bazı eleştiriler yöneltti. Hutbenin 'lanet' kısmına tepki gösteren Kılıçdaroğlu, "Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları olmasaydı bugün o camilerin hiçbirisinde beş vakit ezan okunmazdı" dedi.
Sitede oku

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında konuştu. Sözlerine CHP'li belediye başkanlarına teşekkür ederek başlayan Kılıçdaroğlu, "Pandemi sürecinde bütün engelleri aşan belediye başkanı arkadaşlarıma bir tarih yazdıkları için teşekkür ettim. Milletvekili arkadaşlarım günün 24 saati sürekli çalıştılar. Niye çalıştık? Halkımız için. 'Ayrıştıran iktidara karşı Türkiye’yi birlikte birleştirelim' dedik. Bütün arkadaşlarıma yürekten teşekkür ederim. Milletvekili arkadaşlarımın yasa teklifleri sırasında tutanaklara geçen konuşmaları gerçekten tarihe geçecek konuşmalardır. Bütün arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.

Pek çok evde tencerelerin yeteri kadar kaynamadığını, ciddi sorunlar olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, "Ancak bunlar geçici çünkü biz bu sorunları nasıl ve kimlerle çözeceğimizi topluma umut vererek anlatmaya çalıştık ve anlattık. Kimse umutsuzluğa kapılmasın. Önümüzdeki süreç parlak bir süreç. Yeter ki sandığı koysunlar. Koyarlar mı? Bilmiyorum. Bir kişi karar verecek. Cesareti varsa sandığı koyar ve herkes boyunun ölçüsünü alır" değerlendirmesini yaptı.

"Zaman zaman grup toplantılarında annelerden söz ederiz. 800 haftadır bir grup anne evlatlarını arıyor. Nerede kayboldu onların evlatları? Asıl soru bu" diyen Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

  • "Güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındılar, tutuklandılar. Bir süre sonra hiç kimse bunlardan haber alamadı. Anneler o yetiştirdikleri çocuklarına ne olduğunu araştırın diyorlar. 800. haftada bir karanfil bırakmak istediler. 'Evlatlarımızın öldüğünü, katledildiğini biliyoruz ama mezarı nerede? Gidip başında bir Fatiha okuyayım' diyorlar. Bunu bile çok gördüler. Bir karanfil bırakıp 'evladım nerede?' diyen annenin sesini duymayanlara ben insan demem.
  • Bu anne birisini mi dövdü, birisine mi kızdı mı, hayır. Hiç birisine bir şey yapmadı. 'Evladım nerede?'diyor. Dönemin başbakanı Erdoğan bunları davet etti, gayet güzel, etmeliydi, etti, onları dinledi. Hani faili meçhuller olmayacaktı. Faili meçhullerin üzerine gitmek gerekiyordu. Bir insanın hayatı bu kadar ucuz olamaz. Berfu Ana... Oğlunun mezarının nerede olduğunu bilmeden Berfu Ana hayatını kaybetti. Berfu analara ne diyeceğiz? Bu olayı bir siyasi gözlükle analiz etmek kadar yanlış bir şey yoktur. Eğer insana saygı duyuyorsak, devletin itibarını korumak istiyorsak, devlet her vatandaşına eşit yaklaşır diyorsak cumartesi annelerinin sesini dinlemek zorundayız.
  • Bazen 'Cumartesi annelerini söyledin, Diyarbakır'da da anneler var...' diyorlar. O anneler de mübarek annelerdir. Onların da evlatları var ama o evlatların terör örgütlerine gitmesini kim sağladı, o ortamı kim sağladı, sorumlu kim? Anneler arasında hiçbir ayırım yapmıyoruz. Devleti yönetenlerin annelerin sesini dinlememesi kadar acı bir şey yoktur. Devleti yönetenlerin oturup bir daha düşünmeleri lazım. Gitsinler o anneler Galatasaray meydanında otursunlar. Bir ayıbı dünya görmesin diye izin vermiyorlar. Bir karanfil bırakmak engelleniyorsa, o ülkede demokrasinin olmadığını, hak aramanın olmadığını, hak arayanların coplandığını bütün dünya görüyor. Bizi üzen bu tablo."

