EKSEN

'Gelişmeler ABD-Çin Soğuk Savaşı'nı andırıyor, Pekin AB'yi ABD'ye kaptırmama mücadelesinde'

Prof. Tarık Oğuzlu'ya göre, koronavirüs sürecinde öncelikli rolü aşınan ABD'de sadece Trump ve Cumhuriyetçiler değil Demokratlar da Çin ile bilek güreşine tutuşurken, Pekin AB'yi ABD'ye kaptırmama mücadelesi veriyor. Bu mücadelenin fikirsel ve değersel boyut almaya başladığını söyleyen durumun Oğuzlu ABD-Çin Soğuk Savaşı'na gittiği görüşünde.
Sitede oku

Koronavirüs salgını ile birlikte ABD'nin başını çektiği bazı ülkelerin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Çin'e yönelik eleştirileri adım adım Pekin'e karşı hamlelere dönüşüyor. Trump yönetimi bir yandan DSÖ ve Çin'i salgın nedeniyle soruşturma altına sokmayı zorlarken, diğer yandan da Çin ile ticaret savaşını yeniden kızıştırıyor. Çin ise iddiaları reddederken, AB ve Rusya gibi taraflar pandemi ortasında yeni bir küresel işbirliği zeminine ağırlık vermeye çalışıyor.

‘Trump koronavirüsü ‘düşman’ ilan etti ve Amerikalılar düşman seviyor’

Salgın henüz tam dinmemişken, küresel ekonomik belirsizlik devam ederken uluslararası ilişkiler sistemini zorlamaya başlayan bilek güreşini Antalya Bilim Üniversitesi'nden Prof. Dr. Tarık Oğuzlu ile konuştuk.

‘Çin AB’yi ABD’ye kaptırmama savaşı veriyor’

Prof. Tarık Oğuzlu, koronavirüs krizinin yönetim sürecinde ABD'nin başarısız performansını uluslararası ilişkilere de yansıttığını belirtirken, bu durumun AB'yi de rahatsız etmesine dikkat çekti. ABD'de krizin ele alınış biçimine Çin karşıtlığının damgasını vurduğunu söyleyen Oğuzlu, bu durumun sadece başkanlık seçimi yarışında öne geçmeye çalışan Trump değil Demokratlar ve adayları Biden için de geçerli olduğunu anımsattı. Bu süreçte ABD ile Çin arasındaki rekabetin pandemiyle birlikte iyice yükseldiğini vurgulayan Oğuzlu, Pekin'in özellikle AB'yi ABD'ye kaptırmama mücadelesi verdiği görüşünü aktardı:  

“Krizin yönetilmesi sürecinde Amerika Birleşik Devletleri son derece başarısız bir performans gösteriyor. Avrupa Birliği ülkeleriyle arasındaki krizler daha da katlanarak ilerliyor. Çünkü AB ülkeleri de umutlu değil Amerika’nın kriz noktasındaki takındığı tavır ve tutumdan. Amerika’daki başkanlık seçimleri öncesinde hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi Parti adayları Çin’i Rusya ile birlikte artık düşman olarak net bir şekilde tanımlıyorlar. Özellikle Çin’e karşı yaptırımları daha da ileri boyutlara taşımak ve Çin’in küresel siyasette artmakta olan ekonomik ve siyasi nüfuzunu azaltmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını söylüyorlar. Joe Biden gibi Demokrat bir siyasetçinin bile Trump’tan daha aşırı Çin karşıtı noktaya gelmiş olması da ilginç bir nokta. Trump’ın çizgisi neydi? Önce Amerika’nın çıkarı diye diye liberal uluslararası dünya düzeninin temel yapı taşlarına bir karşı koyuşu vardı, bu daha da hızlanıyor. Transatlantik ilişkilerdeki çatlağın daha da artarak devam edeceğini çok rahatlıkla söyleyebilirim. Bu noktada Çin’e karşı bakış açıları çerçevesinde Avrupa ülkeleriyle Amerika arasında da çok ciddi farklılıklar var. Çin kendisi bir küresel rekabet yaşıyor Amerika ile bildiğimiz sebeplerden ötürü. Ama bu rekabet ilişkisinde AB’yi ABD’ye kaptırmama savaşı veriyor öte yandan. Özellikle Avrupa Birliği ülkelerini hedef alan maske diplomasisi dedikleri şeyle kendilerine yönelik olumlu bir algı oluşturmaya çalışıyor. AB ülkelerini olabildiğince Amerika’dan uzaklaştırma savaşı veriyor."

