DÜNYA

'ÖSO'nun milli dava olduğunu söylemek abesle iştigal, Suriye'deki niyetleri ortaya çıkarıyor'

Orhan Bursalı Türkiye’nin Suriye’nin toprak bütünlüğü hakkındaki sözleriyle sahadaki hareketlerinin çeliştiğini söylerken, ÖSO’yla birlikte hareket etmenin Türkiye’yi d fakto özerk bölgeleri savunmak zorunda bırakacağını yorumunu yaptı. ‘ÖSO niye milli dava olsun?’ sorusunu soran Bursalı bunun Suriye’deki asıl niyetleri ortaya çıkardığını belirtti.
Sitede oku

Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nden anayasa komitesi kurma kararı çıktı
Soçi’de Suriye Diyalog Kongresi nihayet toplanırken, sahada Afrin operasyonu ve İdlib’teki gerilim iddiaları tartışılıyor. Türkiye, Afrin operasyonunda jihatçı grupların da dahil olduğu ÖSO ile birlikte hareket etmesi Türkiye kamuoyunda tartışmalar yaratırkenn, Türkiye’nin sahada hedeflediklerini Cumhuriyet Gazetesi yazarı, gazeteci Orhan Bursalı ile konuştuk.

‘TÜRKİYE’NİN HATASI ŞAM İLE HAREKET ETMEMESİ’

Orhan Bursalı’ya göre Türkiye gerçekten Suriye’nin egemenlik ve toprak bütünlüğünü hedefliyorsa üstünde durulması gereken asıl önemli nokta neden Suriye ordusu yerine ÖSO ile hareket edildiği:

‘Türkiye Afrin’e girebilir, Şam’la anlaşmadan hayırlı sonuç çıkmaz’
“Türkiye'nin en büyük hatası aslında Şam ile birlikte hareket etmemesi. Yani buna bahane olarak 'eli kanlı Esad', 'halkına zulmeden Esad' gibi eski laflar dillendiriliyor. Ben bunu göstermelik bir bahane olarak görüyorum. Türkiye eğer Suriye'nin üniter birliğini, toprak bütünlüğünü öncelikli bir gerekçe görüyorsa —ki bunu dillendiriyor, 'biz Suriye'den toprak istemiyoruz' diyor zaten isteyemezler, farklı bir çağda yaşıyoruz- o zaman yapması gereken Suriye'nin bu anlamda birliğini korumak Şam ile birlikte hareket etmek iken iktidarın yaptığı şey ÖSO adlı örgütle birlikte hareket etmek oluyor. ÖSO'nun bileşenleri hakkında son günlerde gazetelerde epey yazı çıktı. Burada önemli nokta neden ÖSO ile birlikte hareket edilip Suriye ile birlikte hareket edilmediğidir. 15 gün kadar önce Esad, PKK/PYD'yi vatan hainliğiyle suçladı. Bu aslında durup dururken söylenmiş bir laf değildi. Bu, Türkiye'ye uzatılan bir eldi, ben öyle görmek istiyorum. Yani 'ortak bir derdimiz var, orada PKK/PYD Amerikalılarla birlikte bizi bölmek istiyor, ben onları vatan haini olarak görüyorum, senin de derdin var, Suriye'nin bölünmesine karşıysan gel birlikte hareket edelim' anlamı çıkıyordu.”

‘ABD, SURİYE’DE ÖZERK ALAN YARATARAK BÖLME HEDEFİNE YÖNELDİ’

Bursalı’ya göre topyekûn Esad’ı yıkmak ve rejimi değiştirmek stratejisini değiştiren ABD, Suriye’de PYD ile birlikte özerk bir alan yaratarak Suriye’yi bu şekilde bölme hedefine yöneldi:

‘Suriye’nin kuzeyindeki durum, ABD’nin yıkıcı politikasının sonucu’
“Bu konuda ben ABD’lilerin de Suriye'yi gerçekten bölmek amaçlı hareket ettiğini ve bunun hemen hemen 10 yıldır plan ve programlarının bir parçası olduğunu gören ve buna inanan bir insanım. Türkiye, Şam’a bu konuda hiç yüz vermedi. Onun yerine ÖSO diye bir örgüt var. Bu örgüt şu an Türkiye ile hareket eden ve daha önce ABD’lilerin kurduğu bir örgüt ama ABD'nin Suriye stratejisini yani topyekûn Esad'ı yıkmak ve onun yerine başka bir rejimi getirmek genel stratejisini değiştirdiğini biliyoruz. Onun yerine PKK/PYD ile birlikte orada, onların kontrolünde özerk bir alan yaratarak Suriye'yi bu şekilde bölmek hedefine yöneldiğini biliyoruz. Bu önemli bir strateji değişikliğiydi.”

‘TÜRKİYE’NİN DÜŞÜNDÜĞÜ KONTROLÜNDE BİR BÖLGE YARATMAK MI?’

“Esad ile birlikte hareket edilmeyecekse kiminle ve hangi amaçla hareket edilecek” sorusunu soran Bursalı, Türkiye’nin ÖSO ile Suriye’de kendi kontrolü altında bir bölge oluşturmak mı istediği sorularının cevaplanması gerektiği yorumunu yaptı:

AK Parti, ÖSO için bilgi dosyası hazırladı: 'Kimlerden oluşur, neden hedefte?'
“Bu durumda Türkiye acaba şunu mu görüyor oradan diye sormak lazım. Şimdi bu Menbiç ve ötesi yani doğu tarafına ABD ile birlikte PKK/PYD’nin egemen olduğu bölgeye bizim müdahale etmemiz hemen hemen imkânsız gibi bir şey. Her ne kadar ‘biz Menbiç'e gireceğiz’ gibi birtakım mesajlar verilse de ABD’liler 'biz buradan çekilmeyeceğiz' dediler ve orada büyük yatırımlar yaptılar. Gayet ağır silahlarla neredeyse PKK/PYD ile 50 bin kişilik bir ordu yarattılar orada. ABD’lileri ordan atmak mümkün değildir, savaşı göze almak lazım. Bu noktada akla şu soru da geliyor: O halde ne yapalım? Biz de ÖSO ile birlikte girelim, kendi kontrolümüz altında Suriye'de bir bölge yaratalım. Düşünülen şey bu mudur? Bunlar hep soru işareti. Çünkü Esad'la birlikte hareket etmediğiniz zaman bu sorular hep gündeme gelecektir. Esad'la birlikte hareket etmezseniz peki kiminle beraber ve hangi amaçla hareket edeceksiniz? Bu soruları herhalde iktidarın cevaplaması lazım.”

‘ÖSO TAMAMEN TÜRKİYE’NİN GÜDÜMÜNDE’

ÖSO’nun son iki yıldır ABD’den yardım almadığını ve tamamen Türkiye güdümünde bir örgüt olduğunu ileri süren Bursalı’ya göre Türkiye bütün olasılıkları elinde tuttuğu için ÖSO, Washington turu da yaptı:

AK Partili Kuzu'dan ÖSO açıklaması: Yerli ve milli bir milis kuvvet
“Şimdi ABD’liler ÖSO'yu bir tarafa bıraktı. Bugün ÖSO demek Türkiye demek. Yani Türkiye'nin tam kontrolü demek. Bunun altını çizmek lazım. ÖSO, ABD’lilerden bağımsızlaşmış bir örgüt. Bunun yatırımını, eğitimini, parasını iki yıldır Türkiye üstlendi. Daha önceki bilgilerimiz o yöndeydi ama ABD’lilerin artık ÖSO'ya silah, eğitim, parasal yardım yaptıklarına dair bir bilgi bende son iki yıldır mevcut değil. ÖSO tamamen Türkiye'nin güdümünde bir örgüt. Bunu zaten çeşitli TV programlarında da birlikte katıldığım iktidarın sözcüleri, yandaşları bunu net bir şekilde açıkladılar. ÖSO bir de Washington turu yaptı. Bu Türkiye'nin aslında bir sürü olasılığı da elinin altında tuttuğunun bir göstergesiydi. ABD’lilerin 'gelin bizi kullanın İran'a karşı, PKK/PYD'yi vazgeçir' mesajı idi. Fakat ABD'nin meselesi sadece İran'a karşı orada Fırat'ın doğusunda PKK/PYD ile bir üs kurmak değil, hem orada bir özerk bölge yaratmak hem de gerektiğinde orayı İran'a karşı bir üs olarak kullanmak. Durum bu kadar açık ve net aslında.”