'Biz demokratik yollardan bir dikta, baskı yönetimini sonlandıracağız'

Kılıçdaroğlu, Osman Kavala'nın hapiste olduğunu anımsatarak, beraat ettiği halde suç uydurularak yeniden tutuklandığını söyledi. Bunların devlete yakışmadığını savunan Kılıçdaroğlu, "Beraat etmişse, beraat etmiştir. Aynı dosyadan yeni bir suç uyduruyorsanız, siz Osman Kavala'dan intikam alıyorsunuz. Yargı değil artık olay bir intikama dönüşmüştür. Tıpkı Selahattin Bey gibi. O da her seferinde beraat ediyor, her seferinde yeni bir dosyadan yeniden tutuklanıyor. Sanıyorlar ki bunlar 'Biz ettik siz etmeyin.' diyecekler. Niye desinler? Bunlar suçlu değil ki" diye konuştu.

Kemal Kılıçdaroğlu, bazı gazetecilerin de doğruları yazıp söyledikleri için tutuklandıklarını öne sürerek, "Ne yaparlarsa yapsınlar, kalemini satmayan hiçbir gazeteci zorun karşısında diz çökmez. O nedenle CHP Grubu'ndan, haksız yere içeride yatan her arkadaşa selamlarımızı saygılarımızı gönderiyoruz" ifadesini kullandı.

Partisinin 37. Kurultayı'nın gerçekleştirildiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, belli çevrelerin bu konuda eleştirilerde bulunduklarını ancak bugüne kadarki en düzenli kurultayı gerçekleştirdiklerini belirtti. Kılıçdaroğlu, CHP'nin 37. Kurultayında emeği geçenlere teşekkür etti.

Kurultay'ın ana temasının, 'İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi' olduğunu hatırlatan Kılıçdaroğlu, Cumhuriyetin 200. yılına giden süreçte ülke için yapılması ve vadedilmesi gerekenlere ilişkin öneriler getirdiklerini anlattı.

Bu önerilerin, toplumun yüzde 90'ı tarafından 'doğrudur' denilebilecek nitelikte olması gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, işsizliğin ve yoksulluğun yenilmesi; adaletsizliğin, liyakatsizliğin, kayırmacılık ve torpilin ortadan kaldırılması gerektiğini dile getirdi.

Kılıçdaroğlu, "Bunları dostlarımızla yapacağız. 'Dostlarımızla' deyince, 'havuz medyası'nda ve o cenahta bir titreme meydana geldi. Vay efendim, 'Kim dostlarınız?' Kim olacak dostlarımız? Bizim ortaya koyduğumuz 13 maddeye 'evet' diyen herkes bizim dostumuzdur" ifadelerini kullandı.

Sorunların taraflarıyla bir araya geleceklerini anlatan Kılıçdaroğlu, işsizler, kuryeler, emekliler, apartman görevlileriyle görüşerek sorunlarını dinleyeceklerini söyledi.

Bu bağlamda taşeron işçi statüsünde çalışan 50 bini aşkın insanla ve şoförlerle bir araya geleceklerini bildiren Kılıçdaroğlu, "Biz demokratik yollardan bir dikta, baskı yönetimini sonlandıracağız. Herkesin bundan emin olmasını istiyorum. İşin özü budur" şeklinde konuştu.

'Gerçek anlamda milli irade olacak'

Kemal Kılıçdaroğlu, 'İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi' kapsamında ilk olarak yeni bir anayasa yapacaklarını belirterek, bugüne kadar yapılan bütün anayasaların, vesayet altında yapıldığına dikkati çekti.

Toplumu temsil eden bütün kesimlerin bir araya gelerek ortak bir anayasa yapamadığının altını çizen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

  • "En son anayasa değişikliği olağanüstü koşullarda yapıldı. Valilerin, kaymakamların, daha doğrusu kamunun bütün elemanlarının çalışmasıyla yapıldı, baskı döneminde yapıldı. Baskı döneminde olmayacak, herkesin görüşü alınacak. Anayasa kitapçığını eline alan her vatandaş, siyasi görüşü, kimliği inancı ne olursa olsun, anayasa kitapçığını eline aldığında 'Bu benim anayasamdır.' diyecek." 