'ABD ile Çin reel politik güç mücadelesi fikirsel, değersel platformda daha hızlanacak'

Oğuzlu'ya göre, bundan sonraki süreçte ABD ile Çin arasında reel politik güç mücadelesi fikirsel, değersel, normatif boyutta daha da hızlanacak. Başlangıçta meselenin maddi güç rekabeti olduğunu ancak artık iki benzemez değerler taşıyıcısının 'bu krizi ben daha iyi çözerim' kapışmasına tutuştuğunu söyleyen Oğuzlu, meseleyi Soğuk Savaş sırasındaki ABD-SSCB rekabetine benzetti:

Trump'tan DSÖ'ye '30 gün süre': Esaslı reformlar yapmazsanız size sağladığımız fonu kalıcı olarak durduracağız

"Bundan sonraki zaman diliminde ABD ve Çin arasındaki reel politik güç mücadelesi fikirsel, değersel, normatif platformda daha da hızlı yaşanacak. Bu bir maddi güç rekabetiydi, başlangıçta öyleydi. Kimse bunu değerler noktasına taşınacağını düşünmüyordu. Ama şu anda iki farklı süper güç, iki farklı küresel yönetişimsel inanıyor, iki farklı birbirine benzemez siyasi değerlere inanıyor, farklı iki model dünyaya ‘Ben bu işi daha iyi hallederim, bu krizi daha iyi çözerim’ savaşı veriyor. Bu bize ‘Sovyetler Birliği ve Amerika arasındaki orijinal soğuk savaş gibi bir soğuk savaş noktasına mı gidiyoruz?’ sorusunu sorduruyor. İki küresel güç birbirleriyle olan mücadelelerinde yumuşak güç ve keskin güç diye tanımladığım güç parametreleri üzerinden daha fazla mücadele etmeye başladılar. Yani bu iki süre gücün birbirine gol atma mücadelesinde başkalarının gözünde sahip oldukları algı şu anda hiç olmadığı kadar önemli. Kendilerine yönelik bir algı oluşturma noktasında ciddi inisiyatif alarak ciddi yatırım yapıyorlar. Bu tipik bir yumuşak güç olayı değil çünkü dezenformasyona dayanıyor, bir hikaye anlatmaya dayanıyor ve propaganda olarak algılanma ihtimalini de tetikliyor. Çin bu kriz ortaya çıktığında pek başarılı bir performans göstermemişti. Birçok AB ülkesi başta olmak üzere Çin’i ciddi anlamda eleştiriyordu. Uluslararası örgütler çerçevesinde özellikle DSÖ, Çin’in çok muteber, inandırıcı davranmadığı ve bu örgütü siyasallaştırmak için her şeyi yaptığını söylüyorlardı. Çin’e yönelik böyle bir algı varken Çin bu algıyı olumsuza çevirmeye çalışıyor. Amerika topa girmedikçe Dünya Sağlık Örgütü’ne yaptığı yardımı kestikçe küresel yönetişim felsefesine inanmadıkça Çin eskisine nazaran daha fazla topa girip daha fazla sorumluluk almaya çalışıyor. Küresel koordinasyonu bir şekilde daha iyi sağlarım, Amerika’dan ziyade daha iyi liderlik yapabilirim mesajı vermeye çalışıyor.”