‘ÇATIŞMANIN GÜNDEME GELMEMESİ İMKANSIZ’

Sahadaki gelişmelere dikkat çeken Bursalı çatışmanın gündeme gelmemesinin imkansız olduğuna dikkat çekip, Türkiye’nin Suriye’de ÖSO kontrolünde bir bölge mi hedeflediği gibi bir politik düşünceye sahip olup olmadığı konusunda derin şüpheleri olduğunu söyledi:

Iraklı uzman: Türkiye, Suriye'deki durum üzerinde baskı kurmak için koz elde etmek istiyor
“Kartların sürekli değiştiği bir Suriye gündemde. Şimdi Soçi de başladı. Fakat bir haber okudum. BBC kanallarında gördüm, OdaTV'ye de yansımış. İdlib aşağısında Suriye ordusuyla oraya inen Türk birlikleri arasında çatışma yaşanmış. Hatta karşılıklı ateş açılmış, Suriyeliler bizim birliklere top ateşi açmışlar gibi iddialar var. Şimdi bu tabii ki tehlikeli bir durum. Fakat bundan nasıl kaçınacaklar ben merak ediyorum. Orada Suriye bir yandan İdlib'i sıkıştırıyor, orayı tekrar egemenliği altına almaya çalışıyor fakat İdlib'de bir sürü örgüt yönetimde ve orayı kontrol ediyorlar. Bir kısım ÖSO grupları da yine orada. Şimdi burada bir çatışmanın da gündeme gelmesi sanki kaçınılmaz gibi görülüyor. Bunu nasıl çözecekler, ben de merak ediyorum. Yani Şam'ı tanımayacaksınız, iş birliği yapmayacaksınız diğer taraftan da Şam'ın kontrol ettiği birliklerle karşı karşıya geldiğiniz zaman ne yapacaksınız? Çok tehlikeli bir süreç içinde olduğumuzu düşünüyorum. Mesele 'terör' koridorunu temizlemenin ötesinde sanki daha farklı, Suriye'de ÖSO kanalıyla, onun üzerinden, Suriye'de 'madem Suriye parçalanıyor, ABD orda duruyor, bizim de kontrol ettiğimiz bir bölge ÖSO aracılığıyla orda olsun' gibi bir politik düşüncenin arka planda olduğu konusunda derin şüphelerim var.”

‘ABD’NİN KÜRTLERİ BIRAKARAK STRATEJİSİNİ DEĞİŞTİRMESİ MÜMKÜN GÖRÜNMÜYOR

Bursalı’ya göre ABD’nin Kürtlere bu kadar silah verdikten ve eğittikten sonra, buradaki genel stratejisini terk etmesi mümkün gözükmüyor:

Kalın-McMaster görüşmesi: 'ABD'nin YPG'ye silah vermeyeceği teyit edildi'
“ABD’nin Suriye’deki Kürtlerin oluşumu bırakacağı fikri buradaki PYD/PKK kontrolündeki Fırat'ın doğusundaki Kürt Kantonlarına yönelik bir düşünceyse ben bunu mümkün görmüyorum. ABD’liler o zaman 'biz neden bu haltı yedik, yıllardır neden bu kadar silahı oraya yığdık, eğittik, donattık' derler. ABD'nin genel stratejisinin çok önemli bir parçasını gözden çıkarmasını, değiştirmesini ben mümkün görmüyorum. Ancak, ABD'nin Türkiye ile 'tamam, burası benim kontrolümde, gel onun ötesini seninle konuşalım, Suriye üzerinden ne yapabiliriz, bunu konuşalım' noktasında bir kapı açtığını varsayabiliriz.”