Demokratik yeni anayasanın özünde, demokratik parlamenter sistemin olacağını vurgulayan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

'Parlamento ve yargı sarayın vesayeti altında'

CHP lideri Kılıçdaroğlu, bu kapsamda, TBMM'de gece yarısı kabul edilen kanunların da olmayacağını söyledi. Parlamenter sistemin milletin çıkarlarını savunduğunu, milletin çıkarlarını gerektiren konuların Meclis'te tartışılması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, Meclis'te meslek gruplarına ilişkin kanun tekliflerinin görüşmelerinde, konunun uzmanlarının dinleneceğini ifade etti.

Kanunların sivil toplum örgütlerinin, uzmanların ortak görüşleriyle çıkarılacağını vurgulayan Kılıçdaroğlu, bu şekilde gerçek anlamda parlamenter sistemi güçlendireceklerini dile getirdi.

Kılıçdaroğlu, öte yandan adaletin güven vermesi gerektiğine işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:

  • "Bugünkü parlamento ve yargı sarayın vesayeti altındadır. Türkiye Tarım Kredileri Kooperatifleri Merkez Birliği var, başında da eski bir AK Parti'li milletvekili var. Birkaç yerden aylık alıyor. Milyonlarca işsiz var, milyonlarca kişi ayda 300-500 lirayla geçinmeye çalışıyor, bu beyefendilere milletvekili maaşı yetmiyor, birkaç maaşı birden alıyorlar. Onu da özellikle çocuğu işsiz olan bütün AK Parti'lilerin vicdanına havale ediyorum. 
  • Toplam 84 haber yayınlanıyor tarımla ve bununla ilgili. Bir sürü sorun var. 7 Temmuz'da bunlar mahkemeye başvuruyorlar, aynı gün, bu nasıl bir mahkemeyse, bütün haberleri izliyor ve erişim yasağı getiriyor. Daha garip olanıysa, erişim yasağı getirilen haberlerden birisi de, Saadet Partili Milletvekili Sayın Abdülkadir Karaduman'ın bir soru önergesini haberleştirmiş, ona da erişim yasağı getirmişler. Bunu yapan Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliği'nde hakim. Siz bu kişiye 'hakim' der misiniz? Talimatı saraydan alıyor. Erişim yasağı, neden utanıyorsunuz? Haksız bir şey varsa açarsın tazminat davasını. Haber okunmasın istiyorlar."

Gerçek anlamda adaletin, ancak yargı üzerindeki vesayetin kaldırılmasıyla mümkün olabileceğine işaret eden CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, demokratik parlamenter sistemin temel kurallarından birisinin de hükümetin Meclis'e gelerek güvenoyu alması ve hesap vermesi olduğunun altını çizdi.

'Kürt sorununu demokratik standartlar içerisinde çözeceğime söz veriyorum'

Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye'de toplumsal barışın sağlanacağını da belirterek, 40 yıldır 'Kürt sorunu'nun tartışıldığını söyledi.

Bu sorunun 40 yıldır çözülememesinin nedenini soran Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

  • "40 yıldır bu sorunu çözmeyen siyasi otoritedir. 40 yıldır on binlerce kişi hayatını kaybetti ve siyasi otorite bu sorunu çözmedi. Şimdi Batı'nın egemen güçleri bu sorunu Türkiye'nin aleyhine bir manivela olarak kullanıyorlar. Sorumlusu, bugüne kadar iktidar olup bu sorunu çözmeyenlerdir. Ben, CHP Genel Başkanı olarak bu sorunu, demokratik standartlar içerisinde, Türkiye'nin bağımsızlığı içerisinde çözeceğime söz veriyorum."

İnsanın, en değerli varlık ve her insanın hayatının değerli olduğuna işaret eden Kemal Kılıçdaroğlu, "Bayrağımız, vatanımız, birliğimiz, bağımsızlığımız, 'evet', bu çerçevede çözeceğiz" dedi.

'Neden siyasi parti liderleri yer altı dünyası elemanlarıyla hapishanelerde görüşüyor?'

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Türkiye'de devlet politikasının, kadın-erkek fırsat eşitliği üzerine inşa edilmediğini, devletin, kadına yönelik şiddet sorununu çözmesi ve bu politikayı inşa etmesi gerektiğini dile getirdi.