'ABD'de Çin'den kopma süreci destek buluyor'

Koronavirüs pandemisi öncesinde Çin'in stratejisinin ayaklarından birisinin uluslararası kurumlar içerisinde yüksek mevkılere vatandaşlarının gelmesi olduğunu düşünen Oğuzlu, aynısını uzun yıllar AB'nin de yaptığını, ancak liberal dünya düzenindeki kırılmaların Washington aleyhine evrilmesiyle gelişmelerin ABD'de tepki yaratmaya başladığını kaydetti. Oğuzlu, ABD'de Çin'i sisteme entegre etmeye çalıştıkları ancak başaramazken bir de yükselişlerinin dizginlenemez hale geldiği algısı bulunduğunu ve bunu sadece Cumhuriyetçiler değil Demokratların da paylaştığını söyledi:

ABD'den Dünya Sağlık Örgütü'ne suçlama
“Koronavirüs daha başlamadan önce bile Çin’in stratejisinin en önemli ayaklarından biri uluslararası düzende faaliyet gösteren uluslararası örgütler içerisinde yüksek mevkilere kendi vatandaşlarını getirip onlar üzerinden Çin yanlısı politikalar oluşturmaya çalışıyordu. Şu anda 15 küsur özel örgüt var BM çatısı altında özel misyonları olan. Bunların 4’ünün başında Çinli diplomatlar var. Bu Çinli diplomatlar BM vatandaşı gibi hareket etmiyorlar, Çin’in ulusal çıkarları çerçevesinde ne yapılması gerekiyorsa, sanki onu yapıyorlar. Çin bunu çok iyi uyguluyor. Amerika da uzun yıllar aynısını yapıyordu ama şöyle bir kırılma yaşadı. Liberal uluslararası dünya düzeni dediğimiz olgu Amerika’dan çok Çin’e yaradı algısı var orada. Bu kadar tepkili olmalarının nedeni, ‘Yıllarca destekledik Çin’i, sorumlu paydaşlar olarak sisteme entegre etmeye çalıştık ama umduğumuz olmadı, demokratikleştiremedik. Liberalleştiremedik, bizden biri yapamadık. Tam tersine onlar sistemi kendi lehlerine öyle bir yonttular ki şimdi onların yükselişini dizginleyemiyoruz. Dolayısıyla bunu ancak bir şekilde yapabiliriz. Sistemi kırarak. Çin ve Amerika arasındaki bağımlılık ilişkilerini minimuma indirerek bunu yaparsak yaparız’ diye düşünüyorlar. Aslında Amerika’daki eğilim işareti, en son yapılan kamuoyu yoklamalarında hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçilerin yüzde 60’dan fazla sempatizanı Çin’e karşı tepkili ve Çin’i tehdit olarak görüyor. Amerika’nın kendisini Çin’den koparması sürecini bir şekilde destekliyor. Bu kesin ama kesin olmayan şu: bunu yapabilir mi, yapamaz mı, zamanla göreceğiz bunu."

‘Bağımlılık ilişkilerini minimuma indirmek daha çok Çin’in canını acıtır’

Oğuzlu, ABD’nin Çin ile arasındaki girift ilişkilere dikkat çekerken, bağımlılık ilişkilerinin düşürülmesinin en çok ekonomisi dış pazarlara bağlı Çin’i olumsuz etkileyeceği görüşünde. Çin’in kayıplarını gidermek için bölge ülkeleriyle ticaret hacmini arttırmaya başladığını söyleyen Oğuzlu, Çin’in kalkınması için Amerika’nın teknolojisine ve mali yardımlarına muhtaç olduğunu söyledi:

Matviyenko: Koronavirüs nedeniyle Çin'e yöneltilen suçlamalar asılsız, soruşturma yapılmasına karşıyız