‘ABD İLE YAKINLAŞMA TÜRKİYE’Yİ KISITLAYICI ÖNLEMLERE YOL AÇABİLİR’

Sahadaki gelişmelerin ve politik ortamın çok kaygan ve belirsizlikler taşıdığını söyleyen Bursalı’ya göre Türkiye’nin ABD ile yakınlaşması, Rusya ile işleri tersine çevirebilir ve bu da Türkiye’nin askeri harekatını kısıtlayıcı önlemler alınmasına yol açabilir:

Yeni hedef Menbiç: YPG yüzünden Türkiye ile ABD arasında savaş çıkar mı?
“Ben bugünkü yazımı yazarken bile derin endişelere takıldım. Yani o kadar bir belirsizlik var ki hemen her şey değişebilir. Bütün müttefiklerin, ittifakların değişebileceği çok belirsiz ve kaygan bir ortamda yaşadığımızı ve iktidarın da böyle bir hareket ettiğini görünce gerçekten de ben kendi yazımdan endişelendim yakın gelecek için. Yani baktığımız zaman ortada Rusya'yla, Suriye'yle, onların göz yumması veya izin vermesiyle yapılan Afrin operasyonu var. Bu Afrin operasyonu Rusya ve Suriye'nin de işine gelen bir operasyon. Yani Suriye'nin çok büyük bir bölgesinin bir PKK/PYD özerk yapısına dönüştürülmesine engelleyici bir operasyon. Buradaki ABD’lilerin Suriye'nin gerçekten de önemli ölçüde bir kısmını çekip alacak askeri politikasına karşı Türkiye'nin de kendi çıkarlarını ön plana alarak gerçekleştirdiği bu operasyon aynı zamanda Suriye'nin de Rusya'nın da işine yarıyor. Çünkü Kürtler daha doğrusu Kürt örgütleri, PKK/PYD tercihini Rusya'dan değil de ABD'den yana kullandı. Yani onların bir eklentisi durumuna gelince oradaki Rusya ile PYD/PKK arasında ilişkilerde bir değişiklik oldu. Bu bakımdan bir izin verildi ve Türkiye’ye ‘tamam’ dendi. Fakat bu ABD’lilerle bir taraftan da Türkiye’nin bir oynaşı içine girmesi, karşılıklı bir ‘gel yeni bir bağlamda bu konuda anlaşalım’ yaklaşımı ve Türkiye’den ‘Suriye meselesinde ABD’lilerle birlikte hareket etmek istiyoruz’ şeklinde demeçler vererek açık kart ortaya koyması, yarın Rusya ile ilişkileri bugünkü ilişkilerin tam tersine çevirebilecek yeni senaryo ve fiili durumları gündeme getirebilir. Yarın Rusya ile Suriye tamamen Türkiye’nin bölgeye harekâtını kısıtlayıcı askeri önlemler olabilir. ‘Uçaklarını vururuz’ diyebilir. O kapsamda belirgin olsun diye söylüyorum. Çünkü Türkiye’nin uçakları uzun bir süre Rusya izin vermediği sürece Suriye üzerinde uçamadı. Ne zamanki Türkiye ile Rusya arasında ilişkiler yeniden ‘pişirildi’ ve bu duruma geldi ondan sonra Türkiye’ye izin verildi. Şimdi böyle bir kaypak durumdayız ben çok da hoşnut değilim bu gelişmelerden. Hem siyasi bir analizci olarak önünüzü göremiyorsunuz, bir sürü senaryo önünüze geliyor. Öte yandan bir yurttaş olarak beni, ailemi, hepimizi ilgilendiren endişeli bir durumun karşımıza çıkmasından da korkuya kapılıyorum.”