Öte yandan tüm terör örgütleriyle ve yer altı terör örgütleriyle mücadele edeceklerini belirten Kılıçdaroğlu, "Herkes 'terör örgütleriyle' der ama yer altı mafyasıyla mücadeleyi pek ağızlarına getirmezler. Neden siyasi parti liderleri yer altı dünyasının elemanlarıyla gidip hapishanelerde görüşüyorlar? Rüşvet aldıkları, adam öldürdükleri, tehdit ettikleri için mi? Biz bu memlekete barışı ve huzuru getireceğiz. Her vatandaş huzur içinde yaşayacak, tercihini istediği gibi kullanır" şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğlu, Türkiye'de liyakat sisteminin kurulması gerektiğine dikkati çekerek, AK Parti'ye oy veren vatandaşları vicdan sorgulaması yapmaya çağırdı. İşi ehline vermenin, insanlık, vicdan ve yönetim meselesi olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, işin ehline verilmemesi halinde kul hakkı yenilmesine fırsat oluşturulduğunu belirtti.

Kemal Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

  • "İşi ehline vermezsen yolsuzluğa, haksızlığa çanak tutuyorsun demektir. İşi ehline vermek, liyakat sistemini devlet politikası haline getirmek demektir. Bir kişinin liyakatli olması, sonradan olmuyor. Önce eğitim, tecrübe, bilgi olması lazım. Belli bir süre geçmesi lazım. Tıp fakültesinden mezun olanı hemen kalp damar cerrahı olarak tayin etmiyor, baypas ameliyatı yap demiyorlar. Siz işi ehline teslim etmezseniz nereye gidecek bu iş? İşi ehline teslim etmek aynı zamanda ehil insanın devleti yönetirken tarafsız olmasını sağlamak demektir. Liyakat sahibi kişi, kin ve öfke tutmaz; vatandaşlarına eşit davranır, sorunu yasalar çerçevesinde çözmeye çalışır. Oturduğu makamın vatandaşa işkence etme ya da sorunlarını görmezden gelme makamı olarak kullanamaz, o makamın bir sorumluluğu vardır."

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş'a eleştiri: O koltuğa layık değilsiniz

CHP lideri Kılıçdaroğlu, ülkenin en büyük ortak değerlerinin başında Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyeti kuranların geldiğine işaret etti.

Bu ülkenin bağımsızlığı için mücadele eden, hayatını ortaya koyan yüzbinlerce şehit ve gazinin bulunduğunu anımsatan Kılıçdaroğlu, bu mücadelenin bayraktarlığını yapan kişinin Mustafa Kemal Atatürk olduğunu; liyakat, erdem, bilgi sahibi her kişinin bunu bildiğini söyledi.

İstanbul'un işgaline en büyük desteği, dönemin sarayının verdiğini anlatan Kılıçdaroğlu, bu dönemde Mustafa Kemal Atatürk için şeyhülislam tarafından idam fermanı çıkarıldığını hatırlattı.

Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

  • "Rifat Börekçi, Diyanet İşleri Başkanı'ydı, Ankara'daydı, Milli Kurtuluş Savaşı'nın kahramanlarından birisidir. O da tam aksine fetva verdi. 'Düşmanla mücadele etmek, bizim görevimizdir' dedi. Tarihi bilmeden, kin ve öfkeyle belli koltuklara oturursanız, kendi tarihinize reddedip, yabancıların size dayattığı tarihi gerçek tarih gibi öğrenir ve bunu bulunduğunuz koltukta ifade ederseniz, siz liyakatli, erdemli bir kişi değilsiniz ve o koltuğa layık değilsiniz. Öyle bir konuşma yapacaksınız ki haddinizi aştığınızı sonra bileceksiniz, geri almak için sonra çaba harcayacaksınız. Bu ne demektir? O koltuğun hakkını veremiyorsun; liyakatli, bilgili, erdemli, dürüst değilsin demektir."

'Elinden tutan, ağzını kapatan mı vardı?'

Kılıçdaroğlu, Atatürk'ün 13 Ağustos 1923 tarihli TBMM açılış konuşmasında "Her gün Ayasofya'ya haç asıp gözdağı vermeleriyle hassas duygularımız incindi." sözlerini sarf ettiğini aktararak, "Bu beylerin haberi var mı bundan? Onlar, bu duygularını ifade eden Mustafa Kemal Atatürk'ün idamına karar veriyorlardı. 'Neden düşmanla mücadele ediyorsun?' diye. O kişi bilmeli, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları olmasaydı, bugün o camilerin hiçbirisinde 5 vakit ezan okunmazdı" değerlendirmesinde bulundu.