"İki taraf arasındaki ilişkiler çok girift. 550 milyar dolarlık bir ticaret hacmi vardı, ticaret savaşı başlamadan önce. Nispeten biraz düştü. Çin’in elinde inanılmaz bir dolar rezervi var. Çin kalkınması ve gelişmesi için Amerikalı teknoloji ve mali yatırımlarına muhtaç. Bu anlamda aslında Amerika’ya daha da bağımlı. Amerika’nın kendisini Çin’den koparması süreci Amerika’dan çok Çin’in canını acıtacak bir şey. Çünkü Çin ekonomisi dış pazarlara daha fazla bağımlı bir ekonomi. Amerika ile Çin arasındaki ticaret hacmine baktığınızda Çin’in Amerika’ya sattığı malın hacmi Amerika’nın Çin’e sattığından çok daha fazla. Olası bir ayrışmada Amerika’dan ziyade Çin bundan zararlı çıkar. Bu süreç başladı. Çin’in dış ticaretini artık daha fazla kendi yakın bölgesinde bulunan ülkelerle yapmaya başladığını görüyoruz. Amerika’dan boşalan alanı Çin başka ülkeler üzerinden kapatma yarışına başladı, bunu bir müddettir yapıyordu zaten. En son okuduğum makalede Doğu ve Güneydoğu Asya ülkelerinin Çin ticaretindeki payının yüzde 10’lar civarında arttığını söylüyordu. Bu önemli bir istatistik. Aynı açığı AB ülkeleri üzerinden de kapatmaya çalışıyor, Çinliler de bunun farkında. Artık bunu da görüyoruz, özellikle 5G noktasında Amerika’nın takındığı tavrı da dikkate alırsak, yüksek teknoloji unsuru içeren yatırımları Çin’in Batılı ülkelerde yapmasını istemiyor Amerika. Bu transferi de mümkün kılmak istemiyor. Ama Çin yeni pazarlar arayışında çoktan girmiş durumda. Ekonomik küreselleşme sürecinin mantığı sanki bu ayrışma olayını pek doğrulamayan bir şeymiş gibi. Olmaz dedirten bir şey ama uluslararası siyasette olmaz olmaz diye bir şey yok. Peyderpey yavaş yavaş bu ayrışmanın başladığını düşünüyorum, işaretlerini görüyoruz. Bu ne kadar süre alacaktır, Trump yerine başka biri geldiğinde eskiye dönülecek midir, bunların ucu açık sorular. Ama trend açık, iki taraf iki alternatif dünya düzeni yaratma peşinde.”

'ABD-Çin soğuk savaşını andırıyor'

Çok kutupluluk, kutupsuzluk tartışmalarını anarken, hangi ifadelendirme yapılsa da ABD'nin önceliğinin ağırlığının aşındığının ortada olduğunu belirten Oğuzlu, ABD ve Çin'in başını çektiği iki kutup oluşurken, AB ve Rusya'nın rekabet alanı haline geldiği görüşünde. ABD'de pek çok yorumcunun sadece AB de değil Rusya'yı da yanlarına çekmeleri gerektiğini vaaz ettiğini kaydeden Oğuzlu, Trump'ın AB ve Rusya'yı Çin'le yakınlaşmaya iten politikalar izlediği görüşünü aktardı:

Şi: Çin koronavirüsle olan savaşta başından beri sorumlu, şeffaf ve açık hareket etti

“Çok kutuplu diyen olduğu gibi kutupsuz bir sisteme geçtiğimizi söyleyenler de var. Hangi sıfatını kullanırsak kullanalım Amerikan önceliğinin ağırlığı artık aşınıyor. İki kutuplu çok kutupluluk diyorlar. Amerika’nın başını çektiği bir kutup, Çin’in başını çektiği bir kutup. Ama bunlarla eşit ilişkiler geliştirebilme kapasitesine sahip olası kutuplar var. Ama Rusya ve Avrupa Birliği asla bir kutup değil. Bunlar daha çok bir oyun sahası. Özellikle AB, Çin rekabetinin yaşandığı en önemli oyun sahası şu anda. Avrupa Birliği’nin kendi başına oyuncu olabilme kapasitesi çok sınırlı. Rusya’nın da buna hiç imkânı yok. Ne ekonomik anlamda ne yumuşak güç anlamında bir cazibesi var, mümkün değil. Rusya üzerinden devam edegelen bir Amerikan-Çin kapışması bile var şu anda. Amerika’daki birçok stratejist kendi yönetimine şunu tavsiye ediyor. Çin’e karşı bu savaşı kazanmak istiyorsak, sadece AB’yi yanımıza çekmek yetmez, Rusya’yı da kazanmak zorundayız. Ama tam tersini yapıyor Trump. Daha çok Ruslarla Çinlileri yakınlaştırmaya neden olan politikalar izliyor. Çok kutupluluk olayına inanıyorum, çok fazla aktör var. İki kutup arasındaki gerginlik ise daha da keskin hale gelmeye başlıyor. Daha muğlak bir noktadaydı bu. Ama her geçen gün daha da somutlaşıyor. Sovyetler Birliği-Amerika soğuk savaşını andırmaya başladı yavaş yavaş. Birden fazla boyutu var, ilk boyut şu: Artık yeni bir düzen kurulduğu için Türkiye de kendini ona uygun hale getirmeye çalışıyor.