‘TÜRKİYE ÖSO DİYECEKSE ÖZERK BÖLGELERİ DE SAVUNMAK ZORUNDA’

Suriye’nin bütünlüğü üzerine söylenen sözlerle sahadaki gerçeklerin çeliştiğini söyleyen Bursalı’ya göre Türkiye eğer ÖSO diyecekse özerk bölgeleri de savunmak zorunda çünkü ÖSO’ya bedel ödenmesi gerekiyor:

Perinçek: ÖSO'yla ilişkimiz, marangoz testere ilişkisidir
“Şimdi Ankara, Suriye’nin parçalanmasını artık kaçınılmaz bir şekilde görüyorsa ki temel nedeni ABD’lilerin Fırat’ın doğusundaki bölgedeki varlığıdır ve tutumudur. Bunu da çok net bir şekilde bazı ABD’li generaller ifade etti. Oradan çekilmeyecekse orası hemen hemen bir özerk yapı ve giderek de ‘devletimsi’ bir yapıya doğru evirilme istidadını net bir şekilde gösterecek demektir-gösterir. Şimdi buradaki orayı yeniden Suriye’nin kontrolüne verecek bir sistem ortaya çıkar mı? Tamam Suriye’nin birliği denebilir ama burada bir özerk bir şey var ve bu özerk yapıyla da Suriye’ye bağlı böyle bir yapı çıkar mı çıkmaz mı? Soçi’de bu biraz daha net bir şekilde ortaya çıkacak. Soçi’yi izliyoruz ama Türkiye’nin tutumu ve oradaki tarafların tutumu Suriye’nin geleceği hakkında düşüncelerini ve plan ve programlarını net bir şekilde ortaya çıkartacak ipuçları verecektir. Siz Suriye’nin geleceği ve birliği için ne savunuyorsunuz? Türkiye ÖSO demeye devam edecekse neyi savunacak? Özerk bölgeler? Bunu mu savunacak? Bunu savunmak zorunda. Çünkü ÖSO’ya bir bedel ödenmesi lazım. Seninle birlikte savaşan bir örgüt bu sonuçta. Bu konuda onları tatmin edecek ne vadedeceksin? Bu gruplarla TSK ortak hareket etmeden önce kararlaştırılmış vaatler olması gerektiğini düşünüyorum. Başka türlü olmaz. ÖSO niye bizim orduya eklenti olsun ve gidip savaşsın? Böyle bir durum var orada. Suriye’nin bütünlüğü üzerine uçuşan laflarla sahadaki durumun çeliştiğini görüyorum. Suriye gerçekten de bütün senaryolara açık ve sanki Suriye savaşı yeni başlıyor gibi bir durumla karşı karşıya olduğumuz bile söylenebilir.”

‘ÖSO-‘MİLLİ DAVA’ EŞİTLEMESİ NİYETLERİ AÇIĞA ÇIKARIYOR’

Bursalı ÖSO iktidardaki siyasetin davası olabilir ama benim niye davam olsun diyerek, ÖSO ile ‘milli dava’ şeklindeki bir eşitlemenin Suriye’deki niyetleri açığa çıkardığı yorumunu yaptı:

Erdoğan: ÖSO, Kuva-yi Milliye gibi sivil bir oluşumdur
“Şimdi ‘milli dava’ lafı ve ÖSO şeklinde bir eşitleme bir denklem ortaya attığınız zaman siz Suriye’deki niyetlerinizi de açığa çıkarıyorsunuz demektir. Yani bunu başka şekilde yorumlamak mümkün değil. ÖSO niye benim milli davam olsun? ÖSO’nun Suriye’de bir özerk yapıya kavuşması niye benim milli davam olsun? Yani bizim milli ordumuz var, oraya belli amaçla girmiş. Niye ÖSO? Türkiye’nin TSK’nın ÖSO’ya bu operasyon için ihtiyacı mı var? Bence sıfır ihtiyacı var. Bunu sorarsanız bambaşka bir şey ortaya çıkar. Genelkurmayın ve komutanların çok sinirleneceğini düşünüyorum. ÖSO’suz bu operasyon yapılamaz mı? Bu ilk önce TSK’ya hakarettir. Siyasi iradenin ÖSO’yu bir siyasi amaçla kullandığı ve TSK’ya da bunu dayattığını varsayabiliriz ancak. TSK, siyasi iradenin emri altında kendisine verilen bu talimatı uyguluyor ve ÖSO’yu da kullanıyorlar. Ama ÖSO’yu birdenbire TSK düzeyine çıkartıp milli dava olarak savunmak ve göstermek TSK’ya hakarettir ve bizim aklımızla da alay etmektir. Niye ÖSO benim milli davam olsun? Suriye içinde bir yapılaşma niye benim milli davam olsun? Bunu şöyle yapabilirsin ‘biz onları çeşitli amaçlar için kullanıyoruz, bizim dışımızda bir şey ama oradaki yapıyı TSK’nın işlerini kolaylaştırır, ön açıcı olarak kullanıyoruz’ böyle bir takım gerekçeleri öne sürebilirsiniz. ÖSO militanlarının orada daha fazla kayıp verdiğini görüyoruz TSK’ya kıyasla. En son rakam 7’ye 13’tü. Böyle birtakım gerekçeler öne sürülebilir. Böyle şeyler ileri sürüp niyetinizi saklayabilirsiniz ama onu bile yapmıyorsunuz. Onun yerine ÖSO’yu milli dava ilan ettiğiniz zaman onun dışında başka niyetinizi açıkça dile getiriyorsunuz demektir. ÖSO niye benim milli davam olsun? Bakın bu iktidardaki siyasetin davası olabilir, Suriye ile çizdiği politikanın asıl unsurlarından biri olabilir. Bunu kullanabilirler fakat bunun Türkiye’nin milli davası olduğunu söylemek abesle iştigaldir.”