Liyakat için adaletli olunması ve oturulan koltuğun tarihinin bilinmesi gerektiğine dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "İnsan üzülüyor. Tarih, gerçekleri bilmeyen, yalan yanlış rivayetlerle profesör unvanı alıp belli koltuklara gelen kişilerin Türkiye'ye ihanet ettiklerini hepimiz bilmeliyiz" dedi.

Cumhuriyetin kuruluşundan önce Atatürk'ün bir konuşmasında "Onarımı yapılan 126 cami ve mescit, 31 medrese ve okul, 22 su yolu ve çeşme, 175 akar, 26 hamam vardır." şeklindeki sözleri kullandığını aktaran Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

  • "Bir kişiye, hele bir din insanına asla yakışmayacak, sevgi, hoşgörü, birlik beraberlik, huzur içinde yaşamak varken 'lanet' sözcüğü kullanılır mı? Lanet sözcüğünü belki Erdoğan için kullanmış olabilir, onu da söylesin. Ona rağmen bu sözcüğü bir din adamının kullanması asla doğru değildir. 'Ölenlerin arkasından dua okunur.' Okusaydın o zaman, elinden tutan, ağzını kapatan mı vardı? Bunlar liyakatin, tarihin, gerçeğin de ne olduğunu bilmiyorlar. O koltuğun kendisine paye vereceğini sanıyorlar. Sadece siz o koltuğu kirletiyorsunuz, o koltuk sana paye vermez. İnsanlara güzel söz söyleyiniz der Kitabımız. Bunu söyleyecek olanlar da din adamlarıdır. Tehdit, şantaj, lanetleme... Bunlar doğru değildir."

'Türkiye'de Seçim Kanunu da demokratik olacak'

Kılıçdaroğlu, devlette liyakat sisteminin olması gerektiğini belirterek, "Liyakat sistemi olduğu zaman bu tür adamlar, devletin kademelerinde yer almazlar. Liyakat sistemi dediğimiz zaman, bilgili, birikimli, namuslu, düzgün, kul hakkı yemeyen, intikam alma duygusuyla devletin koltuğuna oturmayan, devletin vatandaşa hizmet etmesi amacıyla o koltuğa oturması gereken insanlar gelir" diyen Kılıçdaroğlu, "Liyakat sistemi olduğu zaman, güreşçiden banka yönetim kurulu üyesi olmaz. Güreşçi tamam kazanmıştır. Başımızın üstünde yeri vardır. Uluslararası madalya almıştır. Eyvallah hep beraber alkışlarız. Parası azsa daha fazla para verelim ama bir bankanın yönetim kurulunda ne işi vardır? Rüşvet alan birinin büyükelçilikte ne işi vardır? Akademik hırsızlık yapan bir adamın rektörlükte ne işi vardır? Hırsızdan rektör mü olur? Hırsızdan büyükelçi mi olur?" ifadesini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu, seçim yasasını değiştireceklerini belirterek, "Vatandaşlarımız milletvekili mi seçiyorlar yoksa önlerine konulan bir listenin altına mühür mü basıyorlar?" diye sordu. 

Hiçbir vatandaşın kendi milletvekilini seçmediğini savunan Kılıçdaroğlu, "Milleti kandırıyorlar. Kimler yaptı bunu? 12 Eylül darbecileri yaptı. 'Darbeye karşıyız' diyorlar. Onlar da diyorlar. Darbecinin getirdiği kanunu niye uyguluyorsun? Değiştirelim. Milletin vekilini, millet seçsin. Bunu yapacağım, söz veriyorum milletime" değerlendirmesini yaptı.

Seçim barajını kaldıracaklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, "Koyarsın makul bir seçim barajı, üçtür, beştir koyarsınız. Yüzde 10 seçim barajı niçin, birileri sürekli iktidarda olsun diye. Kim getirdi bunu? Bunu da darbeciler getirdi. Bunu da kaldıracağız." diye konuştu. 