‘Türk dış politikası çok kutupluluğa uyum sağlamalı, başta AB ile ilişkileri düzeltmeli’

Dünyada hakim olan bu çok kutuplu sisteme Türk dış politikasının da uyum sağlaması gerektiğini belirten Oğuzlu, Türkiye’nin başta AB ile ilişkileri yoluna sokup, tüm taraflarla ilişkide olması gerektiğini söyledi:

"Çok taraflı ve çok boyutlu dış politika takip etmek aslında bizim için çok elzem bir şey. Yumurtalarımızın hepsini Amerika’nın sepetine veya başka bir sepete koymak bir yana farklı sepetlere dağıtmak durumundayız. Bu akıl ve mantık gereği böyle olmalı. Avrupa Birliği ile olan ilişkilerimizi daha da sıkılaştırıp Amerika ve Çin arasında yaşanmakta olan ve ara ara Rusya’nın da içine girdiği büyük güçler arası mücadelede daha ayaklarımızın yere basması anlamına gelir. Amerika, Rusya ve Çin tabirime göre çok etobur aktörler. Bunlar halk sağlığından anlayan veya pozitif düşünmeden anlayan ve nüfuz bölgeleri mantığıyla hareket eden küresel aktörler. Bunlar arasındaki mücadelede bizim yalnız kalmamız, ezilmemize veya zemin kaybetmemize sebebiyet verebilir. Dolayısıyla biz AB ile olan kurumsal, ekonomik, tarihi, stratejik bir sürü boyutu var, ilişkilerimizi güçlendirirsek daha sağlam bir şekilde küresel aktörlerle mücadele edebiliriz. Güvenlik anlamında olsun ekonomik anlamda olsun ne Amerika ne Rusya ne Çin Türkiye için artık olmazsa olmaz ittifaklar değil. Bu üç küresel aktörle çok pragmatik ve fayda çerçevesinde ilişki kurmamız lazım. Asla birini diğerine yeğlemememiz lazım. Ama bu güç mücadelesinde de arada ezilen olmak istemiyorsak AB ülkeleriyle olan ilişkilerimizi daha da sıkılaştırmamız lazım. Bizim gibi orta kapasitedeki ülkeler çok taraflılık prensibine dayanan liberal ulusal düzenini isterler, istemeleri gerekir. Hukukun, prensiplerin, normların olduğu sistem bizim gibi ülkeler için elzemdir. Oksijen sağlar. Bu oksijeni kesmeye çalışıyor Rusya, Çin ve ABD kendi bakış açılarıyla, ama bizde bu oksijen kesilirse, biz daha zor ayakta kalırız. Dolayısıyla Avrupa Birliği ile bu anlamda örtüşüyoruz. Bir Alman ya da Fransız dış politikasıyla Türk dış politikası bu anlamda benzer şeyleri söylüyor. Çok taraflılık üzerine oturtulmuş uluslararası hukuku referans alan kurallara bağlı bir uluslararası sistem. Onlar da bunu istiyor, biz de bunu istiyoruz. Bunu oldurmaya çalışmalıyız.”

Yorum yaz