‘YÜZDE 50’DEN FAZLASI SİZİ BENİMSEMİYOR, NİYE MİLLİ DAVA OLSUN?’

Orhan Bursalı son olarak ülkede iktidara karşı bir görüşün dile getirilemeyeceği bir ortamın olduğunu söyleyip, erken seçim olasılığına işaret etti ve ülkede %50’den fazla oranda kişinin iktidar partisine oy vermediğine işaret edip niye milli dava olsun sorusunu sordu:

‘Afrin operasyonu Ankara için ‘hafif bir yürüyüş’ olmayacak’
“Bu durum şuna geliyor yani iktidarın yaptığı her şey ülkenin milli davası oluyor. Niye öyle olsun. Türkiye’nin bir parçasısınız, bugün iktidardasınız ama yarın gideceksiniz. İzlediğiniz politikalara karşı en azından milletin %50’den fazlası size oy vermiyor ve benimsemiyor. Onların niye milli davası olsun? Bakın operasyona karşı geniş bir ittifak var diyelim, ana muhalefet partisi de Afrin operasyonunu destekledi. Ama ÖSO niye milli davası olsun muhalefetin? Bu sizin davanız orada, sizin politikanızın bir parçası. Bunu böyle görmek lazım ve buna muhalefetin de karşı çıkması zaten bakıyorum Kılıçdaroğlu’nun bu konuda açıklamaları net bir şekilde ortada. Bu da sinirlendiriyor tabii. Ben bunların hepsinin aslında sonbaharda yapılacak bir erken seçimin güçlü rüzgarları olum olmadığını da düşünüyorum. Karşı söz söylenemeyecek bir duruma getirdiler. TTB yöneticilerinin hepsi bugün gözaltına alındı, söyledikleri ‘savaş bir halk sağlığı sorunudur’ şeklinde gayet yumuşak bir karşı çıkış ve kendi açılarından da bir gerçekliği ya da düşüncelerini dile getirmelerine karşı böyle bir şey yapıldı. Türkiye nerede? Burada bir karşı görüş ortaya konamayacaksa bu Türkiye’de demokrasi, söz söyleme hakkı olmadığına işaret ediyor. Adana’da bütün gösteriler, mitingler, toplantılar yasaklanmış. Bu Ankara’da da İstanbul’da da oldu, büyükşehirlerin hemen hepsinde bu böyle oldu. Büyükşehir deyince de referandumda ‘hayır’ çıkan 17 tane büyükşehir kenti söz konusu. Buralarda OHAL aracılığıyla giderek seslerin tamamen kısıldığı iktidar dışında hiçbir görüşün dile getirilmediği bir ortam yaratılıyor ve seçime de OHAL ile gideceğiz gibi görünüyor. Eğer seçimler yapılırsa…”

Yorum yaz