Kadınların siyasette yer almak istediğini aktaran Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

Kemal Kılıçdaroğlu, "Eğer bir siyasi iktidar seçim kanunlarıyla oynayarak, kendimi nasıl daha uzun siyasette ya iktidarda tutabilirim arayışına girmişse, onun bu memlekete faydası yoktur ve o artık demokrasiye zarar verir" değerlendirmesinde bulundu. 

İsmet İnönü'nün 15 Haziran 1962'de CHP Ortak Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmasındaki, "Demokratik rejimin gayet basit bir tılsımı vardır: İktidarı bırakabilmek. İktidarda bulunanlar bunu yapabildikleri takdirde rejim yaşar ve soysuzlaşmaz" ifadelerini okuyan Kılıçdaroğlu, "Doğru mu, yüzde yüz doğru. Ama nasıl kalırım arayışına girip sürekli olarak yasaları değiştirirseniz, rejimi soysuzlaştırırsınız. Kim düzeltecek? Dostlarımızla beraber biz düzelteceğiz. Türkiye'de Seçim Kanunu da demokratik olacak" dedi.

Siyasi Ahlak Yasası'nı çıkaracaklarını açıklayan Kılıçdaroğlu, "Bütün vatandaşlarıma sormak isterim; Sen, TBMM'de temiz insanların milletvekili olmasını istiyor musun, istemiyor musun? Para ile iş takibi yapan milletvekili istiyor musun, istemiyor musun? Para ile ihale peşinde koşan milletvekili istiyor musun, istemiyor musun? Açıkça 'Ben TBMM Genel Kurulu'ndayım' deyip, Genel Kurul'da olmayıp yurt dışında olan, böyle sahtekarlık yapan milletvekili istiyor musun, istemiyor musun? İstemiyorsan yönün ve adresin belli. Biz, siyasi ahlak yasasını çıkararak meclisin itibarını yükselteceğiz" diye konuştu. 

'Kayyum uygulaması denen ucube işe de son vereceğiz'

Doğayı korumak istediklerini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Bu ekosistemin korunması için anayasal düzenlemeyi getireceğiz. Bunu da ilk kez CHP olarak biz seslendiriyoruz. Henüz doğmamış olan çocuğun hakkını da savunacağız" dedi. 

Güçlü bir sosyal devlet olarak Aile Destekleri Sigortası Kurumunu kuracaklarını açıklayan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

"1 milyon 701 bin kişi zorunlu ücretsiz izne çıkarıldı. 'Günde 39 liraya geçineceksin' diyor. Arkadaşlarıma sordum; Bunların sosyal güvenlik primleri yatacak mı? Hayır yatmayacak. 1 milyon 701 bin kişinin çocuğu hastalandığında veya kendisi hastalandı, para vermeden tedavi olamayacak. Güçlü bir sosyal devlet kurmak bizim görevimizdir.

Kılıçdaroğlu, belediyeleri yeniden ayağa kaldıracaklarını belirterek, "Belediye gelirlerini artıracağız. Merkezle yerel arasındaki kavgaya tamamen son vereceğiz. Devletin en etkili şekilde çalışmasını sağlayacağız. Yereli güçlendireceğiz. Kayyum uygulaması denen ucube işe de son vereceğiz. Seçimle gelen seçimle gider" ifadelerini kullandı. 

Orta Doğu'da Barış ve İşbirliği Teşkilatı oluşturacaklarının altını çizen Kılıçdaroğlu, "Ortadoğu'yu bir kavga alanı, kan alanı değil. Ortadoğu'yu tam bir barış havzasına döndüreceğiz. Türkiye olarak, İran, Irak, Suriye ile bir araya geleceğiz, egemen güçlerin bu bölgede at oynatmalarına değil, Türkiye, İran, Irak ve Suriye'deki bütün insanların bir araya gelerek kendi geleceklerini özgürce tayin edebilecekleri, kendi yatırımlarını yapabilecekleri, kendi demokrasilerini geliştirebilecekleri bir huzur ortamına dönüştüreceğiz. Bu da bizim görevimizdir. İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizin ana eksenini budur; topluma barışı, huzuru getirmektir. Gerçek anlamda demokrasiyi getirmektir" diye konuştu. 

 

Yorum yaz