Russia Today (RT), Akdeniz Bölgesi'nin önde gelen ekonomilerinden biri olan Türkiye'yi ne gibi değişiklikler bekleyebileceğini araştırdı.
Bloomberg'e göre Türk lirası son 2 aylık dönemde (yüzde 50 dolar ve yüzde 50 eurodan oluşan) döviz sepet kuru karşısında yüzde 10 oranında değer kaybetti. Aynı zamanda yılbaşından bu yana TL dolara karşı yüzde 11.4, euroya karşı yüzde 11.3 değer yitirdi, 10 yıllık devlet tahvillerinin karlılığı ise yılbaşından bu yana yüzde 15 değerlenerek ilk kez yüzde 13.5'e yükseldi.
'KİLİT FAKTÖR YÜKSEK ENFLASYON'
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre geçtiğimiz ay tüketici fiyatları yüzde 1.87 artış kaydederek yıllık bazda yüzde 10.85 seviyesine ulaştı.
Locko-Bank analiz departmanı müdürü Kirill Tremasov, Türk lirasının üzerinde baskı yaratan kilit faktörlerinden birinin yüksek enflasyon rakamları olduğunu söyledi.
Tremasov, "Türkiye'nin enflasyon hedefi yüzde 5. TCMB onu yüzde 8 seviyesinde tutuyor. Bu tür enflasyon göstergeleriyle ve Türk para biriminin üzerindeki baskıyla birlikte enflasyon risklerinin de artacağı ortada. Dolayısıyla TCMB'nin faiz oranlarını arttırma olasılığı yükseliyor. Bu oranlar artmadan TL'nin üzerindeki baskı korunacak" diye konuştu.
Enflasyon baskısı Türk lirasını etkileyen tek olumsuz faktör değil. Ülke ekonomisi için cari açık ta ciddi bir sorun olarak kalmaya devam ediyor. Geçen yıl Türkiye, gelişmekte olan büyük ülkeler arasında en fazla cari açık veren ülke oldu. Cari açık, gayrisafi yurtiçi hâsıla (GSYİH) oranının yüzde 5.5'ini oluşturdu. Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) tahminlerine göre cari açık göstergesi bu yılsonu da GSYİH oranının yüzde 5.4'ünü oluşturacak.
ALTINA OLAN TALEP TIRMANDI
WGC analistlerine göre TCMB geçtiğimiz yılın mayıs ayından bu yana agresif bir şekilde altın satın alıyor. Buna göre Türkiye Merkez Bankası son bir yıl içinde rezervlerini iki kat artırarak 231.9 tona ulaştırdı ve böylelikle dünya merkez bankaları arasında en fazla altın satın alan 2. banka oldu.
Türkiye'nin geçen ay FED'de tutulan 28.7 tonluk altın rezervini geri çektiğini de hatırlatalım.
'SADECE EKONOMİK DEĞİL, SİYASİ SEBEPLER DE ETKİLİ'
Gafurov, "Bu stratejinin başlıca aracı, Türk oligarşisinin Ankara'dan çok İstanbul'la ilgili olan kısmı. İstanbul tarihi bakımdan Akdeniz ve Karadeniz ticaretinin merkezi olarak ticari sermayenin yoğunlaştığı bir kent. Nihai amaçları Erdoğan'ı devirmek olan bu kişiler, ülkenin mali sistemini bilinçli olarak yok ediyorlar" diye konuştu.
Türk oligarkların sahip oldukları sermayeyi yoğun bir şekilde ülkeden çıkarmaya başladıklarını söyleyen Gafurov, bu trendin devlet tahvillerinin karlılığının artmasına ve Türk lirasının zayıflamasına yol açtığını vurguladı.
'AVRUPA'NIN GÖÇ POLİTİKALARINDAKİ DEĞİŞİM ETKİLİ'
Rusya Bilimler Akademisi Arap ve İslam Araştırmaları Merkezi'nden öğretim üyesi Boris Dolgov ise Avrupa'nın göç politikalarındaki değişimin de Türkiye'nin ekonomisini olumsuz etkilediğini savundu. Dolgov, "Türk göçmenler genelde Avrupa'da çalışıyor. Evlerine gönderdikleri paralar Avrupa ülkelerinde bulunuyor ki bu, Türkiye'nin bütçesinin önemli bir kısmı. Şimdi bu süreçte bir parça yavaşlama söz konusu, zira Avrupalı yetkililer göçmenlerin ülke ekonomilerine etkilerini azaltmaya yönelik tedbirler alıyor" ifadelerini kullandı.
Analistler, Türk lirasıyla Arjantin pesosundaki rekor düşüşün, ABD Merkez Bankası'nın baz faiz oranlarını yükseltmesinden ve bilançoyu kısıtlamasından kaynaklandığını savunuyor.
'ABD'NİN TİCARİ KORUMACILIĞI TETİKLİYOR'
Rus uzman, ayrıca ABD'nin ticari korumacılık ve yaptırım politikalarının da kısmi olarak bazı ülkelerdeki enflasyonun artışını tetiklediğini ve ülke para birimlerinin değer yitirmesine neden olduğunu kaydetti.
'SORUN SADECE TÜRKİYE'DE YAŞANMIYOR'
Diğer yandan Kirill Tremasov, "Aslında Türkiye, baskının merkezlerinden sadece bir tanesi. Sorun, çok geniş bir cephe üzerinden gelişmekte olan ülkelerin para birimlerini kapsıyor. Endonezya, Hindistan ve Filipinler'deki durum da yatırımcıları korkutuyor" diye konuştu.
2008 krizinden sonra ABD'nin ılımlı para politikası sürdürdüğüne ve ancak son 3 yıl içinde sertleştirdiğine dikkat çeken analist, bu nedenle gelişmekte olan ülkelerin küresel piyasadaki yeni mali şartlara uyum sağlamak zorunda kalacaklarını vurguladı.